MÜHÜRLÜ AŞK kitap kapağı

22. bölüm / 51

MÜHÜRLÜ AŞK

Bölüm:21 Sürpriz

Vaveyla Yazarı: Meloria 🌷

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 51Şu an: Bölüm:21 Sürpriz
  1. 1 Bölüm:1 Kimsin Sen?2.283 kelime
  2. 2 Bölüm:2 Röportaj1.843 kelime
  3. 3 Bölüm:3 İlk Mesaj1.716 kelime
  4. 4 Bölüm:4 Gözlerin Diyorum1.972 kelime
  5. 5 Bölüm:5 Takip İsteği1.651 kelime
  6. 6 Bölüm:6 Tesadüfün Böylesi1.638 kelime
  7. 7 Bölüm:7 Olan Var Olmayan Var1.835 kelime
  8. 8 Bölüm:8 Unutulmayan Anılar1.712 kelime
  9. 9 Bölüm:9 Boks Maçı1.585 kelime
  10. 10 Bölüm:10 Habersiz Çekim1.729 kelime
  11. 11 Bölüm:11 Magazin Haberi2.106 kelime
  12. 12 Bölüm:12 Anlaşmalı Evlilik1.803 kelime
  13. 13 Bölüm:13 Kendini Belli Eden Duygular2.808 kelime
  14. 14 Bölüm:14 Kıskançlık2.222 kelime
  15. 15 Bölüm:15 İtiraf Edilen Gerçek1.887 kelime
  16. 16 Bölüm:16 Sarılabilir Miyim?1.949 kelime
  17. 17 Bölüm:17 İlk Defa "Biz" Gibi1.614 kelime
  18. 18 Bölüm:18 Saklanmayan Hisler1.760 kelime
  19. 19 Bölüm:19 Yeni Hayata Atılan İlk Adım2.508 kelime
  20. 20 Bölüm:20 Geçmişin Bıraktığı Hasar2.342 kelime
  21. 21 Bölüm:21 Sürpriz2.513 kelime · Okuduğun bölüm
  22. 22 Bölüm:22 Sendeleyen Gece2.466 kelime
  23. 23 Bölüm:23 Zaferin En Güzel Hâli2.493 kelime
  24. 24 Bölüm:24 Sürpriz Misafir1.689 kelime
  25. 25 Bölüm:25 Geçmişten Gelen Fısıltı1.831 kelime
  26. 26 Bölüm:26 Sahiplenişin Sessiz Hâli1.866 kelime
  27. 27 Bölüm:27 Mutluluğun Son Demleri1.860 kelime
  28. 28 Bölüm:28 Sınırlandırılmış Sevgi1.800 kelime
  29. 29 Bölüm:29 Örülen Duvarlar1.805 kelime
  30. 30 Bölüm:30 Kırılma Noktası2.226 kelime
  31. 31 Bölüm:31 Gün Yüzüne Çıkan Gerçekler2.152 kelime
  32. 32 Bölüm:32 İddianın Sonucu1.895 kelime
  33. 33 Bölüm:33 Benim Hikâyem1.799 kelime
  34. 34 Bölüm:34 Büyük Karşılaşma1.959 kelime
  35. 35 Bölüm:35 Yeniden Biz1.843 kelime
  36. 36 Bölüm:36 Tek Taş1.643 kelime
  37. 37 Bölüm:37 Kamp2.326 kelime
  38. 38 Bölüm:38 Senin Olduğun Güzel Anlar1.983 kelime
  39. 39 Bölüm:39 Küçük Çatlak2.149 kelime
  40. 40 Bölüm:40 Büyük Çatlak2.120 kelime
  41. 41 Bölüm:41 Cevaplanmayan Çağrı2.045 kelime
  42. 42 Bölüm:42 Özlem1.743 kelime
  43. 43 Bölüm:43 Gülümseyin Çekiyorum1.926 kelime
  44. 44 Bölüm:44 Sessiz İyilik1.776 kelime
  45. 45 Bölüm:45 İyi Ki Doğdun Mucizem1.927 kelime
  46. 46 Bölüm:46 Şimdiden Özledim1.524 kelime
  47. 47 Bölüm:47 Ayrı Geçen İlk Gece1.645 kelime
  48. 48 DUYURU146 kelime
  49. 49 Bölüm:48 Yeni Mucize1.729 kelime
  50. 50 Bölüm:49 Hafifleyen Özlem1.582 kelime
  51. 51 Bölüm:50 Dünya Şampiyonu1.208 kelime

Rüzgar'ın notunu okuduktan sonra aklıma gelen fikir için aceleyle kahvaltımı yapmış sonra da Deren'in tarifiyle kurabiye yapmıştım. Kurabiyeler pişerken Karamel'in mama ve suyunu yenileyip biraz onunla ilgilenmiştim. Kurabiyeleri fırından çıkartıp dinlenmesi için bırakarak odama geri dönmüştüm. Ardından dolabımdaki kıyafetlere bakıp spor için uygun kıyafetler giymiştim.
