LEYLA kitap kapağı

1. bölüm / 47

LEYLA

1. Bölüm ✽

Vaveyla Yazarı: Merve Eribol

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 47Şu an: 1. Bölüm ✽

---{}{}{}---

Yazarın Anlatımıyla

Leyla kapıyı açtığı anda, Zelal elinde rengârenk süslenmiş bir pastayla karşısında belirdi.
“İyi ki doğdun kankam! İyi ki benim kankamsın Leylaaa!” diye bağırarak içeri daldı.

Leyla şaşkınlıkla geri çekildi. Gözleri dolmuştu.
“Sen şaka yapıyorsun Zelal…” dedi titrek bir sesle.

Kapıyı kapatıp içeri geçtiler. Zelal pastayı masaya koydu.
“Hadi, bir dilek tut!” dedi heyecanla.

Leyla gözlerini kapattı, derin bir nefes aldı ve mumu üfledi. Masaya geçtiler. Pasta eşliğinde sohbet etmeye başladılar.

“Zelal ya…” dedi Leyla tereddütle. “Annem izin vermezse?”

“Benimle Mardin’e gelmene mi?” diye sordu Zelal.

Leyla başını salladı.
“Evet.”

“Neden ki?”. Diye sordu zelal

“Hani… babam da Mardin’de yaşıyor ya…” dedi Leyla. “Gerçi varlığımdan haberi yok ama…”

Zelal elini salladı.
“Babanı görmeye gelmeyeceksin ki! Benim evime geleceksin. Hem annem seninle tanışmayı çok istiyor. Ayça teyzeden izni de ben alırım, sen merak etme.”

“Hadi inşallah…” dedi Leyla gülümseyerek.

2 Gün Sonra

İki arkadaş, gökyüzünü izleyerek keyifli bir uçak yolculuğu yaptı. Uçak Mardin’e indiğinde Leyla etrafına hayranlıkla baktı.
“Kanka, valizin neden bu kadar ağır?” diye sordu Leyla.

“Uzun süre İstanbul’da kalınca eşya birikiyor napayım,” dedi Zelal omuz silkerek.

“E hadi, havaalanında mı kalacağız? Bir taksi çağıralım.”

“Ne taksisi, şoför gelecek. Onu bekliyoruz.” dedi zelal

Yirmi dakika sonra lüks bir jeep önlerinde durdu. Arabadan takım elbiseli bir adam indi.

Leyla, Zelal’in kulağına eğildi.
“Şoför de harbi şoförmüş maşallah, Allah sahibine bağışlasın.”

Zelal gülerek,
“Şoför değil ki o, abim gelmiş bizi almaya,” dedi.

Leyla utançla başını öne eğdi.

“Hoş geldiniz hanımlar,” dedi adam.

Zelal koşarak Yusuf’un boynuna atıldı.

“Kızım dur! Boğulacağım,” dedi Yusuf gülerek.

Sonra Leyla’ya dönüldü.
“Abi, Leyla Eliz. En yakın dostum… hatta kardeşim. Leyla bu da abim Yusuf Zeyd”

Yusuf kısa ve net konuştu.
“Hoş geldin.”

“Hoş bulduk,” dedi Leyla.

Leyla ve Zelal, arka koltuğa bindiler, Yusuf bavulları bagaja koyup, arabaya bindi. Arabayı çalıştırarak.
" Zelal sizi eve bırakıp, otele geçeceğim ". Dedi

" Annenin haberi yok demi abi ". Diye sordu zelal,

" Yok söylemedim, yalnız güzel bir haberim var, baba ve zümra hala iki üç gün evde olmayacak ". Dedi Yusuf

Zelal sevinerek. " Yess be! ". Dedi, Yusuf kızları, bavulları ile kapının önüne bırakıp gitti.

Araba konağın önünde durduğunda Leyla kahkahasını tutamadı.
“Kanka… ev dediğin bu mu? Konak resmen! Bir de tahmin edeyim; namus, töre, intikam diye dolaşan sürmeli gözlü bir cadı var değil mi?”

Zelal gülme krizine girdi.
“Kamera mı yerleştirdin eve? Bir düzeltme yapayım: O cadı halam oluyor.”

Adamlar gelip valizleri aldılar, zelal ve Leyla, konağın avlusuna geldiler, leyla hayranlıkla etrafı izliyordu, ve orta yaşlı bir kadın koşarak Zelal’e sarıldı.
“Zelal keçamın!”

Beriwan Hanım, Leyla’ya sevgiyle baktı.
“Maşallah… Leyla kızım sensin değil mi?”

