39. bölüm / 51
MÜHÜRLÜ AŞKBölüm:38 Senin Olduğun Güzel Anlar
Bölümler 51Şu an: Bölüm:38 Senin Olduğun Güzel Anlar
- 1 Bölüm:1 Kimsin Sen?2.283 kelime
- 2 Bölüm:2 Röportaj1.843 kelime
- 3 Bölüm:3 İlk Mesaj1.716 kelime
- 4 Bölüm:4 Gözlerin Diyorum1.972 kelime
- 5 Bölüm:5 Takip İsteği1.651 kelime
- 6 Bölüm:6 Tesadüfün Böylesi1.638 kelime
- 7 Bölüm:7 Olan Var Olmayan Var1.835 kelime
- 8 Bölüm:8 Unutulmayan Anılar1.712 kelime
- 9 Bölüm:9 Boks Maçı1.585 kelime
- 10 Bölüm:10 Habersiz Çekim1.729 kelime
- 11 Bölüm:11 Magazin Haberi2.106 kelime
- 12 Bölüm:12 Anlaşmalı Evlilik1.803 kelime
- 13 Bölüm:13 Kendini Belli Eden Duygular2.808 kelime
- 14 Bölüm:14 Kıskançlık2.222 kelime
- 15 Bölüm:15 İtiraf Edilen Gerçek1.887 kelime
- 16 Bölüm:16 Sarılabilir Miyim?1.949 kelime
- 17 Bölüm:17 İlk Defa "Biz" Gibi1.614 kelime
- 18 Bölüm:18 Saklanmayan Hisler1.760 kelime
- 19 Bölüm:19 Yeni Hayata Atılan İlk Adım2.508 kelime
- 20 Bölüm:20 Geçmişin Bıraktığı Hasar2.342 kelime
- 21 Bölüm:21 Sürpriz2.513 kelime
- 22 Bölüm:22 Sendeleyen Gece2.466 kelime
- 23 Bölüm:23 Zaferin En Güzel Hâli2.493 kelime
- 24 Bölüm:24 Sürpriz Misafir1.689 kelime
- 25 Bölüm:25 Geçmişten Gelen Fısıltı1.831 kelime
- 26 Bölüm:26 Sahiplenişin Sessiz Hâli1.866 kelime
- 27 Bölüm:27 Mutluluğun Son Demleri1.860 kelime
- 28 Bölüm:28 Sınırlandırılmış Sevgi1.800 kelime
- 29 Bölüm:29 Örülen Duvarlar1.805 kelime
- 30 Bölüm:30 Kırılma Noktası2.226 kelime
- 31 Bölüm:31 Gün Yüzüne Çıkan Gerçekler2.152 kelime
- 32 Bölüm:32 İddianın Sonucu1.895 kelime
- 33 Bölüm:33 Benim Hikâyem1.799 kelime
- 34 Bölüm:34 Büyük Karşılaşma1.959 kelime
- 35 Bölüm:35 Yeniden Biz1.843 kelime
- 36 Bölüm:36 Tek Taş1.643 kelime
- 37 Bölüm:37 Kamp2.326 kelime
- 38 Bölüm:38 Senin Olduğun Güzel Anlar1.983 kelime · Okuduğun bölüm
- 39 Bölüm:39 Küçük Çatlak2.149 kelime
- 40 Bölüm:40 Büyük Çatlak2.120 kelime
- 41 Bölüm:41 Cevaplanmayan Çağrı2.045 kelime
- 42 Bölüm:42 Özlem1.743 kelime
- 43 Bölüm:43 Gülümseyin Çekiyorum1.926 kelime
- 44 Bölüm:44 Sessiz İyilik1.776 kelime
- 45 Bölüm:45 İyi Ki Doğdun Mucizem1.927 kelime
- 46 Bölüm:46 Şimdiden Özledim1.524 kelime
- 47 Bölüm:47 Ayrı Geçen İlk Gece1.645 kelime
- 48 DUYURU146 kelime
- 49 Bölüm:48 Yeni Mucize1.729 kelime
- 50 Bölüm:49 Hafifleyen Özlem1.582 kelime
- 51 Bölüm:50 Dünya Şampiyonu1.208 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kamptaki ilk günümüz fazlasıyla güzel ve Rüzgar'la olan her anım gibi unutulmaz geçmişti. Gölde uzun uzun vakit geçirdikten sonra ormana girmiş ve Rüzgar sayesinde kaybolmaktan dönmüştük.
