12. bölüm · MÜHÜRLÜ AŞK
Bölüm:12 Anlaşmalı Evlilik
Sen gelince bütün eksiklerim tamamlanıyor gibi, demiş Cemal Süreya. Şuan bu cümlenin anlam kazandığı bir anın içerisindeydim. Geldiğimden beri Rüzgar'ı görememek; içimde beni huzursuz edecek, boşluk hissi yaratacak bir duygu oluşmasına sebep olmuştu. Ama şimdi... Rüzgar'ın sesini duymak, geldiğini bilmek içimdeki huzursuzluğu, boşluk hissini saniyeler içerisinde yok etmişti.
"Rüzgar, hoş geldin oğlum." Levent abinin sesiyle kafamı hafifçe çevirerek Rüzgar'a baktım. Yerden siyah bir cüzdan aldığını görünce tebessüm etmeden edemedim. Kulağıma bir şey fısıldadığı belli olmasın diye cüzdanı düşmüş gibi yapmıştı. Cüzdanı alıp pantolonunun cebine koyduktan sonra elini babama uzattı. Bu sırada bende onu inceleme fırsatı buldum. Üzerinde beyaz bir gömlek vardı ve kollarını dirseklerine kadar kıvırmıştı. Altında da siyah bir kumaş pantolon. Gayet sıradandı ama Rüzgar'a yakışmıştı. El sıkışıp hoş geldin faslı bittikten sonra Rüzgar tam karşıma oturmuştu. Rüzgar'ın bana kızgın olma ihtimalini düşününce bakışlarımı Rüzgar'a çeviremedim. Onu yerine camdan dışarıyı izliyordum.
Babam ve Levent abi Rüzgar'la küçük bir sohbete girmişti. Bir süre sonra babam ve Levent abi kendi aralarında konuşmaya başlamıştı. Ve ben bu süre boyunca Rüzgar'a bir kere bile dönüp bakmadım, bakamadım. Ta ki Rüzgar boğazını temizler gibi bir ses çıkarana kadar. Bunun bana bak çağrısı olduğunu anlamam hiç zor olmadı. Yeşillerim Rüzgar'ın gözleriyle buluştu. Telefonlarını açmadığım için hiçte kızgın bakmıyordu. Daha çok nedenini sorguluyor gibiydi bakışları. Babam ve Levent abi burada olmasaydı ağzından çıkan ilk şey telefonlarını neden açmadığım ve mesajlarına neden bakmadığımı sormak olacaktı. Bunu bilecek kadar tanımıştım onu.
Bir iki dakika sonra yemekler geldiğinde Rüzgar içinde yemek gelmişti. Rüzgar'ın ne zaman geleceğine o kadar odaklanmıştım ki Levent abinin Rüzgar için de sipariş verdiğini fark etmemiştim.
Yemeklerimizi yemeye başladıktan bir süre sonra babam çatalını tabağının kenarına bırakarak peçeteyle ağzını sildi. "Evet çocuklar," dediğinde duyacağım şeylere hazır mıydım bilmiyorum. Benimle birlikte Rüzgar'da çatalını tabağının kenarına bıraktı.
Babam, "Geçen gün Levent'le ortaklık planları kurduğumuzu dile getirmiştik. Tabii siz bunu bilmiyorsunuz çünkü ikinizde aile şirketleriyle pek ilgilenmiyorsunuz. Fotoğraflarınızın magazine düşmesiyle ortaklığımızın planlı olduğu düşünülmeye başladı. Bu hem ortaklığımız için hem de diğer şirketlerle yapacağımız projeler için tam olarak riskli diyemesekte sıkıntılı bir durum." diyerek tekrardan olayın üzerinden geçti.
"Bizim sizden bir isteğimiz olacak," diyerek babamdan sözü devraldı Levent abi. Rüzgar'da bende sesimizi çıkarmadan dinliyorduk. "Öncelikle bunun için zorunda olmadığınızı belirteyim." Gittikçe geriliyordum, en fazla ne isteyebilirlerdi ki? Levent abi derin bir nefes alıp konuştu: "Eğer kabul ederseniz en yakın sürede bir basın açıklaması yapacağız. Sizin uzun zamandır bir ilişkiniz olduğunu hatta evlilik planları kurduğunuzu söyleyeceğiz." Yutkunamadım. Bakışlarım kısa bir an Rüzgar'ı bulduğunda o zaten bana bakıyordu.
Levent abi konuşmaya devam edince bakışlarımı Rüzgardan çektim. "İlişkinizi yansıtmak istemediğinizi ama magazin haberleri yayılınca mecburen bir açıklamada bulunduğunuzu söyleyeceğiz. Böylece diğer iş adamların gözündeki o planlı mı düşüncesi büyük bir olasılıkla yok olacak."
