46. bölüm · MÜHÜRLÜ AŞK

Bölüm:45 İyi Ki Doğdun Mucizem

Meloria 🌷

Bölümler
1 Bölüm:1 Kimsin Sen? 2 Bölüm:2 Röportaj 3 Bölüm:3 İlk Mesaj 4 Bölüm:4 Gözlerin Diyorum 5 Bölüm:5 Takip İsteği 6 Bölüm:6 Tesadüfün Böylesi 7 Bölüm:7 Olan Var Olmayan Var 8 Bölüm:8 Unutulmayan Anılar 9 Bölüm:9 Boks Maçı 10 Bölüm:10 Habersiz Çekim 11 Bölüm:11 Magazin Haberi 12 Bölüm:12 Anlaşmalı Evlilik 13 Bölüm:13 Kendini Belli Eden Duygular 14 Bölüm:14 Kıskançlık 15 Bölüm:15 İtiraf Edilen Gerçek 16 Bölüm:16 Sarılabilir Miyim? 17 Bölüm:17 İlk Defa "Biz" Gibi 18 Bölüm:18 Saklanmayan Hisler 19 Bölüm:19 Yeni Hayata Atılan İlk Adım 20 Bölüm:20 Geçmişin Bıraktığı Hasar 21 Bölüm:21 Sürpriz 22 Bölüm:22 Sendeleyen Gece 23 Bölüm:23 Zaferin En Güzel Hâli 24 Bölüm:24 Sürpriz Misafir 25 Bölüm:25 Geçmişten Gelen Fısıltı 26 Bölüm:26 Sahiplenişin Sessiz Hâli 27 Bölüm:27 Mutluluğun Son Demleri 28 Bölüm:28 Sınırlandırılmış Sevgi 29 Bölüm:29 Örülen Duvarlar 30 Bölüm:30 Kırılma Noktası 31 Bölüm:31 Gün Yüzüne Çıkan Gerçekler 32 Bölüm:32 İddianın Sonucu 33 Bölüm:33 Benim Hikâyem 34 Bölüm:34 Büyük Karşılaşma 35 Bölüm:35 Yeniden Biz 36 Bölüm:36 Tek Taş 37 Bölüm:37 Kamp 38 Bölüm:38 Senin Olduğun Güzel Anlar 39 Bölüm:39 Küçük Çatlak 40 Bölüm:40 Büyük Çatlak 41 Bölüm:41 Cevaplanmayan Çağrı 42 Bölüm:42 Özlem 43 Bölüm:43 Gülümseyin Çekiyorum 44 Bölüm:44 Sessiz İyilik 45 Bölüm:45 İyi Ki Doğdun Mucizem 46 Bölüm:46 Şimdiden Özledim 47 Bölüm:47 Ayrı Geçen İlk Gece 48 DUYURU

3 Mart 2027
Gözlerimi yüzüme vuran sabah güneşiyle açtığımda, yine o tanıdık koku burnuma gelmişti.
Rüzgar'ın kokusu...
Göğsünde yattığım için uyanık mı değil mi göremiyorum fakat düzenli nefes alış verişlerine bakılırsa uyuyordu. Genelde Rüzgar hep benden önce uyandığı için onu uyurken seyretme fırsatı bulmam pek mümkün olmuyordu. Bu fırsat elime geçmişken kafamı Rüzgar'ın göğsünden kaldırdım. Yanına yüz üstü uzandığımda ellerimi çenemin altında birleştirmiştim. Dizlerimi bükerek ayaklarımı kaldırdığımda çocuk gibi görünüyor olabilirdim ama ne yapayım uzun zamandır Rüzgar'ı uyurken izlemiyordum.
İç çekerek Rüzgar'ı göz hapsine aldım. Üstünde tşört olmadığı için gözlerim karın kaslarında oyalandı. Dudağımın kenarında beliren tebessümle bakışlarımı yakışıklı çehresine çevirdim. Birkaç tutam saçı alnına doğru düşmüştü. Uyurken o kadar sakin görünüyordu ki o ringde ki kişiyle aynı kişi olduğuna inanamazdınız.