Bugün kamptaki beşinci günümüzdü ve bütün günler birbirinden güzel geçmişti. Kuş sesleri burada olduğum diğer günler gibi erken uyanmamı sağlamıştı. Başımı sağ tarafta çevirdiğimde beni izleyen Rüzgar'ı görmek gülümsememe sebep oldu.
Rüzgar, "Üç yüz elli altı," diye fısıldadı.
Neyden bahsettiğini anlamayarak "Ney?" diye sordum.
"Yüzünde tam üç yüz elli altı tane birbirinden eşsiz çil var."
İstemsizce gözlerimi büyüterek Rüzgar'a baktım. Çillerimi tek tek saymış mıydı?
"Sabah sabah şaka mı yapıyorsun?" diye mırıldandım. Ciddi ciddi çillerimi saymış olamazdı.
Dirseğinden destek alarak kolunun üzerine çıktı. "Şaka yapsam sence üç yüz elli altı sayısını mı seçerim?" diye sorduğunda gözleri kısılmıştı.
Yüzündeki eminliğe bakarken yüzümde fazlasıyla şaşkın bir ifade olduğundan emindim. "Şaka yapmıyorsun." derken inanmakta güçlük çekiyordum.
Kafasını sallayarak, "Yapmıyorum." dedi.
Yüzümde beliren gülümsemeyle Rüzgar'a bakarken şaşkınlığım bariz bir şekilde devam ediyordu. Rüzgar'ı hafife almayı sanırım bırakmalıydım.
Hafifçe yerimde doğruldum ve "Eğer beni kendine daha da aşık etmeye çalışıyorsan..." diyerek yüzüne yaklaştım ve "Başarıyorsun." dedim.
Dudakları hafifçe kıvrıldı. "Bana yeterince aşık değil misin?"
"Aşığım," dedim masumca. "Ama sen her seferinde kotayı daha da yükseltiyorsun."
"Öyle mi yapıyorum?" diyerek elini belime yerleştirmiş ve beni kendine çekerek, üzerine yatmamı sağlamıştı.
Başım göğsüne yaslıyken kıkırdayarak "Öyle yapıyorsun." dedim.
Saçlarıma kocaman bir buse kondurduğunda, "Güzeller güzelim benim." dedi içtenlikle. Burnunu saçlarıma yasladığında kokusunu içine çektiğini anlamak pek de zor değildi. "Canımın içisin sen, içi." Eli saçlarımın tutamlarını usulca okşadı. "Birtanem benim."
"Sabah sabah aşkınız mı depreşti Rüzgar Bey?" dedim kollarımı göğsüne koyup ona bakarken.
"Aşkım her saniye depreşiyor da..." dedi önüme gelen saç tutamımı işaret parmağına dolayarak. "Her zaman birlikte olamıyoruz ki."
Haklıydı, son zamanlarda baş başa geçirdiğimiz süreler azalmıştı. Baş başa olsak bile, doğru düzgün bizi konuşamıyorduk.
"O zaman şöyle yapalım," dedim gülümseyerek. "Bugün yalnız kalamadığımız bütün günlerin acısını çıkaralım."
Söylediğim şey hoşuna gitmiş gibi gülümsedi. "Fena bir fikirmiş gibi gelmiyor." dedikten sonra, "Ama benim bir şartım var." dedi.
"Neymiş?"
Parmağına doladığı saçımı serbest bırakarak konuştu: "Sadece bizi konuşacağız, başka hiç kimse yok."
Bunu neden söylediğini bilmem dudaklarımdan kısık bir gülüş dökülmesine sebep oldu. Dün Atakan ve Deren'in olayını anlatarak fazlasıyla başının etini yemiştim.
"Tamam," diyerek onu onayladım. "Sadece biz." Aklıma gelen şeyle yüzümdeki gülümseme hafifçe silindi. "Ama önce bir şey soracağım."
Yüzümdeki gülümsemenin gitmesinden olsa gerek kaşları hafifçe çatıldı. "Sor bakalım."
