18. bölüm / 51
MÜHÜRLÜ AŞKBölüm:18 Saklanmayan Hisler
Bölümler 51Şu an: Bölüm:18 Saklanmayan Hisler
- 1 Bölüm:1 Kimsin Sen?2.283 kelime
- 2 Bölüm:2 Röportaj1.843 kelime
- 3 Bölüm:3 İlk Mesaj1.716 kelime
- 4 Bölüm:4 Gözlerin Diyorum1.972 kelime
- 5 Bölüm:5 Takip İsteği1.651 kelime
- 6 Bölüm:6 Tesadüfün Böylesi1.638 kelime
- 7 Bölüm:7 Olan Var Olmayan Var1.835 kelime
- 8 Bölüm:8 Unutulmayan Anılar1.712 kelime
- 9 Bölüm:9 Boks Maçı1.585 kelime
- 10 Bölüm:10 Habersiz Çekim1.729 kelime
- 11 Bölüm:11 Magazin Haberi2.106 kelime
- 12 Bölüm:12 Anlaşmalı Evlilik1.803 kelime
- 13 Bölüm:13 Kendini Belli Eden Duygular2.808 kelime
- 14 Bölüm:14 Kıskançlık2.222 kelime
- 15 Bölüm:15 İtiraf Edilen Gerçek1.887 kelime
- 16 Bölüm:16 Sarılabilir Miyim?1.949 kelime
- 17 Bölüm:17 İlk Defa "Biz" Gibi1.614 kelime
- 18 Bölüm:18 Saklanmayan Hisler1.760 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 Bölüm:19 Yeni Hayata Atılan İlk Adım2.508 kelime
- 20 Bölüm:20 Geçmişin Bıraktığı Hasar2.342 kelime
- 21 Bölüm:21 Sürpriz2.513 kelime
- 22 Bölüm:22 Sendeleyen Gece2.466 kelime
- 23 Bölüm:23 Zaferin En Güzel Hâli2.493 kelime
- 24 Bölüm:24 Sürpriz Misafir1.689 kelime
- 25 Bölüm:25 Geçmişten Gelen Fısıltı1.831 kelime
- 26 Bölüm:26 Sahiplenişin Sessiz Hâli1.866 kelime
- 27 Bölüm:27 Mutluluğun Son Demleri1.860 kelime
- 28 Bölüm:28 Sınırlandırılmış Sevgi1.800 kelime
- 29 Bölüm:29 Örülen Duvarlar1.805 kelime
- 30 Bölüm:30 Kırılma Noktası2.226 kelime
- 31 Bölüm:31 Gün Yüzüne Çıkan Gerçekler2.152 kelime
- 32 Bölüm:32 İddianın Sonucu1.895 kelime
- 33 Bölüm:33 Benim Hikâyem1.799 kelime
- 34 Bölüm:34 Büyük Karşılaşma1.959 kelime
- 35 Bölüm:35 Yeniden Biz1.843 kelime
- 36 Bölüm:36 Tek Taş1.643 kelime
- 37 Bölüm:37 Kamp2.326 kelime
- 38 Bölüm:38 Senin Olduğun Güzel Anlar1.983 kelime
- 39 Bölüm:39 Küçük Çatlak2.149 kelime
- 40 Bölüm:40 Büyük Çatlak2.120 kelime
- 41 Bölüm:41 Cevaplanmayan Çağrı2.045 kelime
- 42 Bölüm:42 Özlem1.743 kelime
- 43 Bölüm:43 Gülümseyin Çekiyorum1.926 kelime
- 44 Bölüm:44 Sessiz İyilik1.776 kelime
- 45 Bölüm:45 İyi Ki Doğdun Mucizem1.927 kelime
- 46 Bölüm:46 Şimdiden Özledim1.524 kelime
- 47 Bölüm:47 Ayrı Geçen İlk Gece1.645 kelime
- 48 DUYURU146 kelime
- 49 Bölüm:48 Yeni Mucize1.729 kelime
- 50 Bölüm:49 Hafifleyen Özlem1.582 kelime
- 51 Bölüm:50 Dünya Şampiyonu1.208 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Lavin Yücel
Güzel bir rüyanın kollarındayken duyduğum telefon sesiyle zar zor gözlerimi araladım. Hangi ara uyumuştum? Yatakta oturur pozisyona geçtiğimde ısrarla çalmaya devam eden telefonu elime alıp aramayı cevapladım. "Efendim baba,"
Babamın "Kızım, neredesin sen?" diyen sesi endişeli çıkmıştı.
