40. bölüm / 47
LEYLA40. Bölüm ✽
Bölümler 47Şu an: 40. Bölüm ✽
- 1 1. Bölüm ✽1.805 kelime
- 2 2. Bölüm ✽2.059 kelime
- 3 3. Bölüm ✽1.235 kelime
- 4 4. Bölüm ✽1.473 kelime
- 5 5. Bölüm ✽1.417 kelime
- 6 6. Bölüm ✽1.903 kelime
- 7 7. Bölüm ✽1.283 kelime
- 8 8. Bölüm ✽1.196 kelime
- 9 9. Bölüm ✽1.567 kelime
- 10 10. Bölüm ✽1.259 kelime
- 11 11. Bölüm ✽1.423 kelime
- 12 12. Bölüm ✽1.345 kelime
- 13 13. Bölüm ✽1.061 kelime
- 14 14. Bölüm ✽1.261 kelime
- 15 15. Bölüm ✽1.125 kelime
- 16 16. Bölüm ✽1.257 kelime
- 17 17. Bölüm ✽1.284 kelime
- 18 18. Bölüm ✽1.398 kelime
- 19 19. Bölüm ✽1.323 kelime
- 20 20. Bölüm ✽1.186 kelime
- 21 21. Bölüm ✽850 kelime
- 22 22. Bölüm ✽814 kelime
- 23 23. Bölüm ✽848 kelime
- 24 24. Bölüm ✽674 kelime
- 25 25. Bölüm ✽857 kelime
- 26 26. Bölüm ✽709 kelime
- 27 27. Bölüm ✽954 kelime
- 28 28. Bölüm ✽865 kelime
- 29 29. Bölüm ✽979 kelime
- 30 30. Bölüm ✽1.042 kelime
- 31 31. Bölüm ✽969 kelime
- 32 32. Bölüm ✽1.054 kelime
- 33 33. Bölüm ✽1.122 kelime
- 34 34. Bölüm ✽830 kelime
- 35 35. Bölüm ✽1.019 kelime
- 36 36. Bölüm ✽997 kelime
- 37 37. Bölüm ✽1.264 kelime
- 38 38. Bölüm ✽1.062 kelime
- 39 39. Bölüm ✽1.264 kelime
- 40 40. Bölüm ✽1.418 kelime · Okuduğun bölüm
- 41 41. Bölüm✽1.379 kelime
- 42 42. Bölüm ✽1.108 kelime
- 43 43. Bölüm ✽1.089 kelime
- 44 44. Bölüm ✽1.240 kelime
- 45 45. Bölüm ✽1.278 kelime
- 46 46. Bölüm✽1.028 kelime
- 47 47. Bölüm ✽1.440 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-40-
Leyla bir anda olduğu yerde durdu.
Koridorun ortasında, nefes nefese kalmış halde birkaç saniye hareketsiz bekledi. Kulaklarında hâlâ Rojin’in söyledikleri yankılanıyordu.
“Çocuğun gerçek ailesi…”
“Para istiyorlarmış…”
“Leyla Hanım’ı göndermek için son kozları…”
Birden gözleri büyüdü.
“Benim gerçek bir DNA testine ihtiyacım var…” diye fısıldadı kendi kendine.
Hiç vakit kaybetmeden hızla Derya’nın odasına yöneldi. Kapıyı sessizce açıp içeri girdi.
Oda ağır bir parfüm kokusuyla doluydu. Yatağın üzerinde Mahir uzanmıştı. Küçük elleriyle oyuncak arabasını tutarken uykuya dalmış gibiydi.
Leyla yavaş adımlarla yatağa yaklaştı. Kalbi deli gibi atıyordu. Sanki biri onu yakalayacakmış gibi tedirgindi.
Titreyen parmaklarıyla Mahir’in saçlarına dokundu. Sonra dikkatlice küçük bir saç teli kopardı.
Mahir hafifçe kıpırdandı.
Leyla’nın nefesi kesildi. Ama çocuk yeniden sakinleşince derin bir nefes aldı ve hızla odadan çıktı.
Hiç oyalanmadan kendi odasına koştu. Kapıyı kapatıp içeri girdiğinde Zişan ile Rojin korkuyla irkildiler. Ellerindeki bezler bile yere düşecek gibi olmuştu.
Leyla yüzüne sahte bir sakinlik yerleştirdi.
“Kolay gelsin kızlar,” dedi normal davranmaya çalışarak.
“Bir şey alıp çıkacağım, siz devam edin.”