"Aslında soracağım soracağım diyorum ama bir türlü soramadım." diyerek minik bir açıklama yaptım. "Hani şu Mert'in gösterdiği videoda birini dövüyorsun ya... Kim di o?"
Uzun zamandır aklımda olan soruyu sonunda sormuştum. Sebepsiz yere yapmadığından emindim ama yine de nedenini merak ediyordum.
Rüzgar, derin bir nefes vererek kısa bir an başka yöne baktı. "Aleyna'yla aynı üniversitede olan piçin tekiydi." dediğinde gözleri tekrar beni buldu. "Birkaç kere çıkma teklifi mi ne etmiş, Aleyna da kabul etmeyince zorlamış." Anlatırken bile sinirlendiğini bedenimin altında gerilen kaslarından anlıyordum.
"Aleyna da beni arayınca o anın öfkesiyle biraz hırpaladım." derken rahat görünmeye çalışıyordu ama adama yine bilenmişti.
"Biraz mı?" diye sordum hayretle. Videoda gördüğüm kadarıyla adam yerden kalkamayacak hâle gelmişti.
"Biraz tabii, Atakan olmasaydı ebesini si-" diyordu ki elimi dudaklarının üzerine bastırarak konuşmasını engelledim.
"Deme öyle!"
Masum bir çocuk edasıyla kafasını salladığında elimi çekerken avcuma dudaklarını bastırdı.
"Bir an önce kahvaltı yapalım," dedim. "Sonra da göle girer ve tekrar ormana gideriz."
"Önce ormana gidelim," dedi. "Göle güneş batarken gireriz."
"O da olur," dedim gülümseyerek. Yanağına kocaman bir öpücük bıraktım ve Rüzgar'ın omzundan destek alarak ayağa kalktım.
Rüzgar benden önce giyinip çadırdan çıktı. Ben de pijamalarımı çıkardıktan önce bikinilerimi giymiş, sonra da üzerime Rüzgar'ın tşörtünü altıma da yanımda getirdiğim şortlarımdan birini giymiştim. Gerçi tşört uzun olduğu için şort gözükmüyordu.
Çadırdan çıktığımda kollarımı iki yana açarak üzerimdeki tşörtün bolluğuna bakmaya çalıştım. Fazla mı bol olmuştu?
Rüzgar'ın sesini duyduğumda bakışlarım ona döndü. "Yakışmış,"
Yüzündeki yarım gülüşle bana bakan Rüzgar'a "Niye öyle bakıyorsun?" dedim safça. "Yanıma tşört almayı unutmak benim suçum değil."
"Tabii ki senin suçun değil canım," diyen Rüzgar alay eder gibi bana bakıyordu. "Tşörtün kendini hatırlatması gerekiyordu, konuşabiliyor ya zaten."
"Ya Rüzgar!" diyerek ayağımdaki terliği çıkardım ve ona doğru fırlattım. Tabii o terlikten ustaca kaç ve yüksek sesle gülmüştü!
Yere basmamak için tek ayak üstünde dururken dengem bozulmak üzereydi. "Of Rüzgar!"
"Ne of Rüzgar," diyerek fırlattığım terliğimi almış ve yanıma doğru yürümeye başlamıştı. "Kocaya of denmez."
Düşmemek için tek ayak üstünde sektiğimde yanıma gelen Rüzgar'a tutundum ve terliğimi giyerken ondan destek aldım.
Rüzgar, bambaşka bir şeye odaklanmış gibi "Altında bir şey yok mu senin?" diye sordu.
Ellerimi belime yerleştirerek, "Yok." dedim dik dik. "Ne olacak ki? Burada sadece biz bir de değişik değişik öten kuşlar var." Gözlerimi kırpıştırdım. "Beni onlardan mı kıskanacaksın?"
Kaşları çatılan Rüzgar gözlerini kısarak bana bakmaya başladı. "Hadi be oradan," dedi benim gibi dik dik. "Seni kanatlı bir hayvandan mı kıskanacağım?" derken buna hiç imkan vermiyor gibiydi.
"Bilmem," dedim başımı hafifçe yana eğerek. "Kıskanacak mısın?"
"Boşver onu şimdi," dediğinde benim gibi ellerini beline yerleştirmişti. "Altında yok mu bir şey?"
