14. bölüm · MÜHÜRLÜ AŞK
Bölüm:14 Kıskançlık
Aile yemeğinden sonra Rüzgar beni eve bırakmıştı. Tabii bunu Karamel'i alma bahanesiyle yapmıştı yoksa beni eve bırakma istediğinin dikkat çekeceğini biliyordu.
Eve girip ayakkabılarımı çıkarırken "Deren!" diye seslendim. Rüzgar'da arkamdan eve girmişti. Deren, "Gönlümün sultanı hoş gel-" diyerek salondan çıkıyordu ki Rüzgar'ı görünce cümlesi yarım kaldı. Bakışları bir ben bir Rüzgar arasında giderken, "Hoş geldiniz." dedi. Rüzgar'la aynı anda "Hoş bulduk." demiştik ki Karamel Deren'in odasından fırlayıp koşarak yanıma geldi. Tam karşımda durduğunda eğilerek Karamel'i kucağıma aldım. Ben bu minnoşa nasıl veda edecektim.
Deren aklındaki soruyu gidermek adına "Rüzgar, sen Karamel'i almaya mı geldin?" diye sordu. Rüzgar'ın bakışları ben ve Karamel'in üzerindeyken kafasını salladı. "Evet ama biraz zor olacak gibi." Karamel çoktan yüzümü yalama çabalarına girmişti. Kafamı geriye çekerken gülmeden edemedim. "Hep aynısı yapmak zorunda mısın?"
Rüzgar, "Tatlıyı nerede bulacağını biliyor." deyince bakışlarım anında onu buldu. Rüzgar'ın derin bakışları kalbime iyi gelmediği için kızaran yanaklarımla Karamel'e geri döndüm. Bu sırada Deren'in telefonu çalmış ve odasına gitmişti. Karamel'in kahverengi tüylerini okşarken artık evimde olmayacağı gerçeğiyle gözlerimin dolmasına engel olamadım. "Minnoşum," diye fısıldadım. "Ben seni görmeye geleceğim tamam mı?" Karamel'in yüzü öyle bir hâl aldı ki sanki hissetmişti ayrılacağımızı.
Rüzgar, "Lavin," deyince bakışlarım onu buldu. "Eve kadar benimle gelmek ister misin? Hem Karamel'in yanında olmuş olursun." Bu da Rüzgar'ın bir bahanesiydi işte. Kafamı sallayarak Rüzgar'ı onayladım en azından Karamel'i biraz daha görebilirdim.
***
Araba durduğunda bakışlarım bacaklarımın üzerinde uyuyan Karamel'i buldu. Yol boyunca ikimizde konuşmamıştık. Rüzgar arabayı sürmüş bende Karamel'i sevmiş ve onu izlemiştim. Rüzgar arabadan indi ve dolanarak kapımı açtı. Karamel'i uyandırmadan emliyet kemerimi çıkarmıştım ama bu minnoş köpeği ne kadar nazikçe kucağıma almaya çalışsamda dokunduğum gibi gözlerini açmıştı. Yüzümdeki gülümsemeyle "Seni afacan, hemen de uyan zaten." dedim minik burnuna dokunadak.
Karamel'i kucağıma alıp arabadan indiğimde Rüzgar önden gitmem için bana yol verdi. O da arabanın kapılarını kitleyerek arkamdan gelmişti. Bahçe kapısından girip evin girişine kadar yan yana yürüdük. Tabi bu esnada Karamel'in tüylerini okşayıp durmuştum. Rüzgar evin kapısını açtığında Karamel içeriyi incelemiş sonrada kucağımdan atlayıp içeriye koşmuştu. Bense öylece arkasından bakakalmıştım. Gözlerim dolarken "Ona iyi bak," diye fısıldadım. Rüzgar'ın bakışlarını üzerimde hissederken "Şüphen olmasın." dedi. "Onu yalnız bırakmamaya çalış," diyerek Rüzgar'a döndüm. "Karamel de benim gibi yalnız kalmayı sevmez." Sesim sonlara doğru pütürlü çıktı. Dokunsan ağlayacaktım. Karamel neredeyse hayatımın her alanında vardı ve şimdi hastalığım yüzünden ondan ayrılmak zorundaydım.
