16. bölüm / 51
MÜHÜRLÜ AŞKBölüm:16 Sarılabilir Miyim?
Bölümler 51Şu an: Bölüm:16 Sarılabilir Miyim?
- 1 Bölüm:1 Kimsin Sen?2.283 kelime
- 2 Bölüm:2 Röportaj1.843 kelime
- 3 Bölüm:3 İlk Mesaj1.716 kelime
- 4 Bölüm:4 Gözlerin Diyorum1.972 kelime
- 5 Bölüm:5 Takip İsteği1.651 kelime
- 6 Bölüm:6 Tesadüfün Böylesi1.638 kelime
- 7 Bölüm:7 Olan Var Olmayan Var1.835 kelime
- 8 Bölüm:8 Unutulmayan Anılar1.712 kelime
- 9 Bölüm:9 Boks Maçı1.585 kelime
- 10 Bölüm:10 Habersiz Çekim1.729 kelime
- 11 Bölüm:11 Magazin Haberi2.106 kelime
- 12 Bölüm:12 Anlaşmalı Evlilik1.803 kelime
- 13 Bölüm:13 Kendini Belli Eden Duygular2.808 kelime
- 14 Bölüm:14 Kıskançlık2.222 kelime
- 15 Bölüm:15 İtiraf Edilen Gerçek1.887 kelime
- 16 Bölüm:16 Sarılabilir Miyim?1.949 kelime · Okuduğun bölüm
- 17 Bölüm:17 İlk Defa "Biz" Gibi1.614 kelime
- 18 Bölüm:18 Saklanmayan Hisler1.760 kelime
- 19 Bölüm:19 Yeni Hayata Atılan İlk Adım2.508 kelime
- 20 Bölüm:20 Geçmişin Bıraktığı Hasar2.342 kelime
- 21 Bölüm:21 Sürpriz2.513 kelime
- 22 Bölüm:22 Sendeleyen Gece2.466 kelime
- 23 Bölüm:23 Zaferin En Güzel Hâli2.493 kelime
- 24 Bölüm:24 Sürpriz Misafir1.689 kelime
- 25 Bölüm:25 Geçmişten Gelen Fısıltı1.831 kelime
- 26 Bölüm:26 Sahiplenişin Sessiz Hâli1.866 kelime
- 27 Bölüm:27 Mutluluğun Son Demleri1.860 kelime
- 28 Bölüm:28 Sınırlandırılmış Sevgi1.800 kelime
- 29 Bölüm:29 Örülen Duvarlar1.805 kelime
- 30 Bölüm:30 Kırılma Noktası2.226 kelime
- 31 Bölüm:31 Gün Yüzüne Çıkan Gerçekler2.152 kelime
- 32 Bölüm:32 İddianın Sonucu1.895 kelime
- 33 Bölüm:33 Benim Hikâyem1.799 kelime
- 34 Bölüm:34 Büyük Karşılaşma1.959 kelime
- 35 Bölüm:35 Yeniden Biz1.843 kelime
- 36 Bölüm:36 Tek Taş1.643 kelime
- 37 Bölüm:37 Kamp2.326 kelime
- 38 Bölüm:38 Senin Olduğun Güzel Anlar1.983 kelime
- 39 Bölüm:39 Küçük Çatlak2.149 kelime
- 40 Bölüm:40 Büyük Çatlak2.120 kelime
- 41 Bölüm:41 Cevaplanmayan Çağrı2.045 kelime
- 42 Bölüm:42 Özlem1.743 kelime
- 43 Bölüm:43 Gülümseyin Çekiyorum1.926 kelime
- 44 Bölüm:44 Sessiz İyilik1.776 kelime
- 45 Bölüm:45 İyi Ki Doğdun Mucizem1.927 kelime
- 46 Bölüm:46 Şimdiden Özledim1.524 kelime
- 47 Bölüm:47 Ayrı Geçen İlk Gece1.645 kelime
- 48 DUYURU146 kelime
- 49 Bölüm:48 Yeni Mucize1.729 kelime
- 50 Bölüm:49 Hafifleyen Özlem1.582 kelime
- 51 Bölüm:50 Dünya Şampiyonu1.208 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Rüzgar Bayraktar
*1 ay sonra*
Bahçedeki çardakta oturmuş çimlerde koşuşturan Karamel'i izliyordum ama "Devamı her şeyinle senin aranda öyle mi Rüzgarcığım?" diyen Atakan yeterince sabrımı sınıyordu. "Ona da her şeyim demişsin bana ne kaldı ulan!"
