47. bölüm · MÜHÜRLÜ AŞK

Bölüm:46 Şimdiden Özledim

Meloria 🌷

Bölümler
1 Bölüm:1 Kimsin Sen? 2 Bölüm:2 Röportaj 3 Bölüm:3 İlk Mesaj 4 Bölüm:4 Gözlerin Diyorum 5 Bölüm:5 Takip İsteği 6 Bölüm:6 Tesadüfün Böylesi 7 Bölüm:7 Olan Var Olmayan Var 8 Bölüm:8 Unutulmayan Anılar 9 Bölüm:9 Boks Maçı 10 Bölüm:10 Habersiz Çekim 11 Bölüm:11 Magazin Haberi 12 Bölüm:12 Anlaşmalı Evlilik 13 Bölüm:13 Kendini Belli Eden Duygular 14 Bölüm:14 Kıskançlık 15 Bölüm:15 İtiraf Edilen Gerçek 16 Bölüm:16 Sarılabilir Miyim? 17 Bölüm:17 İlk Defa "Biz" Gibi 18 Bölüm:18 Saklanmayan Hisler 19 Bölüm:19 Yeni Hayata Atılan İlk Adım 20 Bölüm:20 Geçmişin Bıraktığı Hasar 21 Bölüm:21 Sürpriz 22 Bölüm:22 Sendeleyen Gece 23 Bölüm:23 Zaferin En Güzel Hâli 24 Bölüm:24 Sürpriz Misafir 25 Bölüm:25 Geçmişten Gelen Fısıltı 26 Bölüm:26 Sahiplenişin Sessiz Hâli 27 Bölüm:27 Mutluluğun Son Demleri 28 Bölüm:28 Sınırlandırılmış Sevgi 29 Bölüm:29 Örülen Duvarlar 30 Bölüm:30 Kırılma Noktası 31 Bölüm:31 Gün Yüzüne Çıkan Gerçekler 32 Bölüm:32 İddianın Sonucu 33 Bölüm:33 Benim Hikâyem 34 Bölüm:34 Büyük Karşılaşma 35 Bölüm:35 Yeniden Biz 36 Bölüm:36 Tek Taş 37 Bölüm:37 Kamp 38 Bölüm:38 Senin Olduğun Güzel Anlar 39 Bölüm:39 Küçük Çatlak 40 Bölüm:40 Büyük Çatlak 41 Bölüm:41 Cevaplanmayan Çağrı 42 Bölüm:42 Özlem 43 Bölüm:43 Gülümseyin Çekiyorum 44 Bölüm:44 Sessiz İyilik 45 Bölüm:45 İyi Ki Doğdun Mucizem 46 Bölüm:46 Şimdiden Özledim 47 Bölüm:47 Ayrı Geçen İlk Gece 48 DUYURU

Doğum günümün üzerinden bir hafta geçmişti. Bu sürede Rüzgar'la olabildiğince fazla vakit geçirmiştik çünkü Rüzgar iki gün sonra kamp için Las Vegas'a gidecekti. Onu özleyeceğimi biliyordum, o da beni özleyecekti. Yine de bunu fazla dile getirmiyordum. Aklı bende kalmasındı.
Rüzgar aşağıda boks maçı izliyordu, bense ondan habersiz sessiz sessiz hazırlanmıştım. Üzerimde uzun kollu, beyaz triko; altıma da mavi kot pantolon giymiştim. Saçlarımdan da sardığım bigudileri çıkarmış dalgalı bir görünüm yakalamıştım. Makyajım da her zamanki gibiydi, ekstra bir ekleme yapmamıştım. Arabamın anahtarını da alıp aşağıya indim.
Rüzgar'a görünmeden mutfağa girmiş bizim için güzel sandviçler hazırlamıştım. Onları sepete yerleştirdikten sonra yanına meyve de koydum. Meyve kesmek için bıçağı dikkatlice peçeteye sarmış ve onu da sepete koymuştum. Mutfaktan çıktım ve birkaç adımda salonun önüne geldim.
Salonun kapısından kafamı uzattığımda laptop'dan büyük bir dikkatle maç izleyen Rüzgar'ı gördüm.
İçeriye girdiğimde bakışları hemen bana döndü. Göz kırparak, "Pişt yakışıklı!" dedim mahalle abisi havasında. "Gezdireyim mi seni?"
Rüzgar'ın yüzünde gülmemek için kendini tutan bir ifade belirdi. "Beni mi gezdireceksin?" derken maçı kapatmıştı.
"Tabii." dedim omuzlarımı dikleştirerek. Ardından arabamın anahtarını havaya kaldırıp salladım. "Bak öyle teneke arabamız yok ha, kalite akıyor kalite."