Gözümden bir damla yaş süzülüp gidince hemen başımı eğerek yanağıma doğru süzülen yaşı sildim. Rüzgar bunu tabi ki de anında fark etti. "Lavin, ağlıyor musun?" Bunu demesindi işte. Ağlama eşiğindeyken hatta ağlarken bu soruyu duymak her zaman daha da ağlamama sebep olmuştu, şimdi de aynısı oluyordu. Birkaç damla yaş daha süzülüp gitti gözlerimden. Akan yaşları silecektim ki Rüzgar ellerimi havada tutarak geri indirdi. Yüzümü avuçlarının arasına alarak hafifçe eğildi ve gözümden düşen yaşları parmağıyla nazikçe sildi. "Ağlama Lavin, yakışmıyor o güzel gözlerine."
Rüzgar'ın elinin sıcaklığı tenime işlerken "Karamel'in uyku saati," diyerek açık kapıdan içeriye bakmak için başımı çevirdim. Bunu yapınca Rüzgar'da ellerini yüzümden çekmişti. "Uyur şimdi o, belki uyumuştur da." Bakışlarım beni izleyen Rüzgar'a döndü. "Uykusundan uyandırılmayı hiç sevmez," dedikten sonra yüzümde bir gülümseme oluştu. "Bakma sen bana yılıştığına Karamel'i ilk aldığımda uykusundan uyandırdım diye kolumu ısırmıştı, izi hâlâ duruyor." Rüzgar'ın bakışları koluma düşünce sağ kolumu kaldırarak parmağımla izi belli olan yeri gösterdim. Aşırı aşırı belli değildi ama bakınca da dikkat çekerdi. Hava karanlıktı fakat bahçenin ışıkları aydınlık ortamı sağlıyordu.
Rüzgar, kolumu tutup az önce gösterdiğim iz kalan yere dudaklarını bastırınca gözlerim şaşkınlıkla büyümüş kalbim yine çığrından çıkmıştı. Dudakları tenimden ayrılmadan önce kısa bir an bana bakmayı da ihmal etmemişti. Kalbimi umursamayıp "Öpünce geçer demek mi bu?" dedim düz tutmaya çalıştığım sesimle.
Gözleri gözlerimin en derinine bakarken "Öpünce geçmez Lavin," dedi net bir ifadeyle. "Baktığında geçmiş olsa bile izi hep seninle kalır. Teninden silsen," İşaret parmağıyla kalbini gösterip "Burdan silemezsin o izleri." dediğinde yüzünde kırgın bir ifade oluştu.
Peki Rüzgar'ın kalbinden silemediği iz neydi? Bu konuşmada bir yaşanmışlık, bir kırgınlık vardı ve ben bunu iliklerime kadar hissettim. Rüzgar'ın kalbi sevdiği biri tarafından yaralanmıştı. Onu bu denli yaralayan şeyi merak ettim, sormak istedim ama sustum. Soramadım çünkü alacağım cevaptan korktum.
Rüzgar, konuyu değiştirmek adına konuştu. "Ne zaman istersen Karamel'i görebilirsin. Zaten fazla ayrı kalmayacağız evlendiğimizde evimizi özellikle bahçeli seçelim hem Karamel için bir kulübe alırız, ne dersin?" Gülümsedim. "Hiç fena bir fikir değil, zaten şunun şurasında ne kaldı."
Rüzgar, yanağımdan makas alarak "Aynen öyle," dedi. "Hadi seni eve bırakayım." Gülmeden edemedim. "Sen bir daha gelme boşuna ben taksiyle giderim."