Ayılmak için gözlerimi ovuştururken "Neredeyim ben?" dedim. Sahi neredeydim ben? Gözlerim etrafta gezince beynim sonunda devreye girmiş ve hatırlamam gerekenleri hatırlatmıştı. Rüzgar'ın odasında uyuya kalmıştım! Ve şuan sabahtı.
"Yeni mi uyandın sen?" diye sordu babam.
"Israrla arayıp durduğun için uyanmış bulundum." dedim yalandan bir sitemle.
"Güzel kızıma günaydın o zaman." diyen babamın sesi keyifli çıktı. "Seçtiniz mi Rüzgar'la düğün salonunu ona göre ayarlayalım."
Dün minik bir öpücük dengelerimi bozduğu için seçememiştik. Ben bunu babama nasıl diyecektim. "Şimdi babacığım çok seçenek vardı bir türlü karar veremedik."
Babam öyle bir tonda "Lavin," dedi ki kendimi ele verdiğimi anlamam hiç zor olmadı. "Dört tane düğün salonu vardı orada, ne demek çok seçenek vardı?"
Oflayarak "Ya baba," dedim. "Bir kere de bir şeyi anlamasan ya da anlamamazlıktan gelsen ne olur?"
Sanırım bunu diyerek kendimi daha çok ele verdim çünkü babamın ses tonu sertleşti. "Lavin neredesin sen? Umarım tahmin ettiğim yerde değilsindir."
Hemen savunma modumu açtım. "Ya ben en son Karamel'e bakıyordum, sonra uyuya kalmışım nasıl oldu bende bilmiyorum."
"Rüzgar'da kaldığını kabul ediyorsun yani Lavin!"
"Ne yapayım? Rüzgar'ın odasında gözlerimi açmama rağmen inkar mı edeyim." Sabah sabah beynim daha kendine gelememişti. Her cümlemde resmen kendimi ele veriyordum.
Babamın sesi yüksek ve sert çıkınca telefonu kulağımdan uzaklaştırmak zorunda kaldım. "O Rüzgar'ı varya ben! Ne demek ulan benim kızımı evinde uyutmak."
"Baba bağırmaz mısın?" dedim sabır çeker gibi. "Hem Rüzgar'ın ne suçu var, o mu dedi bana gel uyu diye ben kendim yanlışlıkla uyumuşum."
Bu sefer sabır çeken babamdı. "Bir de yanlışlıkla diyor ah kızım ah, görüşeceğiz seninle. O Rüzgar'a da selamımı söyle."
"Baba-" diyordum ki telefonun yüzüme kapandığını duyduğun dııt dııt sesinden anladım. Yakın zamanda sorguya çekilecek gibi görünüyorduk. Benim bir suçum yoktu. Hepsi uykumun suçuydu.
Yataktan kalkarken telefonumun ekranından saate baktım.
10.24
Acaba Rüzgar neredeydi? Odadan çıkıp salona ilerledim. Salonun boş olduğunu görünce tam çıkıyordum ki bahçeye açılan kapıdan Rüzgar'ın dışarıda olduğunu gördüm. Bahçede kahvaltı mı hazırlamıştı o?
Adımlarımı hızlandırarak bahçeye çıktığımda Rüzgar'ın beni fark etmesi uzun sürmedi. "Günaydın, pıtırcık."
"Günaydın," dedim hâlâ mayışık çıkan sesimle. Rüzgar'ın hazırladığı masaya bakarken gülümsedim. "Harika görünüyor."
"Geçsene," dedi Rüzgar çardağı göstererek.
"Hâlâ ayılabilmiş değilim önce yüzümü yıkasam iyi olur, lavaboyu gösterir misin?"
***
Çatalımı tabağın kenarına bırakarak "Babamın sana selamı vardı." dedim mahçup bir ifadeyle. Karşımda oturan Rüzgar'ın kaşları belli belirsiz çatıldı. "Bende kaldığını mı söyledin?"
"Yeni uyandığım için birazcık kendimi ele vermiş olabilirim." dedim masumca. "Sabah sabah kendime gelemiyorum da."
Rüzgar hiç umursamamış gibi çatalına batırdığı zeytini ağzına atarken "Sorun yok," dedi. "Hallederiz."
Olumsuz anlamda kafamı iki yana sallarken çatalımı elime aldım ve "Gördük halletme şekillerini." diye mırıldandım. Dün eteğim uçuşuyor diye yavaşlamak varken eteğimi tutmuştu. Sorunları çok güzel hallediyordu.
Kahvaltıya devam ederken Rüzgar'ın iç çekip "Lavin," demesiyle bakışlarım ona döndü. "Hım?"