Rüzgar da bana ayak uydurarak sırtını koltuğa yasladı. "Zenginim diyorsun yani?" diye sorarken beni alıcı gözüyle süzüyordu.
"Vallahi şimdi şöyle," dedim ciddiyetle. "Biz para babası falan değiliz, bizdeki baba parası." Kollarımı iki yana açtım. "İşine geliyorsa, koçum."
"Düşünmem lazım." dedi nazlana nazlana. "Zengin de değilmişsin, kimin parasını yiyeceğim ben?"
Gülmemek için yanaklarımın içini ısırdım. "Ne demek düşünmem lazım yavrum? Babama haber ederiz, beş dakika trink para hesapta." Göz kırptım. "Raad ol sen."
"Doğru diyorsun," dedi Rüzgar koltuktan kalkarak. "Gelmemek ayıp olur." Yanıma geldiğinde yanağıma bir öpücük bıraktı. "Bekle, hazırlanayım."
Gülümseyerek ona baktım. "Sevdim seni yakışıklı, hadi hazırlan bakayım."
Rüzgar üst kata çıkınca mutfağa gitmiş sepete son olarak ayrı şişelerde iki limonata koymuştum. Sepeti de alarak kapının önüne geldim. Ayakkabılarımı giyip kapıyı açmıştım ki Rüzgar'ın adım seslerini duydum.
Sepeti iki elimle tutarak kapının eşiğinde duyduğumda Rüzgar'a döndüm. Giydiği kıyafeti görmek gülümsememe sebep oldu. Beyaz tşört ve benim gibi mavi kot giymişti. Uyumlu olmuştuk.
Haylaz bir tonda, "Kıyafetinizi özellikle mi seçtiniz acaba?" diye sordum.
Yabıma gelip yanağımdan bir makas aldı. "Tabii ki özellikle seçtim." Elimdeki sepete baktı. "Pikniğe mi gidiyoruz?"
Cevap olarak başımı salladım.
Rüzgar da ayakkabılarını giyince evden çıktık. Sepeti bagaja yerleştirdiğimde, yere sereceğim örtünün bagajda olduğundan emin oldum.
Bagajı kapatıp Rüzgar'a döndüm. "Atla bakalım fıstık."
Rüzgar, "Lavin." dedi uyarır gibi. "Ne kadar daha devam etmeyi düşünüyorsun?
"Niye?" diye sordum. "Sevmedin mi beni böyle?"
"O nasıl söz?" dedi hemen. "Ben seninle ilgili her şeyi seviyorum, sadece böyle olmana alışık değilim." Nazikçe saçımı okşadı. "Ne yalan söyleyeyim, alışmakta istemiyorum. Garip oluyor."
Gülümseyerek, "Tamam tamam" dedim. "Yapmayacağım bir daha."
Birlikte arabaya bindiğimizde şöfor koltuğunda ben vardım. Arabayı çalıştırıp ana yola çıktığımda evimize en yakın olan sahil kenarına doğru arabayı sürdüm.
Arabada sessizlik sevmediğim için, "Nasılmış rakibin?" diye sordum Rüzgar'a. Sabahtan beri maçlarını izliyordu.
"Taktiği var." diye mırıldandı. "Ama her maçta aynı taktikle çıkmamış, muhtemelen karşısındaki boksöre göre ayarlıyor."
"Bokstan cidden bir halt anlamıyorum." diye yakındım. "Senin için zor bir rakip mi?"
Bana baktığını hissettim. "Eğer seyircilerin arasında seni görürsem rakibin zorluğu önemli değil."
Gözlerimi yoldan ayırıp Rüzgar'a gülümsedim. "Geleceğim merak etme. Seni yalnız bırakmam." Maç burada olmayacaktı ama yine de onu yalnız bırakmayacaktım.
Bir süre sonra deniz kenarına gelmiştik. Yere piknik örtüsünü serdim. Rüzgar da piknik sepetini getirmişti. Örtünün üzerine oturup sepete koyduğum şeyleri çıkarıp güzelce yerleştirdim. Rüzgar da yanıma oturdu. Bir bacağını uzatmış diğerini dizinden bükerek kendine çekmişti.
Birlikte sohbet ederek sadviçlerimizi yedik. İkimizde doyduğumuzda güneş batmak üzereydi. Rüzgar'ın yanına iyice yaklaştığımda kolunu omzuma atmış ve göğsüne yaslanmamı sağlamıştı.
Dalgalı denize bakarken, "Rüz." diye mırıldandım.
"Efendim Pıtırcık?"
Rüzgar'ın yüzünü göremiyordum ama yine de konuştum. "Biliyor musun?" derken gözlerim denize odaklandı. "Artık anne olma düşüncesi eskisi kadar ulaşılmaz gelmiyor." Birkaç aydır aklım tamamen bununla doluydu. Sesli bir şekilde hem Rüzgar'a hem de kendime ilk defa itiraf ediyordum.
