19. bölüm · MÜHÜRLÜ AŞK
Bölüm:19 Yeni Hayata Atılan İlk Adım
Rüzgar Bayraktar
"Sevdiğin birinin seni sevmeme ihtimali neden seni bu kadar korkutuyor?"
Sevdiğim birinin beni sevmeme ihtimali beni gerçekten korkutuyor muydu? Evet, korkutuyordu. Ama seviyor sandığım birinin beni sevmeme ihtimali daha çok korkutuyordu.
Annemin belki haberi yoktu ama arkasında büyük bir enkaz bırakmıştı.
Lavin'in meraklı yeşillerine bakarken gülümsedim. "Sen seviyorsun ya, o yeter bana." dedim tuttuğum elinin üstüne dudaklarımı bastırarak. "Başkalarının beni sevip sevmemesi umrumda değil."
Lavin'in yüzünde bir gülümseme belirince parmak uçlarından destek alarak yanağıma bir öpücük bıraktı. "Şapşal,"
"Şapşal mı?" dedim yalandan kaşlarımı çatarken. "Benim gibi adama şapşal demek oluyor mu Lavin?"
"Ringdeki halin için uymuyor olabilir ama benim yanımda o sert halin yok oluyor." Bunu söylerken gözlerinin parladığından haberi yoktu. "Ve ben bunu çok seviyorum."
Yüzümde bir gülümseme belirirken Lavin'in güzel gözlerine dalıp gittim. Saatlerce bıkmadan izleyebilirdim gözlerini.
Hangi ara daldım bilmiyorum ama Lavin'in "Rüzgar," demesiyle gözlerimi kapatıp açtım. "Efendim."
"Telefonun çalıyor." dedi Lavin. Bu kadın aklımı başımdan alıyordu. Söylemese telefonumun çaldığından haberim yoktu bile.
Şortumun cebinden telefonu çıkardığımda gördüğüm isimle boğazımı temizledim. Lavin'in babası arıyordu.
Aramayı cevaplamamla "N'aber anlaşmalı damadım." diyen sesi duymam bir oldu. "İyidir anlaşmalı babam." dedim ona ayak uydurarak. "Senden n'aber?"
Lavin babasıyla konuştuğumu anladığı için hoparlöre almam için bir işaret yaptı. İstediğini yaparak aramaya hoparlöre aldım ve telefonu aramızda tuttum. Sesi artık ikimizde duyuyorduk.
Adnan Bey'in sesi anında ciddileşirken "Sinirliyim," dedi. "Benim kızım neden senin evinde kalıyor?" Aldığı derin nefesi duydum. "Açıklama bekliyorum anlaşmalı damat açıklama."
"Şimdi anlaşmalı babacığım," dedim bir şeyi hatırlatmak istercesine. "Biz zaten evlenince aynı evde kalacağız." Lavin'in bakışları anında beni bulunca göz kırparak konuşmaya devam ettim. "Bana güvenmeseydiniz kızınıza bu evliliği teklif etmezdiniz diye düşünüyorum."
Dalgın bir sesle "Orası öyle tabii de," dedi anlaşmalı babam. "Bizim kız sana aşık olursa ne yapacağız?" Ardından hemen ekledi. "Ya da sen bizim kıza aşık olursan?"
Gözlerim Lavin'i bulunca onun zaten bana baktığını gördüm. "Belki de çoktan ol-" diyordum ki Lavin elini dudaklarımın üstüne bastırarak konuşmamı engelledi. Uyarıcı bakışlarına karşılık dudaklarımın üzerinde olan elinin avcuna dudaklarımı bastırdım. Lavin'in gözbebekleri büyürken elini hemen çekti. Sanırım minik bir utanç krizine girecekti, beş saniyeyi bulmaz yanakları kızarırdı.
"Anlamadım?" diyen anlaşmalı babama "Merak etmeyin kızınıza aşık olmam." dedim çoktan olmuş bir şeyin yalanını söylerken.