Rüzgar, "Hiçbir şey olmamış gibi davranıyorsun." deyince neyden bahsettiğini anlamam hiç zor olmadı. Dünkü öpücükten bahsediyordu.
Utanç duygusu bütün bedenimi sararken "Ne yapmamı bekliyorsun?" diye sordum. "Biz öpüştük diye ortalıkta mı gezeyim?" dememle dudağımı ısırmam bir oldu. Ben bugün neden çenemi tutamıyordum.
Rüzgar, bir süre yüzüme baktı ama daha sonra gülmesine engel olamadı. Karşımda gülen adama bakarken "Gülme," dedim utançla. Tabi bu Rüzgar'ın gülmesini durdurmadı. "Ya Rüzgar! Gülmesene." Yanaklarım yanmaya başladığını hissettim.
Gülmeye devam ederken kahveleri beni buldunca yerin dibine girmek istedim. Ki böyle bakarsa utançtan gerçekten de yerin dibine girecektim. Gülmesine karışan sesiyle "Biz öpüştük diye gezsene ortalıkta." dedi keyifli keyifli.
Kollarımı göğsümde birleştirip geriye yaslanırken "Ne kadar da hoşuna gitti ya." dedim. Ben burda utanç krizine girerken beyefendi gülme krizine girecekti resmen.
Rüzgar yavaş yavaş kendini toparlarken ben yüzümü asmış bir şekilde ona bakıyordum. Resmen daha fazla utanayım diye her şeyi yapıyordu.
Rüzgar, asılan suratımı görünce yüzündeki gülüş hemen yok oldu. "Lavin?" dedi ne olduğunu anlamaya çalışırken
"Lavin deme bana." dedim tripli tripli.
"Pıtırcık?"
"Pıtırcık'ta deme."
"Prenses?"
"Prenses de deme."
"Ne diyeyim?" diye sorduğunda tam bir şey deme diyecektim ki ben daha ağzımı açmadan Rüzgar, "Her şeyim mi diyeyim?" dedi.
Kalbim devreye girerken astığım suratım yok olmuştu bile. Şuan resmen gülümsememek için zor duruyordum. "Niye böylesin sen," dedim yalancı bir kızgınlıkla. "Ben sana neden trip atamıyorum ya da neden kızamıyorum?" Fark ettiğim şeyle kaşlarım çatıldı. "Bak şuan bile kızamıyorum!"
Rüzgar halime gülerken omuzlarımı dikleştirip ters ters ona bakmaya başladım. "Hâlâ gülüyor bir de ya!"
***
Rüzgar için keyifle benim içinse utançla dolu kahvaltımızı bir şekilde yapmıştık. Sonra da dünkü minik öpücüğümüz sayesinde seçemediğimiz şeyleri seçmiştik. Düğün salonu işini babamlar halledecekti. Gelinlik işini annem ve Deren'le halledecektik. Ev ilanlarına da bakmış aralarından üç tanesini seçmiştik. En kısa sürede emlakçıyla görüşüp evleri gezecektik. Anlaşmalı falan diyordukta evliliğin her türlüsü uğraştırıyordu.
Masadaki kağıtları toplarken Rüzgar, "Lavin," deyince koltuğun kenarına yaslanmış bana bakan adama baktım. "Efendim?"
"Hani şu Tuna varya," deyince bıkkınlıkla "Eee?" dedim. Adını duymak istemiyordum. Beni sevdiğini öğrendiğimden beri Tuna'ya aynı samimiyetle istesem de yaklaşamıyordum.
"Fotoğrafcıymış," Rüzgar'ın bunu nereden öğrendiğini sorgulamadım. "Evet öyle." dedim. Kim bilir konu nereye bağlanacaktı.
"Diyorum ki," dedi Rüzgar rahat rahat. "Bizim düğün fotoğrarlarımızı o mu çekse?"
Gözlerimi büyüterek "Saçmalama," dedim hemen. "Tuna ne alaka?"
"Fotoğrafcı olduğu için çok alaka bence." Amacını anlamam hiçte zor olmadı. Tuna'nın beni sevdiğini biliyordu ve onu kıskandırmak için elinden geleni yapacak gibi duruyordu.
Rüzgar'ın dediğine ayak uydurarak "İyi, söylerim." dedim ama Rüzgar hoşnutsuzca kaşlarını çattı. "Yok olmaz, sen söyleme." Kaşlarım havalanırken, "Nedenmiş o?" diye sordum.
"Sen yorma kendini, ben hallederim."
"Aaa," dedim dayanamayarak. "Sen halletme çünkü kolay yoldan değil işine gelen yoldan hallediyorsun. Ben ararım."