Rüzgar'ın sanki nefes alışları durdu. Başımı usulca göğsünden kaldırıp ona baktığımda içtenlikle gülümsedi. "Bu güzel bir haber." derken ne tepki vereceğini kestirememiş gibiydi.
Onun bu haline gülümseyerek tekrar göğsüne yaslandım. "Bundaki en büyük etken de Elvin oldu sanırım." Henüz doğum yapmamıştı ama bu halde bile bebeğiyle arasındaki ilişki beni çok etkilemişti. Ve sanırım, anne olmak tahminimden daha güzel bir duyguydu. Yine de bunu yaşamadan bilemezdim.
Rüzgar'ın dudaklarını saçlarımda hissettim. "Ne söyleyeceğim bilemiyorum. Yine de seni anne olarak görecek olma düşüncesi çok güzel."
Doğrularak Rüzgar'a baktım. "Niye sen baba olmayacakmışsın gibi konuşuyorsun?" dedim elimi yanağına yerleştirerek. "Bence senden çok güzel baba olur."
Dile getirmesem de küçük yaştayken bile Aleyna'ya çok güzel baktığından emindim. Bebek bakma konusunda benden daha tecrübeli olduğunu düşünüyordum. Her ne kadar bu tecrübeyi güzel bir şey sonucunda kazanmasa da...
Gözleri uzaklara daldığında aramızda bir sessizlik oluştu ama Rüzgar'ın konuşmasıyla sessizlik fazla uzun sürmedi. "Düşünsene Lavin... İki tane çocuğumuz oluyor. Biri kız biri erkek." Sesi o kadar yumuşak çıkıyordu ki sanki bunun olması için her şeyini feda edebilirdi.
Yanağının üzerinde duran elimi avcunun arasına aldı. "Kızımız sana benzesin böyle kumral saçları, yeşil gözleri hatta çilleri de olsun. Gülüşüyle herkesi etkilesin..." Rüzgar sanki son kurduğu cümleden hoşlanmamış gibi boğazını temizledi, bu sefer sesi ciddileşti. "Ya da herkesi etkilemesin, hiç gerek yok boşver vazgeçtim."
Dayanamayarak güldüm. "Sen daha olmayan kızını kıskanıyorsan, işimiz hiç kolay olmayacak."
Konuşmayı Rüzgar'dan devralıp ben devam ettim. "Oğlumuz da sana benzesin. Böyle yakışıklı-"
Cümlemi devam ettirememiştim çünkü Rüzgar araya girmişti. "Boksör olsun, babası gibi."
Kaşlarım hemen çatıldı. "Boksör mü? İmkanı yok ben oğlumun yumruk yemesini izlemek istemiyorum."
Rüzgar'ın keyfi gayet yerinde olmalıydı ki güldü. "Babasına benzesin diyorsak yumruk yemesi çok zor."
Bir ihtimali dile getirerek "Belki erkek olmayacak." dedim. "O da bir ihtimal."
Ciddi bir yüz ifadesi takınıp "Olana kadar yaparız." deyince gözlerim fal taşı gibi açıldı.
"Rüz!"
"Şakaydı."
"Değildi."
"Evet, değildi."
İkimizde güldüğümüzde Rüzgar beni kendine çekerek sıkıca sarıldı. "Sen istemediğin sürece olması mümkün değil biliyorsun." dedi kısık bir sesle. "Şu ana kadar olmaması gibi."
Pozisyonumuz elverdiğince Rüzgar'a bakmaya çalıştım. "Alttan alttan laf mı sokuyorsun sen?" dedim dik dik. "Çok ayıp Rüz!"
"Yapmadım öyle bir şey." dedi masumca.
***
Rüzgar, bugün Las Vegas'a gidiyordu. Yani bu demek oluyordu ki beş hafta boyunca birbirimizi sadece görüntülü konuşarak görebilecektik. Rüzgar'ın yanına gitme ihtimalim tabii ki vardı ama kampta onunla olup dikkatini dağıtmak istemiyordum. Önündeki maça odaklanmalıydı.
Rüzgar telefonla konuşurken o görmeden valizinin içine küçük not defterimi koymuştum. Aslında defter, Rüzgar'ın ona sinirlendiğimde yazmamı istediği defterdi ama ben onun aksine içini ona olan sevgimle doldurmuştum. Başına da özellikle her gün için bir sayfa okumasını yazmıştım. Ve defterin bütün sayfalarını doldurmuştum. Bunu tabii ki bir gün de yapmamıştım. Her sayfaya tarih yazıp o gün olanları günlük gibi anlatmıştım ama çoğunluğunda Rüzgar'a olan sevgimden bahsediyordum. Böylece ben olmasam da benden ona olan cümleler onunla olacaktı.
