6. bölüm / 47
LEYLA6. Bölüm ✽
Bölümler 47Şu an: 6. Bölüm ✽
- 1 1. Bölüm ✽1.805 kelime
- 2 2. Bölüm ✽2.059 kelime
- 3 3. Bölüm ✽1.235 kelime
- 4 4. Bölüm ✽1.473 kelime
- 5 5. Bölüm ✽1.417 kelime
- 6 6. Bölüm ✽1.903 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 7. Bölüm ✽1.283 kelime
- 8 8. Bölüm ✽1.196 kelime
- 9 9. Bölüm ✽1.567 kelime
- 10 10. Bölüm ✽1.259 kelime
- 11 11. Bölüm ✽1.423 kelime
- 12 12. Bölüm ✽1.345 kelime
- 13 13. Bölüm ✽1.061 kelime
- 14 14. Bölüm ✽1.261 kelime
- 15 15. Bölüm ✽1.125 kelime
- 16 16. Bölüm ✽1.257 kelime
- 17 17. Bölüm ✽1.284 kelime
- 18 18. Bölüm ✽1.398 kelime
- 19 19. Bölüm ✽1.323 kelime
- 20 20. Bölüm ✽1.186 kelime
- 21 21. Bölüm ✽850 kelime
- 22 22. Bölüm ✽814 kelime
- 23 23. Bölüm ✽848 kelime
- 24 24. Bölüm ✽674 kelime
- 25 25. Bölüm ✽857 kelime
- 26 26. Bölüm ✽709 kelime
- 27 27. Bölüm ✽954 kelime
- 28 28. Bölüm ✽865 kelime
- 29 29. Bölüm ✽979 kelime
- 30 30. Bölüm ✽1.042 kelime
- 31 31. Bölüm ✽969 kelime
- 32 32. Bölüm ✽1.054 kelime
- 33 33. Bölüm ✽1.122 kelime
- 34 34. Bölüm ✽830 kelime
- 35 35. Bölüm ✽1.019 kelime
- 36 36. Bölüm ✽997 kelime
- 37 37. Bölüm ✽1.264 kelime
- 38 38. Bölüm ✽1.062 kelime
- 39 39. Bölüm ✽1.264 kelime
- 40 40. Bölüm ✽1.418 kelime
- 41 41. Bölüm✽1.379 kelime
- 42 42. Bölüm ✽1.108 kelime
- 43 43. Bölüm ✽1.089 kelime
- 44 44. Bölüm ✽1.240 kelime
- 45 45. Bölüm ✽1.278 kelime
- 46 46. Bölüm✽1.028 kelime
- 47 47. Bölüm ✽1.440 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-6-
"Leş gibi içki kokuyorsun, Leyla!" dedi kalın ve sert bir adam sesi.
Leyla yüzünü buruşturarak gözlerini aralamaya çalıştı.
"Off. Sen kimsin ya? Dur..." dedi, gözlerini kısmaya çalışırken.
Birkaç saniye düşündü, sonra parmağını ona doğru uzattı. "Buldum! Sen hırsızsın, değil mi?" diye mırıldandı.
"Şimdi seni kendi evime götüreceğim. Korkma, tamam mı?" dedi aynı sert ama kontrollü ses.
Leyla başını ağır ağır şoför koltuğuna doğru çevirdi. Gözleri bulanık görse de birkaç saniye dikkatle baktı. Ardından dudaklarına sarhoş bir gülümseme yayıldı.
"Sen... Yusuf Zeyd'sin."
Yusuf direksiyona odaklanmış hâlde, kısa ve sinirli bir ses tonuyla cevap verdi.
"Evet."
Leyla başını tekrar koltuğa yasladı. Gözlerini Yusuf'tan ayırmadan onu izlemeye devam etti.
"Sen çok yakışıklısın, biliyor musun? İnsan sana bakınca... böyle eriyor resmen." dedi, sarhoşluğun verdiği rahatlıkla.
Yusuf kaşlarını hafifçe kaldırıp kısa bir an Leyla'ya baktı.
"Pişmanlık duyacağın şeyler söyleme. Yarın bunları hatırlayınca pişman olacaksın, Leyla."
Leyla umursamaz bir tavırla gülümsedi.
"Yusuf. Şarkı açar mısın? Şey olsun, Sivas'ın Yollarına."
Yusuf derin bir nefes aldı ve istediği şarkıyı açtı.
Leyla, müziğin başlamasıyla birlikte bağıra çağıra şarkıya eşlik etmeye başladı.