Gözlerimi yumarak sakinleşmek adına derin bir nefes aldım ama işe yaramadı. "Atakan, bak koçum siktirtme belanı!" Karşımda oturan Atakan'a ters ters bakmaya başladım. "Gay misin oğlum sen? Git başkasına at tribini." Basın açıklamasının üzerinden bir ay geçmiş bu her şeyim lafında takılı kalmıştı.
Atakan kaşlarını çatarak "Hoşt ulan!" diye yükseldi. "Şaka yapmayada gelmiyor." Aramızda kısa bir sessizlik oldu ama bu sessizlik Atakan'ın "Bana da birini bulsana be," demesiyle son buldu. "Kaptın kendine gül gibi kadını ben yine kaldım sap gibi."
Kıskançlık damarım tutarken "Sensin lan o gül gibi kadın!" diye yükselmem kaçınılmaz oldu. Atakan benim aksime gayet rahatça konuştu. "Lan oğlum sahtesiniz siz sahte, kaptırma kendini. Daha az önce diyordun anlaşma diye."
Bir anlık boşluğuma geldiği için Atakan'a her şeyi anlatmıştım. Bu heriften bir halt saklanmıyordu ki.
Madde 3:Bu anlaşma sadece taraflar ve anne baba arasında bilinecektir. Başka kişilerin bilmesi kesinlikle yasaktır. (Madde çiğnendi)
Anlaşma kelimesi bile sinirimi bozuyordu ve Atakan'ın bunu bana inatla hatırlatacağını çok iyi biliyordum. "Başlatma anlaşmasına da sahtesine de, sence o sikik maddeler umrumda mı?"
Atakan'ın kaşları anında çatıldı. "Neyin var lan senin bugün? Yükselip duruyorsun," dedikten sonra aklına bir şey gelmiş gibi yüzünde imalı bir ifade belirdi. "Sen ne zamandır Lavin'le görüşmüyorsun?"
Hoşnutsuzca "Bir haftadır." dedim. Gerçekten de bir haftadır görüşmüyorduk çünkü Lavin'in finalleri vardı. Bütünlemeye kalmamak için başını dersten kaldırmıyordu ve dolayısıyla benimle konuşacak vakitte bulamıyordu.
Atakan sinsi sinsi sırıttı. "Belli oldu senin derdin. Lavin'i göremedikçe bir özlem basmış seni, özleminde dışarı sinir olarak çıkıyor."
Parmağımı şıklatarak işaret parmağımla Atakan'ı gösterdim. "Afferin doğru tespit, özlemimden geberiyorum."
Atakan şaşkın şaşkın yüzüme bakmaya başladı. "Ciddi misin oğlum sen?"
"Şaka yapıyor gibi mi görünüyorum?" dedim ters ters. "Hanımefendi kendisini özletmeyi çok iyi biliyor."
Başıklarımı Atakan'dan çekip çimlere uzanmış olan Karamel'e çevirdim. Oturduğum yerden kalkarken Lavin'in deyimiyle afacana seslendim. "Karamel, hadi kalk Lavin'e gidiyoruz."
Lavin'in adını duyan Karamel yattığı yerden kalkıp kuyruğunu sallayarak yanıma doğru koşmaya başladı. Karamel'i kucağıma aldığımda bana hayretle bakan Atakan'a dönerek "Kendi evinmiş gibi takıl." dedim ve ardından Atakan'ın duymayacağı şekilde mırıldandım. "Ben her şeyimi görmeye gidiyorum."
Arkamdan "Hemen sat zaten beni." diyen Atakan'ı hiçte umursamamıştım ta ki "Bende geliyorum." diyene kadar. O da mı geliyordu?