Rüzgar kabullenerek "Tamam," dedi ama tabi sonuna bir ekleme yaptı. "Ama burada ara, yanımda."
Sabır çekerek kafamı salladım. "İyi ararım." Masanın üzerindeki telefonumu elime aldım. Rehberden Tuna'nın numarasını buldup aradığımda telefonu kulağıma yasladım.
Telefon çaldı, çaldı, çaldı... Ve en sonunda arama cevaplandı.
"Tuna," dedim zoraki bir samimiyetle, "Nasılsın?"
Tuna, tam "İyiyim sen-" diyordu ki Rüzgar yanıma gelerek kulağıma yasladığım telefonu aniden aldı. Telefonu elinden almaya çalışırken "Rüzgar!" dedim Tuna'nın duymaması için kısık bir sesle.
Rüzgar beni dinlemeyip telefonu kulağına yasladı ve "Merhaba Tuna," dedi rahat rahat. Telefonu Rüzgar'dan almaya çalışırken Tuna'nın "Rüzgar?" diyen sesini zar zor duydum.
Rüzgar, telefonu almak için uzattığım elimi tutup dudaklarını bastırınca ona gözlerimi büyüterek baktım. Başkası olsa başka yöne dönerdi ama Rüzgar, adam elimi tutup öpüyordu! Sakin ol kalbim. Sakin ol yok bir şey.
Rüzgar bana sırtını dönerek salonda yürümeye başladı. "Direkt konuya giriyorum, Lavin'le düğün fotoğraflarımızı sen çekiyorsun. Parayı hiç sorun etme, neyse parası alırsın."
Tuna'nın ne dediğini duymadım ama Rüzgar'ın telefonu Tuna'nın yüzüne kapattığını çok net gördüm.
Ellerimi belime yerleştirirken "Neden yüzüne kapatıyorsun?" diye sordum. "Sabah aynısını babam bana yaptı, hiç etik değil." Rüzgar'ın bakışları beni bulunca bana doğru gelerek "Hak etmeyene yapılmaz öyle şeyler." dedi şakayla karışık.
Karşımda duran Rüzgar'a yalancı bir şaşkınlıkla baktım. "A aa ne demek o öyle? Ben hak ettim mi yani?"
Rüzgar, "Bilmem," dedi omuzlarını kaldırıp indirirken. "Bende kaldığını söylediysen hak etmiş olabilirsin." Telefonumu bana uzatınca gözlerimi kıstım ve onuzlarımı dikleştirdim. "Hiçte hak etmemiştim." dedim elinden telefonumu alırken.
Telefonumu masaya bırakıp dağıttığımız kağıtları toplamaya devam ettim. Fotoğraf konusu açılınca kalmıştı öyle.
"Pıtırcık?"
"Hmm?"
Rüzgar yanıma gelip benimle beraber kağıtları toparladı. "Maçım yaklaşıyor."
Kafamı sallayarak "Biliyorum." dedim. Bana verdiği VIP bileti hâlâ saklıyordum.
Rüzgar kağıtları üst üste koyup bana bakmaya başladı. "Muhtemelen maçı karım olarak izleyeceksin."
"Öyle görünüyor," dedim. Düğün tarihi tam belli değildi ama Rüzgar'ın maçına kadar biz çoktan evlenmiş olurduk. Rüzgar'a bir şeyleri hatırlatma ihtiyacı duyarak konuştum. "Ama dikkatini çekerim, anlaşmalı karın."
Rüzgar'ın kaşları çatıldı. "Lavin, sence ortada bir anlaşma kaldı mı? Biz daha evlenmeden çiğnedik o kuralları." Haklıydı.
"Ama ciğnemediklerimiz var," dedim masumca. Rüzgar dediğimi reddederek "Emin ol çiğnediklerimiz diğer maddeleri geçersiz sayıyor." dedi. Yine haklıydı.
Omuzlarımı indirerek nefesimi verdim. Kırık çıkan sesimle "Ne yapıyoruz Rüzgar biz?" derken gözlerimi kaçırdım. "Bu bir anlaşmaydı, yani öyle olacaktı ama biz çoktan..." Bakışlarım tekrar Rüzgar'ı buldu. "Çoktan, kalbimizi dinlemeye başladık."
Rüzgar hayal kırıklığı dolu bir sesle "Ne demek bu?" diye sordu. "Başlamadan bitirelim muhabbeti mi?"
Bakışlarım kısa bir an çoktan oynamaya başladığım ellerime kaydı. Yutkunarak Rüzgar'a baktım. "Öyle değil..."