Konuşmanın devamında minik bir uyarı almış ve sonrasında da düğün işleri hakkında konuştuklarımızı söylemiştim.
Aramayı sonlandırdığımda Lavin'in yanakları hâlâ al aldı. "Rüzgar," dedi ellerini beline yerleştirirken. "Neden bulduğun her fırsatta öpüyorsun sen beni." Kızmıyordu, utandığı için hafif bir sitemi vardı ama hoşuna gittiğini ikimizde çok iyi biliyorduk.
"Elini öptüm Pıtırcık," dedim masumca. "Duyanda dudağından öpüyorum sanacak."
Lavin tam dudaklarını aralamıştı ki bahçe kapısı açılınca ikimizinde bakışları oraya döndü. Kapı şifremi bilen az kişi vardı, haber vermeden gelense sadece bir kişi vardı: Aleyna.
Aleyna bahçe kapısından içeriye girince yüzümde bir gülümseme belirdi. Yanımdaki yerini alan Lavin'in kısa bir an bana baktığını hissettim.
Aleyna'ya doğru yürürken konuştum. "Hoş geldin fıstık." Aleyna kapıyı kapatıp hemen boynuma sarıldı. "Abim, çok özledim." Kollarımı Aleyna'ya dolarken "Ben daha çok özledim." dedim.
Aleyna geriye çekildi ve ters ters bakarken "Öyle mi?" dedi. "O yüzden mi sen değil ben geliyo-" diyordu ki bakışları arkamda bir yere odaklandı. Sanırım Lavin'i görmüştü. "Hassiktir," diyen Aleyna'ya ters ters baktım. "Aleyna!" Ağzı çok bozuktu ve düzelmiyordu.
Aleyna masumca elini kaldırarak "Pardon," dedi. "Birden bu kadar güzel görünce ağzımı tutamadım." Masumca gözlerini kırpıştırarak tekrar Lavin'e döndü. "Sen şu meşur yengem olmalısın." Yüzündeki gülümsemeyle Lavin'e yaklaşarak elini uzattı. "Aleyna ben, sevgilinin kardeşiyim."
Lavin tatlı bir tebessümle Aleyna'nın uzattığı eli tuttu. "Memnun oldum, Lavin bende."
Aleyna oflayarak "Olmuyor böyle," dedi ve Lavin'in elini bırakarak ona sarıldı. Lavin'in yüzünde şaşkın bir ifade belirsede Aleyna'nın sarılmasına tebessümle karşılık verdi. Yüzümdeki gülümsemeyle karşımdaki ikiliyi izliyordum. Aleyna'nın samimiyet göstergesi sarılmasıydı. Muhtemelen Lavin'i çok sevecekti, zaten aralarında yaş farkı da yoktu.
Aleyna geriye çekildikten sonra kısa bir an bana baktı ve fısıltıyla konuştu. Yani o öyle sanıyordu çünkü ben "Bir ara abimin dedikodusunu yapalım." dediğini çok net duymuştum. "Ama şuan seninle tanışmak istiyorum."
Lavin, "Tanışalım o zaman." deyince Aleyna'nın yönlendirmesiyle çardağın oraya yürümeye başladılar. Bense arkalarından "Hemen unutun zaten beni." dedim hayıflarcasına.
Lavin ve Aleyna omuzlarının üzerinden bana bakınca ilk konuşan Lavin oldu, "Olur mu öyle şey." Ardından Aleyna konuştu. "Olmaz tabii, gel abiciğim gel."
***
Bir iki saate yakın Lavin ve Aleyna'nın sohbetini dinlemiş, araya yorumlarımı katmıştım. Tahmin ettiğim gibi ikiside birbirine tam uyum sağlamıştı. Sonrasında da Lavin'i evine bırakıp eve geri dönmüştüm. Aleyna, bugün bende kalacaktı.
