29. bölüm / 51
MÜHÜRLÜ AŞKBölüm:28 Sınırlandırılmış Sevgi
Bölümler 51Şu an: Bölüm:28 Sınırlandırılmış Sevgi
- 1 Bölüm:1 Kimsin Sen?2.283 kelime
- 2 Bölüm:2 Röportaj1.843 kelime
- 3 Bölüm:3 İlk Mesaj1.716 kelime
- 4 Bölüm:4 Gözlerin Diyorum1.972 kelime
- 5 Bölüm:5 Takip İsteği1.651 kelime
- 6 Bölüm:6 Tesadüfün Böylesi1.638 kelime
- 7 Bölüm:7 Olan Var Olmayan Var1.835 kelime
- 8 Bölüm:8 Unutulmayan Anılar1.712 kelime
- 9 Bölüm:9 Boks Maçı1.585 kelime
- 10 Bölüm:10 Habersiz Çekim1.729 kelime
- 11 Bölüm:11 Magazin Haberi2.106 kelime
- 12 Bölüm:12 Anlaşmalı Evlilik1.803 kelime
- 13 Bölüm:13 Kendini Belli Eden Duygular2.808 kelime
- 14 Bölüm:14 Kıskançlık2.222 kelime
- 15 Bölüm:15 İtiraf Edilen Gerçek1.887 kelime
- 16 Bölüm:16 Sarılabilir Miyim?1.949 kelime
- 17 Bölüm:17 İlk Defa "Biz" Gibi1.614 kelime
- 18 Bölüm:18 Saklanmayan Hisler1.760 kelime
- 19 Bölüm:19 Yeni Hayata Atılan İlk Adım2.508 kelime
- 20 Bölüm:20 Geçmişin Bıraktığı Hasar2.342 kelime
- 21 Bölüm:21 Sürpriz2.513 kelime
- 22 Bölüm:22 Sendeleyen Gece2.466 kelime
- 23 Bölüm:23 Zaferin En Güzel Hâli2.493 kelime
- 24 Bölüm:24 Sürpriz Misafir1.689 kelime
- 25 Bölüm:25 Geçmişten Gelen Fısıltı1.831 kelime
- 26 Bölüm:26 Sahiplenişin Sessiz Hâli1.866 kelime
- 27 Bölüm:27 Mutluluğun Son Demleri1.860 kelime
- 28 Bölüm:28 Sınırlandırılmış Sevgi1.800 kelime · Okuduğun bölüm
- 29 Bölüm:29 Örülen Duvarlar1.805 kelime
- 30 Bölüm:30 Kırılma Noktası2.226 kelime
- 31 Bölüm:31 Gün Yüzüne Çıkan Gerçekler2.152 kelime
- 32 Bölüm:32 İddianın Sonucu1.895 kelime
- 33 Bölüm:33 Benim Hikâyem1.799 kelime
- 34 Bölüm:34 Büyük Karşılaşma1.959 kelime
- 35 Bölüm:35 Yeniden Biz1.843 kelime
- 36 Bölüm:36 Tek Taş1.643 kelime
- 37 Bölüm:37 Kamp2.326 kelime
- 38 Bölüm:38 Senin Olduğun Güzel Anlar1.983 kelime
- 39 Bölüm:39 Küçük Çatlak2.149 kelime
- 40 Bölüm:40 Büyük Çatlak2.120 kelime
- 41 Bölüm:41 Cevaplanmayan Çağrı2.045 kelime
- 42 Bölüm:42 Özlem1.743 kelime
- 43 Bölüm:43 Gülümseyin Çekiyorum1.926 kelime
- 44 Bölüm:44 Sessiz İyilik1.776 kelime
- 45 Bölüm:45 İyi Ki Doğdun Mucizem1.927 kelime
- 46 Bölüm:46 Şimdiden Özledim1.524 kelime
- 47 Bölüm:47 Ayrı Geçen İlk Gece1.645 kelime
- 48 DUYURU146 kelime
- 49 Bölüm:48 Yeni Mucize1.729 kelime
- 50 Bölüm:49 Hafifleyen Özlem1.582 kelime
- 51 Bölüm:50 Dünya Şampiyonu1.208 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Elimde bir video, kapıdaysa beni bekleyen üvey abim vardı.
