17. bölüm / 47
LEYLA17. Bölüm ✽
Bölümler 47Şu an: 17. Bölüm ✽
- 1 1. Bölüm ✽1.805 kelime
- 2 2. Bölüm ✽2.059 kelime
- 3 3. Bölüm ✽1.235 kelime
- 4 4. Bölüm ✽1.473 kelime
- 5 5. Bölüm ✽1.417 kelime
- 6 6. Bölüm ✽1.903 kelime
- 7 7. Bölüm ✽1.283 kelime
- 8 8. Bölüm ✽1.196 kelime
- 9 9. Bölüm ✽1.567 kelime
- 10 10. Bölüm ✽1.259 kelime
- 11 11. Bölüm ✽1.423 kelime
- 12 12. Bölüm ✽1.345 kelime
- 13 13. Bölüm ✽1.061 kelime
- 14 14. Bölüm ✽1.261 kelime
- 15 15. Bölüm ✽1.125 kelime
- 16 16. Bölüm ✽1.257 kelime
- 17 17. Bölüm ✽1.284 kelime · Okuduğun bölüm
- 18 18. Bölüm ✽1.398 kelime
- 19 19. Bölüm ✽1.323 kelime
- 20 20. Bölüm ✽1.186 kelime
- 21 21. Bölüm ✽850 kelime
- 22 22. Bölüm ✽814 kelime
- 23 23. Bölüm ✽848 kelime
- 24 24. Bölüm ✽674 kelime
- 25 25. Bölüm ✽857 kelime
- 26 26. Bölüm ✽709 kelime
- 27 27. Bölüm ✽954 kelime
- 28 28. Bölüm ✽865 kelime
- 29 29. Bölüm ✽979 kelime
- 30 30. Bölüm ✽1.042 kelime
- 31 31. Bölüm ✽969 kelime
- 32 32. Bölüm ✽1.054 kelime
- 33 33. Bölüm ✽1.122 kelime
- 34 34. Bölüm ✽830 kelime
- 35 35. Bölüm ✽1.019 kelime
- 36 36. Bölüm ✽997 kelime
- 37 37. Bölüm ✽1.264 kelime
- 38 38. Bölüm ✽1.062 kelime
- 39 39. Bölüm ✽1.264 kelime
- 40 40. Bölüm ✽1.418 kelime
- 41 41. Bölüm✽1.379 kelime
- 42 42. Bölüm ✽1.108 kelime
- 43 43. Bölüm ✽1.089 kelime
- 44 44. Bölüm ✽1.240 kelime
- 45 45. Bölüm ✽1.278 kelime
- 46 46. Bölüm✽1.028 kelime
- 47 47. Bölüm ✽1.440 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-17-
Cihan beni odama çıkardı. Aşağıda hâlâ kıyamet kopuyordu. Sesler duvarlara çarpıp yankılanıyor, bağırışlar kesilmiyordu. Başım zonkluyordu artık.
Gerçekten çok yorulmuştum.
“Yoruldum, Cihan…” dedim sessizce. “Seni de yordum kendimle.”
Cihan sinirle odanın içinde volta atıyordu. Elleri saçlarının arasına gidip geliyor, nefesi sert çıkıyordu.
“Hayır, sanki senden önce bu lanet konak güllük gülistanlıkmış gibi konuşuyor ya kadın, ben ona sinir oluyorum!” dedi öfkeyle. “Onun dışında bu konağın huzurunu kaçıran kimse yok zaten! Sedef de ayrı bir gerizekâlı… Ona da ayrı sinir oldum! Bu ailedeki herkes gerizekâlı zaten!”
Yanına yaklaştım, koluna hafifçe dokundum.
“Cihan, sakin ol lütfen,” dedim yumuşak bir sesle. “Değmez ki… Ciğeri beş para etmeyen insanlar için strese girmeye değmez.”
Derin bir nefes aldım.