Siyah dar askılı üstüm giydiğim siyah taytımla bir bütün halinde duruyordu. Beyaz çoraplarımı taytımın üzerine çekmiştim, bu görüntüyü seviyordum. Saçlarımı da at kuyruğu yapıp beyaz bir şapka takmıştım. Koluma taktığım spor çantamın içinde de gerekli her şey vardı.
Evden çıkmadan mutfağa uğrayarak termosuma soğuk su doldurup kurabiyeleri koyduğum kabı çantama yerleştirdim. Ardından beyaz spor ayakkabılarımı giyip evden çıktım. Rüzgar'ın arabasını görünce gülümsedim, motoruyla gitmiş olmalıydı. Bu durumda arabasını kullanmamda bir sakınca olmazdı. Taksiyle uğraşacak havamda değildim. Eve girip girişten hızlıca arabanın anahtarını aldım.
Arabaya binip çantamı yan koltuğa, termosumu da arabada ayrılan özel bölmeye koydum. Koltuğu kendime göre ayarlayıp kemerimi taktığımda ellerimi direksiyonun etrafında gezdirdim. Araba kullanmayalı uzun zaman olmuştu. Anahtarı çevirip motoru çalıştırdığımda radyodan şarkı açıp sesi yükselttim.
Yola çıktığımda gideceğim yeri zaten biliyordum çünkü daha önce röportaj için gitmiştim. Ana yola çıktığım gibi denk gelen kırmızı ışıkta mecburen durdum. Yeşil ışığın yanmasını beklerken açtığım şarkıyı mırıldanıyordum.
Sarı, ardından yeşil ışık yanınca öndeki araba hareket etmediği için uzunca kornaya bastım. Zahmet edip ilerlemeye başlayınca umursamadan şarkıyı mırıldanmaya devam ettim.
Kısa bir süre sonra spor salonuna varmıştım. Arabayı park ettiğimde müziği kapatarak motoru durdurdum. Yan koltuktan çantamı alıp omzuma taktım, termosumudan da birkaç yudum su içerek arabadan indim. Arabayı kitleyip kapıları son kez kontrol ettim.
Karşıdan karşıya geçip spor salonuna giriş yaptığımda ilk geldiğimde de burada olan adam beni karşıladı. "Hoş geldiniz Lavin Hanım,"
Kafamı hafifçe eğdim ve gülümseyerek selam verdim. İçeri girdiğimden beri Rüzgar'ı arayan gözlerim sonunda hedefini buldu. Spor salonunun pencere kaplı köşesine dizilmiş koşu bantlarından birindeydi.
Rüzgar'ın bulunduğu alana doğru yürürken üzerimde bakışlar hissediyordum ki duyduğum erkek sesleri bunu doğruladı. "Lan oğlum, Rüzgar'ın eşi değil mi bu kadın?" diyen erkek sesi sağ tarafımdaki alandan geliyordu. "Evet o," dedi diğer adam. "Şanslı herif valla, benim böyle karım olacak..."
