9. bölüm / 47
LEYLA9. Bölüm ✽
Bölümler 47Şu an: 9. Bölüm ✽
- 1 1. Bölüm ✽1.805 kelime
- 2 2. Bölüm ✽2.059 kelime
- 3 3. Bölüm ✽1.235 kelime
- 4 4. Bölüm ✽1.473 kelime
- 5 5. Bölüm ✽1.417 kelime
- 6 6. Bölüm ✽1.903 kelime
- 7 7. Bölüm ✽1.283 kelime
- 8 8. Bölüm ✽1.196 kelime
- 9 9. Bölüm ✽1.567 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 10. Bölüm ✽1.259 kelime
- 11 11. Bölüm ✽1.423 kelime
- 12 12. Bölüm ✽1.345 kelime
- 13 13. Bölüm ✽1.061 kelime
- 14 14. Bölüm ✽1.261 kelime
- 15 15. Bölüm ✽1.125 kelime
- 16 16. Bölüm ✽1.257 kelime
- 17 17. Bölüm ✽1.284 kelime
- 18 18. Bölüm ✽1.398 kelime
- 19 19. Bölüm ✽1.323 kelime
- 20 20. Bölüm ✽1.186 kelime
- 21 21. Bölüm ✽850 kelime
- 22 22. Bölüm ✽814 kelime
- 23 23. Bölüm ✽848 kelime
- 24 24. Bölüm ✽674 kelime
- 25 25. Bölüm ✽857 kelime
- 26 26. Bölüm ✽709 kelime
- 27 27. Bölüm ✽954 kelime
- 28 28. Bölüm ✽865 kelime
- 29 29. Bölüm ✽979 kelime
- 30 30. Bölüm ✽1.042 kelime
- 31 31. Bölüm ✽969 kelime
- 32 32. Bölüm ✽1.054 kelime
- 33 33. Bölüm ✽1.122 kelime
- 34 34. Bölüm ✽830 kelime
- 35 35. Bölüm ✽1.019 kelime
- 36 36. Bölüm ✽997 kelime
- 37 37. Bölüm ✽1.264 kelime
- 38 38. Bölüm ✽1.062 kelime
- 39 39. Bölüm ✽1.264 kelime
- 40 40. Bölüm ✽1.418 kelime
- 41 41. Bölüm✽1.379 kelime
- 42 42. Bölüm ✽1.108 kelime
- 43 43. Bölüm ✽1.089 kelime
- 44 44. Bölüm ✽1.240 kelime
- 45 45. Bölüm ✽1.278 kelime
- 46 46. Bölüm✽1.028 kelime
- 47 47. Bölüm ✽1.440 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-9-
Leyla, üzgün bir ifadeyle annesine baktı. Gözlerinde hem kırgınlık hem kabullenmişlik vardı.
“Eskiler eskide kaldı, anne… Şimdi ikinizin de hayatında başka insanlar var. Sultan Hanım’ı da, Murat Bey’i de unutmayın. Ben de çok isterdim, biliyor musun… İkinizin bir arada olmasını. Ama zamanla yapılan hataları tekrar yüzeye çıkarmayın,” dedi, sesi yumuşak ama kararlıydı.
Ayça Hanım, gözlerinden süzülen bir damla yaşı silmeden konuştu.
“Maşallah… Ne kadar da büyümüşsün, nasıl da olgun konuşuyorsun kızım. Seninle kavga ettiğimiz gün… Ben çok sert tepki verdim. Çünkü o adamı hayatımdan çıkarmak istemiştim. O beni nasıl hayatından çıkardıysa… ben de aynısını yapmak istedim,” dedi, sesi kırılarak.
Leyla başını hafifçe salladı.
“Sıkıntı yok anne… Kapatalım artık bu konuyu.”
Ayça Hanım dudaklarında yorgun bir gülümsemeyle kızına baktı.
“Kızım, artık sana karışmayacağım. Yirmi beş yaşına geldin. İstersen burada kal, istersen İstanbul’a gel… Bu tamamen senin kararın.”
Leyla hafifçe gülümsedi.
“ben şimdilik burada kalacağım. Arada seni görmeye gelirim. Siz Murat Abi’yle şimdi mi döneceksiniz İstanbul’a?”
Ayça Hanım derin bir nefes aldı.
“Restorana denetime gelecekler yavrum. Bir saat sonra uçağımız var. Bir de benim doktor kontrollerim… Ben de çok isterdim burada kalmayı ama…”
Leyla annesinin sözünü nazikçe kesti.
“Anne, anlıyorum ben seni. Merak etme.”
Ayça Hanım ayağa kalktı.
“Kızım, ben biraz hava alıp geleceğim,” dedi.