***
Lavin Yücel
Mis gibi havasında ders çalışmak o kadar sıkıcıydı ki. Bir haftadır sınavlara çalıştığım için ne dışarı çıkmış ne de doğru düzgün telefona bakabilmiştim. Dışarı çıktığım tek gün sınava gittiğim günlerdi. Oflayarak elimdeki kalemi masaya bıraktım ve alnımı masaya yasladım. "Bıktım!"
Arkamdan "Lavin?" diyen tanıdık sesi duymamla başımı masadan kaldırıp Deren'e doğru döndüm. "Efendim?"
Deren'de benim gibi bunalmış olmalıydı ki oflayarak kendini yatağa attı. "Çok sıkıldım, dışarı mı çıksak ne yapsak?" Yüzümde kocaman bir gülümseme belirdi işte bu teklifi bekliyordum. Hemen çalışma masamın üzerindeki kitapların kapağını kapattım. "Hadi kalk kalk gidiyoruz."
***
Bir saate yakın bir sürede hazırlanmış ve güzel bir piknik sepeti hazırlamıştık. Bu havada yapılabilecek en güzel şeylerden biri piknikti.
Üzerimde uçuş uçuş mavi çiçekli uzun bir elbise vardı. Ayakkabı giymek istemediğim için beyaz sandalet giymiştim. Saçlarımdaysa elbisemdeki çiçeklerim renginde bir bandana vardı.
Deren'in kombinide benim gibiydi ama benim elbisem de mavi çiçekler varken onunkinde sarı saçlarıyla uyan sarı çiçekler vardı.
"Hadi Deren," dedim Deren'in sandaletlerini giymesini beklerken. Ben piknik sepetini elime alırken, "Bir salise," diyen Deren sandaletini giyip doğruldu. "Hadi gidelim."
Kapının kulbunu tuttup çevirdiğimde karşımdaki manzarayla dudaklarım benden bağımsız bir şekilde aralandı. Şaşkınlıkla kısa bir an Deren'le birbirimize bakmış sonra tekrar karşımızdaki iki adama dönmüştük.
Rüzgar'ı anlardım da Atakan Karacakaya'nın burada ne işi vardı?
Ben şaşkınlıkla "Rüzgar?" derken Deren'de "Atakan Karacakaya?" demişti. İkimizde bulunduğumuz durumu sorguluyorduk. İnsan haber verirdi.
"N'aber?" diyen Rüzgar'ın kucağındaki Karamel'i görmem çok uzun sürmedi. "İyi iyi olmasına da," diyerek bir Rüzgar'a bir Atakan'a bakmaya başladım. "Sizin ne işiniz var burada?"
Rüzgar tam konuşacaktı ki Atakan elindeki -muhtemelen içinde tatlı olan- poşeti kaldırdı. "Keşke tatlı almasaymışız," derken bakışları Deren'den ayrılmıyordu. "Burada daha güzel tatlı varmış."
Rüzgar uyarı maksadında koluyla Atakan'ın koluna vurunca Atakan boğazını temizleyerek toparlandı. Deren'in yüz ifadesini merak etsem de bakmadım. Kahkaha atmak istemiyordum.
"Pikniğe mi gidiyordunuz?" dedi Rüzgar elimdeki sepeti gösterirken. Elimdeki sepeti kısaca bakıp tekrar Rüzgar'a döndüm. "Hıhı," diye mırıldanırken aklıma gelen fikirle gülümsedim ettim.
"Sizde gelsenize." dememle Deren'in Rüzgar ve Atakan'a çaktırmadan kolumu cimciklemesi bir oldu. Kolumun acıdığını belli etmemek için gülümseyerek Deren'e döndüm. "Çok iyi olur değil mi?"
Deren yalancı bir tebessümle mırıldandı, "Hıhı, çok güzel olur."
Bakışlarım hemen Rüzgar'ı buldu. "Karamel'i alayım." Rüzgar, dediğimi ikiletmeden elimdeki sepeti alıp Karamel'i bana verdi. Karamel'in tüylerini okşarken "Hadi gidelim." dedim.
"Gidelim bakalım," diyen Atakan'ın bakışları hâlâ Deren'in üzerindeydi. Biraz daha böyle devam ederse Deren'in sert yüzünü görmek zorunda kalacaktı çünkü Deren böyle şeylerden nefret ederdi.
