5. bölüm · MÜHÜRLÜ AŞK
Bölüm:5 Takip İsteği
Lavin Yücel
Deren'in soruları eşliğinde akşam yemeğimi yiyordum. Röportaj esnasında yaşananları merak ettiği için sorularını cevaplamıştım hatta aldığım ses kaydını da dinletmiştim.
Yemekten sonra kaydı tekrar dinleyerek cevapları kağıda geçirecektim. Ses kaydını alma sebebim hem cevapları röportaj esnasında yazıp vakit kaybetmemek hem de Hayrettin Hoca olurda inanmaz diye elimde kanıt olsun istememdi.
"Eee Lavin," dedi Deren çatalına batırdığı makarnaları ağzına atarken. "Bu kayıttan sonra ne oldu?"
Olanları düşündüğümde yanaklarıma kan pomapalandığını hissettim. Tabağımdaki makarnaları çatalıma batırırken "Bir şey olmadı," dedim rahat rahat. "Ne olacak ki?"
Deren, aniden "Hadi be ordan." deyince irkilerek ona baktım.
"Ne?"
Deren çatalını tabağın kenarına bırakarak bakışlarını bana dikti. "Kızım ben seni tanımıyor muyum ha? Suratından belli birazdan yanakların sonraki makarnamızın salçası için domatese dönüşecek."
Geçiştirerek "Ya bir şey olmadı, Rüzgar ringden inmemde yardımcı oldu o kadar." dedim. Değildi, o kadar değildi. Ringden indikten sonra yaşanan o yakınlıkla ikimizde birbirinin yüzünü uzun uzun izlemiştik. Rüzgar'ın bakışları dudaklarıma kayınca aklım başına gelmiş ve geri çekilmiştim. Tabii sonrasında gözlerime ettiği iltifatta vardı.
"Lavinciğim, gönlümün sultanı evimin direği ne gülüyorsun kendi kendine?"
Deren'in sesiyle gülümsemsediğimi yeni fark etmiştim. Yüzümdeki tebessümümü yok ettim ve boğazımı temizleyerek Deren'e baktım. "Gülmüyor-" diyordum ki Deren önümdeki tabağı aldı. "Yok sana yemek falan Lavin Hanım." derken tabağımdaki makarnayı kendi tabağına boşaltmasına hayret ettim. "Deren, iyi misin güzelim?"
Deren, kızgın kızgın bakarken "Değilim! Böyle değildin sen ne oldu sana niye anlatmıyorsun?" dedi ve omuzlarını kaldırıp indirdi. "Madem artık aramızdan su sızıyor Lavin Hanım o zaman size yemek falan yok."
Şaşkınlıktan aralanmış dudaklarımla Deren'e bakarken mutfağın tezgahını gösterdi. "Kendi yemeğini kendin yapabilirsin."
Çatalına batırdığı makarnakarı ağzına atacaktı ki somurtarak çatalı tabağının içine bıraktı. "Bende yemiyorum!" dedi ve kollarını göğsünde birleştirdi.
"Ne oldu birden anlamadım ki?" Şaşkınlıkla Deren'e bakıyordum. "Bir şey de demedim."
"Sorun da bu zaten," dedi üzgün üzgün. "Anlatmıyorsun, biz birbirimize her şeyi anlatırdık hani?" Deren'in dolan gözlerini görünce içim burkuldu.
"Deren..." demiştim ki "Tamam Lavin boşver anlatma." diyen Deren konuşmama izin vermedi. "Sende güvenme zaten bana."
"Güvenme mi, o ne demek Deren? Sana kendimden daha çok güvendiğimi biliyorsun." Yalan değildi, Deren'e olan güvenim sorgulanmamalıydı çünkü bizi bilen herkes ona ne kadar güvendiğimi bilirdi.
Deren'in gözünden bir damla yaş süzüldü. Hayır bu benimle ilgili değildi bugün Deren'i üzen bir şey olmuştu ve ona ağlayamadığı için en ufak şeyde patlak vermişti.
"Güzelim," diyerek sandalyemden kalktım ve pozisyonumuz el verdiğince Deren'e sarıldım. "Ne oldu bugün?"
"Sercan," dediğinde artık tam anlamıyla ağlıyordu. Sercan, Deren'in sevgilisiydi ve anlaşılan bugün aralarında bir şey olmuştu.