Bir süre sonra Yusuf aniden müziği kapattı. Kaşları çatıldı.
"Senin elin mi kanıyor?" diye sordu.
Leyla kanayan eline kısa bir bakış attı, ardından omuz silkerek başını çevirdi.
"Ne önemi var?" dedi boşvermiş bir tavırla.
"Çok önemi var."
Yusuf bir eliyle direksiyonu kontrol ederken diğer eliyle torpidoyu açtı. İçinden aldığı peçeteyi Leyla'nın avucuna bastırdı. Gözleri hâlâ yoldaydı.
Ardından elini kısa süreliğine alnına götürüp yorgun bir nefes verdi.
"Yani... Zelal'in arkadaşısın. Sana iyi bakmam gerek." dedi.
Tuş sesleri ile gözünü açtı ,bi baktı ki Yusuf'un kucağında, kafasını boynuna yasladı, içeriye girip kapıyı ayağı ile kapattı Yusuf.
Merdivenlerden yukarı çıkarken gözünü açtı leyla.
Elini Yusuf'un dudaklarına götürüdü.
Yusuf, Leyla'ya baktı. "Yapma yanarız." Dedi.
Leyla, dudağına küçük bir buse kondurdu.
Yusuf, merdivenin ortasında öylece kaldı. Nefesini tuttuğunu hissetti, Leyla'nın dudaklarına değen o kısa an, Yusuf’un tüm kontrolünü elinden almıştı sanki.
“Leyla…” dedi kısık bir sesle. “Kendinde değilsin.”
Leyla gözlerini yarım araladı. Bakışları bulanıktı ama sesi netti.
“Ben hiç bu kadar kendimde olmamıştım,” dedi fısıldar gibi. “Sadece ilk defa susmak istemiyorum.”
Yusuf çenesini sıktı. Bir adım geri çekildi ama onu kucağından indirmedi.
“Susman gerekmiyor,” dedi. “Ama yarın hatırlamak isteyeceğin şeyler yaşamalısın.”
Kapının önüne geldiklerinde anahtarı cebinden çıkardı. Kapıyı açarken Leyla’nın başı yeniden omzuna düştü. Yusuf onu dikkatlice içeri aldı. Işıkları yakmadı. Sadece salonun loşluğu vardı.
Leyla’yı kanepeye oturttu. Dizlerinin üzerine çöktü, yüzüne baktı.
“Beni korkutuyorsun,” dedi dürüstçe. “Bu hâlinle değil… bu kadar yalnız olmanla.”
Leyla dudaklarını ısırdı. Gözleri doldu.
“Herkes benden güçlü olmamı bekliyor,” dedi. “Ama kimse ‘yoruldun mu’ diye sormuyor.”
Yusuf bir an durdu. Sonra yavaşça ayağa kalktı. Üzerine bir battaniye aldı, Leyla’nın omuzlarına örttü. Ve arkasını dönüp gidecekken
Leyla başını salladı. Göz kapakları ağırlaştı.
“Gitmeyeceksin değil mi?” diye mırıldandı.
Yusuf, arkasını dönmeden
“Buradayım.”
Leyla derin bir nefes aldı. Bu sefer alkol değil… güvende olma hissi ağır bastı.
Yusuf devam etti. " Sana kahve yapacağım ayılman için, yoksa sabah çok şiddetli bir baş ağrısı ile uyanırsın."
Leyla Kahve yapan Yusufa baktı zar zor kelimeleri bir araya getirerek. " Bir söz vardır bilirmisin Yusufçuk." Dedi.
Yusuf sabır çekerek. "Yusufçuk? Ya sabır, eee hadi söyle neymiş o söz." Diyerek Leyla'ya baktı.
"Şeydi, neydi ya, hee hatırladım, kuşlar kısa, hayat uçuyor." Dedi Leyla.
Yusuf elindeki fincanları sehpaya bırakarak kahkaha attı. " Hayır onun doğrusu Hayat kısa, kuşlar uçuyor olacaktı Leyla." edi.
"Neyse ne aman, ikisi de aynı." Dedi Leyla.
Yusuf, leylaya zorla kahve içererek. Kendi odasına götürdü. Ve Ayakkabısını çıkarıp, yere koydu, Leylayı yatağa uzandırdı. Üstünü örttü ve oradan çıktı.
---{}{}{}---
Leyla, hafif bir baş ağrısıyla yataktan doğruldu. Gözlerini aralayıp etrafına baktığında yabancı duvarlar, koyu renk perdeler ve düzenli bir oda gördü. Bir an afalladı.