***
Arabadan inip piknik alanına doğru yürürken Deren ve Atakan önden gidiyordu. Daha doğrusu Atakan Deren'in yanından yürümek için çaba sarf ediyordu. Bunu fark eden Deren'de daha hızlı adımlarla yürüyordu.
Ne kadar komik göründüklerinden haberleri var mıydı?
Deren ve Atakan'ın arkasından yürüken kıkırdamadan edemedim. İkisini izlemeye devam ediyordum ki Rüzgar'ın "Bütün hafta boyunca ders çalıştığını sanıyordum." demesiyla bakışlarım ona döndü. "Ders çalışıyordum zaten," dedim. "Sen bana inanmıyor musun?"
"Ne münasebet," dedi Rüzgar olağanüstü bir şey söylemişim gibi. "Mevzu sana inanmamam değil, benimle konuşmak istemediğini ister istemez düşünüyor olmam."
Adımlarım durunca benimle birlikte Rüzgar'da durmuştu. Tamamen Rüzgar'a döndüğümde tasmasını tuttuğum Karamel bacaklarımın etrafında gezinmeye başlamıştı.
Üzgün bir şaşkınlıkla "Bunu gerçekten düşündüm mü?" diye sordum. Yüzüm ister istemez düşmüştü. "Rüzgar... Ben seninle saatlerce sıkılmadan konuşmaya razıyken sen seninle konuşmak istemediğimi mi düşündün?"
"Düşüncelerine engel olamazsın," diyen Rüzgar'a hayâl kırıklığıyla baktım. "Beynin sürekli bir şeyler düşünür, önemli olan kalbinin o düşüncelere inanıp inanmaması."
İster istemez gözlerimi kaçırdım. "Seninle konuşmak istemesem bunu sana açık açık söylerdim." Yeşillerim Rüzgar'ın kahvelerini buldu. "Beynine sahip çık, benim hakkımda yalan yanlış düşünceler üretmesin."
Deren ve Atakan'ın olduğu yöne doğru bir kaç adım atmıştım ki kolumu kavrayan sıcak parmaklarla omzumun üzerinden zaten bana bakmakta olan Rüzgar'a baktım.
Rüzgar önüme geçince kolumu tutan elini yavaşça çekti. Gözlerimin en derinine baktığı için kalbimin hızlanması kaçınılmaz oldu. "Lavin..." derken gözleri bir an bile gözlerimden ayrılmıyordu. "Konu sen olunca sadece kalbimi dinliyorum ve inan ilk defa kalbimi dinlemek bu kadar güzel hissettiriyor."
Rüzgar'ın bakışlarının dudağıma kaymasıyla yutkunmam bir oldu. Tabi istemsizce benimde bakışlarım onun dudaklarını buldu. Rüzgar bir adım daha yaklaşarak önüme gelen saçı nazikçe kulağımın arkasına sıkıştırdı. Ardından yüzünü yüzüme doğru yaklaştırmasıyla kalbim rotasını şaşırdı. Beni mi öpecekti? Hem de herkesin içinde?
Uzaklaşmak istedim ama yapamadım yere çivilenmiş gibiydim. Beni öpmesini istiyor muydum? Evet. Peki burada mı? Kesinlikle hayır. Ya da evet. Bilmiyordum!
Rüzgar'ın eli usulca belimi kavradığında dudaklarım benden bağımsız aralandı. Dudaklarının dudaklarıma yaklaşmasıyla gözlerimi kapatıyordum ki duyduğum havlama sesiyle kafamı iki yana sallayarak hemen toparlandım. Karamel'in havlamasıyla kendime gelirken aralanan dudaklarımı birbirine bastırdım.
"Lavin?" diyen Rüzgar'ın şaşkın bakışları üzerimdeydi. Yanaklarıma kan pompalanırken kendimi azarlamayı daha sonraya bıraktım. Rüzgar dibimde falan değildi. Beni öpmeye yeltenmemişti bile! Bakışları dudağıma kayınca resmen beni öpse nasıl olur diye düşünmüş ve kendimi düşüncelerimin arasında bulmuştum. İnanılır gibi değildi. Rüzgar beni neden öpsündü ki?