Koridordan geçip en üst kata, çatıya çıktı. Akşamın serinliği yüzüne çarptı. Çatıda birkaç bank vardı; hemşireler bir köşede çay içip kendi aralarında konuşuyordu. Ayça Hanım onlardan uzaklaşıp en köşedeki banka oturdu.
Şehrin ışıkları yavaş yavaş yanarken, gözleri doldu. Geçmiş, tüm ağırlığıyla omuzlarına çöktü.
Aklında sadece onun sesi vardı…
(“Ayçam… Güzelim… Ölüm bile bizi ayıramaz. Seni asla bırakmayacağım. Seni her zaman seveceğim… Sen benim hep sol yanımda kalacaksın.”)
Bu sözler zihninde yankılandıkça nefesi daraldı.
Farkında olmadan, neredeyse haykırarak konuştu:
“Hani bırakmayacaktın…?”
“Ben seni asla bırakmadım.”
Duyduğu sesle irkildi. Kalbi bir an duracak gibi oldu. Yavaşça başını sağa çevirdi.
Yanında oturan kişi Sidar Ağa’ydı.
Bir süre ikisi de konuşmadı. Aralarındaki sessizlik, yılların birikmiş yükünü taşıyordu.
Ayça Hanım gözlerini karşıdaki binalara dikti.
“Yaşlanmışsın…” dedi, sanki sıradan bir cümleymiş gibi.
Sidar Ağa hafifçe gülümsedi.
“Biraz öyle oldu… Senin de yüzünde kırışıklıklar çıkmış.”
“Evet…” dedi Ayça kısa bir cevapla.
Sidar Ağa, parmağındaki yüzükle oynarken gözlerini yere indirdi.
“Hayalimiz gerçekleşti… Ama biraz farklı oldu be Ayça.”
Ayça’nın gözleri bir an doldu.
“Öyle oldu, Sidar…” dedi.
Daha fazla kalamayacağını anlamış gibi birden ayağa kalktı ayça hanım. Arkasına bile bakmadan merdivenlere yöneldi.
Aşağı indiğinde derin bir nefes aldı, kendini toparlamaya çalıştı. Ardından Leyla ve Zelal’le vedalaştı. Kısa ama duygulu bir vedanın ardından Murat Bey’le birlikte hastaneden ayrıldılar.
Odanın içinde Leyla ve Zelal baş başa kalmıştı. Hafif bir sessizlik vardı.
Tam o sırada kapı açıldı.
İçeri siyah takım elbiseli, ciddi görünümlü bir adam girdi. Gözlerini direkt Zelal’e çevirdi.
“Zelal Hanım… Babanız ve halanız sizi konakta bekliyor. Benimle gelmeniz gerekiyor,” dedi resmi bir tonla.
Zelal kaşlarını çattı.
“Ne gelmesi ya?” dedi tepkiyle.
Leyla araya girdi, sakin bir sesle:
“Zelal aşkım, sen git. Cihan da birazdan gelir zaten.”
Zelal tereddütle Leyla’ya baktı.
“Tamam, gidiyorum… Ama sakın bir şeyler karıştırıp başını belaya sokma,” dedi yarı ciddi, yarı şaka bir ifadeyle.
Son bir kez bakıp odadan çıktı.
Kapı kapandığında, odada garip bir sessizlik kaldı…
--{}{}--
Leyla, yorgunluktan gözleri kapanarak bir süre uyuyakaldı. Sabahın ilk ışıkları perde aralarından odaya sızarken, kapının açılma sesiyle gözlerini araladı.
Karşısında Cihan ve Sidar Ağa duruyordu.
“Uyandırdık mı seni, güzel kızım?” dedi Sidar Ağa, sesi beklenmedik şekilde yumuşaktı.
Leyla gözlerini ovuşturarak hafifçe doğruldu.
“Yok, sorun değil,” dedi.
Cihan pencereye kısa bir bakış attı, sonra Leyla’ya döndü.
“Şimdi çıkışını vereceğiz. Sonra da eve gidiyoruz.”
Sidar Ağa başını onaylar şekilde salladı.
“Evet. O evde tek başına kalmayacaksın. Hastane köşelerinde daha fazla sürünmeni istemiyorum. Eve geçince doktor getireceğim.”
Leyla dudaklarını büzdü, biraz çekinerek konuştu:
“Ya ben hiç gelmeyeyim… Seher Hanım ve Sedef hoşlanmaz. Onların huzurunu kaçırmayayım.”
Cihan ve Sidar Ağa aynı anda, sert bir sesle:
“Saçmalama!” diye çıkıştı.
İkisi de işlemleri halletmek için odadan çıktı.
Birkaç dakika sonra Cihan geri döndü. Leyla’nın yataktan kalkmasına yardım etti. Üzerinde hâlâ hastane pijamaları vardı. Yavaş adımlarla koridordan geçip dışarı çıktılar.
