LEYLA kitap kapağı

41. bölüm / 47

LEYLA

41. Bölüm✽

Vaveyla Yazarı: Merve Eribol

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 47Şu an: 41. Bölüm✽

-41-

“Karın konakta değil Zeydim, görüyor musun?” dedi Zümra Hanım, sesindeki imayı saklama gereği bile duymadan.

Yusuf önce Mahir’e baktı. Çocuğun önündeki tabağa sessizce kaşık sallayışını izledi. Sonra elindeki kaşığı yavaşça sofraya bıraktı.
“Normal değil mi?” dedi sakin ama sert bir sesle.
“O da damat tarafı sayılıyor.”

Zümra Hanım’ın kaşları çatıldı.
“Damat tarafı mı?” diye tekrar etti şaşkınlıkla.

Yusuf arkasına yaslandı. Bakışları artık tamamen ciddileşmişti.
“Doğru duydun hala,” dedi kararlı bir şekilde.
“Yarın akşam Doğanlar, Zelal’i istemeye geliyor. Hazırlıklar başlasın.”

Zelal’in heyecandan gözleri büyüdü. Kalbi o kadar hızlı çarpıyordu ki herkes duyacak sanmıştı. Ama belli etmemeye çalıştı. Sessizce başını eğdi.

Beriwan Hanım’ın yüzünde buruk bir tebessüm oluştu.
“Hayırlısı olsun inşallah,” dedi içtenlikle.

Ama Zümra Hanım öfkeyle ayağa kalktı. Sandalyesi taş zeminde sert bir ses çıkardı.
“Nasıl verdiniz bu kararı?” dedi sertçe.
“Kime sordunuz?”

Yusuf onun öfkesine rağmen sakinliğini bozmadı. Gözlerini Mahir’e çevirdi.
“Babacım, doydun mu sen?” diye sordu yumuşak bir sesle.

Mahir başını salladı.
“Evet, karnım doydu.”

Yusuf yüksek sesle seslendi:
“Zişan!”

Zişan hemen mutfaktan koşarak geldi. Ellerini önlüğüne silerken nefes nefese kalmıştı.
“Buyurun ağam,” dedi saygıyla.

Yusuf Mahir’e dönüp gülümsedi.
“Mahir, sen şimdi Zişan ablanla yukarı çık,” dedi.
“Annenin odasına gidin. Sana aldığım yeni şeylere bakarsınız, olur mu?”

Mahir’in yüzü hemen aydınlandı.
“Tamam!” dedi heyecanla.

Sandalyeden inip Zişan’ın elini tuttu. Zişan da alışveriş poşetlerini alıp Mahir’le birlikte yukarı çıktı.

Çocuk gözden kaybolur kaybolmaz sofradaki hava tamamen değişti.

Yusuf ağır hareketlerle ayağa kalktı. Yüzündeki sakin ifade yerini sertliğe bırakmıştı.
“Babam bu tarz meselelerde konuşmayı tercih etmiyor,” dedi derin bir sesle.
“O yüzden ben konuşacağım hala.”

Bakışlarını doğrudan Zümra Hanım’a çevirdi.
“Amed Ağa, Zelal’in babası,” dedi net bir şekilde.
“Ben Yusuf Zeyd… Hem onun abisiyim hem de bu konağın ağasıyım.”
Bir adım öne çıktı.
“Anlatabiliyor muyum hala?”

Zümra Hanım da ayağa kalktı. Öfkeden elleri titriyordu.
“Yani diyorsun ki,” dedi dişlerini sıkarak,
‘Bu bir aile meselesidir, sana söz düşmez?’”

Yusuf onun sorusunu duymazdan geldi.
“Zelal sözlendikten sonra,” dedi kararlı bir sesle,
“Bizim çocuklara yaptırdığımız o büyük okulda öğretmenlik yapacak.”

Masadaki herkes bir anda sustu.