“Ben alıştım artık babaannenin saçma sapan hareketlerine… Sedef’in ergenliğine… Bunlar benim için normal oldu artık,” dedim yorgun bir gülümsemeyle.
“Benim için şu an önemli olan annem. Bu nişan olayını ona nasıl açıklayacağım, onu düşünüyorum. Kadın çıldıracak… Gebertecek beni, Cihan,” dedim endişeyle.
Cihan bir anda durdu, bana döndü.
“Hah! Bir de o var, değil mi?” dedi başını iki yana sallayarak. “Anasını satayım, bitmiyor ki! Bitmiyor! Hep çözmemiz gereken bir şeyler var.”
Eliyle havayı işaret etti.
“Babaannem gözümüzün önünde seni nişanlandırdı. Şaşırmıyorum artık. Gerçi ben karşı çıkıp Doğanları kovacaktım ama…” dedi, gözlerini kısarak bana baktı.
“Baktım ki sen de çok isteksiz gibi durmuyordun, Leyla Hanım.”
Kaşlarım çatıldı.
“Ne? Ne alakası var, Cihan!” dedim hemen. “Öyle mi gözüküyordu gerçekten? Çok mu istekliydim ben?”
Cihan bir anda gülmeye başladı.
“Maalesef öyle gözüküyordun,” dedi rahatça.
“Allah kahretsin ya!” dedim başımı tutarak. “Rezil oldum kesin! Ben senin hatanı hiç yüzüne vuruyor muyum, Cihan Efendi? Sen direkt yüzüme vuruyorsun!”
Cihan kaşlarını kaldırdı.
“Allah Allah… Bizim ne hatamız varmış, Leyla Hanım, afedersiniz de?” dedi.
Kollarımı bağladım.
“Valla nişanda bakışlarıyla Zelal’i yiyen kişi ben değildim!” dedim.
“Abartma ya, o kadar da değil!” dedi savunmaya geçerek.
“Öyle mi canım? Peki bu fotoğraf ne?” dedim.
Telefonumu çıkarıp ona gizlice çektiğim fotoğrafı gösterdim.
Fotoğrafta Cihan ve Zelal… göz göze gelmişlerdi. Hem de öyle böyle değil.
Cihan bir an sustu. Sonra yüzünde kocaman bir sırıtış belirdi.
“Güzel fotoğrafmış,” dedi. “Bana atsana ya!”
Öyle bir kahkaha attım ki kendime bile şaşırdım. Hemen elimle ağzımı kapattım.
Aşağıda kıyamet koparken…
Biz, bu odada, bütün o kaosun ortasında, kahkaha atıyorduk.
Ve belki de ilk kez… o evin içinde bir anlığına nefes alabiliyordum.
“Ücretini ver, ben de sana fotoğrafı yollayayım, kral!” dedim sırıtıp.
Cihan kaşlarını kaldırdı.
“Şuna bak sen ya… Tamam abi!” dedi.
Cebinden para çıkardı. Öyle bir tomar ki… saymaya kalksam sayamam. Kalınlığına bakınca bile insanın eli titrer.
Oha… Bu kadar nakiti cebinde mi taşıyor bu?
“Al bakalım!” diyerek paranın yarısını bana uzattı.
Gözlerim açıldı.
“Oha Cihan, ben bu kadar da istemedim!” dedim.
Elinden birkaç iki yüzlük çektim.
“Allah bereketini versin!” diye de ekledim gülerek.
Cihan bana boş boş baktı.
“O aldığın parayla ne yapacaksın? Sakız mı alacaksın?” dedi.
Sırıttım.
“Hee… Sen fotoğrafı HD atmamı istiyorsun demek,” dedim.
Elinden biraz daha para kaptım.
“Cadı!” dedi gülerek. “Ben çok açım. Mutfağa inelim mi?”
“Olur… ama sizinkiler tamamen dağılsın, ondan sonra. Olur mu?” dedim temkinle.
“Tamam,” dedi Cihan.
Gece çöktü. Konak sessizliğe gömülürken herkes odasına çekildi.