Gözlerim her şeyden habersiz uyuyan Rüzgar'a iliştiğinde derin bir nefes aldım. Bir saniyeliğine onu uyandırmayı, her şeyi anlatmayı düşündüm. Ama sonra ekrandaki videoya tekrar baktım.
Bir sporcu için bazen gerçek önemli olmazdı. Görüntü yeterdi. Telefonumu koltuğun üzerine bırakarak ayağa kalktığımda Rüzgar'ı uyandırmamaya dikkat ediyordum.
Sessizce evden çıktığımda karşımda gördüğüm tanıdık silüetle midem kasıldı. Omuzlarımı dik tutmaya çalışarak ilerledim. Mert'in beni fark etmesi hiçte uzun sürmemişti.
Tam karşısında durduğumda gözleriyle beni süzerken "Vay. Vay. Vay." dedi tane tane. "Bizim Lavin'e bak sen."
"Ne istiyorsun," dedim donuk bir sesle. Bu sohbetin bir an önce bitmesini istiyordum.
Mavileri hiç değişmeyen bir şekilde karardı. "Ne mi istiyorum?" Sinirle güldü. "Beni içeriye attırıp hayatına devam etmiş birinden ne isteyebilirim?"
Benim ifademle içeriye girmişti. Çıktığında akıllanır, pişman olur diye asla düşünmemiştim çünkü onun içindeki duygu nefret değildi. Bana karşı saf bir kin beslemişti.
Sakinlikle "Mutluluğumu istiyorsun," dedim. "Çünkü sen hep benim yerimde olmak istedin." Bilerek damarına basıyordum, eski Lavin olmadığımı görmeliydi.
Dişelerinin arasından "Lavin," derken bana doğru bir adım attı. "Görüyorum ki görüşmeyeli çenen bayağı düşmüş."
"Ne oldu?" dedim sinir bozucu bir rahatlıkla. "Zoruna mı gitti?"
Kolumu sertçe yakaladığında gözleri gözlerimi delip geçiyordu, "Nasıl biri olduğumu unutmuş gibi davranıyorsun, uyarayım hatırlatırsam çok iyi hatırlatırım." dedi yüzüme eğilerek.
Kolumu elinden kurtarma çabasına girmedim. Canım yanıyor olabilirdi ama acıyor diye sızlanmayacaktım. Karşısında güçsüz durmayacaktım çünkü onun istediği buydu.
Yüz ifademi sabit tutmaya çalıştım. "Ne istediğini söyle."
Kolumu itercesine bıraktığında "Evlenmişsin, güzel kardeşim." dedi. "Bana da bir düğün hediyesi vermek düşer."
Ağır ağır kafamı salladığımda "Attığın videoyla mı yapacaksın bunu?" diye sordum.
"Zeki kızsın," dediğinde eli cebine gitti ve telefonunu çıkarttı. Videoyu baştan açtığında hiçbir şey demeden tekrar izledim.
"Güzel vuruyor," dedi telefonunu tekrar cebine koyarken. "Yazık olacak."
Aklındaki planları tahmin ettiğim için "Rüzgar'a bir şey yapmaya kalkışma." diyerek üzerine yürüdüm. "Senin derdin benimle Rüzgar'la değil."
"Öyle mi?" dedi yalandan dudaklarını büzerek. "Ne güzel de koruyorsun sen kocanı, keşke zamanında kendini de korusaydın."
Eskiler... Yaptığı ve yapabileceği tek şey buydu zaten: Eskileri, yaşananları hatırlatmak.
Mert, "Mutlusun, ve mutlu olmanı sağlayan o." derken Rüzgar'ı kastediyordu.
"O videoyla ne yapmayı planlıyorsun? Basına mı sızdıracaksın?"
"Aynen öyle, güzel kardeşim."