Valizin fermuarını çektiğimde Rüzgar aramayı kapatmış ve yanıma gelmişti. "Hava temizleyici birkaç güne gelir." dedi. "Yalnız başına halletmek zorundasın."
Valizle uğraşmayı bırakıp ayağa kalktım. "Bir şey olmaz, hallederim." diyerek Rüzgar'a döndüm. "Senin için rahat olsun."
Dün astımım için doktor randevum vardı ve Rüzgar'da dediğini yapmış benimle birlikte gelmişti. Doktorumla konuştuğunda bazı şartlarla Karamel'i eve alabileceğimizi söylemişti. Her ne kadar hava temizleyici olsa da Karamel yatak odasına girmeyecekti, ev düzenli olarak temizlenecekti ve ben de ilaçlarımı aksatmadan kullanacaktım.
Rüzgar kollarını belime doladı. "Temizlikte zorlanırsan yardımcı çağırırız."
"Gerek yok, hem ben istemem öyle başkasının eve gelip temizlemesini." dedim ben de kollarımı boynuna dolayarak.
Rüzgar eğilerek dudağıma bir buse kondurdu. "Ama kendini yormak yok."
"Tamam," dedim gülümseyerek. "Kendimi yormayacağım, aklın bende kalmasın."
Başımı göğsüne yaslayarak Rüzgar'a sıkıca sarıldığımda ne kadar gizlesem de içimde bir hüzün vardı. "Hadi çıkalım." dedim istemeyerekte olsa. "Uçağını kaçırma."
***
Havaalanına geldiğimizde Rüzgar bagajdan valizi çıkardı ve büyük spor çantasını da omzuna astı.
Tam karşımda durduğunda yüzümü avuçlarının içine aldı. "Özleyeceğim."
Gözlerimi kaçırarak "Rüz," dedim hemen. "Deme şöyle." Şuracıkta ağlamama az kalmıştı. Alnıma uzun bir öpücük bıraktığında, "Arayacaksın." dedim.
"Arayacağım."
"Ama antrenmanın olmadığı zaman, ne zaman boş olursan." diye bir şart koydum.
"Emredersiniz." diyerek dudaklarımızı birleştirdiğinde gözlerim kendiliğinden kapandı. Eli belime dolanıp sırtımı arabanın bagajına yasladığında üzerime doğru eğildi. Dudaklarımızın ayrılmasına sebep olan şey çalan telefonun sesiydi.
Rüzgar cebindeki telefonu çıkarıp aramayı cevapladığında karşıdaki sesi duymadım ama Rüzgar, "İçeriye giriyorum şimdi." diye bir cevap vermiş ve telefonu kapatmıştı. Muhtemelen arayan antrenörü Tamer'di. Uçağa onunla birlikte binecekti çünkü.
Elini uzatınca doğrudan parmaklarımı parmaklarının arasına geçirdim. Rüzgar bavulunu almış ve havaalanının içine giriş yapmıştık.
Karşıdan bize doğru gelen adamı geç fark etsem de onun Tamer olduğunu anlamıştım. Yanımıza geldiğinde Rüzgar valizi bıraksada elimi bırakmadan diğer elini uzattı Tamer'e. Selamlaştıklarında Tamer bana da döndü. "Merhaba Lavin Hanım."
Gülümseyerek, "Merhaba." dedim ben de.
Tamer'in bakışları tekrar Rüzgar'a döndü. "Alayım valizini, gelirsin sen."
Rüzgar, "Sağ ol. Geliyorum şimdi." diyerek valizini Tamer'e verdi ve Tamer yanımızdan ayrıldı.
Rüzgar, "Veda etmek istemiyorum." deyince yüzü düşmüştü bile.
"Veda etmiyorsun," dedim gülümsemeye çalışarak. "Beş hafta sonra tekrar birlikteyiz."
Tuttuğum elini kaldırarak elimin üzerine bir buse bıraktı. "Seni seviyorum," dedi içtenlikle. "Yerleştiğim gibi arayacağım seni haberin olsun."
Rüzgar'ın uçağı için anons yapıldığında, "Görüşürüz," dedim yanağından öperek.
Kollarını sıkıca bana sardığında bende ona sarıldım. Bir süre böyle kaldıktan sonra mecburen ayrıldık.
"Eve gidince haber ver," dedi son kez yanağımdan öperken.
Başımı sallayarak onu onayladığımda mecburen yanımdan ayrıldı. Arkasından gidişini izlerken arkasını dönüp bana bakmayı da unutmamıştı. Artık tamamen görüş açımdan çıkınca sıkıntılı bir nefes verip havaalanından çıktım. Ve şimdiden Rüzgar'ı özlemiştim.