35. bölüm / 51
MÜHÜRLÜ AŞKBölüm:34 Büyük Karşılaşma
Bölümler 51Şu an: Bölüm:34 Büyük Karşılaşma
- 1 Bölüm:1 Kimsin Sen?2.283 kelime
- 2 Bölüm:2 Röportaj1.843 kelime
- 3 Bölüm:3 İlk Mesaj1.716 kelime
- 4 Bölüm:4 Gözlerin Diyorum1.972 kelime
- 5 Bölüm:5 Takip İsteği1.651 kelime
- 6 Bölüm:6 Tesadüfün Böylesi1.638 kelime
- 7 Bölüm:7 Olan Var Olmayan Var1.835 kelime
- 8 Bölüm:8 Unutulmayan Anılar1.712 kelime
- 9 Bölüm:9 Boks Maçı1.585 kelime
- 10 Bölüm:10 Habersiz Çekim1.729 kelime
- 11 Bölüm:11 Magazin Haberi2.106 kelime
- 12 Bölüm:12 Anlaşmalı Evlilik1.803 kelime
- 13 Bölüm:13 Kendini Belli Eden Duygular2.808 kelime
- 14 Bölüm:14 Kıskançlık2.222 kelime
- 15 Bölüm:15 İtiraf Edilen Gerçek1.887 kelime
- 16 Bölüm:16 Sarılabilir Miyim?1.949 kelime
- 17 Bölüm:17 İlk Defa "Biz" Gibi1.614 kelime
- 18 Bölüm:18 Saklanmayan Hisler1.760 kelime
- 19 Bölüm:19 Yeni Hayata Atılan İlk Adım2.508 kelime
- 20 Bölüm:20 Geçmişin Bıraktığı Hasar2.342 kelime
- 21 Bölüm:21 Sürpriz2.513 kelime
- 22 Bölüm:22 Sendeleyen Gece2.466 kelime
- 23 Bölüm:23 Zaferin En Güzel Hâli2.493 kelime
- 24 Bölüm:24 Sürpriz Misafir1.689 kelime
- 25 Bölüm:25 Geçmişten Gelen Fısıltı1.831 kelime
- 26 Bölüm:26 Sahiplenişin Sessiz Hâli1.866 kelime
- 27 Bölüm:27 Mutluluğun Son Demleri1.860 kelime
- 28 Bölüm:28 Sınırlandırılmış Sevgi1.800 kelime
- 29 Bölüm:29 Örülen Duvarlar1.805 kelime
- 30 Bölüm:30 Kırılma Noktası2.226 kelime
- 31 Bölüm:31 Gün Yüzüne Çıkan Gerçekler2.152 kelime
- 32 Bölüm:32 İddianın Sonucu1.895 kelime
- 33 Bölüm:33 Benim Hikâyem1.799 kelime
- 34 Bölüm:34 Büyük Karşılaşma1.959 kelime · Okuduğun bölüm
- 35 Bölüm:35 Yeniden Biz1.843 kelime
- 36 Bölüm:36 Tek Taş1.643 kelime
- 37 Bölüm:37 Kamp2.326 kelime
- 38 Bölüm:38 Senin Olduğun Güzel Anlar1.983 kelime
- 39 Bölüm:39 Küçük Çatlak2.149 kelime
- 40 Bölüm:40 Büyük Çatlak2.120 kelime
- 41 Bölüm:41 Cevaplanmayan Çağrı2.045 kelime
- 42 Bölüm:42 Özlem1.743 kelime
- 43 Bölüm:43 Gülümseyin Çekiyorum1.926 kelime
- 44 Bölüm:44 Sessiz İyilik1.776 kelime
- 45 Bölüm:45 İyi Ki Doğdun Mucizem1.927 kelime
- 46 Bölüm:46 Şimdiden Özledim1.524 kelime
- 47 Bölüm:47 Ayrı Geçen İlk Gece1.645 kelime
- 48 DUYURU146 kelime
- 49 Bölüm:48 Yeni Mucize1.729 kelime
- 50 Bölüm:49 Hafifleyen Özlem1.582 kelime
- 51 Bölüm:50 Dünya Şampiyonu1.208 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bölüme başlamadan minik bir şey söyleyeceğimm. Öncelikle desteğiniz ve beni yalnız bırakmadığınız için çok teşekkür ederim. Güzel yorumlarınızı hep yüzümde tebessümle okuyorum. Çoğunuzun da bölümleri daha sık istediğinizi biliyorum ama malesef bazen haftada iki bölümü bile zor yetiştirdiğim oluyor. Malesef artık yks öğrencisiyim ve sizi de bölümsüz bırakmamaya çalışıyorum. Belirli günler seçmem de bu yüzdendi, en azından bölümün ne zaman geleceğini bilin diye. Keşke her gün atabilsem ama sınavla aynı ayna yönetince yazmaya vaktim az kalıyor. Ben sizi çok iyi anlıyorum lütfen siz de beni anlayın. Seviliyorsunuzzzz. 💕😻