Ben ve Cihan, sanki yasak bir şey yapıyormuşuz gibi sessiz adımlarla mutfağa indik. Buzdolabının ışığı yüzümüze vurdu. Bir şeyler atıştırırken fısıldaşarak sohbet ettik.
Aşağıdaki kavganın yerini bu kez hafif bir huzur almıştı.
Sonra sessizce odalarımıza çekildik.
Sabah…
Güneş daha yeni doğarken hazırlandım. Kalbim deli gibi atıyordu.
Ve… kaçtım.
Evet, bildiğiniz kaçtım. Kimseye görünmeden evden çıktım.
Yusuf’u aradım. Kısa süre sonra gelip beni aldı.
Arabayla yola çıktık. Yol boyunca tek kelime etmedik. Sessizlik aramızda ağır bir perde gibiydi.
Bir süre sonra terası olan sakin bir kafeye geldik. Hafif rüzgâr esiyor, şehir aşağıda uyanıyordu.
Yusuf sigarasını yaktı. Dumanı havaya karışırken derin bir nefes aldı.
“Zelal iyi ki bana anlattı,” dedi. “Yoksa o Seher Boran seni elli, altmış yaşında bir adama verecekti.”
Gözlerini yere indirdi.
“Aklıma başka bir şey gelmedi. Zelal’le seni kaçırmayı bile düşündük… Ama babanı yeni buldun zaten. Onunla düşman olmanı istemedik.”
Kısa bir duraksama oldu.
“Affet beni… Özür dilerim. Ama şöyle bir şey var…” dedi, sesi ağırlaştı.
“Boşanamayacağız. Eğer boşanırsak… babam Sidar Ağa’yı vurur ve kan davası çıkar.”
Sözleri mideme taş gibi oturdu.
Derin bir nefes aldım. Kendimi toparlamaya çalıştım.
“Yusuf…” dedim yavaşça. “Özür dileyeceğin bir konu değil bu. Her şeyi benim için yaptınız, biliyorum. Gerçekten teşekkür ederim.”
Gözlerimi kaçırdım.
“Çıkmaz bir yola girdiğimizin de farkındayım. Ama… hepsi benim suçum. Kimsenin suçu yok. Mardin’e gelerek hata yaptım.”
Yusuf hafifçe gülümsedi.
“İyi ki de geldin,” dedi. “Senin sayende kardeşim Zelal evine döndü, Leyla. Ne kadar teşekkür etsem az.”
Başımı salladım ama içimdeki düğüm çözülmedi.
“Her şeyi geçtim…” dedim çaresizce. “Ben anneme nasıl açıklama yapacağım? ‘Alo anne, ben nişanlandım’ mı diyeceğim?”
Sesim kırıldı.
Yusuf bana baktı.
“Ara anneni,” dedi sakince. “Açıklamayı birlikte yapalım.”
Telefonumu titreyen ellerle çıkardım. Annemin numarasını aradım.
Kulaklarımda çalan o ses… kalbimin ritmine karıştı.
Ve sonra—
“Alo anne…”
"Alo anne!" dedim titreyen bir sesle. Karşımdan gelen sessizlik boğazıma düğümlendi. Sonunda annem konuştu:
"Ne oldu Leyla? Sesin titriyor."
Derin bir nefes aldım, Yusuf gözümün içine bakıyordu.
"Anne... Ben... Ben nişanlandım."
Kısa bir sessizlik, ardından annemin sesinde yükselen şaşkınlık ve öfke:
"NE? Leyla sen ne diyorsun! Şaka yapıyorsun değil mi? Ne nişanı, kimle, ne zaman, nasıl?"
Gözlerim doldu, içimdeki suçluluk beni daha da küçülttü.
"Anne... her şey çok ani oldu. Sana anlatacaktım ama… fırsat olmadı. Yusuf'la nişanlandım."
"Yusuf da kim?! Mardin'e sadece birkaç günlüğüne gittin, bir bakmışım nişanlanmışsın? Bu ne saçmalık!"
