42. bölüm / 47
LEYLA42. Bölüm ✽
Bölümler 47Şu an: 42. Bölüm ✽
- 1 1. Bölüm ✽1.805 kelime
- 2 2. Bölüm ✽2.059 kelime
- 3 3. Bölüm ✽1.235 kelime
- 4 4. Bölüm ✽1.473 kelime
- 5 5. Bölüm ✽1.417 kelime
- 6 6. Bölüm ✽1.903 kelime
- 7 7. Bölüm ✽1.283 kelime
- 8 8. Bölüm ✽1.196 kelime
- 9 9. Bölüm ✽1.567 kelime
- 10 10. Bölüm ✽1.259 kelime
- 11 11. Bölüm ✽1.423 kelime
- 12 12. Bölüm ✽1.345 kelime
- 13 13. Bölüm ✽1.061 kelime
- 14 14. Bölüm ✽1.261 kelime
- 15 15. Bölüm ✽1.125 kelime
- 16 16. Bölüm ✽1.257 kelime
- 17 17. Bölüm ✽1.284 kelime
- 18 18. Bölüm ✽1.398 kelime
- 19 19. Bölüm ✽1.323 kelime
- 20 20. Bölüm ✽1.186 kelime
- 21 21. Bölüm ✽850 kelime
- 22 22. Bölüm ✽814 kelime
- 23 23. Bölüm ✽848 kelime
- 24 24. Bölüm ✽674 kelime
- 25 25. Bölüm ✽857 kelime
- 26 26. Bölüm ✽709 kelime
- 27 27. Bölüm ✽954 kelime
- 28 28. Bölüm ✽865 kelime
- 29 29. Bölüm ✽979 kelime
- 30 30. Bölüm ✽1.042 kelime
- 31 31. Bölüm ✽969 kelime
- 32 32. Bölüm ✽1.054 kelime
- 33 33. Bölüm ✽1.122 kelime
- 34 34. Bölüm ✽830 kelime
- 35 35. Bölüm ✽1.019 kelime
- 36 36. Bölüm ✽997 kelime
- 37 37. Bölüm ✽1.264 kelime
- 38 38. Bölüm ✽1.062 kelime
- 39 39. Bölüm ✽1.264 kelime
- 40 40. Bölüm ✽1.418 kelime
- 41 41. Bölüm✽1.379 kelime
- 42 42. Bölüm ✽1.108 kelime · Okuduğun bölüm
- 43 43. Bölüm ✽1.089 kelime
- 44 44. Bölüm ✽1.240 kelime
- 45 45. Bölüm ✽1.278 kelime
- 46 46. Bölüm✽1.028 kelime
- 47 47. Bölüm ✽1.440 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-42-
Akşam olduğunda konak her zamankinden daha hareketliydi.
Avlunun dört bir yanı ışıklarla süslenmiş, uzun sofralar kurulmuştu.
Mutfaktan gelen yemek kokuları bütün konağı sarmıştı. Aşiretin büyükleri birer birer gelmeye başlamıştı.
Zelal odasında aynanın karşısında oturuyordu.
Üzerinde sade ama zarif bir elbise vardı. Ellerini dizlerinin üzerinde birleştirmişti ama heyecandan parmakları durmadan birbirine dolanıyordu.
Kapı hafifçe çalındı.
İçeri Beriwan Hanım girdi.
Kızını birkaç saniye sessizce izledi. Sonra gözleri doldu.
"Maşallah sana..." dedi titreyen bir sesle.
Zelal gülümsemeye çalıştı.
"Ağlama anne," dedi.
Beriwan Hanım gözyaşlarını sildi.
"Bugünü de gördüm ya..." diye fısıldadı.
Tam o sırada kapı yeniden açıldı.
Bu kez Yusuf içeri girdi.
Zelal ayağa kalktı.
Yusuf birkaç saniye kardeşine baktı.
Sanki yıllar önce saçlarından tutup peşinden koşturan küçük kız gitmişti de yerine genç bir kadın gelmişti.
"Ne oldu abi?" diye sordu Zelal gülerek.
Yusuf başını iki yana salladı.
"Hiç," dedi.
Sonra gözleri doldu.
"Birden büyümüşsün."
Zelal'in de gözleri doldu.
Yusuf hemen toparlandı.
"Tamam, ağlamak yok," dedi.
"Kız istemeye geliyorlar, cenazeye değil."
Üçü de gülmeye başladı.
Bir süre sonra aşağıdan sesler yükseldi.
Doğan ailesi konağa gelmişti.
Avluda herkes yerini aldı.
Kahveler dağıtıldı.
Geleneksel sohbetler yapıldıktan sonra aşiretin en yaşlılarından biri sözü açtı.
"Evet," dedi.
"Allah'ın emri, Peygamber'in kavliyle Amed beyin kızı Zelal'i, Sidar Ağa'nın oğlu Cihana istemeye geldik."
Bir anda herkes sustu.