Yine ve yine...
"Ne yaptı Deren?" diye sordum. "Yine ne dedi de üzdü seni?" Deren burnunu çekerek "Son defa üzdü." dedi ama bu herif sürekli aynısını yapıyordu.
Kollarımı Deren'e daha sıkı sararken konuştum. "Son mu kaldı Deren? Yeterince üzmedi mi zaten seni?"
"Ama bu sondu," Deren kafasını geriye yatırarak bana baktı. "Niye sondu biliyor musun? Ayrıldık çünkü." dediğinde yutkunarak bakışlarını yüzümden çekti.
"Ayrıldınız mı?" diye fısıldadım. Bu beklediğim bir şey değildi çünkü bu ikili hep sorunlar yaşar ama asla ayrılmazdı. Ayrılmaları ikisi içinde iyiydi ama şuan bunu söylemem doğru olmazdı.
Deren kafasını ağır ağır sallarken "Ayrıldık," dedi. "Ben güvenilecek bir insan değilmişim, erkek çevrem varmış. Oysaki Tuna'dan başka erkek arkadaşım yok bile."
"Deren," dedim saçlarına minik bir buse bırakırken. "Bunun bir bahane olduğunu biliyorsun değil mi?" Gözlerindeki yaşları silerek kafasını salladı. "Biliyorum,
hissediyordum da zaten son zamanlarda bir garipti." dedikten sonra yüzünü buruşturdu. "Az önce saçımı öptüğünü fark etmedim sanma."
"Hadi ya, yakalandık desene." dedim oyunbaz bir ifadeyle. Deren'e sarılmayı bırakıp yanağına art arda öpücükler kondurdum.
Deren, "Lavin!" diyerek yüzünü çekti ama ben istediğimi almıştım çünkü Deren şuan ağlamak yerine yanağını silmekle meşguldü.
"Senden nefret ediyorum!"
Sertçe "Bende!" dedikten sonra masum masum gözlerimi kırpıştırdım. "Yemeğimi aldın elimden, aç mı kalayım ben ha? Yemek yemeyeyim mi?"
Deren, istemsizce gülerken "Salak şey," dedi ve oturduğu yerden kalkarak bir tabağa makarna koymaya başladı. Bir kaşık koymuştu ki duraksayıp bana döndü ve "Ne olduğunu anlatacaksın diye umuyorum?" dedi sorarcasına.
Kafamı salladım. "Anlatacağım ama önce yemeğimizi yiyelim." Deren kaşlarını çatarken tatlı tatlı gülümsedim. "Hem çekirdek de var." İşte şimdi kabul etmeme imkanı yoktu.
***
Çekirdeğin kabuğunu kâseye atarken "Sonra da belimden tutarak ringden indirdi beni." dedim düz bir sesle.
Deren, çekirdek çitlerken "Eee sonra?" diye sorunca derin bir nefes aldım.
"Sonrası işte o an bir yakınlık oldu," derken yanaklarımın ısınmaya başladığını hissettim.
Tam devamını getirmek için dudaklarımı aralamıştım ki Deren gözlerini büyüterek hevesle konuştu. "Öpüştünüz mü yoksa?"
"Hmm," dedim yalandan kafamı sallarken. "Bende zaten ilk öpücüğümü bir boksöre versem diye bakıyordum."
Çekirdek çitlemeye devam ederken Deren kolumu dürttü. "Kız ciddi diyorum."
"Ay saçmalama Deren," dedim fenalık geçirir gibi. "İlk öpücüğümü bir boksöre verecek değilim."
Deren çekirdek çitlemeye devam ederken yüzünü buruşturarak konuştu. "Aman, ne ilk öpücükmüş arkadaş sanarsın mücevher."
Omuzlarımı kaldırıp indirdim. "Evet, mücevher. O mücevher de hak eden biri çıkana kadar benimle olmaya devam edecek."
Deren tişörtünü çekiştirerek kendine hava yaptı. "İçimi baydın içimi."
Parmağımla Deren'i işaret ettim. "Bu konuyu açan ben değil sensin."
Deren oflayarak, "Neyse, devamını anlat." dedi.
Avucumdaki çekirdeği kâseye bırakıp ellerimi çırparak kalan kırıntılardan kurtuldum.
