31. bölüm · MÜHÜRLÜ AŞK

Bölüm:30 Kırılma Noktası

Meloria 🌷

Bölümler
1 Bölüm:1 Kimsin Sen? 2 Bölüm:2 Röportaj 3 Bölüm:3 İlk Mesaj 4 Bölüm:4 Gözlerin Diyorum 5 Bölüm:5 Takip İsteği 6 Bölüm:6 Tesadüfün Böylesi 7 Bölüm:7 Olan Var Olmayan Var 8 Bölüm:8 Unutulmayan Anılar 9 Bölüm:9 Boks Maçı 10 Bölüm:10 Habersiz Çekim 11 Bölüm:11 Magazin Haberi 12 Bölüm:12 Anlaşmalı Evlilik 13 Bölüm:13 Kendini Belli Eden Duygular 14 Bölüm:14 Kıskançlık 15 Bölüm:15 İtiraf Edilen Gerçek 16 Bölüm:16 Sarılabilir Miyim? 17 Bölüm:17 İlk Defa "Biz" Gibi 18 Bölüm:18 Saklanmayan Hisler 19 Bölüm:19 Yeni Hayata Atılan İlk Adım 20 Bölüm:20 Geçmişin Bıraktığı Hasar 21 Bölüm:21 Sürpriz 22 Bölüm:22 Sendeleyen Gece 23 Bölüm:23 Zaferin En Güzel Hâli 24 Bölüm:24 Sürpriz Misafir 25 Bölüm:25 Geçmişten Gelen Fısıltı 26 Bölüm:26 Sahiplenişin Sessiz Hâli 27 Bölüm:27 Mutluluğun Son Demleri 28 Bölüm:28 Sınırlandırılmış Sevgi 29 Bölüm:29 Örülen Duvarlar 30 Bölüm:30 Kırılma Noktası 31 Bölüm:31 Gün Yüzüne Çıkan Gerçekler 32 Bölüm:32 İddianın Sonucu 33 Bölüm:33 Benim Hikâyem 34 Bölüm:34 Büyük Karşılaşma 35 Bölüm:35 Yeniden Biz 36 Bölüm:36 Tek Taş 37 Bölüm:37 Kamp 38 Bölüm:38 Senin Olduğun Güzel Anlar 39 Bölüm:39 Küçük Çatlak 40 Bölüm:40 Büyük Çatlak 41 Bölüm:41 Cevaplanmayan Çağrı 42 Bölüm:42 Özlem 43 Bölüm:43 Gülümseyin Çekiyorum 44 Bölüm:44 Sessiz İyilik 45 Bölüm:45 İyi Ki Doğdun Mucizem 46 Bölüm:46 Şimdiden Özledim 47 Bölüm:47 Ayrı Geçen İlk Gece 48 DUYURU

Sabah uyandığımda bedenimde hiçbir el hissetmedim. Ellerimi yatağa bastırarak doğrulduğumda Rüzgar'a baktım. Yatağın diğer ucunda uyuyordu. Gece nasıl uyumuştuk hiçbir fikrim yoktu ama şu an aramızda oldukça mesafe vardı. Ben yatağın bir ucunda o diğer ucundaydı.
İç çekerek Rüzgar'a baktığımda ona doğru uzanarak elimi hafiften çıkmış sakallarının üzerinde usulca gezdirdim. Yanağına tüy gibi bir öpücük bıraktıktan sonra yataktan kalktım.
Odanın içindeki lavoboya girip özel ihtiyaçlarımı giderdikten sonra giyinme odasına doğru ilerledim. Diğer odada kalmaya başladım diye kıyafetlerimin yerini değiştirmemiştim, onlar hâlâ buradaydı.
Bir süre sonra giyinmiştim. Altımda koyu gri bol kesim bir kumaş pantolon vardı. Üzerimde ise bedenimi saran beyaz bir bluz. Beyaz kemer, beyaz çanta ve gold takılırlarla da son dokunuşlarımı yapmıştım. Çok nadir yaptığım bir şeyi yaparak saçlarımı da toplamıştım.
Gözlerimin dolmasına engel olarak giyinme odasından çıktım. Makyaj masama oturmuştum ki arkamdan gelen kıpırtıyla önümdeki aynadan Rüzgar'ın yansımasına baktım. Onun da bakışları hemen beni bulmuştu zaten.