“Evet Berivan teyze.”

“Ne kadar güzelsin kızım benim Fatma! Sofra hazırdır, kızlar aç". Diyerek bağırdı, Beriwan hanım

Yukarı yemek odasına geçtiler. Zelal ve Leyla yemek yiyordu, Beriwan hanım onları izleyerek. " Leyla kızım sana ne kadar teşekkür etsem azdır, yabancı şehirde zelale göz kulak oldun". Dedi

Leyla ağzını peçete ile silerek " Ne demek berivan teyzem, asıl ben ne kadar size teşekkür etsem azdır, zelal gibi güzel ahlaklı, merhametli bir kız doğurduğunuz için ". Dedi

" Kızım odan hazırdır, ne zaman istersen dinlenmeye gidebilirsin ". Dedi beriwan hanım. Leyla teşekkür etti, ve zelal ile duş alıp, uyumaya gittiler.

---{}{}{}---

Leyla camdan, gözlerine vuran gün ışığı ile uyandı, odasındaki banyoya gidip yüzünü yıkadı, biraz makyaj yaptı. valizini yatağının üstüne koyup açtı,

valiz ile 10 dakika bakıştıktan sonra karar verip, mavi çizgili gömlek altına da siyah pantolon giyindi, saçını tarayıp at kuyruğu yaptı, spor ayakkabısını giydi, son olarak takılarını taktı,

ve telefonunu eline alıp zelale mesaj attı.
-Kanka uyandın mı, ben çekiniyorum, sen gelsene odama birlikte çıkalım-

Diye mesaj attı.

- geliyorum aşkım- dedi zelal

5 dakika sonra odaya, girdi ve Leyla ya bakarak. " Vayy bu ne güzellik bu ne şıklık leyla hanım ". Dedi

" Şımartmayınız zelal hanım beni ". Dedi Leyla. Kol kola girerek yemek odasına gittiler.

Masanın baş köşesinde Berivan hanım, sağında Yusuf vardı, ciddi bir surat ifadesi ile

" günaydın kızlarım! ". Dedi Beriwan hanım

" Günaydın". Diyerek masaya oturdular. Zelal annesinin sol tarafına geçti, Leyla da zelalin yanına oturdu, zelal instagramda gezinirken birden şok bir bakış attı.

" Ne oldu ". Diye sordu Leyla

" Kanka! Nutella ". Diyerek garip bakışlar attı zelal

Leyla ilk anlamadı sonra, şifre olduğunu anlayıp. " Ee ne olmuş nutellaya ". Dedi

" İzmir! ". Diye cevap verdi zelal

" Kızım, siz ne biçim konuşuyorsunuz hiç bir şey anlamadım ha ". Dedi beriwan hanım.

" Bırak anne ya! iki ergen şifreli konuşuyor işte". Dedi Yusuf

" Ya abi ". Dedi zelal

" Ne var kızım ".dedi Yusuf sinirle

" Lahavle vela kuvvete! Büyüdünüz siz artık! Leyla ya saygınız olsun bari". dedi beriwan hanım.

Birden yemek odasının kapısı açıldı, Yusuf'un yaşlarında biri.

" Azad oğlum bu ne güzel süpriz ". Dedi beriwan hanım,

" Beriwan sultan, nasılsınız ya". Dedi Azad

Yusuf ayağa kalktı ve tokalaştılar.

Azad , Zelale bakarak. " Aaa! Minik hoşgelmişsin ". Dedi.

Zelal suratsız bir şekilde. " Hoşbulduk ". Dedi

Azad, Leyla'ya bakarak. " Sizde hoşgeldiniz hanfendi". Dedi,

"Hoşbulduk ".dedi Leyla gülümseyerek.

" Abi! Otele geç kalıcaksınız, gidin artık ". Dedi zelal.

"Vay kovulduk yani zelal hanım". Dedi Yusuf. Ve Azad ile avluya indiler.

"Oğlum içerdeki kız kim di". Dedi Azad

" Zelalin arkadaşı, bir kaç günlüğüne geldi ". Dedi Yusuf

" Güzelmiş!" . Dedi Azad.

Yusuf Azadın kolundan çekiştirerek," Toplantı var! Fransız ortaklar gelicek! yürü yürü! " .Dedi arabaya bindiler . Ve otele gittiler.

---{}{}{}---

Leyla, Mardin’i gezmeyi günlerdir büyük bir heyecanla istiyordu. Berivan Hanım’dan izin alındıktan sonra Zelal’in arabasına bindiler.