Rüzgar'ın yüzüne ne diyeceğimi bilemez bir hâlde bakarken Deren'in "Bana bak!" diye bağıran sesi geldi. Rüzgar'la eş zamanlı olarak Deren ve Atakan'ın olduğu yöne doğru döndük.
Anlaşılan Atakan, Deren'in nasıl bir insan olduğunu çözememişti. İşaret parmağını Atakan'a doğru sallayan Deren "Ünlü falan dinlemem parçalarım seni!" diye yükseldi.
Atakan'ın bakışları kısa bir an etrafta dolandığında bizde onlara doğru yürümeye başladık. Atakan, Deren'e bir şeyler söylüyordu ama aramızdaki mesafeden dolayı sadece "Sen bir sakin olsana." diyen ılımlı sesini duymuştum. Ah Atakan ah yanlış taktik, benim Deren'ime işlemiyor bunlar.
"Atakan'ın Deren'le derdi ne?" diye sordum, yanımda yürüyen Rüzgar'a bakarken. Rüzgar omuzlarını kaldırıp indirdi. "Hiçbir fikrim yok," dedikten sonra yüzünü buruşturdu. "Ama sen Deren'i uyar uzak dursun bundan."
Rüzgar'a bir şey söyleyemedim çünkü Deren ve Atakan'ın yanına gelmiştik. Deren'e bakarken "Ne oluyor?" diye sordum. Neyse ki etraf fazla kalabalık değildi o yüzden fazla dikkat çekmiyorduk.
Deren, "Ne olacak!" dedi geçmeyen siniriyle Atakan'a dik dik bakarken. "Beyefendi dır dır edip duruyor tepemde." Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.
"Dır dır mı ediyorum?" dedi Atakan hayretle. "İltifat etmek ne zamandır dır dır etmek sayılıyor?"
Rüzgar, sabır çekerek "Atakancığım, sussan mı acaba?" dedi sorarcasına ama bu direkt sus sinyaliydi.
***
Çardağa oturmuş havadan sudan sohbet ederken hazırladığımız yiyeceklerden yemiştik. Tabii Atakan, Deren'in yaptığı tatlılara iltifat etmeden duramamıştı. Atakan, hangi ara Deren'e karşı böyle olmuştu bilmiyordum ama bu hallerini izlemek çok komikti.
"Kızım sen anormal misin?" diyen Atakan'ın sabrı Deren tarafından tüketilmişti. "Tatlı güzel olmuş diyorum, ben yaptım ondandır diyorsun."
Deren, saçını geriye atarken omuz silkti "Çünkü ben yaptım, kötü olma ihtimali yok."
Kulağımın yakınına yaklaşıp "Sınavların ne zaman bitiyor?" diyen Rüzgar'la odağımı ona verdim. Artık Deren ve Atakan'ı dinlemiyordum.
Bakışlarımı Deren ve Atakan'dan çekip Rüzgar'a döndüm. "İki tane kaldı, salı bitiyor." Zaten bugün pazardı. Oh çekerek "Sonunda," diyen Rüzgar'a gülmeden edemedim. "Çok mu özledin sahte sevgilini?"
Rüzgar kollarını göğsünde birleştirerek "Cevabını bildiğin soruları sormaya bayılıyorsun." deyince boşluğuma geldiği için "Belki senden duymak hoşuma gidiyordur." deyiverdim. Rüzgar'ın kahveleri gözlerimi bulduğunda yutkunmam pek uzun sürmedi. "Şey yani öyle deği-" deyip geçiştirmeye çalışıyordum ki masanın üzerindeki telefonum çaldı. Bu konuda ne kadar da şanslıydım.
Telefonumu elime alıp ekranda yazan isme baktım. Annem arıyordu. Beklemeden aramaya cevapladığımda annemin ağlayan sesini duymak en beklemediğim şeydi.
Oturduğum yerden kalkarken endişeyle "Anne, bir şey mi oldu?" diye sordum. "Lavin," diyen annemin sesi uzun bir süredir ağladığını belli ediyordu. "Babanı hastaneye kaldırdılar." Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. "Ne diyorsun anne sen?" dedim bunun olmasını istemeyerek. Kaybetme korkusu bütün bedenimi sararken "Ne demek babanı hastaneye kaldırdılar anne ne diyorsun sen!" dedim. Korkudan elim ayağıma dolaşmıştı. Elimle alnımı sıvazlayarak derin nefesler almaya çalıştım.