Bütün gözler Yusuf'a döndü.
Yusuf ağır hareketlerle ayağa kalktı.
Önce babası Amed Ağa'ya baktı.
Amed Ağa başını onaylar şekilde salladı.
Yusuf derin bir nefes aldı.
"Allah yazdıysa kul ne diyebilir?" dedi.
"Biz de uygun gördük."
Sonra yüzünde hafif bir tebessüm oluştu.
"Kızımızı sizlere emanet ediyoruz."
Avluda tebessümler yayıldı.
Zelal heyecandan başını kaldıramıyordu.
Yüzü kıpkırmızı olmuştu.
Leyla heyecanla zelale baktı. Ve herşey yolunda bakışı attı.
Derya ve Mahir odadaydı. Sidar ağa sorun çıkarmasın diye Zümra hanım öyle emretmişti.
Seher hanım ve Zümra hanım karşı karşıya birbirlerine bakmadan oturuyordu.
Sultan hanım ise heyecanla zelale bakıyordu.
Bir yandan da eli Saryan'ın karnına gitti. Orada torunu vardı. İlk torunu.
Leyla gülümseyerek başını Saryan'ın omuzuna yasladı.
Yusuf'un gözü sürekli Leylada'ydı Leyla bunu fark etse de utançtan bakmıyordu ona.
Yasir ise kardeşi Cihanın yanından ayrılmıyordu.
Yüzükler getirildi.
Kurdeleyi kesmesi için Yusuf çağrıldı.
Makas eline verildiğinde bir an durdu.
Kız kardeşine baktı.
Sonra gülümseyerek kurdeleyi kesti.
"Allah tamamına erdirsin."
Herkes alkışlamaya başladı.
Tam o sırada Zelal'in gözlerinden birkaç damla yaş süzüldü.
Yusuf bunu fark etti.
Sessizce yanına geldi.
Başını öpüp kulağına eğildi.
"Mutlu ol yeter abicim," diye fısıldadı.
"O zaman dünyanın geri kalanı umurumda olmaz."
Zelal gözyaşları arasında gülümsedi.
O gece konakta sadece bir söz kesilmemişti.
Aynı zamanda yıllardır acılarla yaşayan bir ailenin içine ilk kez gerçek bir umut doğmuştu.
Boranlar gitmiş, konak yavaş yavaş sessizliğe bürünmüştü. Az önce kalabalık seslerle dolu olan avluda şimdi yalnızca hafif rüzgârın uğultusu duyuluyordu.
Leyla ise elinde telefonuyla terasa çıkmıştı. Akşam güneşi Mardin'in taş evlerinin üzerine vuruyor, gökyüzünü turuncu ve kızıl tonlara boyuyordu.
Telefondaki kişi Ayça Hanım'dı.
"Anneciğim, çok haklısın. Gerçekten çok uzun zaman oldu," dedi Leyla yumuşak bir sesle. "Ama şuradaki olaylar biraz sakinleşsin, söz Yusuf'la birlikte geleceğiz yanına. Sana verdiğimiz sözü unutmadık."
Ayça Hanım'ın sesi telefondan özlemle geldi.
"Çok özledim seni kızım. O kadar uzun zamandır görüşmüyoruz ki... Orada iyi misin, kötü müsün, nasılsın hiçbir şey bilmiyorum. İnsan merak ediyor."
Leyla gülümsedi.
"Anne, ben çok iyiyim. Sen neden bu kadar merak ediyorsun beni?" dedi.
Tam o sırada Yusuf terasa üçıktı. Leyla'yı görünce birkaç adım ötede durdu. Onun annesiyle konuşurken yüzünde oluşan sıcak gülümsemeyi izledi.
"Benim Yusuf gibi bir kocam var," dedi Leyla gururla. "O varken kimse bana bir şey yapamaz. Beni asla ezdirmez, her zaman el üstünde tutar. O yüzden içini rahat tut."
Yusuf duydukları karşısında istemsizce gülümsedi.
Ayça Hanım'ın sesi yeniden duyuldu.
"Tamam kızım. Kendine dikkat et. Seni çok seviyorum."
"Ben de seni seviyorum anne."
Telefon kapandı.
Leyla derin bir nefes aldı. Ancak arkasında duran Yusuf'u hâlâ fark etmemişti.
Yusuf sessiz adımlarla yaklaştı. Ardından yavaşça ellerini Leyla'nın beline doladı ve onu kendine çekti.
Leyla bir anda irkildi.
Başını hızla çevirip arkasına baktı.
"Yusuf! Sen miydin?" dedi şaşkınlıkla.
Yusuf kaşlarını kaldırdı.
"E başka kim olabilir Leyla?" dedi hafif bir kıskançlıkla.
Sonra gözlerini gözlerine dikti.
"Benden başka kimse sana sarılamaz. Sana dokunamaz."
Leyla onun bu haline gülmeden edemedi.
Yusuf'un ellerini tuttu.