"Tamam da..." diye fısıldadım. "Evlilik falan biraz fazla olmadı mı?"
Bakışlarım, "Kızım," diyen babama döndü. "Bu işin sonunda anlaşmalı evlilik yapmanız gerekiyor." Nefesim kesildi, yutkunamadım, kalbim tekledi. "Ne?" dedim şaşkınlıkla. "Ne evliliği baba bir de anlaşma diyorsun!" Aklıma gelen bir diğer şeyle göz bebeklerim büyüdü ben daha okulumu bitirmemiştim. Bunu dile getirmek için dudaklarımı aralamıştım ki Rüzgar sürdürdüğü sessizliğini bozdu. "Lavin henüz okulunu bitirmedi, bunu kabul etmemizi bekliyor olamazsınız." Rüzgar'a minnetle baktım. Bunun olur bir yanı yoktu. En azından şuanlık.
Babam hemen konuştu: "Hemen şimdi değil, kızım okulunu bitirmeden onu evlendirmem. Ama kabul ederseniz Lavin'in okulu bittiğinde-" Babamın cümlesini tamamlamasını beklemedim çünkü bu saçmalığa daha fazla katlanmayacaktım. Masanın üzerinden çantamı alıp hiçbir şey söylemeden sandalyemden kalktım. Çıkışa doğru yürürken babamın "Lavin," diyen sesini ardından da Rüzgar'ın "Ben hallederim." dediğini duydum. Halledemezdi, kendini bir anlaşmanın içerisine sürükleme gibi bir niyetim yoktu.
Dışarıya çıktığımda Rüzgar'ın "Lavin," diyen sesini duyunca adımlarımı daha da hızlandırdım. Bu konu üzerine konuşmak istemiyordum. Basamakları inerken yanlış bastığım bir basamak yüzünden ayakkabımın topuğundan gelen kırılma sesiyle sendelemem bir oldu. Kendimi yere düşmeye hazırlamıştım ki belimi saran bir çift kol buna izin vermedi. Kendimi Rüzgar'ın kollarının arasında bulmak yutkunmama sebep olurken istemsizce Rüzgar'a tutunduğumu yeni fark ettim. Gözlerim Rüzgar'ın göğsünün üzerinde duran ellerimde takılı kalırken Rüzgar, "Lavin," dedi ama ben hâlâ ona bakmıyordum. Bir eli belimden ayrıldı ve hafifçe çenemi tutarak ona bakmamı sağladı. "Konuşacağız." Sesi aksini iddia etmeme izin vermiyordu ama buna rağmen sesi emir verir gibi değilde rica eder gibi çıkıyordu.
"Ben böyle bir saçmalığı kabul edemem," derken çoktan ellerimi Rüzgar'ın üzerinden çekmiştim. Rüzgar'ın belimde duran elini bileğinden kavrayıp kendimden uzaklaştırırken konuşmaya devam ettim: "Bu yüzden konuşacak bir şeyimiz yok."
Rüzgar'ın gitmemem için bir şey söylemesini bekledim ama anlaşılan daha çok beklerdim. Dudaklarından dökülen tek kelime "Nasıl istersen." oldu. Ne bekliyorsam? Gitmek için adım atmıştım ama kırık olan topuğumu hesaba katmayı unutmuştum. Sendelerken düşmemek için refleks olarak Rüzgar'ın kolunu tuttum. Rüzgar'ın neden bu kadar rahat olduğunu şimdi anlıyordum. Topuğumun kırıldığını fark etmişti ve gidemeyeceğimi sanıyordu. Benim adım da Lavinse bal gibi de giderdim.
Bakışlarım Rüzgar'ı bulduğunda yüzünde yarım bir gülüş vardı. Gözlerini kısarak kısa bir an Rüzgar'a baktım. Rüzgar'ın kolundan destek aldım ve eğilerek kırılan topuğumu elime aldım. Ardından elimi kolundan çektim. Sol ayakkabımın topuğu yoktu ama topuğu umursamadan parmak ucumda yürümeye başladım. Dışarıdan bakan biri hiçte topuğumun kırıldığını anlamazdı. Yani çok dikkatli bakmadığı sürece.
Rüzgar'ın yüz ifadesini merak ettim ama dönüp bakmadım. Gözlerimi etrafta gezdirip Atlas abinin arabasını durunca adımlarımı oraya çevirdim. Beni o eve bırakabilirdi. Arabanın yanına gelince Atlas abi beni görmüş ve arabadan inmişti. "Lavin," dedi gözleri babamı ararken. "Adnan Bey nerede?"