“Burası neresi ya?” diye mırıldandı. “Dün otele falan mı geldim acaba?”
Kalbi hızlanmıştı. Yataktan kalkıp kapıya doğru yürüdü. Kapıyı araladığında, salondaki koltukta oturan Yusuf’u gördü. Üzerinde düzgün bir gömlek vardı, sakin ama kendinden emin bir hâli vardı.
Leyla şokla geri çekilip kapıyı hızla kapattı.
“Oha… Ohaaa! Ne alaka Yusuf?” dedi kendi kendine.
Derin bir nefes aldı, avuçlarını alnına bastırdı.
“Tamam Leyla,” dedi içinden. “Sakin ol. Bu bir rüya. Kapıyı tekrar açacaksın ve o orada olmayacak.”
Kapıyı yeniden açtı.
Yusuf hâlâ oradaydı.
Üstelik bu kez ona bakıyordu.
“Bugün odamdan çıkmayı düşünmüyor musun Leyla?” dedi rahat bir sesle. “Üstümü başımı alacağım.”
Leyla donup kaldı.
“Ben… ben çıkıyorum,” dedi mahcup bir ifadeyle. “Şey oldu… Ben ne zaman buraya geldim acaba? Ve bu kimin evi?”
Yusuf koltuğa yaslandı, yüzünde kendinden emin bir gülümseme vardı.
“Dün içip beni aradın,” dedi. “Ben de seni buraya getirdim. Dün yaptığın yaramazlıkları saymıyorum bile.”
Leyla’nın içinden bir küfür koptu.
“Hassiktir…” diye geçirdi aklından.
Hiçbir şey demeden odaya geri döndü. Valizini açtı, mavi crop ve pantolon takımını çıkardı. Hızlıca giyindi, saçını toparladı, yüzünü yıkayıp aynaya baktı. Gergin ama toparlanmış görünüyordu.
Odadan çıktığında mutfaktan gelen sesleri fark etti. Orada orta yaşlı bir kadın kahvaltı hazırlıyordu.
“Yusuf Bey, kahvaltınız hazır,” diye seslendi kadın.
Birlikte masaya geçtiler. Masa sade ama özenliydi. Yusuf, çayından bir yudum alırken gözlerini Leyla’dan ayırmadı.
“Sanıyorum ki gidebileceğin bir yer yok,” dedi. “İstersen burada kalabilirsin. Ben akşama Mardin’e döneceğim zaten.”
Leyla başını salladı.
“Çok sağ ol. Zaten yeterince sana yük oldum,” dedi. “Ama ben İstanbul’da kalmak istemiyorum açıkçası. İstifa verdim, artık çalışmıyorum.”
Yusuf kaşlarını kaldırdı.
“Ee, nereye gideceksin? Ne yapacaksın?”
Leyla peynire uzanırken sakin bir sesle konuştu.
“Beni gerçekten ailesi sayan birinin yanına gideceğim.”
Yusuf’un bakışları sertleşti.
“Kimmiş o?” diye sordu.
“Cihan,” dedi Leyla net bir şekilde.
Yusuf alaycı bir gülüş attı.
“Boranlar yani.”
“Evet, ne olmuş?” dedi Leyla. “Kardeşim o benim, hatırlatırım. Her ne kadar yeni öğrenmiş olsam da… Onu sevdim ben. Cihan da kaybettiğimiz zamanı telafi etmeye hazır.”
Yusuf’un yüzü ciddileşti.
“Öyle mi?” dedi. “Ne diyebilirim ki… O benim düşmanım, senin değil Leyla.”
Leyla gözlerinin içine bakarak konuştu.
“Aynen öyle. O senin düşmanın. Benim değil.”
Yusuf kaşlarını çattı.
“Diğer Boranların seni o konakta sağ bırakacaklarını mı sanıyorsun?”
Leyla sandalyesini itip ayağa kalktı.
“Yok. Kendime orada ev tutacağım,” dedi. “Bu arada kahvaltı için sağ ol.”
Yusuf takım elbisesinin ceketini giyerken ona döndü.
“İstersen burada kal. Akşam birlikte gidelim Mardin’e. Şimdi sen başına yine bir şey falan getirirsin.”
Leyla sabrı taşmış bir hâlde bağırdı:
“Ya sabır! Başıma bir şey getirmem, merak etme! Ayrıca olur, buradayım. Seni bekliyorum. Akşam birlikte gideriz!”
Yusuf gülerek başını salladı.