İki kız tedirgin gözlerle birbirlerine baktılar ama hiçbir şey söylemediler.
Leyla hızlı adımlarla makyaj masasının önüne geçti. Kendi tarağının yanında duran Yusuf’un tarağına baktı.
Kalbi yeniden hızlandı.
Sessizce elini uzatıp taraktan bir saç teli aldı. Ardından hemen çantasını dolaptan çıkarıp içine koydu.
Tam o sırada Yusuf’u aradı. Telefon birkaç kez çaldıktan sonra açıldı. Arkadan hafif toplantı sesleri geliyordu.
“Biliyorum toplantıdasın, kusura bakma,” dedi Leyla hızlıca.
“Ama ben babamlara gitmek istiyorum… Gidebilir miyim?”
Yusuf’un sesi yumuşadı.
“Tabii gidebilirsin canım,” dedi.
“Koruma da al yanına. Dikkatli ol.”
Leyla gözlerini kapatıp derin nefes aldı.
“Canım, korumaya gerek yok,” dedi.
“Bana aldığın arabayla gidip gelirim.”
Yusuf bir şey söyleyemeden telefonu kapattı. Çünkü Leyla’nın içinde büyüyen panik artık sabrını taşırıyordu.
Çantasını omzuna geçirip hızla aşağı indi.
Avluya çıktığında herkes hâlâ masadaydı. Hava ağırlaşmış, güneş konağın taş duvarlarına sert vuruyordu.
Leyla sakin görünmeye çalışarak konuştu:
“Beriwan anneciğim, Zelal… Ben Cihanlara gidip geleceğim.”
Beriwan Hanım hemen başını kaldırdı.
“Dikkatli ol kızım,” dedi içtenlikle.
Zelal ise hafifçe gülümsedi.
“Görüşürüz canım,” dedi.
Tam o sırada Zümra Hanım sertçe ayağa kalktı. Sandalye sesi avluda yankılandı.
“Kimden izin aldın sen?” diye sordu sert bir sesle.
Leyla bu kez geri adım atmadı. Dimdik durdu.
“Kocamdan izin aldım, Zümra Hanım,” dedi kendinden emin bir şekilde.
“Var mı bir sıkıntı?”
Zümra Hanım birkaç saniye ona öfkeyle baktı. Ardından tekrar yerine oturdu.
“Normalde müsaade etmem,” dedi dişlerini sıkarak.
“Ama git bakalım. Biz de rahat rahat düğün planları yaparız.”
Sonra yüksek sesle bağırdı:
“Cemil! Götür şu kadını Boranların Konağı’na!”
Kapının önünde bekleyen Cemil hemen öne çıktı.
“Emredersiniz hanımım,” dedi.
Ama Leyla anında karşı çıktı.
“Gerek yok,” dedi sertçe.
“Kocamın bana aldığı arabayla giderim ben.”
Zümra Hanım’ın yüzü öfkeden gerildi.
“Kaldırma beni yerimden gelin!” diye bağırdı.
“Cemil götürecek diyorsam götürecek! O kadar!”
Leyla artık tamamen rest çekmişti.
“Gerek yok dedim ben de!” dedi keskin bir sesle.
Arkasını dönüp direkt kapıya yöneldi. Ardından hızla arabasına bindi.
Zümra Hanım öfkeden dişlerini öyle sıkıyordu ki biraz daha zorlasa ağzında diş kalmayacaktı.
“Cemil!” diye seslendi tekrar.
“Emredin hanımım.”
“Gelini takip et,” dedi kısık ama tehdit dolu bir sesle.
“Bakalım gerçekten babasının evine mi gidiyor.”
“Emredersiniz hanımım,” diyen Cemil hızla dışarı çıktı.
Zelal olanları sessizce izliyordu. Ardından bir anda gülümseyip Beriwan Hanım’ın koluna girdi.
“Sohbetinize doyum olmuyor vallahi,” dedi alayla.
“Gel anneciğim, yukarıda bir çay içelim.”
Beriwan Hanım istemsizce gülümsedi. İkisi birlikte yukarı çıktılar.
Zelal odasına geçer geçmez telefonunu çıkardı ve hızlıca Leyla’ya mesaj attı:
— Leyla, Zümra Hanım Cemil abiyi peşine taktı, haberin olsun.
Birkaç dakika sonra cevap geldi:
— Tahmin etmiştim. Sağ ol Zelal. Birkaç şey oldu… Eve dönünce anlatırım sana.
Mesajı okuyan Zelal’in içini kötü bir his kapladı.