Rüzgar evin kapısını kapatırken bakışları kısa bir an beni buldu ve "Olmaz öyle şey," dedikten sonra bileğindeki saate baktı. "Saat kaç olmuş ben bırakırım seni."
"Ama Kara-" diyemeden Rüzgar pantolonunun cebinden telefonunu çıkartarak konuştu. "Evin kameralarından bakabilirsin." Çok sürmeden telefonunu bana uzattığında evin kameralarına bağlandığını gördüm. Gözlerim ekranda gezerken Karamel'in salondaki koltuğa kıvrılıp uyuduğunu gördüm. "Tamam," dedim bakışlarımı Rüzgar'a çevirerek. "Sen bırak beni."
Rüzgar'ın yüzünde keyifli bir gülüş belirdiğinde bahçe kapısına doğru yürümeye başladı. "Tamamdır prenses, o kadar ısrar ettin kırmayalım bari seni." Rüzgar'ın hallerine şaşırsamda gülmeden edemedim. "Şuna bak sen, kim ısrar etti gördük az önce." diyerek Rüzgar'ın arkasından yürümeye başladığımda laf atmada yine geri kalmadı. "Değil mi? Çok ısrar ettin az önce."
"Rüzgar!" dedim yalancı bir kızgınlıkla. Rüzgar, işaret ve başparmağını birleştirip ağzını fermuar gibi kapatıp "Sustum." dedi. Ama beş saniye olmadan adımlarını durdurup bana dönünce bende durdum. "Ya da susmuyorum," deyince kaşlarım hafifçe çatıldı. Ne diyordu yahu bu? Ellerimi belime yerleştirdim. "O nedenmiş?" Rüzgar işaret parmağıyla kolundaki çantamı işaret etti. "Karamel'le dipdibeydin ilacını kullan sonra susacağım." Beklemediğim cevap karşısında istemsizce kıkırdarken çantama uzandım. Benim şuan Karamel'den ayrıldığım için ağlamam gerekiyordu ama Rüzgar buna izin vermiyordu. Karamel'den ayrılacağımı öğrendiğimde daha çok ağlamıştım.
***
"Nasıl olmuş bu?" dedim yatakta oturan Deren'e üzerimdeki elbiseyi gösterirken. Deren bundan önceki sekiz elbiseye yaptığı gibi yine aynı tepkiyi verdi. "Olmadı Lavin, olmadı!" Gözlerimi yumarak derin bir nefes aldım. "Derenciğim, neyin var senin bugün?"
"Yok bir şeyim! Niye gidiyorsun ki gitme işte." dedi Deren tavırlı tavırlı. "Ya kızım keyfin gayet yerindeydi senin ne oldu şimdi birden. Gerçi birden olmadı Tuna'nın beni akşam yemeğine davet ettiğini söylediğimden beri bir garipsin." Hiç planımda olmayan bir akşam yemeği Tuna tarafından aklıma sokulmuştu. Gitmezsem içimde kalırdı ama Deren resmen gitmemem için elinden geleni yapıyordu.
Deren yerinden kalkıp "Git Lavin git, üstündeki elbise çok güzel giy onu da git sonra görücem ben seni." deyince yaptığım tek şey şaşkın şaşkın ona bakmaktı. "O ne demek şimdi?" Deren sorduğum sorudan çok alakasız olarak "Ben yeni tarif denemeye gidiyorum." deyip odadan çıktı. "Bak Deren!" dedim sabrım taşarken. "Sinir etme insanı ya, gel buraya!" Tam odadan çıkıp Deren'in peşinden gidiyordum ki telefonum çalınca aramayı cevaplamak zorunda kaldım.
"Efendim Tuna," dedim sesimi dizginlemeye çalışarak. "Lavin kapıdayım, hazır mısın?" Üzerimdeki elbiseye baktım Deren yüzünden doğru düzgün hazırlanamamıştım ki! "Hazırım hazırım beş dakika bekle hemen geliyorum." dedim ve Tuna'dan onay alıp telefonu kapattım.