Taş evlerin arasından geçerken Leyla, camdan dışarı bakıyor; şehrin tarih kokan sokaklarını, sarı taşların güneşte parlayışını hayranlıkla izliyordu.

“Önce Mor Gabriel Manastırı’na gideriz, sonra Beyazsu’ya geçeriz. Yarın da başka yerlere bakarız, güzelim,” dedi Zelal neşeyle.

“Oluur… Bu arada şu meşhur Azad… O Azad mıydı?” diye sordu Leyla merakla.

“Evet ya, gördün mü? Benden sadece iki yaş büyük ama bana hâlâ ‘minik’ diyor. İnadına yapmıyorsa ben de hiçbir şey bilmiyorum, şerefsiz,” dedi Zelal gözlerini devirerek.

“Hepsi aynı işte,” diye güldü Leyla. “Bu arada abinin gıcıklığından hiç bahsetmedin.”

“Ay sorma ya… Ben de unutmuşum bu kadar gıcık olduğunu,” dedi Zelal.

Önce manastırı gezdiler; yüksek taş duvarlar, sessiz avlu ve tarih kokan atmosfer Leyla’yı derinden etkilemişti. Ardından Beyazsu’ya geçtiler. Serin suyun sesi, doğanın huzuru günün yorgunluğunu almıştı. Akşam saat dokuz olduğunda dışarıda yemek yiyip eve döndüler.

---{}{}{}---

"Erken uyuyalım, yarın erkenden daha çok yer gezeriz,” dedi Zelal esneyerek.

“Zaten şarjım yüzde bir,” dedi Leyla. “Uykum yok ama erken uyumaya çalışırım. Sen git, ben su içip odaya geçerim.”

Zelal mutfağı işaret edip doğruca odasına gitti. Leyla mutfağa geçip bir bardak su içti. Tam merdivenlerden çıkacakken ışıklar bir anda söndü.

“Şansın böylesi…” diye mırıldandı.

Hızla telefonunun flaşını açtı, merdivenlerden yukarı çıktı. Tam o sırada telefonun şarjı bitti. Karanlıkta kaldı. Duvarlara dokunarak ilerlemeye başladı.

“Maşallah… Bir tane kapı yok ki, on tane var,” diye iç geçirdi.

Rastgele bir odaya girdi.
“Galiba bu odaydı,” dedi kendi kendine.

Komodinin üzerinde şarj aletini ararken eline sert ve soğuk bir şey geldi. Bir an duraksadı. Bunun bir silah olduğunu anlayınca korkuyla hemen geri bıraktı.

Tam odadan çıkacakken kapı birden açıldı.
Yusuf, elindeki telefonun flaşıyla içeri girmişti. Şaşkınlıkla Leyla’ya baktı.
“Ne işin var odamda?” dedi.

“Şey… Elektrikler gitti. Şarjım da bitince burayı kendi odam sandım. Özür dilerim,” dedi Leyla mahcup bir sesle.

“Tamam, sıkıntı yok,” dedi Yusuf sakin bir tonla. “Birazdan gelir ışıklar. Şu an çoğu evde elektrik yok zaten.”

“Ben çıkayım,” dedi Leyla.

“Sen git, ben ışık tutarım,” dedi Yusuf.

Telefonunun flaşını Leyla’nın önüne doğru tutarak ona yol gösterdi. Leyla kendi odasına geçip yatağa uzandı ve kısa sürede uykuya daldı.

---{}{}{}---

“Uykucu, uyan hadi!”

Leyla gözlerini araladı.
“Zelal… Sen misin?” dedi uykulu bir sesle.

“Evet benim, hadi uyan,” dedi Zelal.

“Niye bu kadar mutlusun?” diye sordu Leyla.

“Dün akşam abim Fransızlarla büyük bir projeye başvurdu ve onaylandı! Akşam kutlama var. Şimdi de alışverişe gideceğiz seninle,” dedi heyecanla.

“Kanka ya… Bu sizin aile içi bir şey. Ben katılırsam ayıp olur,” dedi Leyla.

“Saçmalama istersen,” dedi Zelal gülerek. “Bir tane çakarım ağzına, görürsün. On dakikan var. Üstüne bir şeyler giy, kahvaltı yapacağız. Annem bekliyor.”

Zelal odadan çıktı. Leyla beyaz bir tulum giydi, saçlarını taradı ve odadan çıktı.

Yemek masasında Azad da vardı.
“Günaydın kızlar, hadi oturun,” dedi Beriwan Hanım gülümseyerek.

Kahvaltı sona erdiğinde masada kısa bir sessizlik oluşmuştu. Yusuf ceketini sandalyenin arkasına atarken cüzdanını çıkardı, kredi kartını Zelal’e uzattı.
“Buradan alışveriş yap,” dedi sakin ama tartışmaya kapalı bir tonla.