"Tamam, tamam... Sinirlenme. Ağız alışkanlığı işte," dedi gülümseyerek.
Yusuf başını iki yana salladı.
Sonra Leyla'nın ellerini dudaklarına götürüp öptü.
Bakışları bir anda ciddileşti.
"İyi ki varsın," dedi içtenlikle. "Sen olmasaydın ben bu insanların arasında ayakta kalamazdım. Gerçekten."
Bir an durdu.
"Ve sana bütün bunları yaşattığım için de özür dilerim."
Leyla'nın gülümsemesi hafifçe soldu.
Gözlerinde kısa süreli bir hüzün belirdi.
"Asıl ben senden özür dileyeceğim Yusuf," dedi sessizce.
Yusuf'un kaşları çatıldı.
"Neden?"
Leyla gözlerini kaçırdı.
"Çünkü birkaç gün sonra sana bir gerçeği göstereceğim."
Yusuf'un yüzündeki ifade anında değişti.
"Ne gerçeği?" dedi ciddiyetle. "Bir şey mi oldu?"
Leyla derin bir nefes aldı.
Henüz zamanı değildi.
Başını kaldırıp Yusuf'a baktı.
"Sadece biraz sabretmeni istiyorum," dedi yumuşak bir sesle.
Yusuf gözlerini ondan ayırmadı.
İçini kemiren meraka rağmen daha fazla üstelemedi.
Leyla'nın yanağına hafifçe dokundu.
"Ne olursa olsun," dedi kararlılıkla, "birlikte aşacağız."
Leyla'nın kalbi sıkıştı.
"İyi misin Leyla?" diye sordu Yusuf, dikkatle yüzüne bakarak.
Leyla düşüncelerinden sıyrılıp ona döndü.
"İyiyim, iyiyim. Bir sıkıntı yok," dedi hafifçe gülümseyerek.
Yusuf yine de tam ikna olmamış gibiydi ama üstelemedi.
"Hadi odaya geçelim," dedi. "Saat de geç oldu."
Leyla başını sallayarak onu onayladı.
Birlikte odalarına çıktılar.
Odaya girdiklerinde konak artık büyük ölçüde sessizliğe bürünmüştü. Koridorlardan gelen sesler kesilmiş, gece bütün ağırlığıyla konağın üzerine çökmüştü.
Yusuf dolabın yanına gidip gömleğinin düğmelerini açtı. Gömleğini çıkarıp dolaba astıktan sonra kendisine rahat bir tişört ve şort çıkardı.
Tam tişörtü giyeceği sırada Leyla yanına yaklaştı.
Yusuf durup ona baktı.
Leyla elindeki tişörtü yavaşça aldı.
"Leyla?" dedi Yusuf, kaşlarını kaldırarak.
Leyla gözlerini ondan ayırmadı.
"Yusuf..." diye karşılık verdi.
Yusuf hafifçe gülümsedi.
"Ne oldu? Benden bir şey mi isteyeceksin?"
Leyla birkaç saniye sustu.
Sonra elini Yusuf'un göğsüne koydu. Kalbinin düzenli atışlarını hissedebiliyordu.
"Evet," dedi yumuşak bir sesle.
Yusuf dikkatle yüzüne baktı.
Leyla'nın gözlerinde alışık olmadığı kadar yoğun bir duygu vardı.
"Ben senin olmak istiyorum Yusuf."
Yusuf önce şaşırdı.
Sonra yüzünde sıcak bir tebessüm oluştu.
Eğilip Leyla'nın saçlarına bir öpücük kondurdu.
"Sen zaten benimsin, Lübbetülayn'ım," dedi.
Leyla merakla başını kaldırdı.
"Lübbetülayn ne demek Yusuf?" diye sordu.
Yusuf gülümsedi.
"Peygamber Efendimiz'in, Hz. Âişe'ye hitap ettiği sevgi ifadelerinden biriymiş" dedi. "Gözümün nuru, göz bebeğim anlamında kullanılır."
Leyla'nın gözleri büyüdü.
"İnanamıyorum..." dedi duygulanarak. "Hayatımda duyduğum en güzel kelimelerden biri olabilir."
Yusuf parmaklarını onun saçlarında gezdirdi.
"İşte bu yüzden söylüyorum."
Sonra gözlerinin içine baktı.
"Çünkü sen benim için tam olarak busun."
Leyla'nın yüzünde yumuşak bir gülümseme oluştu.
Parmak uçlarında hafifçe yükselip Yusuf'a biraz daha yaklaştı.
"Yusuf Zeyd..." diye fısıldadı.
"Hımm?" dedi Yusuf.
Leyla gülümseyerek. "Ben gerçekten senin olmak istiyorum!" Dedi.
Yusuf'un dudaklarının kenarı yukarı kıvrıldı. "Hee ince işler diyorsun yani" dedi.
Sonra onu kollarının arasına çekti.
"Emin misin?" Dedi
Bölüm etkileşimi