Yusuf kulağıma eğildi, nazikçe:
"Ver istersen, ben konuşayım."
Telefonu uzattım. Yusuf sakin ama kararlı bir sesle konuştu:
"Merhaba efendim, ben Yusuf Zeyd Doğan. Kızınız Leyla’ya zarar gelmesin diye böyle bir karar almak zorunda kaldık Ona değer veriyorum ve sizi tanımayı çok isterim."
"Oğlum sen kimsin, ne ara tanıştınız siz, ne oluyor, bak kalbim ağrımaya başladı! ". Dedi annem
Ben telaş ile. " Anne! ". Dedim
Telefonun diğer ucunda annem bir süre sessiz kaldı.
Annemin sesinde kırılmışlık vardı şimdi: "… sen bana hiçbir şey danışmadan nasıl böyle bir şey yaparsın? Bu kadar mı uzaklaştık biz? Bu kadar mı büyüdün, haberim olmadan?"
"Hayır anne! Lütfen böyle söyleme… ben hâlâ senin kızınım. Ama bu başka bir şeydi. Bu, bir hayat meselesiydi. Sana anlatacağım… sadece zaman ver… olur mu?"
Telefonun diğer ucundan hıçkırıklar geldi. Sonunda annem yalnızca bir şey söyledi:
"Ne zaman istersen arayabilirsin. Ama Leyla… kalbim çok kırıldı. Bunu unutma."
Telefonu kapattım. Bir süre konuşamadım. Yusuf masanın üstündeki peçeteyi uzattı.
"Zor olduğunu biliyorum… Ama en azından öğrendi. Artık her şey düzene girecek."
Gözlerimi sildim, hafifçe başımı salladım. "Umarım Yusuf… umarım her şey düzelir. Ama içimde hâlâ çok büyük bir boşluk var. Bunca şeyin ortasında ben… ben sadece huzur istiyorum."
Yusuf bana baktı, gözleri ciddileşti.
"Ve ben sana o huzuru getireceğim, Leyla. Söz veriyorum."
Kafede birkaç saniye boyunca sadece insanların uğultusu duyuldu. İçimdeki fırtına ise hiçbir şeye benzemiyordu. Yusuf’un sözleri, "Sana huzuru getireceğim," cümlesi… kulağa güzel geliyordu belki ama içim, başka bir gerçeği fısıldıyordu: O huzur çok uzaklardaydı.
"Yusuf…" dedim kısık sesle, "biz birbirimizi sevmiyoruz."
Yusuf gözlerini kaçırdı. Bir süre masaya baktı, sonra kafasını kaldırdı. Gözlerinde bir sızı vardı, ama bir öfke değil. Kabullenmiş, yorgun bir adam gibiydi.
"Biliyorum Leyla," dedi. "Ama bazen insanlar sevmese de aynı kaderin içine düşüyor. Bazen hayat, sadece sevmekle değil… yaşamakla ilgili."
"Yaşamak mı?" dedim acı bir tebessümle. "Bu mudur yaşamak? Kalbini susturup saçma sapan geleneklere boyun eğmek mi?"
Yusuf usulca başını salladı. "Belki de… Ama inan bana, ben seni zorla bu yola sürüklemek istemedim. Sadece… eğer başka bir yol olsaydı, onu seçerdim."
Gözlerim doldu yeniden ama bu kez ağlamadım. İçimdeki kadın artık ağlamaktan yorulmuştu. Artık cevap arıyordum. Anlam arıyordum.
"Yusuf, bu nişan… bu kargaşa… senin kurban ettiğin tek kişi ben değilim. Sen de kurbansın. Ama ben artık kurban olmak istemiyorum."
O an Yusuf’un yüzünde ilk kez bir şaşkınlık belirdi.
"Ne demek istiyorsun?"
Ayağa kalktım. Kararlılıkla baktım gözlerinin içine.
"Bu nişanı bozduracağım."
Bölüm etkileşimi