Adımlarımı durdurarak adamlara doğru döndüğümde yanlarına doğru birkaç adım attım. Gözlerim iki adamda gidip gelirken "Ne kadar rahat konuşuyorsunuz." dedim soğuk bir sesle.
"Afedersin bayan," dedi sarışın olan. Bu en son konuşandı. Gözlerimi yumarak burnumdan nefes aldığımda "Bayan değil, kadın." dedim uyarıcı bir tonda. "Yırtmayayım o ağzını." diyerek tatlı tatlı tebessüm ettiğimde adamların gözleri tedirginlikle etrafta gezindi. Muhtemelen Rüzgar'a baktılar çünkü görürse iyi olmayacağınını benim gibi onlarda biliyordu.
Fazla uzatmadan, "Dediklerinize ve iğrenç zihniyetinize sahip olun." diyerek yanlarından uzaklaştım.
Rüzgar'ın yanına geldiğimde kulaklığı olduğu için beni fark etmemişti. Biraz daha yaklaşıp koşu bandını kapattığımda yüzümdeki gülümsemeyle Rüzgar'a döndüm. Onun da şaşkın bakışları zaten bendeydi.
Kulağındaki kulaklığı çıkartıp boynuna bırakırken "Lavin?" dedi şaşkın sesiyle ama gözlerinden mutlu olduğunu anlıyordum. "Ne işin var senin burada?"
"Sabah kıyamayıp beni uyandırmamışsın," dedim tatlı tatlı. "Bende, birlikte kahvaltı yapamadıysak spor yaparız, dedim ve geldim."
Rüzgar koşu bandından indiğinde yüzündeki gülümsemeyle "İyi ki geldin," dedi ama sonra bakışları etrafta gezinince yüzü düz bir ifade aldı. Ne olduğunu anlamaya çalışırken bende etrafa bakınıyordum ki Rüzgar, "Lavin, burası erkek kaynıyor." deyince sorunu anladım.
"Farkındayım," dedim masumca. "Ama sen varsın bir şey olmaz."
"Olur," dedi Rüzgar net bir ifadeyle. Omzumdaki çantamı alıp kendi omzuna taktığında sadece onu izliyordum. Elini belime yerleştirince başıyla bir hareket yaptı. "Hadi,"
Rüzgar'la birlikte yürümeye başladığımda "Nereye?" diye sordum.
Kıskançlık dolu sesiyle "Daha az erkeğin olduğu bir yere." deyince gülmeden edemedim. "Kıskanıyorsun,"
"Kıskanmıyorum," dedi kendinden emin bir şekilde. "Sahip çıkıyorum, kimsenin seni izlemesine müsaade edemem." Bakışları etraftaki insanlarda gezindi. Rüzgar'ın baktığını gören herkes ilgilendiği şeye devam ediyordu. "Hepsinin ne halt olduğunu çok iyi biliyorum."
"Bilirsin tabii," dedim parmak uçlarıma çıkıp yanağına bir öpücük kondururken. "Seni ne kadar sevdiğimi de bilirsin."
Rüzgar, gülüşünü gizlemeye çalışırken "Lavin," dedi uyarır gibi. "Özellikle mi ortam içinde yapıyorsun?" Bunu sormasının nedeni rahat olmamasındandı. İstediği gibi karşılık veremiyordu.
Kafamı sallayarak "Evet," dediğimde Rüzgar gülerek kafasını olumsuz anlamda iki yana salladı.
Dolapların olduğu alana girdiğimizde muhtemelen Rüzgar'ın olan siyah dolabın önüne geldik. Dolabın kapısını açtığında çantamı koyuyordu ki "Dur," dedim hemen. "İçinden bir şey almam gerekiyor."