Gözlerimi yumarak sakin olmaya çalıştım. Güzel kardeşim derken öyle bir tonlama kullanıyordu ki... Resmen geçmişin üzerine ördüğüm duvarları paramparça ediyordu.
"Öfkeli bir boksör ve şiddet." Sinsice sırıttı. "Yoksa Rüzgar Bayraktar boksu farklı bir sebepten dolayı mı seviyor?"
Böyle bir haber çıkarsa Rüzgar'ın kariyeri büyük bir hasar alabilirdi. Çünkü biliyordum ki önemli olan olayın aslı değil görünendi.
İşaret parmağımla onu gösterdiğimde "Hastasın sen," dedim sert bir tonla. Bir adım attım. "Kafayı benimle bozmuş bir hastasın."
"Biraz." diye fısıldadığında bu sefer adım atan oydu. Eliyle kaldırdığım parmağımı indiriyordu ki elini iterek ben parmağımı indirdim.
"Hadi gir eve," dedi meydan okur gibi. "Söyle kocana üvey abiciğim beni tehdit ediyor çok korkuyorum de."
Gözlerimi devirmeden edemedim. "Senden korkmuyorum."
"Hadi ama..." dedi, bir şeyleri duymak istiyor gibi. "Duygularını gizlemek için kendine yalan söylemeyi bırak."
Sustum, bir şey demedim. Korkmuyordum. Mert'ten korkmayacaktım, ona istediğini vermeyecektim.
"Lütfen, gidip kocana söyle." dedi yalvarırcasına. "Burada bekleyeceğim, beni mi dövecek ne yapacaksa yapsın."
Gözbebeklerim büyüdü. Taşlar yerine oturdu. Rüzgar, ona saldırsın, ona vursun istiyordu. İstediği buydu çünkü bunları onu aleyhine kullanabilirdi.
"Rüzgar'dan uzak dur-" diyemeden "Rüzgar'dan sen uzak duracaksın." dedi keskin bir sesle. "Ondan uzak dur ki mutluluğun elinden alınsın. Ama dersen ben kocacığımdan uzak duramam o zaman ben onu senden uzaklaştırırım." Yüzünde kendini bir halt sanan bir ifade belirdi. "Yaparım, biliyorsun."
Sustum, birkaç saniye düşündüm. Yapmam ve yapmamam gerekenleri. Boyun eğeceğim ve eğmeyeceğim şeyleri. Yeşillerim mavileriyle buluştuğunda "Tamam." dedim sadece. "Rüzgar'dan uzak duracağım."
Mert'in yüzünde iğrenç bir gülümseme belirdiğinde aramızdaki mesafeyi bir adımla kapattım. Gözlerimi kısarak gözlerine baktım. "Ama unutma, bir insanı aptal yerine koyarsan..." İşaret parmağımı kaldırarak onu işaret ettim. "Asıl aptal sen olursun." Mert'in çatılan kaşlarına ve değişen yüz ifadesine bakarken göz kırparak yanından ayrıldım.
Eve girdiğimde, sırtımı kapıya yasladım. Gözlerimi yumarak derin nefes aldığım. Önümde iki seçenek vardı. Ya aklımı ya kalbimi dinleyecektim. Doğru olanı seçip Rüzgar'ı korumam gerekiyordu.
***
Rüzgar'ın "Lavin," diyen sesini duyduğumda bakışlarımı önümdeki tabaktan çekerek Rüzgar'a çevirdim. "Efendim?"
"Niye yemiyorsun? Bir sorun mu var?" sesindeki endişe kendini belli ediyordu.
Gözlerim tekrar tabağıma döndüğünde hiçbir şey yemediğimi fark ettim. Hiç iştahım yoktu. "Canım istemiyor," dedim tabağı hafifçe önümden iterek. "Sanırım burası bana uygun bir yer değil."
Rüzgar'ın isteği üzerine akşam yemeğini yemek için dışarıya çıkmıştık ama ben dünkü olaydan sonra hiçte havamda değildim.