"Yalnız abi," dedi Aleyna elindeki buzlu kahvesini içerken. "Ne şanslı adamsın sen ya? Bulmuşsun mis gibi kızı."
Sanki aklımdan çıkıyormuş gibi Lavin tekrar aklıma gelirken istemsizce gülümsedim. "O beni buldu, ben onu değil."
Sevimli kardeşim gözlerini devirerek ofladı. "Ne fark eder? Bulmuşsunuz işte birbirinizi."
Lavin Yücel
(Üç hafta sonra)
Üzerimdeki gelinliğe bakarken bastıramadığım heyecanımı her zerremde hissediyordum. Belki Rüzgar benim için arkadaş olarak kalmayı başarabilseydi bu kadar heyecanlı olmazdım ama işler böyle olunca insan bir garip hissediyordu.
Üzerimdeki gelinlik tam istediğim tarzdaydı. Üst bedenimi sıkıca saran korse üstlü gelinliğin bel kısmından yukarıya doğru azalan çiçekli danteller işlenmişti. Belimden aşağıya usulca kabaran gelinlik ne fazla kabarık ne de sönüktü. Gelinliğimdeki dantellerin işlenmiş olduğu bir duvak takmıştım. Tabi birde aynı dantelden yapılmış uzun eldivenlerim vardı.
Şuan gelin odasındaydım ve aynadaki yansımama baktıkça yüzümde bir gülümseme beliriyordu.
"Ayy Lavin," dedi Deren arkamda dururken. "Çok güzel oldun ya." Aynadaki yansımadan gördüğüm Deren'e gülümsedim. Üzerinde toz pembe saten bir elbise vardı. Teşekkür edecektim ama heyecanımı bir türlü bastıramadığım için oflayarak Deren'e döndüm. "Deren, benim içim kıpır kıpır," Elimi kalbimin üzerine yerleştirdim. "Kalbim desen deli gibi atıyor, birde birazdan Rüzgar gelirse düşer bayılırım heralde!"
"Şttt," diye fısıldadı Deren kollarımdan tutarken. "Sakin ol, yok bir şey. Benimle nefes al ver hadi." Deren gibi derin bir nefes alıp verirken nefesim oldukça titrekti. Elim ayağım titriyordu.
Deren enerjik enerjik "Ah şu aşk yok mu..." dedi. "İnsanı ne hâle getiriyor."
"Deren!" dedim uyarır gibi ama heyacanımdan hiçte uyarıyor gibi olmamıştı. "Demesene öyle."
Deren'in dudaklarını aralayıp "Yalan mı?" demesiyle kapı tıklandı. Bakışlarım anında Deren'i buldu. Rüzgar'ın gelmiş olma ihtimalini düşününce resmen içim titredi.
"Gel," dedim ama sesim doğru düzgün çıkmadı bile. Kapı yavaşça aralandığında içeriye artık yabancı olmadığım bir sima girdi. Elvin yani Barlas'ın eşi gelmişti. Düğün hazırlıkları esnasında tanışmıştık ve gayet kafa dengi biriydi. Elti konusunda şanslıydım.
Elvin kapıyı kapatıp bana doğru gelirken sarılmak için kollarını açtı. "Eltim, melek gibi olmuşsun." Elvin'e sarılırken tebessümle "Sende çok şık olmuşsun." dedim ve hafifçe geri çekilerek üzerindeki elbiseyi inceledim. Bordo bir elbise giymişti. Bilek hizasında biten hafif kabarık etekli elbise Elvin'in kahverengi saçları ve buğday teniyle çok uymuştu.
Elvin tam "Rüzgar birazdan gel-" diyordu ki kapı tıklanarak açıldı. Kapı aralığından kafasını uzatan Rüzgar'ı görmemle nefes alışlarım hızlandı. Çok ani olmuştu. Kalbim çıkacaktı şimdi.