Araladığı dudaklarını diyeceği şeyden vazgeçmiş gibi birbirine bastırdı ama yine de dayanamayıp "Sabahın köründe hazırlanma sebebin tam olarak ne?" diye sordu.
Makyajımı yaparken aynadan Rüzgar'a kaçamak bakışlar atıyordum. "Defne'yi diğer kuzenimin yanına bırakacağım, dün gideceğini söylemişti." dedim. Defne bize geleli üç gün olmuştu. "Ordanda babamın yanına, şirkete gideceğim."
Rüzgar, kafasını salladıktan sonra yataktan çıktı. "Bütün gün antrenmanda olacağım." dediğinde kafamı salladım.
***
Kahvaltıdan sonra Defne'yi kuzenimin yanına bırakmış, ben de şirkete gelmiştim. Tabii bunu yaparken taksi tutmak zorunda kalmıştım. Taksinin ücretini ödedikten sonra oflayarak arabadan indim. Taksi giderken bende şirkete doğru yürümeye başlamıştım.
Büyük dönen kapıdan içeriye girdiğimde beni tanıdıkları için herhangi bir soru sormadılar ama bütün çalışanların -özellikle kadın olanların- bakışları üzerimdeydi. Rüzgar'la evlendiğimden beri şirkete ilk kez geliyordum, öncesinde de geldiğim pek söylenemezdi ama şuan bana olan bakışların hepsi Rüzgar'la evli olmamdan kaynaklıydı.
Asansöre bindikten sonra derin bir nefes aldım. Herkesin bakışlarını üzerimde hissetmeyi sevmiyordum. Babamın odasının olduğu kata geldiğimde asansörden indim.
Kapıyı çalarak odaya girdiğimde babam camdan dışarıyı izliyordu, sırtı bana dönüktü.
"Baba," diye mırıldanmamla bakışları hızla bana döndü. "Lavin, güzel kızım hoş geldin."
"Hoş buldum," dedim ona sarılarak. "Biraz konuşalım mı?"
"Tabii," dedi babam. "Konuşalım."
Babamla karşılıklı koltuklara oturduğumuzda dikkatli bakışları üzerimdeydi. "Sanırım senaryoyu yazmam tahminimden uzun sürecek," diyerek konuşmaya başladım. Kaç gündür doğru düzgün senaryomu yazamamıştım. "Bir de ajans bulma, tekrardan düzenleme vesaire derken bir yıldan önce iş sahibi olacak gibi görünmüyorum."
"Dur tahmin edeyim," dedi babam. "Araba istiyorsun."
Kafamı sallamamla babam, "Alırız kız-" diyordu ki bu sefer kafamı iki yana salladım. "Hayır, hayır, ben kendim alacağım arabamı."
Babamın kaşları havalanınca, "Bana iş lazım," dedim. "Eğer şirkette uygun bir konum varsa..."
"Ayarlarız güzel kızım, merak etme sen."
Yüzümdeki gülümsemeyle yerimden kalkıp babamın yanına oturdum. Kollarımı ona doladığımda onunda kolları beni sarmıştı. "Teşekkür ederim."
"Şımarma bakalım hemen." dedi babam gülerek. "İki Türk kahvesi söyleyeyim de konuşalım."
Çatık kaşlarımla babama baktığimda "Baba," dedim uyarıcı bir tonda.
Telefona uzanırken, "Tamam tamam," dedi babam. "Bakma bana öyle, kızımın Türk kahvesi sevmediğini elbette biliyorum."
Babamla konuşmuş bana şirkette uygun bir konum bulmuştuk. Grafik tasarımcı olacaktım. Küçüklükten beri çizimim iyiydi ve ben bu işi hallederdim. Zaten babamda ilk seçenek olarak bunu söylemişti.
Artık yeni bir işim vardı, muhtemelen araba alacak parayı biriktirdiğimde çalışmayı bırakacaktım. Ama hayalimdeki arabayı düşünürsek uzun süre çalışmam gerekiyordu.
Sanırım babamın teklifini kabul edecektim, bana acilen araba lazımdı.
Asansörle aşağı inmiştim ki tekrar yukarıya bastım. Tekrardan babamın odasına girdiğimde babamda bunu bekliyor gibiydi.
"Ne oldu?" dedi babam. "Fikrim cazip mi geldi."
Kafamı salladım. "Hadi gidip arabamı alalım."
"Lavin'im banka işlemlerini halletmem gerekiyor seni birkaç gün bekletmek zorundayım."