Üzerimdeki beyaz elbise oldukça sade, dizlerimin üzerinde biten bir elbiseydi. Makyajım da fazla değildi, zaten fazla makyaj beni boğuyordu. Değişiklik olsun diye bu sefer saçlarımı toplamıştım böylece taktığım gold takılarda kendini belli etmişti. Son olarak beyaz renk bantlı topuklu ayakkabılarımı giyip evden çıkmıştım.
***
"Nereden çıktı bu yemek işi?" diye sordum karşımda oturan Tuna'ya bakarken. Restoranta geleli bir on dakika olmuş siparişlerimizi bekliyorduk. Akşam yemeği için gelinebilecek abartı olmayan ama şık bir yerdeydik.
Tuna derin bir nefes verip ellerini masanın üstünde birbirine kenetledi. "Lavin, benim sana bir şey söylemem lazım." Tuna'nın çekingen çıkan sesi merakımı arttırdı. "Söyle tabi, dinliyorum." Tuna konuşmak için tam dudaklarını aralamıştı ki yemeklerimiz gelince diyeceği şeyi söyleyemedi. Garson yemekleri bırakıp afiyet olsun demiş ve gitmişti.
Çatalımı elime aldım ama ben meraktan yiyemezdim. "Tuna, şu bahsettiğin şeyi söyler misin?" Tuna eline aldığı çatal bıçağı tabağının kenarına bıraktı. "Merakın tuttu tabi şimdi senin." Kafamı salladım hemen, yalan değildi gerçekten merak etmiştim. Tuna'nın bakışları gözlerimi bulduğunda ilk defa bana böyle baktığını fark ettim. Normalden farklı bakıyordu. Yüzümde ne olduğunu anlamayan bir ifade belirdi.
Tuna, "Lavin ben..." dedi ama devamı gelmedi. "Tuna," dedim dayanamayarak. "Ne bu gerginlik?" Bunu dememle Tuna daha da gerilmişti. "Ben mi gerginim?" Yüzüne yalandan bir gülümseme kondurdu. "Sana öyle gelmiştir."
"Neyse," dedim kısa bir an etrafa bakarak. "Benim de sana bir şey söylemem lazım, sende benim arkadaşımsın sonuçta." Tuna kafasını salladı. "Söyle tabi, arkadaşınım ben senin." Arkadaş kısmını neden vurgulamıştı şimdi? Tuna'da anlayamadığım bir gariplik vardı. Yakında çıkardı kokusu.
Yüzüme bir gülümseme kondurup "Biz Rüzgar'la sevgiliyiz." dedim. Tuna'ya bunun bir anlaşma olduğunu söyleyemezdim. Tuna'nın yüz ifadesi yüzünde donup kaldı. "Rüzgar'dan kastın boksör olan Rüzgar mı?" Kafamı sallayarak "Hıhım," diye mırıldandım. "O Rüzgar."
Tuna'nın bakışları masaya düştüğünde "İyi de ne kadar tanıyorsun ki?" dedi ve bakışları tekrar beni buldu. "Senin sevginden şüphe etmem ama Rüzgar? Sana olan sevgisinden emin misin?"
"O nasıl soru?" dedim yüzümdeki gülümsemeyi koruyarak. "Emin olmasam Rüzgar'la sevgili olur muyum?"
Tuna kafasını ağır ağır salladı, gözleri masaya sabitlenmişti. "Haklısın," dedi kısık sesle ardından gözleri gözlerimi buldu. "Sen mutlu ol yeter." Gülümsedim ve konuyu tekrar aynı şeye getirdim. "Bu arada sen ne söyleyecek-" diye sormadan telefonum çalmaya başladı.
Masanın üzerinde duran telefonu elime aldığımda yüzüme bir gülümseme kondurdum. Rüzgar arıyordu ve benim rolümü iyi oynamam gerekiyordu.