Proje gereği Rüzgar'la röportaj yaptığımda pamuk gibi bir adam olduğunu söylemişti. Yalan yok inanmamıştım ama Rüzgar gerçekten sevdiği kişilerin yanında pamuk gibi bir insan oluyordu.
Rüzgar yatakta kıpırdanmaya başlayınca uyanmak üzere olduğunu gördüm. Hemen pozisyonumu düzelttim ve bağdaş kurarak Rüzgar'ın baş ucunda durdum.
Yanağına tüy kadar bir öpücük kondurduğumda gözleri usulca aralandı. Sol elimi uzatarak yanağının üzerine koydum. Baş parmağım hareket ederek yanağını okşadığında sanki anlamış gibi hafif bir tebessüm belirdi yüzünde. "Güzeller güzelim..." derken gözlerini tekrar kapatmıştı.
"Günaydın." diyerek dudağına minik bir öpücük bıraktım. "Bugün senden rol çaldım. Lütfen azıcık geç uyan. Zaten bu ayın sonunda kampın başlıyor, görüşemeyeceğiz." dedikten sonra son cümleyi söylediğime pişman oldum çünkü Rüzgar'ın aklı burada kalsın istemiyordum.
Tamer'le görüştüğüm gün Rüzgar'ın menajeri mesaj atmış ve Rüzgar en kısa sürede Tamer'le görüşmüştü. İkiside bunu onaylayınca birkaç ay sonra antrenmanlar başlamıştı. Ve şimdi de dördüncü kemer için çıkacağı maçlar vardı. Bu yüzden maç öncelerinde yut dışına çıkıp antrenörüyle resmi kamp yapacaktı ve malesef bu birkaç gün gibi kısa bir süre değil beş hafta sürecekti.
Söylediğim şeyle Rüzgar'ın gözleri gözlerime değdi. "Lavin, imkanım olsa hiç gitmem biliyorsun." Sesindeki ton benden ayrılmak istemediğini fazlasıyla belli ediyordu. Eli usulca yanağıma uzandı. "Görüşemeyeceğiz deme, kötü hissettiriyor."
Elimi yanağımın üzerinde duran eline yerleştirdim. "Tamam, demeyeceğim. Hem görüntülü konuşuruz, değil mi?"
"Konuşuruz." dedi minik bir gülümsemeyle.
"Süper." dedim neşeyle. "Ama bana ne zaman müsait olduğunu yazman lazım, ona göre ararım. Çalışırken falan aramayayım yanlışlık-"
Cümlem yarım kaldı çünkü Rüzgar belimi kavrayıp bedenimi kendi üstüne devirmişti. Başta neye uğradığımı şaşırsam da sonra dudaklarımdan bir kıkırtı döküldü. "Üstünde olmamı seviyorsun galiba?"
"Sevmiyorum, bayılıyorum."
Yanaklarıma kan pompalanırken, "Ştt." diye bir mırıltı çıkararak onu susturdum. "Deme öyle şeyler."
Gözleri -muhtemelen kızaran- yanaklarımda oyalandı. "Niye? Bunu sana kanıtladığımı sanıyordum." Bu adam utanmamdan cidden keyif alıyordu.
Başımı utançla Rüzgar'ın göğsüne gömdüm. "Bilerek yapıyorsun!"
Rüzgar'ın kahkahası kulaklarımda yankılandı. "Biraz." Eli saçarıma uzandığında parmakları gözlerimi yummama sebep oldu. Tabii ne ben Rüzgar'ın yüzünü ne de o benim yüzümü görüyordu.
Bir süre böyle kaldıktan sonra yavaşça kafamı kaldırdım fakat imalı bakışlarıyla karşılaşınca elimle gözlerini kapattım. "Bakma öyle!"