"İyi tamam," diyerek babamın yanına gittim ve yanağına kocaman bir öpücük bıraktım. "Teşekkür ederim şimdiden."
Babamın teklifine göre benim biriktirdiğim paranın üzerine babam gerekli miktardaki parayı ekleyecekti. Bende şirkette çalıştığım süre boyunca alacağım maaşın bir kısmını babama vererek ona olan borcumu ödeyecektim.
Şirketten tamamen çıktığımda mecburen yine taksiye binmiştim. Evin biraz ilersindeki markette inmiş evdeki eksik olan şeyleri almıştım. Elimdeki poşetleri yere bırakıp kapıyı açtığımda poşetleri tekrar alıp içeriye girdim.
Ayakkabılarımı çıkarmadan önce kapıyı kapatıyordum ki kapı sertçe açıldığında korkuyla bir adım geriledim.
Kalbimin deli gibi atmasının sebebi gördüğüm kişi değil kapının itilmesiydi.
"Ne yapıyorsun be!" dedim sinirle Mert'e bakarken.
Mert kolumu sıkıca tutup beni duvara yasladığında gözlerimi yumarak derin bir nefes aldım.
Yüzüme yaklaşarak "Bana bak," dedi dişlerinin arasından. "Yatak odasında kamera yok diye inşallah bir hata yapmamışsındır."
"Sen iyice manyamışsın!" dedim kolumu sertçe elinden çekerken. "Sence Rüzgar'a söylesem böyle sağlam kalabilir miydin?" diye sordum.
"Sana belli olmaz," dedi bu sefer. "Ayağını denk al, kesmeyeyim biletini."
Ellerimi göğsüne koyarak onu sertçe ittim. Bir adım gerilemişti. İşaret parmağımla onu gösterdim. "Asıl sen ayağını denk al, yanlış yerlerde geziyorsun." dedim tehlikeli bir tonda. "Dikkat et de bileti kesilen sen olma." İşaret parmağımla bu sefer kapıyı gösterdim. "Defol şimdi evimden."
"Elimdeki görüntüleri unutuyorsun," dedi beni tehdit ederek.
"Tehdit mi ediyorsun?" dedim istediğime ulaşmak amacıyla.
"Aynen öyle," dedi kararmış gözleriyle bana bakarken. "Benimle inatlaşmaya son ver," diye fısıldadı. "Gebertirim seni." Ardından evden çıkarak kapıyı sertçe kapattı.
Poşetleri yerleştirmek yerine ayakkabılarımı çıkararak koridorun sonundaki küçük odaya ilerledim. Burası kamera odasıydı.
Bilgisayarın karşısına geçtiğimde az önceki görüntüleri telefonuma aktardım. Mert'in yazdığı bütün mesajlarda elimdeydi zaten. Artık o düşünsündü. Çünkü ben ona hiç acımayacaktım.
Rüzgar Bayraktar
Antrenmanım birkaç gündür olduğu gibi yine berbat ilerliyordu. Lavin'le olan konuşmamızdan sonra doğru düzgün odaklanamıyordum. Vücudumu ele geçiren öfkeyle boks torbasına sert bir yumruk daha attım. Eldivenlerimi çıkartırken resmen burnumdan soluyordum.
"Sikerler böyle işi!"
Soyunma odasına doğru ilerlerken "Rüzgar?" diyen sesle Yavuz Hoca'ya döndüm.
"Nereye gidiyorsun yine? Yarım saat rastgele yumruk atmaya sen antrenman mı diyorsun?" Alttan alttan bana kızdığını açık bir şekilde belli ediyordu.
Derin bir nefes vererek "Keyfim yok," dedim. "Odaklanamıyorum."
Bana doğru adımlar atarak tam karşımda durdu. "Odaklanamıyor musun?" Ellerini omuzlarıma yerleştirdi. "Rüzgar, kaç yıldır beraberiz ve bana ilk defa odaklanamıyorum diyorsun, neler oluyor?"
Gözlerimi yumup derin nefesler almaya çalıştım. Gözlerimi açtığımda Yavuz bana çatık kaşlarla bakıyordu. "Sakın," dedi ne olduğunu tahmin eder gibi. "Sakın Rüzgar, aşkı sporuna karıştıramazsın!"