***
Atakan Karacakaya
Bugün Rüzgar'la maçım vardı. Normal bir maç değildi çünkü şampiyonluk maçıydı. Bu maçı uzun zamandır bekliyordum ama beklentimi karşılar mıydı, bilemiyordum. Rüzgar antrenmanlara asla odaklanamamıştı. Yine de boksta çok iyi olduğunu biliyordum, bu yüzden maçta karşılaşacağım şey bana da sürpriz olacaktı.
Gözlerim biraz uzağımda benim gibi ringe çıkmayı bekleyen Rüzgar'a kaydı. Başını bir sağa bir sola yatırırken gözleri seyircilerde dolanıp duruyordu. Maçtan önceki konuşmamızda Lavin'in yetişememe ihtimalini söylemişti ve umarım öyle olmazdı.
Antrenörüm, "Kara Fırtına," dedi sırtıma birkaç kez vurarak. "Hadi göreyim seni."
"Germe adamı Altay," diyerek ringe doğru yürümeye başladım. Ringe çıktığımda karşımda Rüzgar'ı görmek özlediğim bir manzaraydı.
Rüzgar'a bakarken "Hazır mısın Hükümdarım?" dedim.
Gözleri kısıldığında sesi fazlasıyla soğuk çıktı. "Hazırım Kara Fırtına, rahat ol."
Sağ ayağımı bir adım geriye koyup, ellerimi göğüs hizamda biri önde biri geride olacak şekilde tutarak gardımı almıştım. Gong sesiyle maç başlamış seyircilerin sesi daha da yükselmişti. Artık karşımda yıllardır arkadaşım olan adam değil de yıllardır rakibim olan adam vardı.
Bir süre küçük yumruklarla birbirimizi tartmıştık. Ve ilk yumruk Rüzgar'dan gelmişti. Geriye doğru eğilerek yumruğundan kurtulsam bile hızla çıkan ikinci yumruğu kaburgalarımı bulmuştu. Nefesimin bir anlığına kesildiğini hissettim.
Rüzgar Bayraktar'ın oynadığı boks bambaşka bir şeydi. Ne yaparsan yap bir şekilde açığını buluyor ve şartlar ne olursa olsun bunu ustaca değerlendiriyordu. Ona boşuna Ringlerin Hükümdarı demiyorlardı çünkü her maçı kendi isteğine göre yönetebilecek bir kapasitedeydi.
Geriye adımlayarak aramıza biraz da olsa mesafe koydum ama fazla uzun sürmeden mesafe yine yok olmuştu. Attığım yumruk Rüzgar'ın çenesini bulsada sevinmedim. Karşımdaki adam en ufak dikkat dağınıklığımı ustaca kullanabilirdi.
Lavin Yücel
"Hadi ama ya!" dedim sinirle. Davanın uzaması beklediğim bir şeydi ama trafiği hiç hesaba katmamıştım. Tekrardan frene basıp durduğumda derin bir nefes vererek telefonumdan açtığım maça baktım. Şampiyonluk maçıydı ve ringdeki yüzler hiç yabancı değildi.
Atakan'ın bir adım gerilemesiyle Rüzgar ilk yumruğu çenesini ikinci yumruğu kafasını bulmuştu. Çenemde hissettiğim baskıyla dişlerimi sıktığımı yeni fark etmiştim. Bu boks maçları kesinlikle bana göre değildi.