"Tamam, tamam." dedi ama hâlâ gülüyordu.
Biraz daha birbirimizle uğraşmış, tatlı tatlı atışmıştık. Üzerinden kalkıp lavaboya girdiğimde Rüzgar da peşimden geldi.
Önce ellerimi sudan geçirmiş sonra da yüzümü yıkamak için eğilmiştim. Kulağımın arkasına sıkıştırdığım saçlar önüme düşünce oflayarak geriye çekiliyordum ki Rüzgar saçlarımı eliyle topladı. Aynadan onda gülümsediğimde rahatça yüzümü yıkadım. Ardından kağıt havluyla yüzümü kuruladım. Bu sırada Rüzgar'da yüzünü yıkamıştı. O yüzünü kurulurken diş fırcasına macun sıkıp ona uzattım. Kendi fırçamada macum sıktıktan sonra ikimizde dişlerimizi fırçaladık.
Yüzüme günlük kremlerimi sürerken Rüzgar'da eline tıraş makinesini almıştı. Elimde kalan kremi ellerime yedirip hemen Rüzgar'a döndüm. "Ben yapayım mı?"
Kaşları usulca çatılsada dudağının kenarında bir gülümseme belirmişti. "Yap bakalım." derken tereddütsüzce elindeki tıraş makinesinini uzattı.
Parmaklarımın ucuna çıkacaktım ki Rüzgar belimden kavrayarak lavabonun kenarına oturmamı sağladı. Böylece yüzlerimiz aynı hizaya gelmişti. Tıraş makinesini açtıktan sonra Rüzgar'ın çenesini tutarak hafifçe çevirdim. İlk başta yapamam diye düşünmemiş değildim ama birkaç dakika sonraki sonuç gayet güzeldi.
"Oldu galiba." diye mırıldandım.
Rüzgar kendini aynadan kontrol ettiğinde, "Olmuş tabii." dedi keyifle.
Lavabodan inmek yerine ayaklarımı çocuk gibi sallamaya başladım. Rüzgar'ı tıraş losyonunu sürerken tüm dikkatimle onu incelemiştim.
Aklıma gelen şeyle, "Bugün ayın kaçı?" diye mırıldandım.
Rüzgar'ın bakışları anında bana döndü. "Ne zamandır ayın kaçı olduğunu soruyorsun?"
"Bilmem," dedim kısık bir sesle. "Merak ettim." Aslında ayın kaçı olduğunu biliyordum. Üç martı bugün. Benim doğum günüm.
Rüzgar'ın unuttuğunu sanmıyordum çünkü o benimle ilgili hiçbir şeyi unutmazdı.
Rüzgar'ın yardımıyla lavabonun kenarından indiğimde giyinme odasına ilerledim. Benimle birlikte Rüzgar'da gelmişti.
Bir süre kıyafetlerime baktıktan sonra sonunda güzel bir takım seçtim. Siyah-beyaz ekose desenli, ince askılı bir üst ve aynı kumaştan bol kesim bir şortu vardı. Üstün göğüs kısmını ince beyaz dantel çevreliyordu. Aynı dantel, şortun paçalarında da vardı ve birlikte çok tatlı görünen bir takımdı.
Takımımı giydikten sonra şortun belindeki ipini kurdele yaparak bağladım ve aynada kendime baktım. Bu sırada aynanın yansımasından Rüzgar'ı görmem de kaçınılmaz oldu. Üzerine siyah dar bir tşört, altına da bol gri eşofmanı vardı. Aynadan ona baktığımı fark edince beni inceleyerek yanıma geldi.
Arkamda durduğunda kolları belime sarıldı. "Bunu neden daha önce de giymedin? Çok yakışmış."
"Yeni aldım." dedim karnımın üzerinde birleşen ellerini tutarak. "Yani çokta yeni sayılmaz ama bir türlü buna sıra gelmedi."