Bir şey diyemedim, gözlerim o hariç her yerde gezindi. "Beni sakın bu cümleyi tekrarlatmak zorunda bırakma." dedi uyarır gibi. "Maça kadar da toparlamış ol." diyerek yanımdan ayrıldığında omuzlarım düştü.
Yavuz Hoca boks kariyerimdeki en büyük etkendi. Tek antrenörümdü. Küçüklüğümden beri o eğitmişti beni, o yetiştirmişti. Benim için bir antrenör değil abiydi. Artık aklı başında bir yaşa geldiğimdeyse bana tek bir cümle kurmuştu.
Ne olursa olsun özel hayatını, özellikle de aşkını sporuna karıştırmayacaksın.
Artık çok geçti. Lavin benim hayatım olmuşken nasıl olurda ondan ayrı kalırdım. Aklıma gelen şeyle bir küfür savundum. Biz zaten ayrı kalmıştık.
İnsan yan yana olduğu, aynı havayı soluduğu birini özler miydi? Ben özlüyordum. Lavin'e bu kadar yakınken bir o kadar da uzak olmak o kadar canımı yakıyordu ki...
"Oooo," diyen sesle düşüncelerimden kurtulmaya çalıştım. "Ringlerin Hükümdarı da burdaymış."
"Kapat çeneni Kara Fırtına." dedim Atakan'a bakarken. "Seninle uğraşacak havam yok." Soyunma odasına doğru yürümeye başladığımda Atakan da peşimden gelmeye başladı.
Sitem barındıran sesiyle konuştu. "Uğraş artık benimle, neyin var oğlum senin?"
Sabır çekerek Atakan'a döndüğümde meraklı bakışları üzerimdeydi. Anlatıp anlatmamak arasında ikilimde kalırken anlatırsam bir nebze de olsa rahatlarım diye düşündüm. "Gel anlatacağım."
***
Atakan'la uzun uzun konuşmuş dertleşmiştik. Yanından ayrıldığımda hava kararmak üzereydi. Her zaman girdiğim marketlerden birine girdim. Cebimden cüzdanımı çıkarırken "Her zamankinden Hasan abi." dedim.
Hasan abi sigara paketlerinin olduğu yere doğru döndüğünde kartımı çıkarmak için cüzdanımı açmıştım ki gördüğüm fotoğrafla derin bir iç çektim. Lavin'in fotoğrafı uzun zamandır cüzdanımdaydı.
Gözlerim küçük fotoğrafa dalıp gittiğinde kendimi fotoğrafı incelerken buldum. Benim çektiğim bir fotoğraftı.
Kafasındaki şapkayı ters takmıştı. Gözünde güneş gözlükleri, kulağında da minik halka küpeleri vardı. Saçını geriye atarken yüzünde her zaman olduğu gibi o eşsiz gülümsemesi vardı. Onu çektiğimin farkında olduğu için gülümsemişti.
O gülümsemeye o kadar hasrettim ki...
"Rüzgar," diyen sesle gözlerim fotoğraftan ayrılarak Hasan abiyi buldu. Kendimi toparlayarak kartımı çıkardığımda pos cihazına doğru tuttum. Ödeme onaylanınca kartımı yerine koyarak cüzdanımı cebime yerleştirdim.
Sigara paketini aldım ve "Kolay gelsin." diyerek marketten çıktım.
Arabaya bindiğimde paketten bir dal sigara çıkardım. Çakmağı yakarak sigarama yaklaştırdığımda ucundan minik bir ateş çıkarak yandı. İçime derin bir nefes çektim. Sigarayı Lavin'in derdinden içiyordum ama oysaki aylar önce onun için bırakmıştım.
Arabayı çalıştırıyordum ki orta konsolun orda gördüğüm şeyle dudağımın kenarı hafifçe kıvrıldı. Sigaranın dumanını dudaklarımın arasından serbest bırakırken elime aldığım şey bir rujdu. Lavin'in ruju. Arabamı kullandığı gün burada unutmuş olmalıydı.
Ruju tekrardan aynı yere bırakarak arabayı çalıştırdım.
***
Lavin Yücel
Duştan çıktıktan sonra üzerime pijamalarımı giymiş ve odamdan çıkmıştım. Hava çoktan kararmıştı, Rüzgar gelmiş olmalıydı. Bana arabasının anahtarı lazımdı çünkü muhtemelen rujum onun arabasında kalmıştı. Her yerde aramıştım bakmadığım tek yer orasıydı.