Çünkü Leyla’nın yazış biçiminden bile bir şeylerin değiştiği belliydi.
Leyla arabayı Boranların Konağı’na doğru sürerken elleri hâlâ direksiyonun üzerinde hafif hafif titriyordu.
Dikiz aynasından sürekli arkasını kontrol ediyordu. Cemil’in kullandığı siyah araba birkaç araç geriden onu takip ediyordu.
“Demek gerçekten peşime adam takacak kadar güvenmiyorsunuz bana…” diye geçirdi içinden.
Gökyüzü yavaş yavaş turuncuya dönmeye başlamıştı. Mardin’in taş sokaklarından geçerken aklının içindeki karmaşa daha da büyüyordu. Çantasındaki saç telleri sanki tonlarca ağırlığındaydı.
Bir süre sonra Boranların Konağı’nın büyük demir kapısı göründü.
Leyla arabayı kapının önüne park edip aşağı indi. Cemil ise sokağın başında durup onu izlemeye devam etti.
Leyla derin bir nefes aldıktan sonra kapıyı tıklattı. Konağın adamları hemen kapıyı açtı.
“Hoş geldiniz hanımım,” dediler saygıyla.
Leyla hafifçe başını sallayıp içeri girdi.
Avluda Seher Hanım ile Sultan Hanım oturmuş çay içiyorlardı. Aynı masada olmalarına rağmen ikisinin de birbirine tahammülü yoktu. Bakışları bile buz gibiydi.
Sultan Hanım’ın gözü kapıya kaydı. Leyla’yı görünce yüzü bir anda aydınlandı. Hemen ayağa kalktı.
“Leyla kızım! Hoş geldin!” dedi sevinçle.
Leyla gülümseyerek yanlarına yaklaştı. Önce Sultan Hanım’a sarıldı.
“Hoş bulduk Sultan abla,” dedi yumuşak bir sesle.
“Nasılsın?”
Sultan Hanım onun yüzünü sevgiyle okşadı.
“İyiyim kızım. Seni çok özledik biliyorsun,” dedi içtenlikle.
Seher Hanım ise alaycı bir şekilde çayından yudum aldı.
“Dayanamadılar değil mi sana?” dedi küçümseyerek.
“Yaka paça attılar mı seni?”
Leyla gözlerini kısmıştı ama sakinliğini bozmadı.
“Hayır,” dedi net bir sesle.
“Ben kendim geldim Seher Hanım. Biliyorum çok istiyorsunuz ama kovulma gibi bir durumum yok.”
Sonra hafifçe gülümsedi.
“Ancak ben kovarım.”
Seher Hanım kaşlarını kaldırdı.
“Ooo…” dedi alayla.
“Demek Zeyd Ağa’yla evlenince bir güven gelmiş.”
Leyla omuz silkti.
“Aynen öyle oldu,” dedi konuyu uzatmamak için.
Sultan Hanım hemen mutfağa doğru seslendi:
“Sevim! Sofrayı tez kur! Sidar Ağalar da şimdi gelir!”
“Hemen hanımım!” diye ses geldi içeriden.
Tam o sırada kapı yeniden açıldı. İçeri Sedef girdi.
“Ooo, Leyla Hanım da buradaymış!” dedi gülümseyerek.
“Hoş geldin Sedef,” dedi Leyla.
“Hoş bulduk Leyla, sen de hoş geldin,” dedi Sedef.
Azad’ın ölümünden sonra Sedef ile Leyla’nın arasında küçük ama güçlü bir bağ oluşmuştu. İkisi de birbirlerini sessizce anlamayı öğrenmişti.
Leyla etrafına bakındı.
“Sarya nerede?” diye sordu merakla.
Sultan Hanım gülümseyerek cevap verdi:
“Anasının evine gitti birkaç günlüğüne,” dedi.
“Garibim çok özlemiş anasını.”
Leyla’nın yüzü yumuşadı.
“Nasıl peki?” diye sordu heyecanla.
“Karnı büyümüş mü? Cinsiyet belli oldu mu Sultan abla?”
“Biraz büyüdü,” dedi Sultan Hanım sevinçle.
“Ama cinsiyet daha belli değil kızım.”
Tam o sırada kapı yeniden açıldı.
İçeri Sidar Ağa, Yasir ve Cihan girdiler.
Sidar Ağa Leyla’yı görünce yüzü bir anda ciddileşti. Hemen yanına geldi.
“Kızım?” dedi endişeyle.
“Ne oldu? Bir şey mi yaptılar sana? Bir şey mi dediler?”