Omzuma dökülen saçlarımı dikkatlice çektikten sonra boynuma uzun bir öpücük bırakması gözlerimin kapanmasına sebep oldu.
Rüzgar, "Hadi, kahvaltıya." deyince gözlerim geri açıldı.
Başımı sallayarak onu onayladım. Birlikte kahvaltı hazırlamış ve sohbet ederek yemiştik. Etrafı toparladıktan sonra salona doğru yürüyordum ki Rüzgar "Gözlerini kapat." deyince istemsizce şaşırdım. Doğum günü sürprizi gelecekti onu anlamıştım. Ama Rüzgar yanımdan hiç ayrılmamıştı ki?
Dediğini yaparak gözlerimi kapattığımda bedenimi tutarak beni yönlendirdi. Evi bildiğim için şu an salondan bahçeye açılan kapıda olduğumuzu anlamıştım.
Rüzgar, "Ben aç diyene kadar açma gözlerini. Tamam mı?" dediğinde başımı usulca salladım.
Birkaç dakika öylece olduğum yerde kaldım. Kalbim hızlı hızlı atarken bir şeyin bana doğru yaklaştığını anladım. Ne olduğunu anlamamsa dudaklarımda hissettiğim öpücüktü.
Rüzgar elini gözlerimin üzerine koyup arkama geçti. Tam adımlamıştık ki, "Terliklerim." dedim. Çıplak ayakla bahçeye çıkmayı göze alamazdım. Herhangi bir böcekte çığlığı basmam çok olasıydı.
Rüzgar elini çekse de gözlerimi açmadım. Hiç şikayet etmeden terliklerimi giydirdikten sonra sonunda bahçeye çıktık.
Rüzgar, "Aç gözlerini." dediğinde gözlerimi hemen açtım.
Nasıl bir şey görmeyi beklemiştim bilmiyordum ama babam, annem ve Deren'i görmeyi beklemediğim kesindi. Patlayan konfetilerle dudaklarım aralandı. Burası çok güzel süslenmişti. Bahçe masasının üzerinde beyaz bir örtü olsa da üzerindeki pembe şakayıklar ve atıştırmalıklar çok güzel renk katmıştı. Her şey çok güzeldi fakat bir şey eksikti.
"Pastam nerede?" diye sordum çekinmeden.
Annem, babam ve Deren'in bakışları arkamda bir noktaya odaklanınca arkama döndüm.
Rüzgar elindeki pastayla bana gülümserken dudaklarıma bir gülümseme yerleşti. Beyaz kremayla kaplanmış, üzerindeyse pembenin her tonunda kremadan yapılmış üç boyutlu gibi duran çiçekler çok güzeldi. Ve üzerinde altın yaldızlı bir yazı vardı.
İyi ki mucizem...
Rüzgar'ın bana neden mucizem dediğini biliyordum ve bu gözlerimin dolmasına sebep oldu. Hayır, bu kesinlikle üzüntüden değildi.
"Üfle hadi!" diyen Deren'in sesini duyduğumda ellerimi birbirine kavuşturdum ve gözlerimi yumarak bir dilek diledim. Gözlerim tekrar açıldığında mumları tek seferde söndürdüm.
Alkış sesleriyle birlikte gözlerim Rüzgar'ın gözlerini buldu. Deren, yardımımıza koşar gibi hemen yanımıza gelmiş Rüzgar'ın elindeki pastayı almıştı.
Kollarımı sıkıca Rüzgar'ın boynuna doladığımda onun da kolları sıkıca beni sardı. "İyi ki doğdun mucizem..." diye fısıldadığında dolan gözümden bir damla yaş süzüldü.
Başımı usulca geriye çektiğimde Rüzgar, hemen güzümdeki yaşları fark etmiş ve nazikçe silmişti. İçtenlikle gülümsedim ve Rüzgar'ın dudaklarına kısa ama şu an için fazla anlam taşıyan bir öpücük bıraktım.
