LEYLA kitap kapağı

12. bölüm / 47

LEYLA

12. Bölüm ✽

Vaveyla Yazarı: Merve Eribol

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 47Şu an: 12. Bölüm ✽

-12-

Yasir cevap vermedi. Ortamda kısa bir sessizlik oldu. Leyla, anlam veremediği bu suskunlukla birlikte hafifçe kaşlarını çattı, ardından ayağa kalktı. Tam arkasını dönüp gidecekti ki…

“Sarya!”
Yasir’in sesi avlunun duvarlarına çarpıp geri döndü sanki.

Leyla duraksadı. Yavaşça arkasını döndü, kaşları hafifçe çatık, gözlerinde merakla Yasir’e baktı.

Yasir’in dudaklarında buruk bir tebessüm vardı. Gözleri ise bambaşka bir hikâye anlatıyordu.
“Sevdiğim kadının adı Sarya…” dedi kısık bir sesle.
“Ama başkasıyla evlenecek. Daha doğrusu… evlendirilecek. Babası zorla… Ben de hiçbir şey yapamıyorum. Ne yapacağımı da bilmiyorum.”

Leyla, Yasir’i ilk kez böyle görüyordu. Geldiği günden beri ilk defa gülümsediğine şahit oluyordu ama bu gülümseme mutluluktan çok acı taşıyordu.
“İstemeye falan gitmediniz mi?” diye sordu yumuşak bir sesle.

Yasir başını iki yana salladı.
“Babaannem istemiyor. Ne diyor biliyor musun? ‘Paragöz bir kıza benziyor’ diyor. Bana kendince daha ‘uygun’ birini bulacakmış.”

Leyla, Yasir’in omzuna hafifçe dokundu. İçten bir ses tonuyla:
“Sen halledersin. Sana güveniyorum,” dedi.

Sonra arkasını dönüp odasına doğru yürüdü. Ama içindeki huzursuzluk peşini bırakmıyordu.

--{}{}--

-SABAH-

Leyla, avludan gelen sert ve karmaşık seslerle gözlerini açtı. Erkek sesleri birbirine karışıyor, öfke ve tehdit havada ağır bir şekilde asılı duruyordu.

Kalbî hızla çarpmaya başladı.

Üzerinde hâlâ pijamaları varken aceleyle merdivenlerden indi.

Avluya adım attığı an donup kaldı.

Cihan, Yasir ve Sidar Ağa… ellerinde silahlarla karşılarında duran adamlara nişan almıştı. Karşı tarafta da silahlar onlara doğrultulmuştu.

Hava keskin bir bıçak gibi gerilmişti.

Leyla’nın sesi titredi:
“Baba…!”

Orta yaşlı, sert bakışlı bir adam öne çıktı. Gözleri doğrudan Leyla’ya kilitlendi.

Soğuk ve net bir sesle konuştu:
“Berdel yapacağız… ya da Yasir Boran ölecek.”

Bu sözler avluya bir kurşun gibi düştü.

Leyla’nın kalbi o an yerinden çıkacak gibi oldu.

Leyla korku içinde etrafına bakınıyordu. Avlu, silahlarını çekmiş adamlarla doluydu. Havada barut kokusu gibi ağır bir gerilim vardı.

Cihan sert bir sesle bağırdı:
“İçeri geç, Leyla!”

Sidar Ağa öfkeyle bir adım öne çıktı.
“Nevruz Ağa, ne berdeli? Sen ne diyorsun? Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu?”

Nevruz Ağa burnundan soluyarak karşılık verdi:
“Yasir iti gelip kızımı kaçırıyor! Bütün Mardin’de adımız çıkacak. Biz bu konuyu burada mı kapatacağız sanıyorsun? Asıl sen ne saçmalıyorsun, Sidar Ağa!”

Leyla’nın gözleri doldu. Arkasındaki odaya doğru hızla ilerledi. Kapıyı açtığında karşısında, simsiyah saçlı, genç ve güzel bir kızın hıçkıra hıçkıra ağladığını gördü.

Leyla yumuşak bir sesle sordu:
“Sen kimsin?”

Kız korkmuştu. Ellerini titreyerek birbirine kenetledi.
“Ben… ben Sarya…” dedi gözyaşları içinde.

Leyla’nın içinden bir ses geçti:
(Taşlar şimdi yerine oturdu.)
“Yasir seni kaçırdı mı?” diye sordu.