Rüzgar tamamen içeriye girdiğinde bakışları kısaca üzerimde gezindi ve sonra Deren ve Elvin'e baktı. "Rica etsem sizi dışarıya alabilir miyiz?"
Elvin ve Deren onaylayarak dışarı çıktıklarında Rüzgar tam karşımda durdu. Gözleri usulca gelinliğimde gezindiğinde "Pıtırcık," diye fısıldadı duygu dolu bir sesle. "Harika gözüküyorsun."
İstemsizce ellerimle oynamaya başladığımda Rüzgar'ı inceledim. Üzerindeki siyah damatlık ona çok yakışmıştı. Klasik siyah damatlıktı aslında ama giyen Rüzgar olunca işler fazlasıyla değişiyordu...
"Sende öyle," dedim gözlerimizi buluşturarak.
Rüzgar heyecanımı fark etmiş olmalı ki "Lavin," dedi parmaklarıyla çenemi tutarken. "Sakin ol." Gözlerimi yumup derin bir nefes aldım ve nefesimi verirken gözlerimi açtım.
Rüzgar kafasını hafifçe eğerek "İlacını kullanmak ister misin?" diye sordu.
"İyi olur," demiştim ki ilacımı yanıma almadığım aklıma geldi. "Olur da... İlacımı almayı unuttum."
Rüzgar, "Sorun yok," dedi ve beklemediğim bir şey yaparak takım elbisesinin iç cebinden bir astım ilacı çıkardı.
Bir astım ilacına bir Rüzgar'a bakarken "Yanında mı taşıyorsun?" diye sordum şaşkınlıkla.
"Uzun bir süredir yanımda." dedi ilacımı bana vererek.
Gözlerimi kırpıştırarak Rüzgar'a baktım. "Yük olmuyor mu, benimle olduğun her an ilacımı taşımak." Yükten kastım ağırlık olarak değildi, bahsettiğim sorumluluğumu kendi üzerine yüklemesiydi.
"Olmuyor Lavin, sana dair hiçbir şey bana yük olmuyor." dedi ve derin bir iç çekti. "Ama hiç taşımamayı isterdim." Yüzümdeki tebessüm yavaşça silindi. Astım hastası olmam onu üzüyordu, bunu anlayabiliyordum. Çünkü bir tedavisi yoktu, anca kontrol altına alabiliyordun.
Rüzgar'ın verdiği ilacı duraklarımın arasına yerleştirdim. İlacımı kullandığımda nefesim biraz da olsa düzene girmişti. En azından nefesim titrek çıkmıyordu.
Rüzgar kullandığım ilacımı alıp tekrardan iç cebine yerleştirdi ve gülümseyerek bana döndü. "Yeni hayatımıza hazır mısın?"
Rüzgar'ın gülümsemesine karşılık gülümseyerek "Hazırım." dedim ama hiçte değildim. Biz bir oyunun içindeydik ama bunu sadece ailelerimiz biliyordu. Herkesin gerçek sandığı evliliğimiz zaten gerçekti çünkü birbirimizi seviyorduk. Ama bunu ailelerimiz bilmediği için onların gözünde çok iyi bir oyuncu oluyorduk. Bu da bir yere kadar sürerdi çünkü eninde sonunda birbirimizi sevdiğimizi anlarlardı ya da öğrenirlerdi.
Rüzgar, koluna girmem için bir işaret yaparak "Gidelim o zaman." dedi. Heyecanımı bastırmaya çalışarak Rüzgar'ın koluna girdim. Odadan çıktığımızda uzun koridoru geçtik. Karşımızda sahneye inen bir merdiven vardı. Rüzgar'la önceden seçtiğimiz Bi' Tek Ben Anlarım şarkısı çalmaya başladığında bizi izleyen kişilerin alkış sesleri yükseldi. Bakışlarım beni izleyen adama yani Rüzgar'a döndüğünde yüzündeki gülümsemeyi görmek benimde gülümsememi sağlamıştı. Şarkının sözleri başladığında merdivenlerden inmeye başladık.