Duyduğum korna sesiyle, "Sanki yol açıldı da kornaya basıyorsunuz!" diye homurdandım kendi kendime. Ne olmuştu yani azıcık gitmiş yine durmuştum.
***
Arabamı park edip çantamı ve telefonumu aldım. Arabadan inip hızlı adımlarla girişe doğru yürürken telefonumu çantamın içine koymuş ve çantamı da koluma takarak içeriye girmiştim. Telaşlı bir şekilde güvenlik konrtolünden geçtim. Tezahürat seslerini koridordan bile duyuluyordu. İçeriye girecektim ki güvenlik elini kaldırarak beni durdurdu. "Bir dakika, raund bitsin."
Kafamı sallayıp beklemeye başladığımda yine ellerimde oynamaya başlamıştım. Sanki Rüzgar'ın değil benim şampiyonluk maçımdı. Raundun bittiğini belli eden zil sesi çaldığında güvenlik kapıyı açmıştı.
Hızlıca içeriye girdiğimde VIP biletim olduğu için en öne kadar ilerlemiştim. Bu sırada Rüzgar ve Atakan sonraki raund için yerlerine geçiyorlardı. Yerime oturduğumda ringin kenarındaki yerini alan Rüzgar'a gülümseyerek baktım. Beni hemen fark etmişti. Ona havadan bir öpücük attığımda elini havaya kaldırıp sanki attığım öpücüğü tutmuş gibi yaptı. Ardından da elini kalbinin üzerine koydu. Bu seyircilerin dikkatini çekmişti ama ikimizde umursamadık.
"Lavin," diyen sesle başımı sola çevirmiş ve yanımdaki Levent abiyi görmüştüm. "Levent abi?" derken şaşırmıştım. "Sende mi buradaydın?"
"Buradayım tabii," dedi ringe bakarak. "Oğlumu yalnız mı bırakacağım." Ona gülümseyerek ringe döndüğümde raund başlamıştı.
Ringe çok yakın olduğum için yumruk seslerini duyuyordum ve istemsizce nefesimi tutuyordum. Rüzgar'ın yediği bir yumrukta sanki benim canım acımış gibi yüzümü buruşturmuştum.
"Sakin ol gelin hanım," dedi Levent abi rahatça. "Bir şey olmaz onlara."
"Sakinim," diye mırıldandım ama doğruluğu tartışılırdı.
Rüzgar'ın sert yumrukları art arda Atakan'a isabet ettiğinde nefesimi tutmuş bir şekilde izliyordum. İlk yumruğu Atakan'ın kaburgalarını bulmuştu bu da Atakan'ın bir adım gerilemesine sebep oldu. İkinci yumruğu ise şakağını buldu ve bu da dengesini bozdu. Üçüncü ve son yumruğu sertçe çenesine isabet etmişti, bu da Atakan'ın dengesinin tamamen bozulup yere düşmesine sebep olmuştu.
Rüzgar burnundan nefes alıp verirken yükselip alçalan göğsü ışıkların yansımasıyla resmen parlıyordu. Hakem ondan geriye saymaya başlamıştı. Atakan birkaç kere kalkmayı denemiş ama başaramamıştı, muhtemelen başı dönüyordu.
Son...
3
2
1
"Ve nakavt!" diye bağırarak ayağa kalktığımda çoğu kişi benimle birlikte ayağa kalkmıştı. Aynı zamanda Rüzgar'ın bakışları da hemen beni bulmuştu. Rüzgar'ı alkışlarken bir yandan Atakan'a da bakıyordum. Fazlasıyla darbe almıştı, neyseki sağlık çalışanları hemen ringe girmişti.
Hakem Rüzgar'ın bileğini tutup havaya kaldırdığında onun bakışları bende benim bakışlarımda ondaydı. Rüzgar'ın beline şampiyonluk kemerini taktıklarında yüzümdeki gülümseme daha da genişlemişti.
Gözleri gözlerimdeyken bileğini öpmesi içimde kelebeklerin uçuşmasına sebep oldu. İmzamın olduğu bileğini öpmüştü.
Ellerimi dudaklarıma götürerek ona bir öpücük daha gönderdim. Az önce yaptığını yine yapmış öpücüğümü havada yakalayarak kalbinin üzerine koymuştu.