Rüzgar'ın meraklı bakışları üzerimdeyken çantamın içinden poşeti çıkardım. Poşetin içinde kurabiyeleri koyduğum kap vardı. Rüzgar, "O ne?" diye sorarken çantamı dolaba yerleştirdi. "Sürpriz," dediğimde Rüzgar şapkamı önünden tutarak tek hamlede çıkardı. Saçımı bozmamaya bile dikkat etmişti. "Öyle olsun bakalım," dedi şapkamı da dolaba koyup kapağını kapatırken.
Dolapların olduğu alandan ayrılıp, herkesten uzak bir yere geldiğimizde burayı tanımam hiçte zor olmadı. Rüzgar'la röportajı yaparken kenarına oturduğumuz ringin oraya gelmiştik.
Rüzgar yine tek hamlede ringin üzerine çıkınca mahçup mahçup gözlerimi kırpıştırarak yanına yaklaştım. Rüzgar, ne istediğimi bildiği için belimden tutarak beni yukarıya kaldırdı. Bunu yapacağını biliyordum ama yanına oturtmak yerine kucağına oturtmasını beklemiyordum. Resmen şuan Rüzgar'ın kucağında yan bir şekilde oturuyordum.
Gözlerim fal taşı gibi açılırken kalbim yerinden çıkmak istercesine atmaya başlamıştı. Bedenim resmen taş kesilmişti, kıpırdayamıyordum. Rüzgar, kucağımdaki poşeti tutan ellerimden birini alarak dudaklarına yaklaştırdı. "Şşş," diye mırıldandı yatıştırıcı bir tonda, ardından dudaklarını elime bastırdı. "Sakin ol."
Yanaklarımın kızardığını hissederken, "Sakinim," diye mırıldandım. "Az önce bana laf yapıyordun, yaptığına bak." Fazlasıyla ani olmuştu.
"Kimse görmüyor," dedi rahat bir tavırla. "Ayrıca ben seni özledim." Dudaklarını boynuma bastırınca istemsizce başımı geriye yatırarak ona yer açtım ama sonra toparlanarak "Rüzgar," dedim yalandan kızar gibi. "Durur musun?"
Rüzgar kafasını sallayarak kollarını belime doladı. Sıkı sıkı değildi ama kollarının arasında olduğumu biliyordum.
"Ne getirdin bana?" diye sordu kafasını kafama yaslayarak. Bu esnada kokumu içine çektiğini fark etmediğimi sanıyorsa yanılıyordu.
Bulunduğum konumu düşünmemeye çalışırken, "Kurabiye," dedim poşetten kabı çıkararak. "Senin için yaptım." Poşeti uzanarak boş kısma koyduğumda fazla kıpırdanmamaya çalışıyordum.
Kabın kapağını açarak kurabiyeleri Rüzgar'a gösterdim. "Bak," dedim çocuk gibi neşeyle. "Kalpli kalpli nasıl?" Kırmızı kalpli kurabiyeler yapmıştım.
Rüzgar, "Çok güzel," diye mırıldanırken yanağıma minik öpücükler konduruyordu. Rüzgar'a döndüğümde kaşlarım hafifçe çatıldı. "Ne bu özlem?" dedim sorarcasına. "Kurabiyelerle ilgilenmen gerekiyordu."
Rüzgar bu soruyu bekliyormuş gibi "Dün benimle uyumadın ya ondan." dedi hemen. "Ayrı odalarda geçirdiğimiz süreleri ve sabahta uzun uzun yanında kalamadığımı hesaplarsak, özlemem oldukça normal."
Dudaklarımdan bir kıkırdama dökülürken, "Çok fenasın," dedim. Konuyu ne yapıp ne edip birlikte uyumaya getirmişti.
"Öyleyimdir," diye fısıldadığında yanağıma bir öpücük daha kondurdu.
"Ya ama Rüzgar," dedim dayanamayarak. "Böyle devam edersen kurabiyeleri yiyemeyeceksin."
"Özledim diyorum kızım," diye homurdandıktan sonra "Azıcık merhamet göster." dedi yalandan yalvarırcasına.
Gözlerimi kırpıştırarak, "Gelmeseydim ne yapacaktın sen bu özlemle?" diye sordum.