"Teninin üzerinden kayan bi' buzdur uzak bakışlarım.
Hiç izlememiş olsaydım bu filmi canımı acıtırdı.
Ama seni bilmek, seni bilmek, seni bilmek beynimde bi' kurşun.
Seni bilmek, seni bilmek, seni bilmek en büyük ceza."
Şarkının nakarak kısmı girmeden Rüzgar'la gözlerimiz buluşmuş ve Rüzgar gülümseyerek göz kırpmıştı. Bu adam kalbime zarardı.
"Her anın aklımda, her kıvrımın.
Sanmasınlar asla seni benden ayrı.
Savrulur, savrulur saçlarında hayatın.
Seni sorsunlar, benden bi' tek ben anlarım."
Sahneye indiğimizde şarkı sonlanmış ve ilk dansımızı yapacağımız şarkı çalmaya başlamıştı. Düğün salonundaki ışıklar kapanmıştı. Sadece dans edeceğimiz sahne spot ışıklarıyla aydınlanmıştı.
Rüzgar karşıma geçerek bir elini belime yerleştirdi. Benimde bir elim Rüzgar'ın omzundaydı. Benim sağ Rüzgar'ınsa sol eli ise havada birleşmişti. Yerimizde usulca sallanarak dans etmeye başladığımızda yanaklarımın kızardığını hissettim çünkü ben ona bakmasam bile Rüzgar'ın bakışları yüzümden ayrılmıyordu.
"Rüzgar, bana bakmayı bırakır mısın?" dedim utançla.
"Asıl sen bana bakar mısın?" dedi Rüzgar.
Bakışlarım etrafta gezinmek yerine Rüzgar'ı bulduğunda yutkundum. "Herkes bizi izliyor." dememle Rüzgar'ın belimi bırakması ve beni hafifçe iterek etrafımda döndürmesi bir oldu. Rüzgar'ın koluna yaslanarak sırt üstü yere doğru eğildiğimde bir bacağımı hafifçe kaldırmıştım.
Rüzgar, övünerek "Çünkü ilk defa bu kadar şahane bir çift görüyorlar." dedi. Rüzgar'ın yardımıyla doğrularak tekrar eski pozisyonuma geldiğimde Rüzgar'ın eli tekrar belimi kavradı.
"Dansı ezberleyemem diyordun," dedim konuyu değiştirerek. "Sen değil ama ben az önce etrafımda döneceğimi bile unutmuştum."
"Ayıp ediyorsun Lavin," dedi yalandan. "Ben düğün dansımı unutur muyum?"
Olumsuz anlamda kafamı iki yana sallarken gülmeden edemedim. Bütün provalarda dönme kısmını ya erken ya da geç yapıp durmamış gibi bir de unutur muyum diyordu.
***
Dansımız bitmiş ve alkışlarla nikah masasına oturmuştuk. Benim şahidim Deren, Rüzgar'ınki de Atakan'dı.
Nikah memurunun bakışları ilk olarak bana döndü. "Gelin hanım adınız ve soyadınızı öğrenebilir miyim?"
Nefes alışlarımı düzene sokmaya çalıştım ve önümdeki mikrofona hafifçe eğilerek "Lavin Yücel," dedim. Birazdan Yücel gidecek Bayraktar gelecekti.
Nikah memuru bu sefer Rüzgar'a "Damat bey adınızı ve soyadınızı öğrenebilir miyim?" diye sordu.
"Rüzgar Bayraktar,"
Nikah memuru Deren ve Atakan'ın da ismini öğrenip tekrar bana dönmüştü. "Sayın Lavin Yücel, hiçbir baskı altında kalmadan, hastalıkta sağlıkta Rüzgar Bayraktar'la evlenmeyi kabul ediyor musunuz?" Başımı çevirip Rüzgar'a baktım ve derin bir nefes alarak "Evet!" diye bağırdım. Alkış sesleri yükselirken yüzümde bir gülümseme vardı.