“Tamam,” dedi. “TC’ni bana at, uçak bileti alayım.”
Ve kapıyı çekip çıktı.
Leyla masaya doğru ilerledi ve bardakları eline aldı. Tam mutfağa götürecekken mutfaktaki kadın hızla yanına gelip bardakları elinden aldı.
“Siz oturun Leyla Hanım,” dedi nazik ama kararlı bir sesle.
Leyla hafifçe gülümsedi.
“Olmaz öyle, ben de yardım edeyim.”
Kadın başını iki yana salladı.
“Gerçekten sağ olun ama olmaz. Siz oturun. İstediğiniz bir şey olursa bana seslenebilirsiniz.”
Leyla daha fazla ısrar etmedi. Yavaş adımlarla uyuduğu odaya geçti. Oda sessizdi; pencereden içeri akşam ışığı süzülüyor, ince bir toz tabakası havada parlıyordu. Valizini açtı, şarj aletini çıkardı ve telefonunu prize taktı. Ardından etrafına dikkatlice baktı.
Duvarlardaki fotoğraflar, koyu renkli mobilyalar ve düzen…
“Belli ki burası Yusuf Bey’in odası,” diye mırıldandı kendi kendine.
Telefonuna baktı ama ekran hâlâ karanlıktı. Şarj almıyordu.
“Şarj aleti bozulmuş galiba…”
Gözleri komodinin ilk çekmecesine kaydı. Bir an durdu.
“Şu ilk çekmeceyi açsam ne olur ki? İnşallah şarj çıkar,” dedi kendi kendine.
Çekmeceyi yavaşça açtı. İçinde gözüne ilk çarpan şey siyah kapaklı bir albüm oldu.
Leyla bir an tereddüt etti.
“Hayır Leyla, aklından çıkar. Bakmayacaksın.”
Ama merakı ağır bastı.
“Baksam ne olur ki…”
Albümü eline aldı, yatağın kenarına oturdu ve kapağını yavaşça açtı.
İlk sayfada eski bir fotoğraf vardı. İki kız ve bir erkek çocuk… Üçü de kahkahalar atıyor, ağızlarını kocaman açmışlardı. Çocukluklarının saf neşesi fotoğrafa yansımıştı.
Leyla dikkatlice baktı.
“Bu Yusuf… En küçük kız Zelal olmalı… Bu en büyük kız da…”
Bir an durdu.
“Delal.”
Sayfayı çevirdi.
Karşısına evlilik pozu vermiş bir Yusuf ve yanında genç bir kadın çıktı. Leyla’nın gözleri büyüdü. Kalbi bir an hızla çarptı.
“Yusuf… evli mi?”
Şaşkınlıkla albümü kapattı ve hızla çekmeceye geri koydu. Sanki yakalanacakmış gibi bir his vardı içinde.
Hemen odadan çıktı ve mutfağa gitti.
“Şarj aleti var mı? Telefonum kapandı da,” dedi.
Kadın çekmeceden bir şarj aleti çıkarıp ona verdi.
Leyla biraz utangaç bir ifadeyle başını eğdi.
“Şey… Bir şey sorabilir miyim?”
Kadın gülümsedi.
“Tabii ki kızım, sor.”
Leyla tereddüt etti ama merakı ağır bastı.
“Yusuf… evli mi?”
Kadının yüzündeki ifade bir anda değişti. Hafif bir iç çekti.
“Evliydi.”
Leyla’nın kaşları hafifçe çatıldı.
“Boşandılar mı? Kusura bakmayın, haddimi aşmak istemem ama merak ettim.”
Kadın birkaç saniye sustu, sanki geçmişe gidiyordu.
“Ben bu eve geldiğimde daha yeni bir aylık evlilerdi,” dedi yavaşça.
“Çok mutlulardı… Yusuf Bey, Derya Hanım’ı çok seviyordu. Gözlerinin içine bakardı resmen. Derya için ailesinden, işinden, memleketinden vazgeçti. Burada yaşadılar.”
Kadın konuşurken sesi biraz hüzünlendi.
“Yusuf Bey çocukları çok sever, biliyor musun? Çok istiyordu bir tane çocuğu olsun.”
Leyla sessizce dinliyordu.
“Üçüncü aylarında… bir sabah Derya Hanım çıkıp gitti. Yusuf Bey’e de bir mektup bırakmış. O günü asla unutmam.”
Kadın başını salladı.
“O gün Yusuf Bey bu evi altüst etti. Derya’nın bütün fotoğraflarını yırtıp attı, kıyafetlerini yaktı. Onu o gün bambaşka biri olarak gördüm.”