“Bunca yıl boşuna okumadı Zelal,” diye devam etti.
“Mesleğini de yapacak.”

Zelal’in gözleri doldu. O an sanki yıllardır içinde taşıdığı yük biraz hafiflemişti.

Heyecanla Yusuf’a baktı.
“Abi…” dedi sesi titreyerek.
“Gerçekten mi?”

Yusuf ilk kez yumuşadı.
“Evet abicim,” dedi hafifçe gülümseyerek.
“Doğru duydun.”
Sonra sakin bir şekilde ekledi:
“Şimdi sen de yemeğini yediysen git odanda istirahat et.”

Zelal heyecandan yerinde duramıyordu. Gözyaşlarını gizlemeye çalışarak hızla merdivenlere koştu ve odasına çıktı.

Onun ardından avluda ağır bir sessizlik kaldı.

Zümra Hanım gözlerini Yusuf’a dikti. İçindeki öfke artık saklanamayacak kadar büyümüştü.
“Demek öyle Yusuf Zeyd…” dedi alçak ama tehlikeli bir sesle.
“Karşıma geçmeyi seçtin öyle mi?”

Yusuf’un yüzü bir anda sertleşti.
“Ablamı öldürdüğün gün,” dedi öfkeyle,
“Ben zaten senin karşına geçtim hala!”

Zümra Hanım bir anda bağırdı:
“Ben öldürmedim o kızı!”
Sesi avluda yankılandı.
“Kendi vurdu kendini!”

Beriwan Hanım’ın gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Ölen kızının adı geçince nefesi daralmıştı. Sessizce başını eğdi.

Derya ise sıkılmış bir ifadeyle gözlerini devirdi. Bu meselelerin uzamasından bunalmıştı.

Ama Yusuf artık susmuyordu.
“Senin suçundu hala!” diye bağırdı.

Masaya öfkeyle vurdu. Bardaklar titredi.
“Ablamı Mahir’le evlendirseydin…” dedi sesi kırılarak,
“Belki şimdi yaşıyor olacaktı.”

Gözleri dolmuştu ama ağlamıyordu. Öfkesi gözyaşlarının önüne geçmişti.
“Ben şimdi ablama sarılıyor olabilirdim…” dedi kısık ama titreyen bir sesle.
“Ellerini tutuyor… o yumuşacık saçlarını okşuyor olabilirdim…”

Birkaç saniye sustu.
Sonra gözlerini tekrar Zümra Hanım’a dikti.
“Ama sen sırf inadından,” dedi nefretle,
“Ablam mutlu olmasın diye ‘Ya Yasir’le evlenecek ya da Cihan’la’ dedin!”

Sesi gittikçe yükseliyordu.
“Üstelik o zaman da Seher Hanım’dan nefret ediyordun!” dedi.
“Düşmanın olmasına rağmen bunu yaptın!”
Sonra parmağını sertçe masaya vurdu.
“Şimdi de aynı şeyi Zelal’e yapmaya çalışıyorsun sen!”

Zümra Hanım öfkeyle sandalyesini itti. Yüzü gerilmiş, gözleri sinirden kararmıştı.
“Seher Boran’la aramdaki düşmanlık kimseyi ilgilendirmiyor!” dedi sertçe.
“Hayırlı geceler! Yarın da kızınızı mı veriyorsunuz, ne yapıyorsunuz karışmıyorum size!”

Sözlerini bitirir bitirmez arkasını dönüp konağın içine doğru yürüdü. Eteklerinin sert hareketi bile öfkesini belli ediyordu.

Derya da sıkılmış bir ifadeyle ayağa kalktı.
“Ben de gideyim,” dedi isteksizce.
“İyi geceler.”
Ve o da merdivenlere yöneldi.

Avluda geriye ağır bir sessizlik kaldı.

Yusuf hâlâ ayaktaydı. Nefesi düzensizdi. Beriwan Hanım sessizce ağlıyor, Amed Ağa ise düşünceli şekilde önüne bakıyordu.