Nikah memuru bu sefer Rüzgar'a baktı. "Sayın Rüzgar Bayraktar, hiçbir baskı altında kalmadan, hastalıkta sağlıkta Lavin Yücel'le evlenmeyi kabul ediyor musunuz?" Rüzgar'ın da benim gibi bakışları beni bulmuş sonra da "Evet!" demişti. Alkış seslerinden sonra nikah memuru Atakan ve Deren'e döndü. "Peki siz sayın şahitler, bu evliliğe şahit oluyor musunuz?" Deren ve Atakan'da "Evet," diyerek şahitlik etmişti.
Nikah memuru gülümseyerek "O zaman bende bana verilmiş yetkiye dayanarak sizleri karı koca ilan ediyorum." Alkış sesleri tekrardan salonu doldurdu.
Sırayla imzalarımızı attığımızda nikah memuru gülümseyerek bana baktı ve "Şimdi gelin hanıma tekrar soruyorum," dedi. "Adınız ve soyadınız?"
Yüzümdeki gülümsemeyle "Lavin Bayraktar," dedim mikrofona doğru.
Alkış seslerinden sonra nikah memuru Rüzgar'a dönerek, "Gelini öpebilirsiniz." dedi.
Ayağa kalktığımızda Rüzgar'la birbirimize doğru dönmüştük. Rüzgar'ın dudaklarını nazikçe alnıma bastırdığında gözlerimi yumuyordum ki bakış hizamda gördüğüm kişiyle kaskatı kesildim. Tuna buradaydı... Hiçbir şey yapmıyordu en uzak köşeye çekilmiş uzaktan bizi izliyordu. Onu gördüğümü fark edince yüzünde bir gülümseme belirdi ama mutluluktan değildi acı bir gülümsemeydi.
Rüzgar'ın dudakları tenimden ayrılınca bakışlarım onu bulmuştu. Ardından birkaç fotoğraf çektirmiştik. Oldukça düğün fotoğrafımız olmuştu çünkü önceden fotoğraf çektirmeye de girmiştik hatta fotoğrafları Tuna çekmişti. Bu gayet normaldi ama Rüzgar Tuna'nın çektiği fotoğrafların hepsine bir bahane bulmuş ve başka bir fotoğrafçıya yeniden çektirmişti. Gerçekten inanılmazdı.
Bütün çiftlerin dans etmesi için bir şarkı çaldığında bizde piste doğru ilerlemeye başlamıştık. Tabii bu esnada istemsizce az önce Tuna'yı gördüğüm yere bakmıştım ama o çoktan gitmişti.
Romantik şarkı eşliğinde dans ederken bu sefer kollarım Rüzgar'ın boynuna dolanmıştı. Rüzgar'ın elleride belimdeydi. Yerimizde sallanarak dans ederken gözlerim bizimle birlikte dans eden çiftlerde gezindi.
Yüzümdeki gülümsemeyle ilk olarak dans eden annem ve babama baktım. Sonra gözlerim onların biraz uzağında dans eden Elvin ve Barlas'ı buldu, çok uyumlu gözüküyorlardı. Gözlerim diğer tanıdık çiftlerde gezdikten sonra Rüzgar'ın babası Levent abi ve Aleyna'da durdu. Gülüşüm yavaşça solarken aklıma gelen ihtimalle yutkundum. Rüzgar'ın annesi yine ve yine yoktu. Aklımdaki soru işaretlerinin bir an önce gitmesi gerekiyordu çünkü aklıma gelen ihtimaller arasında boğulacaktım.