Rüzgar, çatalını tabağının kenarına bıraktı. "İstersen başka bir yere gidelim. Yakın çevrede bir sürü yemek yiyebileceğimiz yer var."
Gözlerimi kaçırarak "İstemiyorum." diye mırıldandım.
"Tamam," dedi Rüzgar, orta yolu bulmaya çalışıyordu. "Eve gidelim ben sana bir şeyler hazırlayayım."
Kafamı iki yana salladım. "Yorulma boşuna, antrenmandan geldin zaten."
Rüzgar, masanın üzerindeki elimi tuttuğunda gözlerim ilk defa doğru düzgün gözlerini buldu. Sabahtan beri kendimi ondan uzak durmaya zorluyordum.
"Lavin, bir şey var ve bana söylemiyorsun." Sesindeki endişeyi gizleyemiyordu.
Telefonuma gelen bildirimle elimi Rüzgar'ın elinden çektiğim. Eli boşta kalmıştı. Kalbimde bir sancı hissederken telefonuma uzanarak gelen mesaja baktım.
Bilinmeyen Numara:Elleriniz ayrılsın diye yazayım dedim, nasıl fikir ama?
Bilinmeyen Numara:Arada bana da bak kendimi dışlanmış hissediyorum.
Rüzgar'a çaktırmadan sol tarafımızdaki masalardan birine baktım. Gördüğüm mavi gözlerle gözlerim hafifçe kısıldı. Mert'in yüzündeki sinsi gülüşe sinir olduğum kadar başka hiçbir şeye sinir olmuyordum.
Parmaklarım ekranın üzerinde hızla dolaştı.
Siz:Beni mi takip edeceksin?
Siz:Dedim ya uzak duracağım diye, neyini anlamıyorsun?
Çok geçmeden mesaj geldi.
Bilinmeyen Numara:Rüzgar'dan uzak duramayacağını ikimizde biliyoruz.
Bilinmeyen Numara:Muhtemelen az önce sana yazmasaydım elleriniz hâlâ ayrılmamış olurdu.
Tam mesaj yazacaktım ki "Kim o?" diyen Rüzgar'ın sesiyle telefonun ekranını kapatarak ona döndüm. "Hiç, annem." Yüzümde sahte bir gülümseme vardı ve bunu beni çok iyi tanıyan bir adama karşı kullanıyordum.
"Bir şey var," dedi tedirgin gözlerle bana bakarken. "Ve bana söylemiyorsun."
Gözlerimi istemsizce kaçırdım. "Bir şey yok," derken ellerimi nereye koyacağımı bilememiştim. "Sadece kendi içimde düşünüyorum o kadar."
Rüzgar, uzanarak elini yanağıma yerleştirdiğinde başparmağını oynatarak yanağımı hafifçe okşadı. "Seni böyle görmek istemiyorum, sabahtan beri doğru düzgün gülmedin bile."
"Farkında değilim," diye mırıldandım. Yanağımdaki elini tuttuğumda bahaneyle -her ne kadar istemesem de- elini indirmiş bulunmuştum.
Gözleri birleşen ellerimizde takılı kaldı, "Eve gitmek ister misin?"
Kafamı usulca sallayarak ellerimizi ayırdım. "İyi olur."
***
Bilinmeyen Numara:Temastan kaçınsak mı acaba güzel kardeşim?
Bilinmeyen Numara:Şimdi senin en ufak bir şeyde kalbin falan hızlanıyordur.
Siz:Tabii, var mı başka isteğin? Ne yapayım adamdan birden uzaklaşayım da şüphelensin mi?
Bilinmeyen Numara:O da işime gelir. Muhtemelen beni öğrenirse bir şekilde beni bulur ve beni doğduğuma pişman eder.
Bilinmeyen Numara:Ama bu benim için hiç sorun değil çünkü ben doğduğuma zaten pişmanım.
Siz:Kim olduğu belli olmayan annen bile seni doğurduğu için pişmandır.
Görüldü.
Yazıyor...
Çevrim içi.
Yazıyor...
Çevrim dışı.