--{}{}--

Sabah güneşi konağın taş duvarlarına vururken içeride hafif bir telaş vardı. Mutfaktan gelen taze ekmek kokusu bütün konağı sarmıştı.

Leyla ile Cihan üst kattaki koridorda konuşuyorlardı. Leyla’nın yüzü gergindi. Gece boyunca neredeyse hiç uyumamış gibiydi.

Cihan ise sabırsız görünüyordu.
“Leyla, ne söyleyeceksen söyle artık,” dedi homurdanarak.
“Çok açım. Sofraya inmek istiyorum.”

Leyla etrafına bakındı. Kimsenin olmadığından emin olduktan sonra derin bir nefes aldı.
“Şimdi senden bir şey isteyeceğim Cihan,” dedi ciddi bir sesle.
“Ama lütfen tek bir soru sorma. Sadece dediğimi yap. Bir süre sonra her şeyi anlatacağım sana, tamam mı?”

Cihan’ın kaşları çatıldı.
“Meraklandırıyorsun beni,” dedi.
“Neler dönüyor? Bir şey mi oldu?”

Leyla gözlerini kapatıp sakinleşmeye çalıştı.
“Cihan lütfen…” dedi yavaşça.
“Soru sorma. Her şeyi anlatacağım.”
Sonra çantasından küçük bir kutu çıkardı.
“Şimdi sana bunu vereceğim,” dedi.
“İçinde iki ayrı saç teli var. Bunları DNA testine göndermeni istiyorum.”

Cihan bir anda ciddileşti. Kutuyu eline aldı.

“Kahvaltıdan hemen sonra,” diye ekledi Leyla.

Cihan derin bir iç çekti.
“Tamam Leyla,” dedi sonunda.
“Kahvaltıdan sonra bunları göndereceğim.”
Sonra gözlerinin içine baktı.
“Ama sonra bana her şeyi anlatacaksın, olur mu?”

Leyla hafifçe başını salladı.
“Tamam,” dedi yorgun bir gülümsemeyle.
“Hadi şimdi kahvaltıya inelim.”

Avluya indiklerinde göz kamaştırıcı bir kahvaltı sofrası hazırlanmıştı.

Ama bu kez masa kurulmamıştı. Büyük, desenli bir halının üzerine geniş bir sofra bezi serilmişti. Bakır tabaklar, taze köy ekmekleri, peynirler, zeytinler, sıcak bazlamalar…
En samimi sofralar hep yerde kurulan sofralardı sanki.
Herkes sırayla yere oturdu.

Leyla etrafına bakındı.
“Seher Hanım yok mu?” diye sordu.

Sultan Hanım çay doldururken cevap verdi:
“O bir iki saat önce çıktı kızım,” dedi.
“Bir işi varmış.”

Yasir hemen gülmeye başladı.
“Babaanneme bak sen,” dedi eğlenerek.
“Kim bilir ne işi var?”

Cihan ağzındaki lokmayı çiğnerken kahkaha attı.
“Belki manitasıyla buluşacaktır,” dedi.
“Kadına baskı yapmayın.”

Leyla ile Sedef kahkahaya boğuldu.

Sultan Hanım hemen Cihan’ın omzuna hafifçe vurdu.
“Cihan!” dedi kısık sesle.
“Baban gelir şimdi!”

Yasir gülmeye devam etti.
“Ona bugün karışmayın,” dedi.
“Müstakbel damat o.”

Tam o sırada Sidar Ağa avluya indi.

Herkes biraz toparlandı. Kahvaltı boyunca isteme hazırlıkları konuşuldu. Kimlerin çağrılacağı, hangi tatlıların yapılacağı, hangi aşiret büyüklerinin geleceği…

--{}{}--

Mardin’in uçsuz bucaksız topraklarından biriydi burası…
Sessiz, rüzgârlı, yalnız bir yer.
Burası Zinar’ın mezarıydı.
Gökyüzü griydi. Hafif rüzgâr kuru otları savuruyor, mezar taşlarının arasında uğultulu bir ses bırakıyordu.