Bakışlarım tam Rüzgar'a dönüyordu ki gözüme kenarda oturan Deren ve önünde dikilen Atakan çarptı. Kafamı hafifçe eğerek onları daha net görmeye çalıştım. Atakan'ın uzattığı elini görünce taşlar yerine oturdu. Atakan dans etmek istiyordu ama Deren hiç oralı değildi. Gülmeden edemedim.
Gözlerimi Atakan ve Deren'den ayırarak Rüzgar'a çevirdim ve "Atakan Deren'e neden taktı bu kadar?" diye sordum. "Aşık mı oldu yoksa? Sana söylemiştir." Deren'den bulaşan dedikodu perilerim gelmişti.
Rüzgar'ın belimdeki elleri daha da sıkılaştı ve "Atakan'ın aşkıyla ilgilenmiyorum," diyerek beni daha da kendine çekti. Eğilerek kulağıma yaklaştığında "İlgilendiğim tek şey sensin." diye fısıldadı.
Utansam da bozuntuya vermedim. Kafamı hafifçe geriye çekerek Rüzgar'ın bana bakmasını sağladım. "Öyle mi?"
Rüzgar, "Öyle," dedi net bir sesle. "Ve her zaman öyle kalacak."
***
"Bacaklarım ağrıyor," diye sızlandım. Düğün bitmiş ve anca eve gelebilmiştik. Düğünümüz çok güzel olmuştu ama ben çok yorgundum.
Kapıyı kitleyen Rüzgar, "Kahve yapayım," dedi hemen. "Yorgunluğunu alır."
Gözlerim ışıldarken Rüzgar'a baktım. "Çok iyi olur."
Rüzgar gelinliğimi ve kendi damatlığını işaret etti. "Ama önce şunlardan kurtulalım."
Kafamı salladığımda ikimizde merdivenlere yöneldik. Üst kata çıktığımızda Rüzgar kendi odasına girmiş, bende kendi odama girmiştim.
Ne kadar sürmüştü bilmiyordum ama gelinliğimden, ayakkabılarımdan, duvağımdan ve eldivenlerimden kurtulmuştum. Kısa bir duş aldıktan sonra üzerime şortlu bir pijama giymiş ve saçlarımı havluya sarmıştım. Rüzgar'ı daha fazla bekletmek istemediğim için tarağımı alıp aşağıya indim.
Rüzgar çoktan kahveleri hazırlamış salonda oturuyordu. Saçlarının nemli olmasına bakılırsa o da duş almıştı.
"Biraz beklettim sanırım," dedim mahçup bir ifadeyle. "Daha fazla bekleme diye saçlarımı burada tarama kararı aldım."
Rüzgar gülümsedi ve yanını işaret ederek "Gel buraya," dedi. Rüzgar'ın yanına oturduğumda kahvelerden birini alıp bana verdi ve elimdeki tarağı aldı. Rüzgar'ın ne yapacağını merak ederken "Arkanı dön," dedi naif bir sesle. "Saçlarını ben tarayacağım."
İçim yumuş yumuş oldu. Dediğini yaparak Rüzgar'a sırtımı döndüm. Kahvemden bir yudum alırken Rüzgar nazikçe saçlarımı kurulayarak havluyu bir kenara bıraktı.
Saçlarımı acıtmadan taradıktan sonra masanın üzerinde duran kahve fincanını Rüzgar'a uzattım. "Soğuttun, iç artık." Benim kahvem bitmişti bile. Rüzgar kahvesini içerken bende kolunun altına girerek göğsüne kafamı yasladım.
"Rüzgar," dedim dalgın bir sesle. "Şimdi sana bir şey soracağım, ama cevaplamak istemezsen anlarım." Rüzgar omzuma düşen saçlarımı okşarken "Sor tabii." dedi.
Derin bir nefes alarak "Anneni daha önce hiç görmedim," dedim. Böyle bir şey nasıl sorulurdu bilmiyordum ama zor bela "Rüzgar... Annen nerede?" diye sorabilmiştim.