Arkadan, "Öhm, öhm." diye yalandan bir öksürme sesi duyduğumda bunun babama ait olduğunu biliyordum.
Rüzgar alnımda öptüğünde istemeyerekte olsa ondan ayrılmıştım. Anneme, babama ve Deren'e de sarıldıktan sonra sıra hediyelere gelmişti.
"Kusura bakma damat," dedi babam Rüzgar'a bakarken. "İlk hediyeyi ben vereceğim."
Onları gülümseyerek izledim. Babam artık damat derken eskisi kadar isteksiz demiyordu. Aksine gerçek bir baba sıcaklığıyla söylüyordu.
İlk hediye babamdandı. Paketi dikkatlice açtığımda beni harika bir dijital kamera karşıladı. Evet bu kesinlikle benlik bir şeydi. Babama teşekkür edip sarıldıktan sonra kamerayı ayarlamış ve hepimizin olduğu bir fotoğraf çekmiştim bile.
İkinci hediye annemden geldi. Paketi açtığımda beni, bilindik bir markanın düzleştiricisi karşıladı. Ve evet, buna ihtiyacım vardı çünkü düzleştiricim birkaç hafta önce bozulmuştu. Toz pembe düzleştiriciyi inceledikten sonra anneme de sıkıca sarılmış ve teşekkür etmiştim.
Sonraki hediye Deren'den geldi. Kare kutuyu paketinden alarak çıkardığımda içinden çıkan şey beni fazlasıyla mutlu etti. Birkaç ay önce Deren'le alış verişe gittiğimizde gördüğüm bir müzik çalardı bu. Atlı karınca şeklindeydi, genel olarak pembe renkli ve çiçek motifleri vardı üzerinde. Beyaz atlar da çok güzel duruyordu. Deren'e sarılıp, ona da teşekkür ettim.
Ve son hediye, Rüzgar'ın hediyesiydi. Paketi açtığımda, beni karşılayan kutunun kapağını da açtım. Bilindik ünlü bir markanın çantasıydı. Siyah, baklava desenli, deri bir çantaydı. Altın renkli küçük logosu resmen parlıyordu. İnce uzun sapları çantaya ayrı bir güzellik katarken yandan sarkan bağcıkları bambaşka bir hava yaratıyordu.
Rüzgar'a baktığımda gözlerinde tek bir soru vardı. Beğenip beğenmediğim.
Onun duyabileceği şekilde, "Çok beğendim." diyerek sıkıca sarıldım.
Kolları bedenimi sardığında, saçlarıma minik bir buse kondurarak kokumu içine çekti. "O zaman ne mutlu bana."
***
Birlikte çok güzel vakit geçirmiştik. Hatta akşama doğru birlikte yemek yemiştik ama Deren yemeğe kalmamıştı. Annem ve babamı uğurladıktan sonra kapıyı kapatarak Rüzgar'a döndüm.
Masum masum ona bakarken kollarını iki yana açtı. Adımlayarak boynuna sıkıca sarıldım. "Sanırım uzun zaman sonra geçirdiğim en güzel doğum günümdü."
Belimden sıkıca kavrayıp beni havaya kaldırınca bacaklarımı beline doladım. Üst kata çıkıp yatak odasına girdiğimizde Rüzgar beni indirdi.
Pijamalarımı giymek için giyinme odasına ilerledim. Siyah, saten askılı bir üst ve yine onun takımı olan saten şortunu giymiştim. Bileğimdeki tokayla saçlarımı toplayarak odadan çıktım. Rüzgar, çoktan yatağa uzanmış sırtını yatak başlığına yaslamıştı. Yanına gidip yatağın kenarına oturmuştum ki belimi kavrayarak tek hamlede beni kucağına oturttu. Bundan rahatsız olmayarak kollarımı boynuna doladım.
"Bugün sarılmaya doymuyorsun." dedi Rüzgar gülümseyerek.