Dudaklarını kulağıma yaklaştırdığında sıcak nefesini hissettim. Yoğun bir duygu taşıyan sesiyle "İşte o zaman asıl fenayı görürdün." diye fısıldadı.
Nefesim kesilirken güçlükle yutkundum. Bakışlarım Rüzgar'a döndüğünde kahvelerini görmek kalbimin daha da hızlanmasına sebep oldu. Yanaklarıma kan pompalanmıştı, şuan kesinlikle yaptığım kurabiyeler gibi kıpkırmızıydım.
Yalandan öksürerek konuyu dağıttım. "Eee, yemeyecek misin kurabiye? O kadar uğraştım."
"Seni yesem olmuyor mu?"
"Malesef," dedim dudaklarımı üzgünce büzerek. "Prosedür gereği böyle bir şey mümkün değil."
Rüzgar inkar ederek, "Mümkündür, mümkündür." diye tekrarladı.
Sabır çekerek Rüzgar'a baktım. "Kurabiyeleri boşuna mı yaptım?"
Kafasını iki yana salladı. "Hayır," dedi bir eliyle belimi sıkıca kavrayarak. "Sadece ondan öncelikli biri var." Rüzgar'a kızamadığımı daha önce söylemiş miydim? Ben Rüzgar'a nasıl bakıyordum hiçbir fikrim yoktu ama o bana çok güzel bakıyordu. Her zaman ki gibi...
Rüzgar'ın dudakları dudaklarımı bulunca karşı çıkmadım. Kısa süren öpücüğümüzden sonra dudaklarıma minik bir buse kondurdu ve bakışları sonunda kurabiyeri buldu. "Yiyelim bakalım kurabiyelerini."
Rüzgar'dan önce davranarak bir kurabiyeyi ona uzatarak "Bu senin," dedim. Rüzgar elimdeki kurabiyeyi alınca kendim içinde bir kurabiye aldım. "Bu da benim."
Rüzgar'ın kurabiyeyi yemesini bekliyordum ama o yine beni şaşırtarak beklemediğim bir şey yaptı ve elindeki kurabiyeyi bana uzattı. "Bu senin Pıtırcık, çünkü kalbim sana ait." Mest olmuş gibi Rüzgar'a bakarken resmen eriyordum.
Elinden kurabiyeyi alırken "Rüzgar," dedim gizleyemediğim bir hayranlıkla. "Sen böyle yaptıkça yanaklarını ısırasım geliyor."
Rüzgar gülerek kafasını eğdi. "Öyle mi?"
"Öyle," dedim yanağına kocaman bir öpücük kondurarak. "Hadi ye artık şu kurabiyeleri."
Kurabiyelerin çoğunu yedikten sonra kabı poşete geri koyup yandaki boşluğa bırakmıştım. "Buraya gelme amacım spor yapmaktı," dedim kafamı Rüzgar'ın göğsüne yaslayarak.
"Yaparız," dedi Rüzgar kollarını bana dolayarak. "Vaktimiz var."
Kollarımı Rüzgar'ın boynuna doladığımda esneyerek, "Uykum geldi benim," diye mırıldandım. "Burada, böyle uyuyabilirim." Yerimde hafifçe kıpırdanarak daha rahat bir pozisyona geçtim ama bu sanırım pekte iyi bir fikir değildi. Rüzgar'ın bedeni kasılmıştı.
"Uyu," dedi Rüzgar bozuntuya vermeyerek. "Zaten gözükmüyoruz." Usulca yanağımı okşadı.
Gözlerim yavaş yavaş kapanırken Rüzgar, "Parfümünün güzel olduğunu söylediğimden beri aynı parfümü kullanıyorsun." dedi kısık bir sesle.
Kafamı sallayarak, "Hıhım," diye mırıldandım mayışık bir sesle. "Ve bu yüzden parfümüm bitmek üzere..." Kendimi uykunu kollarına teslim ederken hissettiğim son şey Rüzgar'ın saçlarıma dudaklarını bastırmasıydı.