Sarya başını hafifçe salladı.
“Tam kaçırmak sayılmaz… Ben de istedim.”

Avludan gelen bağırışlar kesilmiyordu.

Leyla içinden (yasir ben sana dün hayatını yaşa diye heveslendirdim, gittin gerçekten kız mı kaçırdın)

Leyla derin bir nefes aldı.
“Sarya, sen şimdi buradan çıkma. Ben hemen geleceğim.”

Ve hızla yeniden avluya indi.

Sultan Hanım bir köşede oturmuş ağlıyordu. Seher Hanım ise öfkeyle Yasir’e bakıyordu.

Nevruz Ağa konağa doğru bağırdı:
“Son sözüm, Sidar Ağa! Ya Yasir iti ölecek… ya da berdel olacak! Zaten bir tane kızın var, Sedef’i Devran’a isteyeceğiz!”

Seher Hanım bir anda panikle ayağa fırladı:
“Olmaz! Sedef olmaz! Bizim bir torunumuz daha var… Leyla! Berdeli onunla yapalım, onu verelim!” dedi sinirle

Bir anda tüm gözler yukarıya çevrildi.

Balkonda, pijamalarıyla donup kalmış Leyla’ya…

Sidar Ağa öfkeyle bağırdı:
“Ana!”

Nevruz Ağa, Leyla’ya bakarak sırıttı:
“Maşallah… Barekallah. O zaman tamam. Berdel yapıyoruz. Sidar Ağa… Leyla kızın benim gelinimdir artık.”

Leyla hızla merdivenlerden indi. Gözleri öfkeyle parlıyordu.

Seher Hanım’ın karşısına dikildi:
“Sen ne diyorsun? Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu senin? Ne berdeli, ne evlenmesi? Ben mal mıyım? Satıyorsun beni!”

Cihan dişlerini sıkmış, yumruklarını kenetlemişti.

Leyla’nın bu çıkışıyla birlikte Nevruz Ağa’nın yüzü karardı. Silahının emniyetini açtı ve Yasir’in başına dayadı.

Sultan Hanım çığlık attı:
“Sidar Ağa, bir şey yap!”

Tam o anda bir ses yükseldi:
“Berdel olacak… Ben Devran’la evlenmeyi kabul ediyorum.”

Herkes irkildi.

Merdivenlerden ağır ağır inen Sedef’e döndü tüm bakışlar.

Nevruz Ağa başını salladı:
“Akşam hem Sedef ile Devran’ın, hem de Yasir ile Sarya’nın imam nikâhı kıyılacak.”

Sonra adamlarını topladı ve konaktan çıktı.

Cihan öfkeyle bağırdı:
“Sen ne yaptın kızım?!”

Sedef gözlerini dikti:
“Ne yaptım? Yasir abimin hayatını kurtardım! Bıraksaydım vursalar mıydı?”

Seher Hanım bağırdı:
“Sarya! Aşağıya in!”

Sarya çekinerek aşağı indi. Yasir hemen onu arkasına aldı.

Sidar Ağa sert bir sesle:
“Sevda! Çay getir.”

Herkes ağır adımlarla yer sofrasına oturdu. Ama masada çaydan çok öfke kaynıyordu.

Sidar Ağa, Sarya’ya baktı:
“Kızım… Töreleri bilmenize rağmen neden böyle yaptınız? Hadi bizim dik kafalı Yasir’i anlarım… ama sen?”

Sarya gözlerini yere indirerek konuştu:
“Çünkü… ben Yasir’e sevdalıyım, ağam. Babamlar karşı çıktı. Başka çaremiz kalmadı… Hata yaptığımızın farkındayız.”

Seher Hanım alaycı bir sesle:
“Yani illa bu konağa gelin geleceksin, öyle mi Sarya?”

Yasir sabrını zorlayarak:
“Babaanne… Sarya ile böyle konuşmanı istemiyorum.”

Seher Hanım sertçe:
“Nevruz Ağa’yı da bize düşman yaptınız! Aferin size!”

Sidar Ağa son noktayı koydu:
“Akşam nikâh var. Hazırlıklara başlayın!”

Bir süre sonra Cihan ve Sidar Ağa dışarı çıktı. Yasir de gitmek zorundaydı ama Sarya’yı bırakmak istemiyordu.