"Ben kendim gideceğim babam biraz daha burada." dedim. Atlas abi ufak bir baş hareketiyle beni onayladı. Tam arabanın kapısını benim için açıyordu ki bir el açtığı kapıyı kapattı. Parmaklarında dövme olan bir el. Rüzgar'ın eli. Kızgın bakışlarım Rüzgar'ın üzerindeyken onun bakışları doğrudan Atlas abimdeydi. "Ben bırakırım sana gerek yok." dedi Rüzgar düz bir sesle. Yok artık ama ya! Atlas abinin anlam veremeyen bakışları bir ben bir Rüzgar arasında gitti ve en sonunda Rüzgar'da durdu. "Siz şey değil misiniz ya?" Rüzgar'ın adını düşündüğünden emin olduğum sessizlikte "Rüzgar Bayraktar." diyerek düşüncelerine son verdim. Atlas abi hemen kafasını salladı. "Evet evet o."
Rüzgar bir iki adımda karşımda durdu. "Hadi Lavin," Eğer şuan Rüzgar'ı reddedersem Atlas abiyle gitmeme izin vermeyecekti ve Atlas abimde Rüzgar beni zorladığı için sorun çıkaracaktı. Beni böyle bir durumda bıraktığı için Rüzgar'a kızgın bakışlar atarken tatlı bir gülümsemeyle Atlas abime döndüm. "Babama Rüzgar'la gittiğimi söylersin." Atlas abim beni onaylayınca Rüzgar'ı arkamda bırakarak zor da olsa kırık topuğumla rastgele bir yöne yürümeye başladım.
Rüzgar arkamdan, "Lavin," dedi sabır çekiyor gibi. "Ne bu inadın?" Bir de soruyor muydu? Sabahtan beri telefonlarını açmamıştım ve Rüzgar'la yüzleşmeye hiç hazır değildim. Üstüne bu saçma evlilik yüzünden Rüzgar'ın yüzüne bakarken bile içim utançla doluyordu. Ben daha sabah aşk haberlerim yayılmış olan adamla hiçbir şey olmamış gibi konuşacak kapasitede değildim. Resmen sevgili konumuna düşmüştük, rezillik.
Rüzgar'ın dediğini umursamadan yürümeye devam ediyordum ki bacaklarıma dolanan bir elle ayaklarım yerden kesildi. Gözlerim şaşkınlıkla büyürken düşmemek için kollarımı Rüzgar'ın boynuna sardım. "Ne yapıyorsun?!" Beni kucağına almış olamazdı! Gözleri Gözlerimi bulduğunda yürümeye devam ediyordu. "Bir şey yapmıyorum, o topukla yürüyemezsin."
"Bal gibi de yürürdüm," Aklıma gelen bir diğer şeyi beklemeden söyledim. "İkinci bir magazin haberi mi istiyorsun?!" Rüzgar'ın gülerek "Fena olmazdı." demesine hayret ettim. Ayakkabımın topuğunu tuttuğum elimi Rüzgar'ın boynundan çektim. Boşluğuma geldiği için topuğu Rüzgar'ın görüş hizasına sokup "Rüzgar, bunu varya!" dememle elimin anında geri inmesi ve bakışlarımı Rüzgar'dan çekmem bir oldu. Utançtan yerin dibine girecektim.
Peki Rüzgar yaptığım şeye nasıl mı tepki verdi? Durun ben söyleyeyim bir kahkaha attı. "Nasıl kelimeler onlar, hiç yakışıyor mu senin gibi bir hanımefendiye?" Bu konunun acil kapanması gerekiyordu çünkü ben utançtan domatese döneme yolunda ilerliyordum.
Rüzgar adımlarını durdurunca arabasına geldiğimizi fark ettim. Rüzgar beni bırakmadan yolcu koltuğunun kapısını açtı ve profesyonelce beni koltuğun üzerine bıraktı. Acaba başka kadınlara da bunu yapmış mıydı? Rüzgar kemerimi takarken burnuma dolan erkeksi kokusuna karışmış bir sigara kokusu almadım. Normalde az da olsa kokusu hep gelirdi. Artık içmiyor muydu? Deli gibi sormak istesemde bir şey demedim. Rüzgar kemerini taktıktan sonra kapımı kapatıp kendi koltuğuna geçmiş ve kemerini takarak arabayı sürmeye başlamıştı.
Arabanın içindeki sessizliği bozan Rüzgar oldu. "Sabahtan beri aramalarımı da açmadın mesajlarıma da bakmadın, neden?" İşte o soru gelmişti. Başımı cama yaslamış akıp giden yolu izliyordum. Bir süre sessiz kaldıktan sonra Rüzgar'a karşı açık oldum. "Utandım, biraz da korktum." Korkma kısmını söylerken sesim kısılmıştı. Rüzgar birden direksiyonu sağa kırdı. Bakışlarım kısa bir an Rüzgar'ı bulsa da dışarıyı izlemeye devam ettim. Araba durduğunda Rüzgar'ın bakışlarını üzerimde hissetsem de ona dönmedim.