Kollarımı havaya kaldırdığımda tşört havaya kalkmış ve şortum gözükmüştü. "Var mı?"
Gözleri aşağıya indiğinde, "Var." diyerek nefesini verdi.
Kahvaltıdan sonra planladığımız gibi ormana girmiştik.
Çekingen bir sesle "Yine kaybolmayız değil mi?" diye sorarken resmen Rüzgar'ın koluna yapışmış bir haldeydim. "Keşke geçen gün gittiğimiz yerden gitseydik, en azından yolu biliyor olurduk."
Rüzgar, "O bir istianaydı," dedi rahatça. "Kaybolmayız merak etme."
"Ya yılan çıkarsa?"
"Çıkmaz Lavin, çıkmaz." dediğinde sabrını tüketmiş olmalıydım çünkü bu soruyu dörtten fazla kez sormuştum.
"İyi," dedim kolunu bırakarak. "Çıkmasın."
Kollarımı göğsümde birleştirip yürürken etrafa bakınıyordum. "Biz ormanda ne yapıyoruz?" diye bir soru sorduğumda bunun cevabını gerçekten merak etmiştim.
Rüzgar, "Bilmiyorum," derken çok şapşal gözüküyordu. "Yürüyüş falan yapıyoruz heralde."
"Yani evet mantıklı bir cevap." diyerek kafamı salladım.
"Sen neden kolumu tutmayı bıraktın?" diyen Rüzgar'a baktığımda bilmiyorum dercesine dudaklarımı büzdüm.
Sahi neden bırakmıştım?
Rüzgar'ın kolunu değil de elini tuttuğumda yürümeye devam ettik. Fakat ağaçların arasından duyduğum ses Rüzgar'ın elini hızla bırakmamı ve yerden taş almama sebep oldu.
Ben korku dolu gözlerle ağaca bakarken, Rüzgar, "Rüzgar'dır." dedi.
İstemsizce güldüm. Böyle deyince bir garip olmuştu. Tekrardan Rüzgar'ın elini tutacaktım ki ağaçtan tekrar ses gelince refleks olarak elimdeki taşı ağaca doğru hızla fırlattın.
Rüzgar'ın "Lavin!" diye uyaran sesini bastıran şey ağaçtan çıkan karganın üzerime doğru uçmasıydı.
Bana doğru gelen kargaya korkudan büyüyen gözlerimle bakarken bilmediğim bir yöne doğru koşmaya başladım. Peşimden gelen karganın sesi gittikçe yaklaşırken, "Rüzgar!" diye cırladım. "Yardım et!"
Rüzgar, peşimden koşarak bana yetişmiş ve beni kollarının arasına almıştı. Tepemizde uçuşan kargaya, "Bırak lan karımı!" diye bağırdı.
Karga başımızda uçuşmaya devam ederken gag gag diye sesler çıkarıyordu.
"Ne gag gag?" dedi Rüzgar sinirle. "Defol karımın yanından."
Lakin karga Rüzgar'ın dediğinin aksine bana daha da çok yaklaştı. Dibimdeki kargayı görmek çığlık atmama sebep oldu. Çığlığım ormanda yankılanırken başımı Rüzgar'ın göğsüne daha da gömdüm.
"Benim karım ulan bu!" diyen Rüzgar'ın sabrı taşmış gibiydi. Kolları bedenimi daha sıkı sararak kendini iyice bana siper etti. "Git kendine başka birini bul, ben karımı kimseyle paylaşmam!"
Beni kargadan mı kıskanmıştı o?
Eğer korkmuyor olsam ve başımızda bana kin tutmuş bir karga olmasaydı buna kahkahalarla gülerdim ama şu an korkudan kalbim çıkacak gibiydi.
Karga bir şekilde başımızdan uçup gittiğinde gözlerimi kırpıştırarak Rüzgar'a baktım. "Gitti değil mi?"
"Gitti," dedi Rüzgar saçlarımı okşayarak.
Rahatlayarak nefesimi verdim. Ne yaşamıştık biz öyle. Bir karganın bana kin tutmadığı, bir de Rüzgar'ın beni kargadan kıskanmadığı kalmıştı. Doğru ya Rüzgar beni kargadan kıskanmıştı.