Bir insan ailesinden vurulmazdı fakat Mert'in insanlık duygusu yoktu. Acımasız olana acımasızca karşılık verilirdi. Beni avcunun içine alarak iyi bir şey yapmamıştı çünkü dikenlerimi batırıp onu kanatmaktan çekinmezdim.
"Yine mi annen?" diyen sesle bakışlarım yanımda uzanan Rüzgar'ı buldu. Yatağa yattığını fark etmemiştim.
Telefonumu bir kenara bırakırken elim ayağıma dolaşmış gibi hissediyordum. Dudaklarım aralanıp tekrar kapandığında önüme gelen saçımı kulağımın arkasına sıkıştırarak konuştum. "Ne zamandır görüşmüyoruz ya, özlemiş."
"Bize gelsinler," dedi. "Hem belki bir şeyleri söyleme zamanımız gelmiştir." Elini belime dolayıp beni kendine çektiğinde yüzüm Rüzgar'ın göğsüne dönük bir şekilde uzanmış bulundum. "Söyleriz." dedim. "Ama maçlarından sonra."
Bu sefer geri çekilmeyecektim. Nasıl olsa Mert görmüyordu.
Aramızda bir sessizlik olduğunda sessizliği bölen Rüzgar'ın sesi ciddileşmişti. "Lavin, şu mevzuyu konuşsak mı?"
Esneyerek "Uykum var uyumak istiyorum, sonra konuşuruz." derken Rüzgar'ın kollarında ihtiyacım olan huzuru bulmak istiyordum. Fakat Mert etkeni sürekli aklımdayken hissettiğim huzur paramparça oluyordu.
"Tamam," dedi Rüzgar saçlarıma bir buse bırakırken. "Sonra konuşalım."
***
Karamel'in tüylerini okşarken düşüncelerimde boğuluyordum. "Niye her şey beni buluyor Karamel?" derken sesimde yoğun bir sitem vardı. "Mert geldi biliyor musun?"
Karamel birkaç kez havladığında gülmeden edemedim fakat gülüşüm çok kısa sürdü. "Yine her şeyi mahvediyor, eskiden olduğu gibi."
Patilerini omuzlarıma yakın bir noktaya yerleştirdiğinde yüzümü yalama çabasına girdi. "Üzülme demek mi bu?" dedim aşağı dönük kulaklarını havaya kaldırarak.
Hoşlanmayan bir mırıltı çıkardığında patileri üzerimden çekerek yere atladı ve çimenlerde koşmaya başladı. Kulaklarına dokunmamı sevmiyordu.
Telefonuma gelen bildirim sesiyle bir of çektim çünkü kim olduğunu biliyordum. Kesin Mert yine sinirlerimle oynayacaktı.
Bilinmeyen Numara:Karamel bayağı büyümüş.
Yutkunamadım. Nereden görüyordu burayı?
Bahçede olabilirdim ama dışarıdan geçen biri burayı göremezdi. Gözlerim tedirginlikle etrafta gezindiğinde gerildiğimi gizleyemiyordum.
Siz:Neredesin?
Bilinmeyen Numara:O da bende kalsın.
Siz:Neden gizli numaradan yazmaya devam ediyorsun? Ne anlamı var?
Görüldü.
Çevrim dışı.
Gözlerimi devirmeden edemedim. Görüldü atıp duruyordu. Tam whatsapp'tan çıkıp instagram'a girmiştim ki üstten bir mesaj geldi.
0534*******:Güzel kardeşim ister de ben normal numaradan yazmaz mıyım?
Siz:Yemin ediyorum hastasın sen.
Tam sohbetten çıkıyordum ki görüldü yazısını görünce parmaklarım ekranda dolaşmaya başladı.
Siz:Sakın görüldü atma, sinir oluyorum.
0534******* şu mesaja ♡ ifadesini bıraktı.
Çığlık atmak istedim. Kendi hastalığını insanlara da bulaştırırdı bu. Kalp bırakmasındansa görüldü atması daha mı iyiydi acaba?
"Restorant açmak neden bu kadar zor!" diye yakınan Deren'in sesini duyunca bir şükür çektim. Bir saattir gelmesini bekliyordum.