Leyla hemen başını salladı.
“Yok yok,” dedi gülümseyerek.
“Bir şey olmadı. Sadece sizi ziyarete geldim.”
Cihan hiç düşünmeden gelip Leyla’ya sarıldı.
“Abla…” dedi içtenlikle.
“Çok özledim seni.”
Leyla gülmeye başladı.
“Bana ‘abla’ dediğin nadir anlardan biridir bu mesela,” dedi takılarak.
Tam o sırada Sedef ayağa kalktı.
“Abi hoş geldiniz!” dedi.
Yasir ile Cihan aynı anda cevap verdiler:
“Hoş bulduk Sedef, sen de hoş geldin.”
Yasir heyecanını saklayamıyordu. Hemen Leyla’nın yanına oturdu.
“Leyla, ben baba oluyorum!” dedi sevinçle.
Leyla gülerek başını salladı.
“Duydum duydum,” dedi.
“Hayırlı olsun Yasir!”
Sultan Hanım ellerini çırptı.
“Hadi sofraya!” dedi neşeyle.
Herkes büyük masanın etrafında toplandı. Yemeklerin kokusu bütün avluya yayılmıştı.
Sidar Ağa bir süre sessiz kaldıktan sonra Leyla’ya döndü.
“Geldiğin iyi oldu,” dedi ağır bir sesle.
“Bu gece burada kalacaksın.”
Leyla şaşkınlıkla kaşlarını çattı.
“Bir şey mi oldu?” diye sordu merakla.
Sidar Ağa kararlı bir ifadeyle konuştu:
“Yarın akşam Zelal’i Cihan’a istemeye gideceğiz,” dedi.
“Sen de damat tarafısın. Bizimle olman iyi olur.”
Sultan Hanım heyecanla ellerini birbirine vurdu.
“Kesinleşti mi?” dedi sevinçle.
“Oh şükür yarabbim!”
Yasir gülerek başını salladı.
“He kesinleşti anne,” dedi.
“Bugün otelde Yusuf’un yanına gittik, konuştuk. O da müsaade etti.”
Leyla’nın yüzünde gerçek bir mutluluk belirdi.
“Ayy çok iyi!” dedi heyecanla.
“Çok sevindim!”
Cihan ise heyecandan yerinde duramıyordu. Sürekli gülüyor, ayağını sallıyordu.
Leyla tam o sırada telefonuna gelen mesaja baktı.
Mesaj Yusuf’tandı.
İsteme olacağı haberini yazmıştı.
Leyla mesajı görünce istemsizce gülümsedi.
Ama masanın diğer ucunda oturan Seher Hanım tek kelime etmiyordu.
Yüzünde ne mutluluk vardı ne de öfke…
Sadece önündeki çorba tabağına boş boş bakıyordu.
-Doğanların Konağı-
Akşam güneşi konağın avlusuna vururken büyük kapı açıldı.
Yusuf, Zeyd ve Amed Ağa konağa girdiler. Avluda yemek masası hazırlanmıştı. Herkes onları bekliyordu.
Yusuf’un elleri alışveriş poşetleriyle doluydu. Çocuk kıyafetleri, oyuncaklar, kutular…
Zümra Hanım hemen ayağa kalktı.
“Hoş gelmişsiniz!” dedi gülümseyerek.
“Hoş bulduk abla,” dedi Amed Bey.
Yusuf etrafına bakındı.
“Mahir nerede?” diye sordu merakla.
Zelal sakin bir sesle cevap verdi:
“Şimdi iner aşağı,” dedi.
“Annesi getirmeye gitti.”
Herkes sofraya geçti. Sandalyeler çekildi, tabaklar dağıtıldı.
Tam o sırada Mahir merdivenlerden aşağı indi. Yusuf onu görünce yüzü yumuşadı.
Yanındaki sandalyeyi işaret etti.
“Mahir…” dedi sıcak bir sesle.
“Oğlum, nasılsın? Günün nasıl geçti?”
Mahir heyecanla oturdu.
“Bugün kırmızı arabamla oyun oynadım,” dedi neşeyle.
“Halam da benimle oynadı.”
Yusuf hafifçe gülümsedi.
“Aferin sana,” dedi.
“Şimdi yemeğini güzelce ye. Sonra sana aldığım kıyafetlere ve oyuncaklara bakarız, olur mu?”
Mahir’in gözleri kocaman açıldı.
“Ne? Gerçekten mi?” dedi heyecanla.
Bölüm etkileşimi