Telefonu açıp kulağıma yasladığımda minik bir kelime eklemesi yapmıştım. "Efendim sevgilim?" Telefonun diğer ucundan gelen Rüzgar'ın sesi oldukça keyifli çıktı. "Sevgilim ha? Ne güzel hitap ediyorsun sen öyle, neredesin bakalım?" Bir şey belli etmekten korktuğum için "Dışardayım," dedim. "Eve gidince ararım seni olur mu?" Rüzgar bunu tabi ki de onaylamadı. "Olmaz efendim, kim var bu saatte yanında?"
"Tuna var," dedim tatlı tatlı. "Yemek yiyoruz." Rüzgar'ın ses tonu ciddileşti ve "Tunayla yemek yiyorsun ha sevgilim?" dedi sorarcasına.
"Hıhı," diye mırıldandım. "Öyle sohbet falan ediyoruz." Rüzgar'ın sesi sert çıkınca irkildim. "Lavin konum at beş dakikaya oradayım çıldırtma insanı! Tuna'ymış yesinler Tuna'yı."
Tuna'nın bakışları üzerimde olduğu için "Konumu ne yapacaksın sen şimdi canım." dedim kısık bir tonda. Rüzgar'ın derin nefes aldığını duydum. "Lavin, konum hadi." diyen Rüzgar'ın sesinden sonra gelen kapı kapanma sesiyle şaşkınlığımı gizlemeye çalışarak yüzümeki gülümsemeyi büyüttüm. Gerçekten yanıma gelmek için evden çıkmıştı. "Tamam sevgilim, ararım ben seni merak etme." dediğimde Rüzgar, "Lavin at o konu-" diyordu ki "Görüşürüz sevgilim, öptüm." diyerek telefonu kapattım ve masaya bıraktım.
Az önce öptüm mü demiştim ben? Bu sevgili rolü hiç benlik değildi, uçtukça uçuyordum. Görüşürüz neyime yetmemişti de bir de öptüm demiştim acaba?
Tuna'nın bakışları hâlâ üzerimde olduğu için elime çatalımı alıp Tuna'ya yemeğini işaret ettim. "Yiyelim hadi, yoksa buz gibi olacak." Tuna kafasını sallayınca ikimizde yemeğe başlamıştık. Tabi bu sırada telefonuma bir bildirim düştü. Ekranım açık olduğu için mesajı göz ucuyla okumuştum. Tabi ki Rüzgar'dı.
Rüzgar:Lavin, uğraştırma beni at o konumu.
Rüzgar:Lavin!
Hiç kusura bakmasındı şuan konum falan atamazdım. Yemek yerken aklım Rüzgar'la meşgul olduğundan Tuna'nın bir şey diyeceğini unutmuştum. Bunu hatırladığımda çoktan yemeklerimizin sonuna yaklaşmıştık.
"Tuna," dememle Tuna'nın donuk bakışları beni buldu. "Sen bir şey söyleyecektin." Tuna başını hafifçe geriye yatırdı. "Yok ya öyle önemli bir şey değildi," dedi ve ardından hemen ekledi. "Ki ben çoktan unuttum bile." Gözleri aksini söylüyordu ama bunu sorgulayamadım çünkü gözlerim restorantın kapısından içeri giren Rüzgar'ı buldu. Yok artık ama! Konum atmadan nasıl bulmuştu beni?
Şaşkınlıkla "Rüzgar," diye fısıldamamla Tuna omzunun üzerinden arkaya -Rüzgar'ın olduğu yöne- baktı ve ardından bakışları beni buldu. "Geleceğini söylememiştin." Sesi fazlasıyla huzursuz çıkmıştı. Gülümserken bakışlarım bize doğru gelen Rüzgar'ın üzerindeydi. "İnan bana da sürpriz oldu."
Rüzgar saniyeler içinde yanımıza gelmiş masanın başında dikilmişti. Bakışları ben ve Tuna'nın üzerinde gidip gelirken "Afiyet olsun," dedi düz bir sesle. Ardından bakışları beni buldu. "Hadi Lavin, gidiyoruz." Ciddi değildi değil mi?