Birkaç fotoğraf ve pozdan sonra Rüzgar ringin üzerinden atlamış ve hızla yanıma gelmişti. Kolları belime dolandığında ellerim yüzüne yerleşmişti. Dudaklarımızın birleşmesiyle bedenim geriye doğru eğildi.
Dudaklarımız ayrıldığında gülümseyerek Rüzgar'ın saçlarını düzelttim. "Tebrik ederim," dedim büyük bir neşeyle.
"Asıl ben seni tebrik ederim," dedi Rüzgar gülümseyerek. "Yetişmeyi başardın."
Tam dudaklarım aralanmıştı ki "Aslan oğlum benim, tebrik ederim." diyen Levent abinin sesiyle birbirimizden ayrılmıştık. Utançtan yerin dibine girmek serbest miydi? Öpüştüğümüzü görmüştü!
Levent abiyle ikisi sarıldıktan sonra Rüzgar'ın bakışları hemen beni buldu. "Hadi," dediğinde neyden bahsettiğini anlamadım. "Fotoğraflarda sen olmazsan hiçbir anlamı yok."
Neyden bahsettiğini anlamış ve elini tutarak Rüzgar'ın peşinden gitmiştim. Birlikte kameralara poz vermiş, bir sürü fotoğraf çektirmiştik.
Rüzgar elini belime yerleştirerek beni insanlardan biraz da olsa uzak bir yere çekti. "Röportajım var, soyunma odasında beni bekle geleceğim."
Kafamı salladım ve parmak uçlarıma çıkarak yanağına bir öpücük kondurdum. Bu da yüzündeki yaraları daha çok fark etmeme sebep olmuştu.
Nazikçe yarasına dokunurken, "Çok kötü olmuş," diye mırıldandım.
Rüzgar, "Acımıyor merak etme," dedi ama hiçte inanasım gelmiyordu.
"İyi tamam," dedim ikna olmasam da. "Soyunma odasında bekliyorum seni."
Rüzgar'ın yanından ayrıldıktan sonra soyunma odalarının olduğu koridora doğru ilerlemeye başladım.
Arkamdan "Seni gördüğüm iyi oldu," diyen bir erkek sesi duymamla arkama döndüm. Bu Rüzgar'ın hocası Yavuz'du.
"Neden?" diye sordum. "Bir şey mi söyleyeceksiniz?"
Bana doğru gelerek tam karşımda durdu. "Rüzgar'ın hayatına girdiğin günden beri hiçbir şey eskisi gibi değil."
Kaşlarım belli belirsiz çatıldı. "Ne demeye çalışıyorsunuz?"
Gülerek "Ne mi demeye çalışıyorum?" dediğinde bir adım daha yaklaştı. "Rüzgar'la tanıştığından beri antrenmanlarda eskisi gibi değil, hiçbir şey yolunda gitmiyor."
Hayır, öyle olsaydı anlardım. Sadece son antrenmanları kötü geçmişti, onun da sebebi ortadaydı zaten.
Dudaklarım aralandı ama bir şey dememe izin vermeden bir adım daha atınca bir adım geriledim. Dibime kadar girmişti!
"N'oluyor lan!" diye yükselen ses koridoru resmen inletmişti. Yavuz'un arkasına dönmesiyle Atakan'ın onu tişörtünden yakalaması bir olmuştu.
Gözlerim fal taşı gibi açılırken "Atakan," dedim hem şaşkınlık hem de korkuyla. "Ne yapıyorsun!"
Atakan söylediklerime kulak vermek yerine Yavuz'un sırtını sertçe duvara yasladı. "Hoşuma gidecek şeyler yapmıyorsun." dedi tek eliyle tuttuğu yakasını daha da sıkı tutarak. "Kime yaklaştığını iki, gerekirse on kere düşün," İşaret parmağıyla beni gösterdi. "Lavin'den uzak duracaksın, almayayım aklını." Yakasını sertçe bıraktığında Yavuz'un yüzünde fazlasıyla şaşkın ve korkmuş bir ifade vardı.
Aynı şaşkınlık bende de vardı. Atakan yanıma geldiğinde geçmem için elini uzattı. "Hadi yengem," dediğinde ilerlemeye başladım. Atakan'da yanımda yürüyordu.