Attığım kahkaha başımı Rüzgar'ın göğsünden çekmeme sebep oldu. Kahkahalarla gülerken gözümü açamayacak haldeydim.
Rüzgar, "Neye gülüyorsun?" diye sordu.
Ona bakmaya çalışsam da gülerken kısılan gözlerim buna pek imkan vermedi. Gülüşümün arasından "Kuştan, beni kıskandın." dedim. "Hani beni kanatlı bir hayvandan kıskanmazdın?"
Rüzgar, neye güldüğümü anlayınca tek eliyle yüzünü sıvazladı. "Buna mı gülüyorsun?"
Hâlâ gülmeye devam ederken başımı salladım. Gülüşümün sonlarına gelirken elim karnımın üzerine gittiğinde, "Karnım ağrıdı." diye yakındım. Fazla gülmüştüm. "Çenem de ağlıyor."
"Gel bakalım buraya sen." diyen Rüzgar soluğu yanımda almış ve tek hamlede beni çuval gibi omzuna atmıştı.
"Ya Rüzgar!" diye cırladım. "Bıraksana!" sırtına birkaç kez vursam da etki etmedi.
"Bırakmıyorum," diyerek ormana doğru yürümeye başladı.
Baş aşağı bir şekilde Rüzgar'ın omzundan sarkarken önüme gelen saçlarımı yüzünden çekmeye çalıştım. "Nereye gidiyoruz?"
"Bilmiyorum," diye mırıldandı. "Gidiyoruz işte bir yere."
Oflayarak kendimi Rüzgar'ın omzunda serbest bıraktım. Kollarım aşağıya doğru sarkarken kim bilir nasıl gözüküyordum.
"Ne oldu?" derken oflamamı kastediyor olmalıydı.
"Yürüyüş yapmıyor muyduk? Ben böyle yürüyor olmuyorum ki."
Çocukça tavrım Rüzgar'ı güldürdü. "İndireyim mi yani? Yorulmuşsundur diye tahmin etmiştim."
"Yoruldum yolrulmasına da, beni öbür türlü mü kucağına alsan, böyle kendimi keloğlanın bohçası gibi hissediyorum."
Rüzgar, şortumun açıkta bıraktığı bacağıma bir öpücük kondurmuş, sonra da tek hamlede beni kendi önüne getirecek şekilde tutmaya başlamıştı.
Gülümseyerek kollarımı boynuna doladım. "Böylesi daha iyi."
Ormanda biraz daha vakit geçirmiş ve bulduğumuz erik ağacanın iyi olduğuna kanaat getirdikten sonra erik toplamıştık. Geri dönerken bu sefer kaybolma gibi bir durumumuz olmamıştı ama ikimizde acıkmıştık.
Yanımıza aldığımız yiyeceklerden makarnayı seçip, birlikte hazırladık ve güzelce yedik. Masayı da toparlayana kadar çoktan güneş batmaya başlamıştı.
Tşötümü tutup çıkardığımda yere bıraktım. Aynı şekilde şortumu da çıkarıp yanına bıraktım. Terlikleri mi de çıkardığımda belimde hissettiğim parmaklar ilekilmeme sebep oldu. Arkamı döndüğümde ellerimi Rüzgar'ın çıplak göğsüne yerleştirmiş bulundum.
"Bak sakın aynısını yapma," dedim uyarırcasına. Bir daha beni suya pat diye bırakırsa fena tribimi çekerdi.
Kolları belime daha da sarıldı. "Tamam, yapmayacağım." dedi başını sallayarak. "Hatta birlikte girelim."
Başımı salladığımda elini tutmuş ve göle doğru yürümüştük. Rüzgar benden bir iki adım önde gidiyordu.
"Üşüme duygun yok mu senin?" diye sordum şaşkın şaşkın. Akşam üzeri olduğu için su daha da soğuktu ama Rüzgar'a etki etmiyordu.
"Sen varken o bahsettiğin şey olmuyor," diyerek omzunun üzerinden bana baktı. "Daha çok yanıyorum."
Yanaklarımın kızardığını hissederken yüzümde beliren gülümsemeye engel olamadım.
Göle girmiş ve bir süre sonra suya iyice alışmıştım. Güneşin batışını izlerken sırtım Rüzgar'ın göğsüne yaslıydı. Rüzgar'ın elleri de karnımın üzerinde birleşmişti.