Bir eli sırtımda gezinmeye başladığında mayışmış çıkan sesimle, "Çünkü sana doyum olmuyor." dedim.
Rüzgar'ın gülüşünü duydum. "Öyle mi?"
Sesim fısıltıyla çıktı. "Öyle."
Boynuma uzun bir öpücük bıraktığında yakın olan yüzlerimizi biraz daha yakınlaştırdım. Dudaklarımı hafifçe dudağına değdirdiğimde belimdeki eli biraz daha sıkılaşmış, dudakları aralanmıştı. Dudaklarımı ağır hareketlerle dudaklarının üzerinde hareket ettirdiğimde gözlerim usulca kapandı. Rüzgar'ın da beni öpmeye başlamasıyla öpücüğümüz bambaşka bir boyuta ulaşmıştı. Yoğun bir öpücüğün ardından dudaklarımız ayrıldı. Alnım alnına yaslıyken nefeslerimiz birbirine karışıyordu. Alnımı alnından ayırdığımda dudaklarına bir buse kondurdum.
Rüzgar mest olmuş gibi bana bakarken, "Çok fenasın." diye yakındı ama bundan şikayetçi olmadığı çok belliydi.
Göğsüne gömüldüğümde saçımı bağladığım tokayı çıkardı. Bir eli nazikçe saçımı okşarken, diğer eli sırtımda geziniyordu. Gözlerim usul usul kapanırken Rüzgar beklemediğim bir şey söyledi.
"Sana bir hediyem daha var. "
Kaşlarım havalandığında başımı göğsünden kaldırdım. "Nasıl?"
Önüme gelen saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırdı. "Yalnızken vermek istedim."
Beklenti dolu bakışlarım yüzündeyken gözleri sağ tarafı işaret etti. İşaret ettiği yöne baktığımda komodinin üzerindeki kadife küçük kutuyu gördüm. Ne zamandır buradaydı bilmiyordum ama yeni fark etmiştim.
Meraklı bakışlarım eşliğinde kutuyu hemen elime aldım. Uzun kadife kutuya bakılırsa içinde bileklik vardı.
Yüzümdeki gülümsemeyle kutuyu açtığımda beni güzel bir bileklik karşıladı. Gözlerim resmen ışıldarken bilekliği içinden çıkardım. "Rüz," diye mırıldanırken bakışlarımı ona çevirdim. "Bu çok güzel."
"Sensin güzel." dedi cümleme karşılık. "Bir şey var onda, bak bakayım."
Kaşlarım hafifçe çatıldı. Bilekliği incelediğimde fark ettiğim şeyle çattığım kaşlarım havalanmıştı. Bilekliğin iç kısmında el yazısıyla yazılmış bir yazı vardı.
Pıtırcık.
Ve el yazısı Rüzgar'a aitti.
"Çok teşekkür ederim." derken mutluluk ve duygusallık beni sarmıştı. "Takar mısın?"
Rüzgar, hiç düşünmeden bilekliği almış ve bileğime takmıştı. Çok zarif ve eşi benzeri olmayan bir şeydi.
Rüzgar'a sıkıca sarıldığımda onun da elleri sıkıca bendenimi sardı. Yanağından kocaman öptüm. "İyi ki varsın."
"Asıl sen iyi ki varsın, kurban olduğum." dedi Rüzgar içten bir sevgiyle. "Sen olmasan ne önemi var bu dünyanın."
Ve ben bugün anladım ki insanın doğum gününü asıl özel kılan asıl şey düşünülmüş olmaktı. Alınan hediyelerin çoğu pahalıydı belki de ama bunların yerine bir demet buket bile beni çok mutlu ederdi. Çünkü asıl önemli olan maddi kısım değil manevi kısımdı. Eğer çevrenizde sizi gerçekten düşünen insanlar varsa en değerli hediyeyi zaten kazanmışsınız demekti ve ben en değerli hediyemi çoktan kazanmıştım.