Odanın önünde durduğumda kapısına birkaç kez tıkladım ama herhangi bir ses gelmedi. İçeriye girdiğimde odanın içine bakındım, tam burada olmadığını düşünecektim ki duyduğum su sesiyle duşta olduğunu anladım.
Gözlerim etrafta gezindiğinde komodinin üzerindeki anahtarı görmüştüm. Anahtarı alıp odadan çıktığımda merdivenlerden indim ve terliklerimi giyerek dışarıya çıktım.
Arabanın kitli kapılarını açtıktan sonra şöför kısmının kapısını açtım. Gözlerim arabanın içinde gezinirken görmeyi beklediğim şey rujumdu ama gördüğüm şey... Belkide en son görmek isteyeceğim şeydi.
Düşen yüzümle sigara paketine bakarken istemeyerek elime aldım ve içine baktım. Birkaç sigara eksikti.
Rüzgar benim için bıraktığı sigaraya benim yüzümden tekrar başlamıştı...
Dolan gözlerimle hızlıca sigara paketini kapattım. Küçük kutuyu aldığım yere geri bırakırken rujumu görmem hiç uzun sürmemişti.
Rujumu alıp arabanın kapısını kapatacaktım ki durdum. Sigara falan içmesindi, yapmasındı bunu kendine. Sigara paketini de alıp arabanın kapısını kitledikten sonra çöpün önünde durdum. Paketin içindeki sigaraları tek tek kırarak çöpe attıktan sonra paketi de atmıştım. Bütün sinirimi sigaradan çıkarmak ne kadar mantıklıydı bilmiyordum ama iyi gelmedi diyemezdim.
***
Esneyerek gözlerim aralandığında gün yeni ışımıştı. Sabah olduğunu görmemle bütün uykumun açılması ve yatakta doğrulmam bir oldu. Bugün her şey bitiyordu.
Telefonumdan bildirim sesi yükselince telefomu elime aldığım. Babam mesaj atmıştı.
Kralım:Kapının önünde ufak bir sürprizim var.
Gözlerim resmen ışıldadı. Tahmin ettiğim şey olabilir miydi?
Siz:Geliyorummmmm.
Hızlıca elimi yüzümü yıkadım. Üzerimi değiştirmek yerine pijamalarla dışarı çıkmıştım. Ve evet tahmin ettiğim şeydi.
Karşımdaki araba en büyük hayalimdi. "Bu benim mi şimdi?" diye mırıldanırken gözlerimi arabadan alamıyordum.
"Aynen öyle," dedi babam. "Yakala." Bakışlarımın babama dönmesiyle babam arabanın anahtarını havadan bana attı.
Anahtarı tutmak bile içimi kıpır kıpır yapmıştı.
Karşımdaki Audi RS6'ya bakarken kendimden geçmek üzereydim. Güneş vurunca zümrüt yeşili gibi parlıyordu. Gölgede yani herhangi bir ışık olmadığında da koyu bir orman yeşili gibi duruyordu. Bu araba bir harikaydı.
Elimi arabanın kaputunda gezdirdirirken, "Teşekkür ederim." dedim. "Bugün tam da böyle bir makineye ihtiyacım vardı."
Babam kollarını göğsünde birleştirdiğinde, "Bir şey unuttun." dedi. Gözlerim gözlerini takip ettiğinde plaka bakmadığımı fark etmiştim.
Gördüğüm plakayla yüzümdeki gülümseme daha da büyüdü.
34 LVN 126
Bakışlarım babamı bulduğunda, "Baba," dedim sevinçle. "Sen mükemmel bir adamsın."
Babamla birlikte bir süre arabayı incelemiş, kıyamasam da jelatinlerini çıkarmıştık. Daha sonra babam şirkete gitmiş ben de eve geçmiştim.
Kahvaltı yapmak yerine soluğu giyinme odasında almıştım. Kıyafetlerim büyük oda da olduğuğu için Rüzgar hâlâ uyuyordu. Onu uyandırmadan giyinmiş ve makyajımı yapmıştım. Saat zaten erkendi.
Arabama bindiğimde içimde her şeyin mutluluğu vardı. Birazdan her şeye son vermiş olacaktım. Mert'i aradığımda telefon çok geçmeden açıldı.
"Ne var sabah sabah?" dedi hoşnutsuz çıkan sesiyle.
Kısaca "Konum atacağım, hızlı gel." dedim. Ardından aramayı sonlandırarak Mert'e konum attım.