Başımı geriye yatırarak ona bakmaya çalıştım. "Sen, ben ve hayatımın en güzel anlarından biri daha."
"Öyle mi?" dedi Rüzgar alnıma bir öpücük bırakarak.
Onaylayan bir mırıltı çıkararak Rüzgar'a döndüm. Başımı kaldırıp ona bakarken ellerim saçlarının arasına karıştı.
Rüzgar, belimin iki yanından tutarak bedenimi havaya kaldırmış ve bacaklarımı beline sarmamı sağlamıştı.
Gülümseyerek birbirimize bakarken yanağına bir öpücük kondurdum. Rüzgar'da benim gibi yaparak yanağımdan öpmüştü. Diğer yanağından öptüğümde o da diğer yanağımı öptü. Çenesine bir öpücük bıraktığımda o da beni tekrar etti. En son burnunun ucuna da bir öpücük bıraktım. Rüzgar burnumdan öptüğünde bu sefer de dudaklarına sadece bir öpücük bırakıp çekilmiştim ama Rüzgar bu sefer benim gibi yapmadı.
Dudaklarıma değen dudakları kendimden geçmem için yeterli bir sebepti. Dudaklarımı aralayarak bir süre beni öpmesine izin vermiş sonra ben de onu öpmeye başlamıştım. Ellerim saçlarının arasından ensesine indiğinde dudağımı hafifçe dişlemesi kısıkça inlememe sebep oldu.
Dudaklarımız hafifçe ayrıldığında, "Lavin," dedi Rüzgar.
"Çıkalım," diye mırıldandım.
Kollarımı Rüzgar'ın boynuna sıkıca doladığımda gölden çıkmıştık. Çadıra geldiğimizde beni yavaşça yerdeki yatağımızın üzerine bıraktı. Bacaklarımı çözerek Rüzgar'ın belinden indirdiğimde dudaklarımız tekrar birleşmişti.
Sırtımı hafifçe kaldırarak Rüzgar'ın bikinimin bağcıklarına ulaşmasına izin verdim. Bedenime değen eli tenimde yakıcı bir his bırakıyordu. Bikinimin ipini çözdüğümde sırtımı tekrardan yere indirdim.
Rüzgar'ın dudakları dudaklarımdan aşağıya doğru indiğinde başımı yere yaslayarak nefes alışlarımı düzenlemeye çalıştım ama her hareketi beni heyecanlandırırken bu pek de mümkün olmuyordu.
Göğsümden karnıma kadar inen dudakları gözlerimi kapatmama sebep oldu. Dudakları karnımın da altına indiğinde durduğu için başımı kaldırarak ona baktım.
"Hapın," diye mırıldandı. "Yanında mı?"
Onaylar bir mırıltı çıkardığımda başım tekrar geri düştü. "Devam et."
***
Elimdeki boş hap tutusuna masum masum bakışlar atarken, "Rüzgar." diye seslendim. Taşınabililir duşta duşunu alan Rüzgar saçlarını havluyla kurularken, "Buyur." dedi.
Rüzgar'a dönerek elimdeki boş hap tabletini gösterdim. "Sanırım hapım yokmuş," dedim başımı hafifçe yana eğerek.
Yanıma gelerek elindeki havluyu omzuna attı. "Bir kutu bitmiş mi?" diye sordu hayretle.
"Muhtemelen içindekiler evde kaldı, sadece boş olanı var kutuda." dedim masumca. "Ne yapacağız?"
Herhangi bir önlem almadığımız için tek kurtarıcımız şu an için doğum kontrol hapıydı ama o da yoktu.
"Bugün dönelim o zaman," dedi Rüzgar tek çare. "Hapı evde içersin."
Dönmek istemediğim için yüzüm istemsizce düştü. "Burada olmayı sevmiştim."
"Tekrar geliriz." dedi Rüzgar alnımdan öperek. "Söz veriyorum, en kısa sürede tekrar geliriz."
"İyi tamam." dedim. "Ama mutlaka tekrardan gelelim."
Rüzgar yanağıma bir öpücük kondurdu. "Sen iste yeter ki."
Bölüm etkileşimi