"Ben çıkışa doğru yürürken Rüzgar da arkamdan geliyordu." diye anlatmaya başladığımda Deren'le göz teması kurmuyordum. "Sonra, ilk defa yeşilin bu kadar güzel bir tonunu görüyorum, dedi." Cümleyi tıpa tıp hatırlamama hayret ederken bozuntuya vermedim.
"Yeşil mi, ne yeşili?" diye soran Deren'in kaşlarının çatık olduğuna emindim.
"Başta bende anlamadım." dedim ve Deren'e dönerek gözlerimi işaret ettim.
"Gözlerimden bahsediyormuş." Normal bir şey anlatıyor gibi davranıyordum ama kalbimin hızlı atışı hiçte normal değildi.
Gözleri parlayan Deren, "Ne yani, Rüzgar Bayraktar senin gözlerine iltifat mı etti?" diye sordu hayretle dudaklarını büzerken. "O adamdan öyle şeyler çıkar mıymış ya?"
"Çıkıyormuş demek ki," diye fısıldadım.
Yalan söylemeye gerek yoktu. Başta egoist, kaba biri olduğunu düşünmüştüm ama Rüzgar bir saate yakın bir sürede bütün düşüncelerimi yok etmiş gerçekte olduğu kişiliği görmemi sağlamıştı. Bu da ona olan ön yargımı yok etmişti.
Rüzgar Bayraktar
Bahçedeki çardakta Atakan ve ikizim Barlas'la otururken her zaman olduğu gibi parmaklarımın arasında sigara vardı.
Masadaki çerezlerden ağzına atan Atakan "Bizim ki gönlünü kaptırdı." diyerek Barlas'a beni işaret etti.
Barlas, inanmayan gözlerle bana bakarken, "Harbi mi lan?" dedi ihtimal vermiyor gibi.
Sigaramın dumanını dışarı verirken çatık kaşlarla Atakan'a bakıyordum. "Bay abartıcı abartıyor yine."
Kaşları havalanan Barlas'ın bakışları Atakan ve benim aramda gitmeye başladı. "Lan alt tarafı bir hafta şehir dışındaydım ne yaşamış olabilirsiniz?"
"Ben bir şey yaşamadım da Rüzgar'ın yaşamadığı kalmadı." diyen Atakan sırıtarak bana bakıyordu.
Sinirli bakışlarımın esiri Atakan'dı. "Lan it herif abartıp durma."
"Başlarım çarkınıza," diyen Barlas artık dayanamamış gibiydi. "Doğru düzgün anlatın şunu."
Dudaklarımı aralıyordum ki Atakan dedikoducu teyzeler gibi "Ben anlatayım hemen." dedi hevesli hevesli. Ardından, "Rüzgar, bu haftaki maçında seyircilerin arasında bir kız görüyor..." diye anlatmaya başlayınca ikinci sigaramı yaktım ve arada yorumumu katarak bu hafta yaşadığım şeyleri Atakan'ın abartmalarıyla dinledim.
***
Barlas ve Atakan gitmişti ama ben hâlâ çardakta oturuyordum. Aklım yeşil gözler, kumral saçlar ve çillerle doluyken elimdeki telefonda açık olan boks maçı ne durumda hiçbir fikrim yoktu.
Yeşil gözler, eşi benzeri olmayan yeşil gözler...
Kafamı iki yana sallayarak derin bir nefes aldım. Maçı izlediğim siteden çıkıp instagram'a girdim. Arama butonuna bastığımda parmaklarım klavyede gezerek bir ad ve soyad yazdım.
Lavin Yücel.
En üstte çıkan hesap istemsizce gülümsememe sebep olurken profiline girdim. Hesabı gizli olduğu için paylaştığı fotoğrafları göremiyordum ama profili vardı.
Profil fotoğrafına dokunduğumda ekranda büyüyen fotoğrafı inceledim. Yüzünün oldukça net göründüğü fotoğrafta yeşil gözleri adeta mücevher gibi parlıyordu.
Yüzüne dağılmış çillerine bakmaya başladığımda ne yaptığımı fark edip hemen uygulamadan çıkarak telefonu masaya bıraktım.
Dirseklerimi masaya yaslayıp başımı ellerimin arasına alırken "Ne yapıyorum ulan ben?" diye cevabını bilmediğim bir soru sordum.