Zelal kartı alırken sırıttı.
“Normalde almam ama… ben abimin bir dediğini asla iki etmem,” dedi imalı bir şekilde.

“Sen var ya, sen…” dedi Yusuf başını sallayarak.

Tam o sırada Leyla’nın telefonu çaldı. Annesinin aradığını görünce masadan kalktı. Leyla ayağa kalkar kalkmaz Yusuf, Zelal’in kulağına doğru eğildi.
“Arkadaşın elini cebine atmasın, duydun mu?” diye fısıldadı.

Zelal, anlamlı bir gülümsemeyle başını salladı.
“Duydummm abicim,” dedi uzatarak.

Leyla konuşmasını bitirip masaya geri döndüğü anda evin kapısı sertçe açıldı. İçeriye sinsi bakışlı, yüzü yılların öfkesiyle sertleşmiş yaşlı bir kadınla onun arkasından sinirli duruşlu bir adam girdi. Ortamdaki hava bir anda değişti.

Herkes refleksle ayağa kalktı; Leyla da ne olduğunu anlamaya çalışarak onlara baktı.

Berivan Hanım hızla öne çıkıp kadının elini öptü.
“Hoş gelmişsiniz!,” dedi saygıyla.

Masaya oturdular. Kadının bakışları tek tek herkesi süzdü, sonra Leyla’nın üzerinde durdu. Dudaklarının kenarı küçümseyici bir tebessümle kıvrıldı.
“Maşallah Yusuf,” dedi alaycı bir sesle. “İki gün evde yoktuk… kız mı kaçırdın?”

Yusuf ağzındaki çayı tutamadı, neredeyse geri püskürtecekti. Leyla da boğazına takılan nefesle öksürmeye başladı.

“Yok, hâlâ o benim arkadaşım. Leyla,” dedi Zelal hızlıca.

“ Sana soran oldu mu?” diye sertçe çıkıştı Zümra Hanım.
“Sen ne diye konuşuyorsun, Zelal?”

Amed Bey araya girmek istercesine hafifçe öne eğildi.
“Hoş gelmişsin kızım,” dedi yumuşak bir sesle.

“Hoş bulduk efendim… siz de hoş geldiniz,” dedi Leyla, gerginliğini saklamaya çalışarak.

Ve sofraya oturdular.

Zümra Hanım bu kez Zelal’e döndü. Sesi buz gibiydi.
“Sen niye geldin buraya, Zelal? İstanbul hoşuma mı gitmedi? Orayı da mı beğendiremedik sana?”

Zelal’in gözleri dolmuştu. Dudaklarını ısırarak başını eğdi. Leyla bu sahneden rahatsız olmuştu; bir aile kavgasının tam ortasında kalmıştı.

Azad ayağa kalktı.
“Yusuf, ben seni kapıda bekleyeyim,” dedi.

Leyla da hemen doğruldu.
“Evet, ben de kapıdayım,” dedi.

Zümra Hanım elini masaya sertçe vurdu. Çatal bıçaklar zangırdadı.
“Oturun yerinize!” diye bağırdı.

Leyla ve Azad irkilerek tekrar oturdular.
“Abla, sonra konuşalım bu konuları,” dedi Amed Bey ortamı yatıştırmaya çalışarak.

“Hayır!” dedi Zümra Hanım öfkeyle.
“Şimdi konuşulacak! Arkadaşı da görsün… aptal Zelal’in gerçek yüzünü!”

Leyla, Yusuf’a baktığında onun yumruklarını sıktığını gördü. Çene kasları kilitlenmiş, alnındaki damarlar belirginleşmişti.

Zümra Hanım çayından yavaşça bir yudum aldı, ardından kelimelerini zehir gibi masaya bıraktı.
“Anlattın mı ona, Zelal?” dedi.
“Dedin mi ben ailemi yüzüstü bırakıp İstanbul’a kaçtım diye? Ailem bütün Mardin’e rezil oldu diye? Ablam Delal benim yüzümden öldü diye?”

Sesini daha da yükseltti.
“Ben kaçmasaydım, ablam hâlâ bu konakta olacaktı! Ablamı ben öldürdüm! Dedin mi bunları? Anlattın mı Zelal?”

Yusuf bir anda ayağa fırladı.
“Yeter artık, hala!” diye bağırdı.
“Oğlum, sakin ol,” dedi Amed Bey telaşla. “O senin halan..! ".

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

730okunma 98beğeni 89yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.