Bir an durdu.
“Sonra evden çıktı… Gece üçte, dörtte sarhoş bir halde döndü. Onu ilk defa içerken gördüm. O günden sonra Yusuf Bey değişti. Daha sinirli, daha tahammülsüz, daha ciddi bir adam oldu.”
Leyla’nın içi burkulmuştu.
“Sonra Mardin’e, ailesinin yanına döndü. Oraya gittiği gibi de ablası öldü.”
Kadın gözlerini yere indirdi.
“Yusuf içinde çok acı taşıyor. Arada bir buraya geri gelir işte.”
Sonra Leyla’ya baktı.
“Kızım… Yusuf dışarıdan sinirli, acımasız biri gibi görünür ama içinde çok yumuşak, pamuk kalpli bir adam var.”
Leyla duydukları karşısında hem şaşkın hem de üzgündü. Sevdiği birini kaybetmenin ne demek olduğunu çok iyi biliyordu.
Hüzünlü bir ifadeyle odaya geri döndü. Telefonunu şarja taktıktan sonra salona geçti. Kadının anlattıkları zihninden çıkmıyordu.
Tam o sırada kapı sesi duyuldu.
Leyla irkilerek arkasına döndü.
Kapıdan içeri giren Yusuf’tu.
Leyla ayağa kalktı ve gülümsedi.
“Hoş geldin.”
Yusuf da gülerek montunu çıkardı.
“Hoş bulduk da… Ne oldu sana ya? Pamuk nene gibi olmuşsun.”
Leyla hafifçe güldü.
“Ben hep böyleydim.”
Yusuf Leyla’nın valizini aldı. Birlikte aşağı indiler. Leyla kapalı olan telefonunu açtı. Ekranda bir sürü cevapsız arama vardı. Murat ve annesi aramıştı.
Ama hiçbirine bakmadı.
Arabaya bindiler ve havaalanına doğru yola çıktılar.
Bir süre sessizlik oldu.
Birden Yusuf konuştu.
“Elin nasıl?”
Leyla şaşırdı.
“Ne eli?”
Yusuf gözlerini devirdi.
“Dün kestin ya elini.”
Leyla eline baktı.
“Aa, gerçekten kesilmiş… Hiç fark etmemişim.”
Sonra biraz mahcup bir şekilde ekledi:
“Bu arada dün boş boş konuşup canını sıktıysam kusura bakma.”
“Yok, bir şey demedin,” dedi Yusuf.
Sonrası birden müziği açtı. Arabada Sivas'ın Yollarına çalmaya başladı.
Leyla şarkıyı dinlerken Yusuf’a baktı.
“Bu şarkıyı seviyorsun herhalde.”
Yusuf gülümseyerek direksiyona baktı.
“Sevmem aslında. Ama dün bir arkadaş bağıra bağıra söyleyince dilime takıldı, çıkmıyor.”
Leyla başını salladı.
“Hımm… Anladım.”
Aslında hiç anlamamıştı. O “arkadaşın” kendisi olduğunu fark etmemişti.
Bir süre sonra havaalanına vardılar. Arabayı park edip uçağa bindiler. VIP koltuklara geçtiler ve yan yana oturdular.
Leyla arada Yusuf’a bakıyordu. Yusuf ise elindeki dosyalara gömülmüştü.
Bir buçuk saat böyle geçti.
Leyla sıkıntıdan patlayacak gibiydi ama aynı zamanda mutluydu. Zelal’i ve Cihan’ı görecekti. İçten içe babasını da görmek istiyordu.
Uçaktan indiler.
Yusuf park halindeki arabayı çalıştırdı.
“Hadi Leyla, arabaya bin.”
Leyla arabaya oturdu. Bir süre sonra konuştu.
“Beni bir otele bırakabilirsin. Ev bulana kadar orada kalırım.”
Yusuf başını salladı.
“Güzel bir otel biliyorum, oraya bırakayım seni.”
“Neresi?” diye sordu Leyla.
Yusuf hafif sinirli bir sesle cevap verdi.
“Hani ben bir otel yönetiyorum ya… Hani benim otelim var ya… Başka yere gitme zaten. Seher Hanım’ı kaç yıldır tanıyorum. Seni Mardin’de barındırmaz.”
Leyla gözlerini devirdi.
“Tamam be, ne bağırıyorsun. Hadi gidelim senin şu meşhur oteline.”
Bölüm etkileşimi