Gözlerimi yumup derin bir nefes aldım ve toparlandım. Masanın üzerindeki sigara paketi ve çakmağı cebime koyduktan sonra telefonumu da alıp eve girdim. Bir duş alsam iyi olacaktı.
***
Duştan sonra yatağa uzanmış ve kendimi yine Lavin'in profiline bakarken bulmuştum. Profil fotoğrafındaki gülüşü yüzümdeki tebessümle izliyordum. Gülüşü insanı büyülemekten başka bir şey yapmıyordu.
Fark ettiğim gerçekte yutkunurken bakışlarım donuklaştı. Uzun zaman sonra ilk defa bir kadın gülümsememe sebep
oluyordu.
Profil fotoğrafından çıktığımda fotoğraf küçüldü ama bu sefer mavi renk olan takip et yazısı gözüme çarptı.
İstek atsam ne olurdu?
Başparmağım takip et yazısının üzerinde bir süre durdu ve ardından istek gönderildi yazısı ortaya çıktı.
İyi mi yaptım hiçbir fikrim yoktu ama içimden bir ses bu günlere şükredeceğimi söylüyordu.
Lavin Yücel
Deren uyuduğu için yatağıma uzanmış kucağımdaki minik köpeğin tüylerini okşuyordum. Minik falan diyorum ama o kadar da küçük değildi.
"Ne işler açtın başıma, Karamel." derken gülmeden edemedim. Bu minnak yüzünden ikinci kez bir boks maçına gitmiş bir de yetmezmiş gibi bir boksörle röportaj yapmıştım.
Neyse ki bundan sonra boksla ilgili şeyler benden tamamen uzak kalacaktı. Röportajı tekrar dinleyerek temize çekmiştim. Hayrettin Hoca'yı gördüğüm gibi teslim edecektim.
Canım sıkıldığı için oflayarak Karamel'i kucağımdan indirdim ve yataktan kalktım. Deren'in günü çok iyi geçmediği için erkenden yatıp uyumuştu.
Uykum henüz yoktu ama belki sıcak suyla duş alsam gelebilirdi. Uyuyamadığımda hep böyle yapardım.
***
Duştan çıkınca üzerime rahat pijamalar giymiş ve kendimi yatağa atmıştım. Sıcak duş işe yaramıştı gözlerim yavaş yavaş kapanmaya başlamıştı.
Tam uyku için rahat pozisyonu bulmuştum ki aklıma gelen şeyle homurdanarak telefonuma uzandım. Alarm kurmamıştım.
Başucumdaki komodinden telefonumu aldım. Ekranı açtığımda yüzüme vuran ışıkla gözlerimi kırpıştırdım fakat daha sonra gördüğüm şey kalbime baskı uygulanıyor gibi hissetmeme sebep oldu.
Komodinin üzerindeki gece lambasını açıp ekrana tekrar tekrar baktım. "Gerçek mi ya bu?"
Eğer bu gerçekse Deren'in deyimiyle koskoca Rüzgar Bayraktar bana istek atmıştı.
Rüzgar Bayraktar.
Bana.
İstek.
Atmıştı.
Kalbim göğüs kafesimi yumruklarken bildirimin üstüne tıkladım. Gerçekti, gerçekten istek atmıştı. Sevinmeli miydim, yoksa üzülmeli mi? Şuan ne yapmam gerekiyordu?
Boksla ilgili defterin tamamen kapandığını düşünürken bu istek beni bozguna uğratmıştı.
Kafamı iki yana sallayarak instagram'dan çıktım ve alarmımı kurdum.
Kalp atışlarım normale dönerken gece lambasını kapatmış telefonumu da komodinin üzerine bırakmıştım.
İsteği kabul edip etmeme işini sonraya bırakmıştım. Şuan uyumak istiyordum. Hem istek atmasını bekliyormuş gibi gözükmek istemiyordum. Sağ tarafıma dönüp gözlerimi yumdum ama uykum tamamen kaçmıştı.
Küfretmek serbest miydi?
Tek istediğim uyumaktı ve Rüzgar bayraktar felleğimi şaşırtmıştı.
Bir süre sonra zar zor da olsa uykuya dalmış ve kendimi rüyanın kollarına bırakmıştım. Hafif esen rüzgarda uçuşan saçlarımla huzurla yürüdüğüm bir rüyanın kollarına...