Tatlı tatlı gülümsedim. "Nereye gidiyoruz?" Rüzgar masanın üzerindeki çantamı ve telefonumu aldı. "Çok önemli bir işimiz var Lavin," Telefonumu çantamın içine koydu ve bakışları tekrar beni buldu. "Hadi, güzelim." dedi ılımlı bir sesle.
Güzelim... İçimde bir şeyler uçuştu. Bir kelimenin bu kadar güzel hissettireceğini hiç düşünmemiştim. Bakışlarım Rüzgar'ın gözlerindeyken ağır ağır salladım kafamı. "Madem çok önemli bir işimiz var," Oturduğum yerden elbisemi düzelterek kalktım. "Gidelim." Bakışlarım Tuna'ya döndü. "Tuna, kusura bakma." dememle Rüzgar'ın nazikçe elimi tutması ve iğneleyici bir tonda Tuna'ya "Kusura bak." demesi bir oldu. Gözlerimi kısarak Rüzgar'a baktığımda çoktan beni önden yönlendirip çıkışa doğru yürümeye başlamıştı bile. Neydi bu acelesi? Çevremde anlayamadığım şeyler oluyordu.
Dışarıya çıktığımızda Rüzgar elini elimden çekmeyince tutmasına izin verdim. "Araba biraz ileride yürümemiz gerekiyor." diyen Rüzgar'ın yüzüne bakabilmek için başımı yukarı kaldırdım. "Neydi bu şimdi?" Yürümeye devam ederken Rüzgar'ın bakışları bana döndü. "Seni Tuna'dan uzak tutuyorum."
Kaşlarım çatılırken "Tuna'dan mı uzak tutuyorsun?" dedim şaşkınlıkla. Rüzgar'ın adımları durunca bende durdum. Bakışları gözlerimde oyalanırken umutsuzca "Ne kadar daha bir şeyleri görmek istemeyeceksin merak ediyorum." dedi ve yürümeye devam etti. Elimi tuttuğu için bende onunla birlikte yürümeye başladım. Ben "Tuna benim arkadaşım." derken Rüzgar sert bir sesle "Sokarım onun gibi arkadaşa." diye mırıldanmıştı.
Acaba Rüzgar beni kıskanmış olabilir miydi?
Rüzgar'ın elini bıraktığımda bakışları hemen bana döndü. Rüzgar yürümeye devam ederken karşısına geçerek bende geri geri yürümeye başladım. "Sen beni mi kıskandın?" dedim oyunbaz bir ifadeyle. Aramızda bir gerginlik oluşmuştu biraz eğlenceden bir şey olmazdı.
Söylediğim şeyle Rüzgar'ın dudaklarından alay eder gibi bir gülüş döküldü. "Kıskanmak mı?"
Geri geri yürümeye devam ederken gülümseyerek kafamı salladım. "Evet, resmen Tuna'dan beni kıskandın." Rüzgar dediklerimi umursamadı çünkü düşersem diye tetikte bekliyordu. "Düşeceksin." dedi ama bende onun dediğini umursamadım çünkü düşsem tutacağını biliyordum.
Yüzümdeki oyunbaz ifadeyi koruyarak "Soruma cevap vermedin?" dedim sorarcasına. Rüzgar tabi ki de yine dediğimi umursamadı. Tek derdi geri geri yürümemmiş gibi "Düşecek-" diyordu ki "Soruma cevap istiyorum." diyerek sözünü kestim.
Rüzgar pes etmiş gibi derin bir nefes aldığında bakışları gözlerimin en derinine baktı. Ciddiyetle "Kıskandım ulan," demesi hiç beklediğim bir şey değildi. "Tuna'ya birlikteyim demen kıskançlıktan deliye dönmem için yeterli oldu."
Yutkunmadım. Ben şaka yaparken Rüzgar resmen kıskandığını itiraf etmişti.