Tam dünyayla aramdaki bağı koparıyordum ki "Ne yapıyorsunuz siz burada kucak kucağa?" diyen sesle gözlerim fal taşı gibi açıldı. Kollarımı anında Rüzgar'dan çektim. Kaşlarını çatmış bize bakan Atakan'a dönmemle hissettiğim utanç duygusuyla kafamı Rüzgar'ın göğsüne gömdüm.
Rüzgar'ın kolları sanki bir tehlikeden koruyor gibi beni sardığında "Atakan!" dedi sert bir sesle. "Başlarım senin çarkına, karımın uykusunu böldün!"
Cidden mi? Derdi bu muydu? Ben burada utançtan gebermek üzereydim ve Rüzgar hâlâ bölünen uykumdan bahsediyordu!
"Ay aman," dedi Atakan ters ters. "Gidin evinizde kucaklaşın sizde."
Rüzgar'ın derin nefes aldığını yükselen göğsünden anladım. "Atakancığım," dedi sakince. "Buradan hızlıca uzaklaşır mısın?"
Atakan inatlaşarak "Uzaklaşmam," dedi. "Hiç kusura bakma ama burası herkese açık bir yer ve ben burada durmak istiyorum."
Rüzgar'ın göğsünden kafamı kaldırdığımda gözlerimi kısarak Rüzgar'a baktım ama sözlerimin hedefi Atakan'dı. "Deren gelecekti," diyerek pembe bir yalan söyledim. "Birazdan gelir."
"Deren mi gelecekti?" diye sordu Atakan hemen.
"Lavin'e işleri varmış," dedi Rüzgar yalanıma ayak uydurarak. "Lavin'de beni görmek istediği için Deren buraya gelecek."
Atakan'ın kaşları havaya kalktığında "Eli kulağındadır gelir şimdi," diyerek yalandan bir ifade takındım. "Ayy, bizi de bulamaz şimdi, Atakan rica etsem Deren'i girişte bekler misin? Burada olduğumuzu söylersin."
Atakan kafasını sallayarak "Tabii," dedi ve yanımızdan ayrıldı.
"Bravo ortak," dedim yüzümdeki gülümsemeyle.
"Asıl sana bravo," dedi Rüzgar. "Benim aklıma gelmezdi."
"Yalnız benim uykum kaçtı," dedim oflayarak. "Biraz spor mu yapsak?"
***
"İnanmıyorum sana!" dedim bulunduğum durumu hayıflayarak. "Benim ne işim var boksla?"
Rüzgar, bir şekilde beni ringe çıkarmaya ikna etmişti ama ben hâlâ nasıl ikna olduğumu anlamıyordum!
"Bir şey yok, sadece doğru yumruk atmayı göstereceğim o kadar." dedi Rüzgar rahatça.
Oflayarak kollarımı göğsümde birleştirdim. "Spordan kastım bu değildi."
Rüzgar yanıma gelip bağladığım kollarımı çözdü. "Senin bahsettiğin sporları da yaparız, merak etme." Ellerimi tutup hafif bir öpücük bırakmasına artık alışmıştım. Üstelik oldukça hoşuma gidiyordu.
"İyi tamam," dedim kabul ettiğimi belli ederek. "Ama bir şartım var."
"Neymiş o şartın?" diye sordu Rüzgar arkama geçerek.
"Akşam yemeğini dışarıda yiyelim." dedim, bence güzel bir fikirdi. "Hem anlaşmamıza sadık kalıp birbirimize vakit ayırmış oluruz."
Rüzgar kollarını arkamdan bana dolarken, "Anlaşmamızdaki tüm kurallara uyuyormuş gibi konuşman..." diyerek güldü. "Ama seni mi kıracağım, gideriz." Bu sefer de boynuma bir öpücük bırakmıştı.
"Bak şimdi," diyerek bana biraz daha yaklaştı. Sırtım göğsüne yaslıydı ve bu kalbimin deli gibi atmasına sebep oluyordu. Bileklerimi tutarak "Ellerini yumruk yap," dedi öğretici bir tonda.