"Malesef kolay hiçbir şey yok." dedim ayağa kalkarak. "Yardım edeceğim bir şey var mı?"
Deren'le sarıldığımızda "Yok," diye mırıldandı. "İnanmayacaksın ama çoğu şeye Atakan yardım ediyor."
Kaşlarım havalandığında imalı bakışlarım Deren'in üzerindeydi. "Ne oluyor size? En son kavgalıydınız sanki." Çardağa oturduğumda Deren de karşıma oturdu.
"Bir şey olmuyor," dedi hemen. "Arkadaşız sadece."
Ağzımın içinden "Eminim öyledir." diye mırıldandım.
Deren'le uzun uzun sohbet etmiştik. Eve girdiğimde hava kararmaya yakındı. Koltuğa yayılıp derin bir iç çektiğimde düşüncelere boğulmam uzun sürmedi.
Bir süre sonra açılan kapının sesini duydum. Koltuktan kalkıp kapıya doğru ilerlerledim, Rüzgar gelmişti.
Salondan çıkıp eve giren Rüzgar'a baktığımda aklıma gelen uzak durma düşüncesini düşünmemeye çalıştım.
Tebessüm ederek "Hoş geldin," dediğimde Rüzgar'ın arkasına sakladığı bir şey olduğunu fark ettim. "Ne o?"
Rüzgar içten bir gülümsemeyle arkasında olan elini ikimizin arasında tuttuğunda karşımda çok güzel bir şakayık buketi vardı.
"Şakayık sevdiğini bilmediğimi sanıyorsan yanılıyorsun."
Rüzgar'dan buketi aldığımda çiçekleri burnuma yaklaştırarak kokladım. "Çok güzeller." Parmak uçlarımdayken yanağına bir öpücük bırakarak "Teşekkür ederim." dememle fark ettiğim şeyle dudaklarımı birbirine bastırdım.
Temas yok. Temas olursa işler daha da zorlaşır.
"Oh be," dedi Rüzgar rahatlamış gibi. "Azıcık gül kızım, ben senin gülüşünü seviyorum."
Cümlesi içimdeki kelebeklerin uçuşmasına ve dudaklarımın kıvrılmasına sebep oldu. "Geç hadi, kapıda kaldın."
Kendimi Rüzgar'a kaptırmış, yapmam ve yapmamam gerekenleri unutmuştum. Bir şey yokmuş gibi davransamda içimde bir burukluk vardı. Rüzgar'dan bir şekilde uzaklaşmam gerekiyordu ve ben bunu nasıl yapacağımı bilmiyordum.
İnsan canından ayrılabilir miydi?
Çoktan gece olmuştu ama biz henüz uyumamıştık. Salonda koltuğa oturmuş Rüzgar'a yarı yaslanık bir şekildeydim. Rüzgar parmaklarımla oynarken, gerçek dünyadan uzaklaşmaya çalışıyordum.
Sonra telefonum ekranı parladı, bildirim sesi. Rüzgar'dan hafifçe ayrıldığımda istemeyerek telefonuma uzandım.
Mesaj Mert'tendi ve tek görünümlük bir fotoğraf vardı. Fotoğrafa tıkladığımda gördüğüm şeyle midem kasıldı, ellerim titredi.
Bizim evimiz, az önceki pozisyonumuz.
Bir mesaj daha geldi.
0534*******:Kameralar çalışıyor, hatırlatayım.
Gözlerim ekrandan ayrılarak tavana kaydı. En köşedeki kameraya baktığımda bakışlarım çatık kaşlarla bana bakan Rüzgar'a uğradı. Tekrar kameraya bakıp ona baktığımda gözleri usulca kısıldı ve baktığım yöne doğru döndü.
Ne olduğunu anlamamış gibi bakarken yanağını kaşıdı. "Kim yazmış?"
"Annem," dedim saçımı kulağımın arkasına sıkıştırarak. "Yaptığım bir tatlı vardı tarifini soruyor."
Bölüm etkileşimi