"Ne dedi bu lavuk sana," derken siniri fazlasıyla belliydi.
Aldığım nefesi hoşnutsuzca verdim. "İşte ben Rüzgar'ın hayatına girdiğimden beri-" diyemeden "Lavin," diyen Rüzgar'ın sesini duymuştum.
Atakan'la durmuş ve Rüzgar'a dönmüştük. Rüzgar yanımıza gelince elini belime yerleştirmiş ve diğer elini Atakan'a uzatmıştı. "Kara Fırtına, kusura bakma biraz hırpaladım seni."
Atakan gülerek Rüzgar'ın elini sıktı. "Bende seni hırpaladım, hakkımı yeme." Elini Rüzgar'ın elinden çekip omzuna birkaç kez vurdu. "Tebrik ederim,"
"Ben de seni tebrik ederim." dedi Rüzgar. Sonra Atakan bizimle vedalaşmış ve kendi soyunma odasına doğru gitmişti.
Bizde soyunma odasına geldiğimizde Rüzgar kapıyı açmış ve önden girmem için belimdeki eliyle beni yönlendirmişti. Elini belimden çekip kapıyı kapattıktan sonra sırtını kapıya yaslamıştı.
"Yoruldun değil mi?" diye sorduğumda yanına yaklaşarak omzuna astığı şampiyonluk kemerini aldım. "Bu, bu kadar ağır mıymış?"
"Ağırmış," dedi Rüzgar hâlime gülerek.
"Gülmez misin," dedim ama bu sorudan çok gülme demekti.
Teslim oluyor gibi ellerini havaya kaldırdı. "Tamam, tamam, gülmüyorum."
Şampiyonluk kemerini oturma yerlerinden birinin üzerine koydum.
Rüzgar sırtını kapıdan ayırırken, "Dava ne oldu?" diye sordu.
Rüzgar banklardan birine oturduğunda, "Bir şey olmadı," dedim. "Hapse girdi tekrardan."
Rüzgar kafasını sallayarak bana baktığında kollarını iki yana açtı. "Gel," derken çocuk gibiydi.
Yanına gidip bacaklarının arasına girdim ve sağ bacağının üzerine oturdum. Rüzgar'ın eli hemen belimi kavramıştı zaten.
Ellerimi Rüzgar'ın yüzüne yerleştirdiğimde istemsizce yüzümü buruşturmuştum. Yaralarına baktıkça benim canım yanıyor gibi hissediyordum. "Pansuman yapalım," dedim yüzünü incelerken.
Bacağından kalkıyordum ki belimdeki eli izin vermedi. "Sonra yaparsın, acelesi yok."
"Ama yüzün..."
"Doktorun yanından geliyorum, büyütülecek bir şey yok ufak tefek çizikler." derken saçımı kulağımın arkasına sıkıştırmıştı.
"İyi tamam," diyerek başımı Rüzgar'ın omzuna yasladım. "Ne zaman gideceğiz?"
"Kemerin çantasını bekliyorum," dedi sorumu yanıtlamak adına. "Sonra gideriz."
Bir süre sonra kapı açılmış ve içeriye Yavuz girmişti. Rüzgar'ın bacağından kalkarak kollarımı göğsümde birleştirdim. Yavuz'a istemsizce ters ters bakıyordum. Atakan gelmeseydi neler diyecekti kimbilir.
Rüzgar, Yavuz'dan kemerin çantasını ve eldivenlerini almıştı. Aralarında birkaç bir şey konuştuktan sonra Yavuz odadan çıkmıştı. Rüzgar kemerini çantasına koyarken, "Duş alayım sonra çıkalım." dedi.
"Tamam," diye mırıldandım kafamı sallarken. Rüzgar önce yanağıma bir öpücük kondurmuş sonra da duşa girmişti.
Rüzgar duştayken kapı tıklanıp ağır bir şekilde aralandığında içeriye Atakan girdi. "Rüzgar yok mu?"
"Duşta," diye mırıldandım. "Çıkar birazdan."
Atakan kapıyı kapatarak içeriye girdi, "O zaman ben de seninle konuşayım." dedi ve yanımdaki boş yere oturdu. "Yavuz ne dedi sana?"