Ellerimi yumruk yaptığımda kendi kendine güldü. Arkama bakmaya çalışarak "Ne oldu?" diye sordum. Rüzgar'ın elleri iki elimi ayrı ayrı kavradığında yumruğumun içinde kalan başparmaklarımı dışarı çıkarttı. "Eğer başparmağın içeride olursa karşıya darbe verirken kendine de darbe verirsin, baş parmak dışarıda."
Kafamı salladığımda Rüzgar ellerimi hareket ettirerek nasıl vurmam gerektiğini göstermişti.
"Emin misin anladığına?" diye sorduğunda Rüzgar'a dönerek kaşlarımı hafifçe çattım. "Anladık heralde," dedim ağır abi havasında. Ardından sanki kol kasım varmış gibi kollarımı kaldırdım. "Biz de boş değiliz."
Rüzgar halime güldüğünde bende güldüm. "Bir de bana şapşal diyordun, haline bak."
Atakan'ın "Siz benimle taaşuku talat ve fitnat mı geçiyorsunuz?" diyen sinirli sesini duyunca Rüzgar'la kısa bir an bakıştıktan sonra aynı anda Atakan'a bir döndük.
"Deren falan yok ortada!"
"Ayyy," dedim abartılı bir tonda. "Deren az önce aradı beni, çok önemli bir işi çıkmış gelemiyor."
Atakan nefesini sertçe verdiğinde ters ters bize bakıyordu. "Siz ne yapıyorsunuz ringin tepesinde?"
Rüzgar, "Lavin'e yumruk atmayı öğretiyorum." diyerek açıklayınca Atakan'ın resmen gözleri parladı.
***
"Yengeciğim," dedi Atakan sabır diler gibi. "Tamam anladık kocan falan ama görmüyor musun taş gibi adam senin küçük yumruğunla canı mı acır onun?"
"Olsun," dedim kollarımı göğsümde birleştirerek. "Vuramam ben öyle."
Atakan'da bizimle birlikte ringe çıkmıştı. Şuan da Rüzgar az önce öğrettiği yumruğu koluna atmamı istiyordu ama ben hiç oralı değildim. Kıyamazdım ben.
Atakan'ın aniden Rüzgar'ın koluna yumruk atması çok beklenmedikti. Rüzgar'ın bu yumruktan etkilenmediği belliydi ama "Sikerim belanı!" dedi ters ters.
Atakan, Rüzgar'ı umursamadan bana döndü. "Bak bir halt olmuyor, canavar mıdır nedir!"
Atakan'a dik dik baktım. Acımamış olabilirdi ama çok sert vurmuştu. Atakan'a doğru yürüyerek "Ne vuruyorsun be kocama!" dememle Rüzgar'ın öğrettiği gibi koluna yumruk atmam bir oldu.
Yaptığım şeye şaşırırken Atakan acıyla inleyerek kolunu tuttu. "Kolumu hissetmiyorum." Blöf yaptığını anlamam hiç zor olmadı çünkü yumruğum acemiceydi, acımadığına emindim.
Rüzgar'ın gülme sesi gelirken Atakan'ın bakışları beni buldu. "Aşk olsun yenge!" dedi tripli tripli. "Rüzgar'a gelince vuramam edemem bana gelince hodri meydan."
Benden önce konuşan Rüzgar oldu. İmalı imalı bana bakarken "O bana vurmak yerine beni öpmeyi tercih ediyor." dedi göz kırparak.
Yanaklarım yanmaya başladığında utanç duygusu bütün bedenimi sardı. Atakan, "Tövbe tövbe," diye bir şeyler mırıldanırken "Rüzgar!" dedim utancımdan kaynaklanan sinirle. "Ne diyorsun ya!"
Atakan'ın yüzündeki ifadeyi görmemek için ona dönmemiştim bile. Şuan yerin dibine girmek istiyordum.