Tam arabaya yaklaşmışlardı ki bir anda flaşlar patladı.
Leyla refleksle gözlerini kapattı.
“Sil lan o çektiğin fotoğrafı!” diye bağırdı Cihan öfkeyle.
Hiç oyalanmadan Leyla’yı arabaya bindirdi. Kapılar kapandı ve araba hızla oradan uzaklaştı.
Yarım saat sonra konağın önüne geldiler. Büyük demir kapı ağır ağır açıldı. Araç içeri girerken geniş bahçe ve görkemli yapı sabah ışığında daha da heybetli görünüyordu.
Araba durur durmaz Cihan kapıyı açtı ve Leyla’yı kucağına aldı.
“Cihan, abartma… Yürüyebilirim. Ayağım sakat değil,” dedi Leyla, hafifçe gülerek.
Cihan başını salladı.
“Olsun… Seni başımda taşımam lazım ama elimden bu kadar geliyor.”
Leyla gülümseyerek başını Cihan’ın göğsüne yasladı.
Tam o sırada içeriden sert bir ses yükseldi:
“Ne hakla getirdiniz onu bu eve!” diye bağırdı Seher Hanım.
Sidar Ağa’nın yüzü anında gerildi.
“Ana, sinirlerimi tepeme çıkarma! Sevda! Leyla’nın odasını hazır et!” diye bağırdı.
“Durumu nasıl?” diye sordu Sultan Hanım, endişeyle.
“İyi anne, şu an daha iyi,” dedi Cihan.
“Sedef okula gitti mi?” diye sordu Sidar Ağa.
“Evet, Yasir götürdü,” dedi Sultan Hanım.
Sevda hızlıca yukarı çıktı, odayı hazırladı. Cihan Leyla’yı dikkatlice yatağa bıraktı. Ardından yatağın yanındaki koltuğa oturdu.
Hafifçe gülerek:
“Cadı babaannem sana bir şey yapar… Ben burada kalayım,” dedi.
Leyla istemsizce kahkaha attı.
Cihan derin bir nefes aldı, kendini toparladı.
“Evet… Gelelim asıl konuya. Sana sıkan adamın yüzünü hatırlıyor musun? Kaç kişilerdi? Herhangi bir detay?”
Leyla başını geriye yasladı, gözlerini kapattı.
“Hatırlamıyorum, Cihan…” dedi yorgun bir sesle.
Cihan’ın bakışları yumuşadı.
“Tamam… Canını sıkmak istemiyorum. Ama hatırlamaya çalış. Bir şey gelirse aklına, bana söyle,” dedi.
Oda yeniden sessizliğe büründü… Ancak bu sessizliğin altında yaklaşan fırtınanın ağırlığı hissediliyordu.
Leyla can sıkıntısıyla telefonu eline aldı. Parmağını ekranda kaydırırken Instagram’dan gelen bildirime tıkladı. Gözleri bir anda büyüdü.
“Oha!” dedi şaşkınlıkla.
Ekranda şu haber vardı:
#MardinGündem
🔥 ŞOK GELİŞME! 🔥
Mardin ağalarından biri olan Sidar Boran, oğlu Cihan Boran ile birlikte hastane çıkışı görüntülendi! 👀
Ancak asıl dikkat çeken detay bu değil…
İkilinin yanında bulunan genç bir kız merak konusu oldu! 😳
💬 O kız kimdi?
💬 Aileden biri mi, yoksa özel biri mi?
💬 Yeni bir hikâye mi başlıyor?
Gözler şimdi Boran ailesinden gelecek açıklamada… 👁️🗨️
Yorumlar peş peşe sıralanıyordu. Herkes aynı şeyi merak ediyordu: o kız kimdi?
Tam o sırada Cihan, elindeki telefondan başını kaldırıp Leyla’ya baktı.
“Mardin Gündem, değil mi?” dedi.
Leyla başını salladı. “Evet.”
Cihan derin bir nefes aldı, yüzü gerilmişti.
“Sen kafana takma. Kaldırtacağım o haberi zaten.”
Leyla bir şey diyecekti ki kapı aniden aralandı. İçeri giren Seher Hanım’dı. Yüzü öfkeyle kasılmıştı.
“Daha ilk günden Mardin halkının diline düştük, şunun yüzünden!” diye bağırdı.
Cihan anında ayağa kalktı, Seher Hanım’ın karşısına geçti.
“Babaanne! Sesini alçaltır mısın? Kaldırtacağım dedim ya!”
Seher Hanım, zehirli bakışlarını Leyla’ya çevirdi.
“İllet kız! Defol git! Kurtulamayacak mıyız sizden biz?”
Leyla, umursamaz bir tavırla omuz silkti.
“İyileşince gideceğim zaten.”
Bu cevap Seher Hanım’ı daha da öfkelendirdi. Leyla’nın üzerine yürüdü.