"Araba kazası," dedi annem kısık bir sesle. "Şuan ameliyat-" diyordu ki kulağıma yasladığım telefon elimden kayıp gitti. Telefonum yere düşerken gözümdeki yaşlar da beraberinde akmıştı.
"Lavin," diyen Deren ve Rüzgar'ın sesi aynı anda geldi "Ne oldu?"
Gözümdeki yaşları silmeye çalışırken Rüzgar ve Deren'e doğru döndüm. "Babam," dedim zorlukla. "Kaza geçirmiş, ameliyattaymış." dememle hıçkırmam bir oldu.
"Tamam, ağlama." dedi Rüzgar sakin kalmaya çalışırken. Ardından Atakan'a seslendi. "Ato, Deren'i eve bırak ben Lavin'i hastaneye götüreceğim."
Deren hemen karşı çıkarak "Hayır hayır," dedi. "Ben de geleceğim, Lavin'i tek bırakamam."
Kafamı iki yana salladım. "Gerek yok Deren, sen Atakan'la git."
Deren iç çekerek "Lavin," demişti ki. "Lütfen," diye mırıldandım. Deren babasını acı bir kazada kaybetmişti ve babamı babası gibi görüyordu. Evde kalırsa onun için daha iyi olurdu.
***
Neredeyse iki saattir hastanedeydik. Hava çoktan kararmıştı ama ameliyathaneden hiçbir doktor çıkmıyordu. Gözümden akıp giden yaşların haddi hesabı yoktu. Babamı kaybedemezdim, ben babamsız yapamazdım. Annemin yanına oturmuş kafamıda göğsüne yaslamıştım. "Anne," diye mırıldandığımda annemin beni saran kolları daha da sıkılaştı. "Efendim boncuğum."
"Babama bir şey olmaz değil mi?"
Annem hüzünlü çıkan sesiyle konuştu. "Baban bizi bırakmaz ki," dedikten sonra zorla güldü. "Belki benden sıkılmış olabilir ama sana kıyamaz o, bırakmaz seni."
Gözlerimdeki yaşları silerken "Deme öyle," dedim. "Babamın seni ne kadar sevdiğini biliyoruz."
Ameliyathanenin kapısı açılınca hemen ayağa kalktım. Benimle birlikte annem ve karşımızda oturan Rüzgar'da kalkmıştı. Hepimizin bakışları hemşiredeydi.
"Hasta malesef iç kanama geçiriyor, müdahale için biraz geç kalınmış." Kalbim sıkıştı. "Ameliyat muhtemelen dört beş saat daha devam edecek, şuan başka bir şey söyleyemiyorum." dedi ve bir şey sormamıza izin vermeden gitti.
***
Hava almak istediğim için hastanenin bahçesine çıkmıştım. Babamın ameliyatı hâlâ devam ediyordu. Hemşire en son bir saat önce bilgilendirme geçmiş sonrada kimse gelmemişti. Hastanenin havası beni bayıyordu, temiz hava iyi gelmişti.
"Lavin," diyen tanıdık sesi duyunca gözümdeki yaşları silerek bana doğru gelen Rüzgar'a döndüm. "Efendim?"
Rüzgar, tam karşımda durduğunda üzgün bakışları -muhtemelen kızarmış olan- gözlerimdeydi. "Nasıl hissediyorsun?" Omuzlarımı kaldırıp indirirken "Berbat," diye fısıldadım. Babamı kaybetme ihtimalimi hatırlayınca yaşların gözlerime akın etmesi uzun sürmedi.
Gözyaşlarımın aktığını gören Rüzgar hiç beklemeden gözümdeki yaşları başparmağıyla nazikçe sildi. Yumuşak bir sesle "Çok ağladın Lavin," demesi şikayet etmesinden değildi.
"Rüzgar..." diyen sesim oldukça çekingen çıktı. "Sana sarılabilir miyim?"
Bölüm etkileşimi