Rüzgar'ın "Korktun mu?" diye sordu, sesindeki tedirginlikle. Ondan korkmamı istemediği çok açıktı. "Lavin, benden korkuyor musun?" Sesini sakin çıkarmaya çalıştığını biliyordum. Sanki ondan korkmam düşüncesi onu daha da korkutuyordu. Aklım allak bullak oldu. Niye bu kadar takılmıştı ki buna?
Başımı camdan ayırıp Rüzgar'a döndüm. Göz göze geldiğimizde gözlerinde gördüğüm duygu tedirginlikti. Gözlerimi kaçırmadan edemedim. "Ne tepki vereceğini kestiremedim. Bana kızgın olduğunu düşündüm." Gözlerim Rüzgar hariç her yerde gezinirken Rüzgar'ın elini çenemde hissetmem nefesimi tuttmama sebep oldu. Rüzgar hafifçe başımı kendine çevirince ona bakmamak imkansız oldu. Gözleri gözlerimden ayrılmazken "Lavin, ben sana kızmam." dedi tereddüt etmeyen sesiyle. Tuttuğum nefesimi serbest bıraktım. "Bütün gün bu yüzden mi açmadın aramalarımı?" Kafamı hafifçe salladım. "Hıhım,"
Sabır çeker gibi derin bir nefes aldığında elini çenemden çekti. "Bütün gün bir şey oldu endişesiyle deliye döndüm." derken arabayı çalıştırmıştı. "Bir daha böyle bir şey yapma."
Rüzgar benim için endişelenmişti ve bunu dile getirirken hiç tereddüt etmemişti.
Rüzgar arabayı sürmeye başladığında onu izlediğimi yeni fark ediyordum. Tam toparlanıp önüme dönüyordum ki Rüzgar kısa bir an bakışlarını yoldan ayırıp bana baktı. "Şu anlaşma işi hakkında ne düşünüyorsun?"
"Rüzgar bu çok saçma," dedim hemen. "Senle ben evleneceğiz mutlu iki insan gibi gözükeceğiz ama aslında her şey bir anlaşmadan ibaret." Gerçekten saçmaydı, böyle bir şey olabilir miydi ya? "Saçmalık," diye mırıldandım.
"Haklısın," dedi Rüzgar direksiyonu sola kırarken. "Ama aile şirketlerini düşünmedik, ikimizde şirket işleriyle ilgilenmiyoruz. Babam ve babanın ortaklığı zarar görürse ne kadar bilerek yapmasak bile bizim yüzünüzden." Bakışları kısa bir an beni buldu. "Lavin, bunu toparlamamız lazım."
Doğru söylüyordu, fark etmeden şirketlerin ortaklığını tehlikeye atmıştık. Her ne kadar bilmesekte sonuç olarak bunun sorumlusu bizdik. "Diyelim ki kabul ettik," dedim. "Sonra ne olacak?"
"Sanırım okulun bitene kadar sevgili rolü yapmamız gerekecek." Rüzgar'ın keyfi gayette yerindeyken ben şekilden şekile giriyordum.
"Bir sevgili rolümüz eksikti." dedim kollarımı göğsümde birleştirirken. O magazine fotoğraflarımızı koyan şahsiyetleri dövme isteğim her geçen dakika artıyordu! Rüzgar, arabayı yine sağa çekti. Bu konuyu arabada konuşmak ne kadar mantıklıydı ki?
Rüzgar, araba durunca kolunu direksiyona yaslayarak bana döndü ve "Bak Lavin," dedi yumuşak bir sesle. "Seni hiçbir şeye zorlamam, zaten bir anlaşmadan bahsediyoruz, istemediğin hiçbir şey olmayacak."
Gözlerim eskilere dalıp gitti. Babam kendimi bildim bileli şirketi için çabalıyor daha iyi yerlere gelmek istiyordu ki bunu başarmıştı da. Tanınan sevip sayılan bir iş adamı olmuştu. Yeni bir ortaklığın arifesindeyken magazine düşen fotoğraflarımız onu da etkilemişti. Babama bu kötülüğü yapmak istemiyordum. Böyle düşününce bu olaya biraz daha olumlu bakmaya başladım. Hem anlaşmaydı bu, muhtemelen belli bir süresi de olacaktı. Rüzgar'a güveniyordum, güvenmemde ki bir diğer etken de babamdı. Babam benim için iyi olmayacak bir şeyi düşünmezdi. Eğer Rüzgar'a güvenmeseydi bu anlaşmayı en başından düşünmezdi.
Bakışlarımı Rüzgar'a çevirdim, o zaten bana bakıyordu. "Tamam, kabul ediyorum."