***
Rüzgar Bayraktar
Kırmızı ışıkta durduğumda göz ucuyla yanımda oturan Lavin'e baktım. Üzerindeki beyaz askılı elbise ona çok yakışmıştı. Elbisesi uzundu fakat derin denebilecek bir yırtmacı vardı. Şuan da bacak bacak üstüne attığı için bacağı büsbütün ortadaydı.
Arkadan gelen korna sesleriyle Lavin'in bakışları bana dönmüş ve ben yeşil yandığını yeni fark etmiştim. Yutkunarak yola döndüğümde arabayı kullanmaya devam ettim.
"Beni mi izliyordun?" diye sordu Lavin tatlı tatlı.
Kafamı salladım, "Evet, seni izliyordum." İnkar etmek için bir sebebim yoktu.
"Yeşil ışığın yandığını fark etmeyecek kadar mı dalmıştın?" diye sormaya devam etti aynı tonda.
"Yeşil ışığın yandığını fark etmeyecek kadar dalmıştım." diyerek bakışlarımı ona çevirdim. "Büyüleyici gözüküyorsun."
Lavin, "Teşekkür ederim," dediğinde artık ona bakmıyordum ama sesinden utandığını anlamıştım. Ne zaman benden utanmayı bırakacaktı?
Restorantın önüne gelince arabayı durdurdum. Bu esnada Lavin de "Rüzgar, bak." dedi mutlu çıkan sesiyle.
Bakışlarım Lavin'e dönünce elindeki kalemi gördüm. Benim özel tasarlattığım kalemdi.
"Yanımda getirdim," dedi Lavin. "Yani aslında sen senaryomu yazarken kullanmamı söyledin ama biterse çok üzülürüm, o yüzden bende yanımda taşıma kararı aldım."
Yüzümde yarım bir gülümseme belirdi. "O zaman onunla imza atabilirsin." dediğimde Lavin kaşlarını kaldırdı. "Ne imzası?"
Aklımdan geçenleri kelimelere döktüm. "Yazdığın senaryonun film olacağına çok eminim ve bu durumda seni tanınan biri olarak sayabiliriz. Yani imza atabilirsin."
Lavin kafasını salladı ama sonra yüzünde bir belirsizlik belirdi. "Tamam da... Nereye atacağım? Kağıt yok ki."
Kolumu Lavin'e uzattığımda bileğim gömleğimin kolları yukarı kıvrılı olduğu için açıktaydı. "Buraya at," dedim bileğimin iç kısmını kastederek. "İlk imzanı buraya istiyorum, bileğime."
Lavin gözlerini kırpıştırarak "Şaka yapıyorsun değil mi?" diye sordu.
"Hayır," dedim net bir sesle. "Tanınan biri olduğunda 'ilk imzası benim bileğimde.' diyerek hava atabilirim."
Lavin kafasını iki yana sallayarak güldü. "Yani bu kadın benim karım diye hava atmak yerine bileğimde imzam olduğu için mi hava atacaksın?"
"Kolum koptu Pıtırcık, at artık imzayı." dedim yalandan bir sitemle. Kolum öylece kalmıştı. "Ayrıca, karım olduğun için hava atmama gerek olduğunu düşünüyorum çünkü ne kadar şahane bir çift olduğumuzu herkes biliyor."
Kalemin kapağını açan Lavin'in yüzündeki tebessüm büyüyünce bir iç çektim. Gülmesine neden olmayı seviyordum.
Lavin bileğimi tuttuğunda "Sakın kıpırdama," diye bir uyarıda bulundu. Kalemin soğuk ucu bileğimde hareket etmiş ve sonunda ortaya bir imza çıkarmıştı.
Lavin, kalemin kapağını kapatıp çantasına koyarken "İmzam artık senin bileğinde," dedi. Sonrasında bakışları beni buldu. "Silinecek ama biliyorsun değil mi?
Lavin'in güzel gözlerine bakarken "Kim bilir," diye mırıldandım. "Belki hiç silinmez."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.564okunma 88beğeni 10yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 147

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastik#felsefeGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18