Zümra Hanım taşlı yolda yürümekte zorlanıyordu. Ayakkabıları toprağa gömülüyor, nefesi ağırlaşıyordu.

Tam mezarın başına geldiğinde orada duran kişiyi fark etti.

Seher Boran…

Simsiyah kıyafetleriyle mezarın başında dimdik duruyordu.
Zümra Hanım yavaş adımlarla ona yaklaştı. Dudaklarında her zamanki o iğneleyici ifade vardı.
“Kaç sene oldu Seher…” dedi soğuk bir sesle.
“Hâlâ Zinar’ı mı düşünüyorsun?”

Seher Hanım hemen arkasını döndü. Gözlerinde yılların biriktirdiği nefret vardı.
“Ne işin var burada?” dedi sertçe.

Zümra Hanım mezar taşına baktı.
“mâzi unutulmuyor Seher,” dedi.
“İstesen de unutamıyorsun.”

Seher Hanım bir anda ona doğru yürüdü. İkisi şimdi burun burunaydı.
“Doğru söylüyorsun,” dedi dişlerini sıkarak.
“Unutulmuyor…”
Sesi gittikçe sertleşiyordu.
“En iyi arkadaşına ihanet ettiğini hatırlıyorsun” dedi.
“Arkadaşının sevdiği adama bile bile âşık olduğunu…”
Zümra Hanım’ın yüzü gerildi ama susuyordu.
“Onların kavuşmasını engellediğini hatırlıyorsun,” diye devam etti Seher Hanım.
“Sonra da arkadaşının sevdiği adamın ölümüne sebep olduğunu…”
Nefesi titriyordu artık.
“Hatırlıyorsun değil mi Zümra?”

Bu, Seher Hanım’ın yıllardır içinde biriktirdiği kin ve öfkeydi.

Zümra Hanım da geri adım atmadı. Dimdik durdu.
“Yıllar sonra ilk defa bu konuyu konuşuyoruz farkında mısın." dedi sertçe.
Sonra başını kaldırdı.
“Ben geçmişte hata yaptım diyemeyeceğim,” dedi gururla.
“Çünkü ben Zümra Doğan’ım. Yaptığım hiçbir şeyden kaçmam. Her zaman yaptıklarımın arkasındayım.”

Seher Hanım nefret dolu gözlerle ona baktı.
“Eski Zümra hâlâ karşımda,” dedi.
“Hiç değişmemişsin.”
Bir adım daha yaklaştı.
“Hâlâ aynı pislik kadınsın.”

Zümra Hanım’ın gözleri öfkeyle karardı.
“Bunu,” dedi sertçe,
“Oğlunu sevdiği kadından ve çocuğundan ayırıp başkasıyla evlendiren Seher Boran mı söylüyor?”

Seher Hanım’ın yüzü buz kesti.
“Sen yanlış mezarın başındasın Zümra,” dedi alçak ama sarsıcı bir sesle.
“Şu an burada değil…”
Parmağıyla uzağı işaret etti.
“Senin yüzünden kendini öldüren o gencecik, güzeller güzeli Delal’in mezarının başında olman gerekmiyor muydu?”

Zümra Hanım’ın nefesi bir anda sertleşti.
“Sen eskiden de böyleydin,” dedi öfkeyle.
“ikimizi kıyaslayıp dururdun.”
Sesi titriyordu artık.
“Şimdi de benim hatalarımı yüzüme vurup kendi günahlarını yok etmeye çalışıyorsun!”

Seher Hanım gözlerini kaçırmadan baktı ona.
“Konuşmak istemiyorum artık,” dedi yorulmuş bir sesle.
“Çünkü sana karşı içimde zerre tahammül kalmadı.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

486okunma 40beğeni 8yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.