Arabayı çalıştırdığımda çıkan ses resmen içime huzur yaydı. Neredeyse bir yarım saat sonra Mert'e attığım konuma gelmiştim. Bomboş bir araziydi burası.
Arabamdan inerek kalçamı arabanın kaputuna yasladım. Bileğimdeki saati kontrol ederek kollarımı birbirine doladım.
On dakika sonra Mert'in arabası görüş hızama girdi. Arabasını durdurup indiğinde bana doğru yürümeye başladı. Ne diyeceğimi merak ediyordu ama sormaya çekiniyor gibiydi.
"Ah tamam," dedim kinayeli kinayeli. "Sen soramıyorsun, ben söyleyeyim."
Mert'in kaşları çatıldı, onunla böyle konuşmamı sevmiyordu. Ama ben çok seviyordum.
"Diyorum ki," diyerek kalçamı arabadan ayırdım. "Ortak bir karara mı varsak?"
Kaşları daha da çatıldı. "Uzatma." dedi tahammülsüzce.
"Peki," dedim. "Babam seni nüfusundan çıkartacak, benden duy istedim. Neticede fikir benim fikrimdi."
Mert üzerime doğru bir adım attı, sinirlenmişti. "Saçmalama, öyle bir şey yapamaz."
"Yapabilir." dedim. Yalan değildi babam bunu gerçekten yapacaktı.
Gözleri karardı üzerime doğru yürüdü. "Kaşınıyorsun," Ve beklediğim şeyi yaptı. Belindeki silahı çıkartıp bana doğrulttu. "Belkide işine son vermenin zamanı geldi."
Mert'in eline sertçe vurduğumda silah yere düştü. "Belkide senin işine son vermenin zamanı gelmiştir."
Yükselen siren sesleriyle Mert'in yüzünde büyük bir korku ifadesi belirdi. "Ne oluyor?"
"Bu oluyor," derken buluzumun içine gizlediğim ses kaydediciyi çıkardım. Kablo gibi bir şey olduğu için hiç belli olmamıştı.
Polis arabaları etrafımızı sardığında arabalardan inen polislerden ikisi Mert'e doğru gelmeye başladı.
Mert'e doğru bir adım attım, onun bakışları etrafına gelen polislerdeydi. "Sana bir şey demiştim hatırlıyor musun?"
Mert'in keskin bakışları bana döndü.
"Birini aptal yerine koyarsan, asıl aptal sen olursun." diyerek tekrar ettim cümlemi. "Seni polise şikayet etmeyecek kadar aptal olduğumu düşünmen çok üzücü." Dudaklarımı üzgünce büzmem onu daha da sinirlendirdi.
Polislerden ikisi Mert'in kolundan yakaladığında onun öfkeli bakışları benim üzerimdeydi. Resmen burnundan soluyordu. "Ödeteceğim sana bunların hepsini!" diye gürledi. "Geberteceğim seni!"
"Eminim yaparsın," diyerek gülümsedim.
Mert'i polis arabasına bindirdiklerinde kadın polislerden birisi yanıma geldi. Başından beri yanımda olan polisti.
Elindeki bezle yerdeki silahı alırken, "Yeni hapisten çıkmış olduğu için yeniden hapse girmesi çok olası." diyerek bir açıklamada bulundu. "Kesin olarak girer diyemiyorum ama her şey gözaltı sürecine ve davaya bağlı."
Kafamı salladım. "Yanımda olduğunuz için çok teşekkür ederim Cemre Hanım," dedim gülümseyerek.
"Ne demek," dedi o da benim gibi gülümseyerek. "Bu benim görevim."
***
Arabamı durdurduğumda kapıları kitleyerek anahtarı çantama koydum. Evin kapısının önünde dikildiğimde anahtarımla açmak yerine zile art arda bastım.
Bir süre sonra kapı açıldığında Rüzgar'a yüzümde kocaman bir gülümsemeyle baktım.
Rüzgar'ın resmen gözleri ışıldadı. "Lavin," derken erken sevinmek istemiyor gibiydi. "Artık rol yapmayı bırakıyor muyuz?"
"Bırakıyoruz," diyerek Rüzgar'ın boynuna sıkıca sarıldım. Rüzgar da "Oh be," diyerek kollarını bana sarmıştı.
Rüzgar her şeyi biliyordu hem de Mert'in eve gelip beni tehdit ettiği günden beri.