“Bak, bir de cevap veriyor! Seni varya-”
“Babaanne, çıkar mısın şu odadan!” diye bağırdı Cihan.
Zor da olsa Seher Hanım’ı dışarı çıkardı. Ardından kendisi de onun peşinden gitti.
Oda bir anda sessizliğe gömüldü.
Tam o sırada Leyla’nın telefonu titredi.
Zelal’den mesaj vardı.
— Kanka nasılsın?
— İyiyim canım, sen?
Cevap hemen geldi. Ama satırları okudukça Leyla’nın yüzündeki ifade değişti.
— Nasıl desem bilmiyorum ama… artık görüşemeyeceğiz. Halam babamı doldurdu. Babam başıma adam dikti. Evden çıkamıyorum.
Leyla’nın kalbi sıkıştı.
— Yusuf abim Cihan’la konuştuğu için babamla kavga etti. Bağırıştılar… Abim konaktan çıktı gitti… Off Leyla, niye her şey bize karşı? Keşke Mardin’e dönmeseydik… İstanbul’da ne kadar mutluyduk…
Leyla dişlerini sıktı.
— Şaka mı yapıyorsun? O halan var ya… neyse. Baban da kendi aklıyla hareket edemiyor. Ben de buradayım, hiç tanımadığım insanların evinde. Cihan dışında kimse samimi gelmiyor.
Zelal’in cevabı daha ağırdı.
— Bir şey daha var Leyla… en kötüsü bu zaten. Sabah beri ağlıyorum.
Leyla doğruldu.
— Ne oldu? Korkutma beni.
Mesaj geldi.
— Halam bana görücü bulmuş. Yarın akşam gelecekler.
Leyla’nın nefesi kesildi.
— Evlenmek istemiyorum Leyla. Kaçamam bu sefer. Önceden kaçmasaydım ablam hâlâ yaşıyor olacaktı… Şimdi yine kaçarsam birine bir şey olur diye korkuyorum…
Mesajlar devam etti, sanki Zelal’ın içi dökülüyordu.
— Azad’dan soğudum. Hatta nefret ediyorum. Ve galiba… Cihan’dan hoşlanıyorum… ama imkânsız… O beni ister mi bilmiyorum… yıllarca ona düşman oldum…
Leyla’nın gözleri doldu.
— Bazen diyorum… şu kafama sıksam da bitsin… ama yapamıyorum… sizi bırakamam… bana bir akıl ver Leyla… ne yapacağım ben…
Leyla donup kaldı. Parmakları titredi. Telefonu yavaşça yatağın kenarına bıraktı.
Bu sefer gerçekten bir çözüm yok gibiydi.
Hızla Cihan’a mesaj attı:
-Odaya gelir misin? Acil.
Beş dakika sonra kapı tıklatıldı.
“Gel,” dedi Leyla.
Cihan içeri girdi, yüzünde endişe vardı.
“İyi misin? Ne oldu?”
Leyla yatağa oturdu, başını iki eli arasına aldı.
“Gel otur… yardım et bana. Düşünemiyorum…”
Cihan kaşlarını çattı.
“Neyi?”
Leyla derin bir nefes aldı.
“Zelal’i istemeye gelecekler. Ama o istemiyor. Babası onu eve kapatmış. Üstüne çok gidiyorlar… Cihan, korkuyorum… sonu ablası gibi olmasın…”
Cihan’ın çenesi kilitlendi. Yumruklarını sıktı.
“Kaçıralım,” dedi sertçe.
Leyla başını kaldırdı.
“Olmaz! Ailesiyle tamamen kopmasını istemiyor. O da istemiyor zaten.”
Cihan sinirle yürümeye başladı.
“Kimmiş o adam?”
“Bilmiyorum… Bir köy ağasının oğluymuş.”
Cihan durdu. Gözleri karardı.
“O zaman adamı kaçırıp korkuturuz.”
Leyla istemsizce güldü.
“Çok komik gerçekten…”
Ama Cihan gülmüyordu.
Ciddiydi.
Leyla’nın gülümsemesi yavaşça silindi.
“Sen ciddisin…” dedi.
Bir an sessizlik oldu.
“Bu yasal değil,” diye devam etti Leyla. “Hem tanımıyoruz bile. Diyelim korkuttuk… ya vazgeçmezse?”
Cihan dişlerini sıktı.
“O zaman ben vazgeçiririm.”
Leyla başını salladı.
“Hiç mantıklı değil…” dedi yavaşça.
Sonra gözlerini kaldırdı.
“…ama başka bir planımız da yok gibi.”
Odanın içinde ağır bir sessizlik çöktü.
Ve ikiside biliyordu, bu sefer zelali sadece ikisi kurtarabilirdi...
Bölüm etkileşimi