Rüzgar, buruk bir sesle "Hayır Lavin, gayette öyle" dedi inkar ederek. Salonun ortasına doğru birkaç adım attığında bakışları tekrar beni buldu. "Sonunda karşıma geçip bana bu cümleyi kuracaksan neden öptün ulan beni!" dedi bastırdığı öfkesiyle. "Bir evet bir hayır mı diyeceksin ne yapacaksın?"
"Rüzgar," dedim uyarır gibi. "Öyle biri olmadığımı çok iyi biliyorsun, düşünerek konuş." Rüzgar eliyle beni göstererek "Peki sen Lavin," dedi soğuk bir sesle. "Sen düşünerek mi konuşuyorsun?"
Rüzgar'a hariç her yere bakarken kafamı iki yana salladım. Dalgın çıkan sesimle "Konuyu nereye getirdiğinin farkında mısın?" diye soraraken bakışlarım bir şekilde Rüzgar'ı buldu. "Bahsettiğim şeyle bahsettiğin şeyin uzaktan yakından alakası yok." Oysaki ben duygularımı içimde tutmak yerine onunla paylaşacaktım ama Rüzgar... Çok yanlış anlamıştı.
Rüzgar'ın yüzünde içi sızlamış gibi bir ifade belirirdi. "Lavin..." derken sesi donuk çıktı.
Gözlerim dolarken "Seni sevdiğimi söyleyecektim aptal!" dedim kırılmış ama kızgın bir sesle. Fırsat vermiyordu ki!
Rüzgar şoke olmuş gibi bana bakarken evin kapısınına doğru ilerledim. Arkamdan geliyor muydu bilmiyordum ama gelmeseydi iyi ederdi. Askıdaki çantamı aldım ve en hızlı şekilde ayakkabılarımı giyip evden çıktım. Bahçe kapısını doğru yürürken kalbim deli gibi atıyordu. Sinirden miydi, yoksa Rüzgar'a bir şekilde de olsa onu sevdiğimi söylediğimden mi bilmiyordum!
Kapıya yaklaşırken arkamdan "Lavin!" diye seslenen tanıdık sesi duysam da yürümeye devam ettim. Tam bahçe kapısını açmıştım ki Rüzgar'ın eli kapıyı iterek geri kapattı.
"Ne!" dedim Rüzgar'a dönerek. Yakınlığımızı fark etmemle geriye doğru bir adım atmam bir oldu.
Gözleri gözlerimde dolaşırken "Özür dilerim," dedi pişmanlık dolu bir sesle. Saçımı geriye doğru attı nazikçe. "Çok özür dilerim."
Rüzgar'ın saçımdaki elini iterek "Dileme özür falan." dedim sinirimin birazdan geçeceğini bilerek.
Rüzgar, "At tokatı rahatla," deyince hayretle ona baktım. "Ciddi söylüyorum, vallahi hak ettim."
"Rüzgar," dedim masumca. "Ben sevdiğim insanlara vuramam, benim canım yanar." Yalan değildi. Tokat olsun olmasın ufak bir cimcikleme bile olsa canının yanacağından korkar, yapamazdım.
Rüzgar, öyle bir baktı ki bana... Resmen gözlerinin içi ışıldıyordu. "Lavin," dedi duygu dolu bir sesle. "Çok seviyorum kızım seni." Rüzgar'a olan sinirim uçup giderken yüzümde belli belirsiz bir tebessüm oluştu. "Sana kızamadığımı söylemiş miydim?"
"Söylemiştin," dedi yumuşak bir sesle. "Peki ben aşkından öldüğümü söylemiş miydim?" Hızlanan nefesim ve göğüs kafesimden fırlamak ister gibi atan kalbimi umursamamaya çalıştım. "Susar mısın?" dedim utançtan gözlerimi kaçırarak.
Rüzgar hemen çenemi kavrayarak ona bakmamı sağladı. "Kaçırma o güzel gözlerini benden."
"Rüzgar!" dedim hafifçe göğsüne vurarak. "Utandırmasana."
Yüzündeki gülümsemesiyle, "Tamam, tamam." dedi ama birden gülüşü yerini üzüntüye bıraktı. "Lavin... Gerçekten özür dilerim." Gözlerini kaçırdı. "Sen konuya öyle girince-" Lafını keserek "Seni sevmediğimi düşündün." dedim. Kahveleri beni bulunca kafasını olumlu anlamda salladı.
"Rüzgar..." dedim meraklı ama durgun bir sesle. "Sevdiğin birinin seni sevmeme ihtimali neden seni bu kadar korkutuyor?"
Bölüm etkileşimi