Sıkıntıyla nefesimi verdim. "Rüzgar'ın hayatına girdiğimden beri Rüzgar'ın antrenmanları yolunda gitmiyormuş."
"Böyle mi dedi gerçekten?" dedi Atakan şaşkınlık dolu sesiyle.
Olumlu anlamda kafamı salladım ve başımı çevirerek Atakan'a baktım. "Doğru mu söylüyor?" diye sordum alacağım cevaptan korkarak.
"Hayır, alakası bile yok." dedi Atakan hızlıca. "Aksine sen Rüzgar'ın hayatına girdiğinden beri her şey daha iyi gidiyor, sadece son antrenmanlarda pek odaklanamadı onun da nedenini biliyorsun."
Onaylamak adına "Hıhım," gibi bir mırıltı çıkardım. Rüzgar, Atakan'a anlattığını söylemişti.
"Ama ona rağmen yine ezdi geçti," dedi ve ardından yüzünü gösterdi. "Görmüyor musun hâlimi?"
Gülmeden edemedim, "Olsun, seni de tebrik ederim."
"Sağol yengem sağol," dedi ama sonra olumsuzca kafasını iki yana salladı. "Herip bütün kemerleri alıyor, bende bir tane var bu hayvan üçledi."
Gülmemeye çalışırken "Atakan," dedim koluna vurarak. "Hayvan falan ne diyorsun ya."
"Yalan mı?" dedi bu sefer. "Bir şampiyonluk kemeri daha alırsa dünya şampiyonu olacak, bu hayvan değil de kim hayvan."
"Olsun, sen deme yine de öyle."
"Ay aman," dedi Atakan ters ters. "Kocasına bir şey de dedirtmiyor."
Kollarımı göğsümde birleştirdim. "Dedirtmem tabii."
Bir süre sonra Atakan gitmiş Rüzgar'da duştan çıkmıştı. Üzerini giyindikten sonra spor çantasını omzuna takmış şampiyonluk kemerini de eline almıştı. Soyunma odasından çıktıktan sonra el ele çıkışa doğru yürümeye başlamıştık.
Etrafta hâlâ insanlar vardı ama bunlar seyirciler değil de yetkili kişilerdi. Birlikte yürürken de fotoğraflarımız çekilmişti.
"Ne gerici bir şey ya bu," dedim sadece Rüzgar'ın duyabileceği bir tonla. "Bin türlü fotoğrafımızı çektiler."
Rüzgar başını eğerek bana baktığında, "Yapacak bir şey yok Lavin Hanım," dedi. "Beni seviyorsan yanında bunlar da geliyor."
Gülümseyerek Rüzgar'a baktığımda o da bana gülümsemişti. İçeriden çıkmamıza çok az kalmıştı ki Yavuz soluğu yanımızda aldı.
"Rüzgar, ufak bir röportaj var," diyerek önümüze geçmesiyle adımlarımız durmuştu. "Beş dakika bile sürmez."
Rüzgar'ın bakışları bana döndüğünde resmen gözleriyle bana soruyordu. Kafamı salladım, zaten Yavuz'un dedikleri beynimde dönüp duruyordu üstüne röportaj yapma diyemezdim.
Röportaj için başka yöne doğru ilerlerken fısıltıyla "Çocuk ne zaman diye sormazlar değil mi?" diye sordum Rüzgar'a. Bu röportaj işini hiç sevmiyordum bazen konu çok başka yerlere gidebiliyordu.
Rüzgar gülmemek için dudaklarını birbirine bastırmıştı. "Sormazlar." dedikten sonra güzel gözleri gözlerimi buldu. "Olur da sorarlarsa, şu anlık düşünmüyoruz, deriz."
Gülümsedim. Gerçekten de düşünmüyorduk. Bunun için gerekli önlemleri de almıştık zaten. Bir çocuğum olsun ister miydim? Çok isterdim ama kendimi annelik için hiç hazır hissetmiyordum. Yirmi üç yaşındaydım ve sıfırdan bir insan yetiştirme düşüncesi yapabileceğim bir şeymiş gibi gelmiyordu.
Bölüm etkileşimi