Leyla bunu fark etti. Hemen yanlarına gitti, Sarya’nın elini tuttu.
“Yasir, Sarya bana emanet. Merak etme.”

Yasir hafifçe gülümsedi:
“Tamamdır müdüre hanım… Bugünlük izinlisiniz.”

Sonra dönüp diğerlerinin yanına gitti.

Leyla, Sarya’ya dönüp yumuşakça:
“Gel, yukarı çıkalım,” dedi.

Tam odasına girecekken, karşı odada Sedef’i yatağın kenarında boş boş otururken gördü.
“Sarya, sen odada bekle. Hemen geliyorum.”

“Tamam,” dedi Sarya.

Leyla içeri girdi. Sedef’in omzuna dokundu.
“En doğrusunu yaptın. Abini kurtardın. Kendini suçlama.”

Sedef bir anda irkildi. Gözleri öfkeyle doldu.
“Ya sana ne! Ne karışıyorsun bizim aile meselemize? İki haftadır burada kalıyorsun diye kendini aileden mi sayıyorsun? Nevruz Ağa seni istedi diye gururun mu kabardı?!”

O an…

Leyla’nın sabrı taştı.

Şak!

Tokat sesi odada yankılandı.

Sedef eli yanağında donup kaldı.

Leyla dişlerinin arasından konuştu:
“İnsanlık yapıyorum burada… ama sen ne anlarsın ki? Aptalca konuşuyorsun! Nevruz ağa sırf beni beğendi beni gelini olarak istedi diye egon tetiklendi değil mi? Benim inadıma sırf tanımadığın biriyle evlenmeyi kabul ediyorsun!”
Gözleri öfkeyle parlıyordu.
“Git… şimdi Devran Ağa’ya ön tane çocuk doğur, hayatını mahvet!”
Son sözünü söyleyip kapıyı sertçe çarparak çıktı.

{}{}-{}{}

-AKŞAM-

Konağın avlusu sakindi. Sabahki kargaşadan eser yoktu ama bu sessizlik huzurdan değil, kabullenişten geliyordu.

Ortaya küçük bir masa konulmuştu. Üzerinde Kur’an vardı. Birkaç sandalye… Fazlası yoktu.

Bu bir düğün değildi.

Ne müzik vardı, ne kalabalık, ne de neşe…

Sadece olması gereken bir şey… yapılıyordu.

Leyla merdivenlerden yavaşça indi. Üzerini değiştirmişti ama yüzündeki gerginlik hâlâ duruyordu. Gözleri istemsizce Sedef’i aradı.

Sedef bir köşede oturuyordu. Üzerinde sade bir elbise vardı. Başı öne eğikti. Ne ağlıyordu ne de konuşuyordu… Sanki içindeki her şeyi susturmuştu.

Biraz ileride Yasir ve Sarya vardı.

Yasir ayakta, sessizce bekliyordu. Sarya ise hemen yanında, ellerini sıkıca birbirine kenetlemişti. Gözleri yerdeydi.

Leyla yavaşça onların yanına geldi. Sarya’nın omzuna hafifçe dokundu.
“İyi misin?” diye fısıldadı.

Sarya başını hafifçe salladı.
“İyiyim…” dedi ama sesi onu ele veriyordu.

İmam geldiğinde herkes yerini aldı.

Kimse konuşmuyordu.

Sadece sandalyelerin sesi, hafif rüzgârın uğultusu…

İmam sakince oturdu. Kısa bir dua etti.

Sonra ilk olarak Sedef ve Devran çağrıldı.

Sedef ağır adımlarla yürüdü. Karşısına oturduğunda elleri titriyordu. Devran ise sessiz ve ifadesizdi.

İmam yumuşak bir sesle sordu:
“Sedef kızı… Devran oğlu ile evlenmeyi kabul ediyor musun?”

Sedef bir an durdu.

Gözleri yere sabitlendi. Nefes aldı.
“Evet…” dedi.

Sesi çok kısıktı ama herkes duydu.

Devran da aynı sakinlikle:
“Evet,” dedi.

İmam başını salladı. Kısa dualar okundu. Nikâhları kıyıldı.

Hiç alkış olmadı.

Kimse tebrik etmedi.

Sadece sessizlik biraz daha ağırlaştı.

Sıra Yasir ve Sarya’ya geldi.

Yasir, Sarya’ya bakarak oturdu. Bu sefer gözlerinde kararlılık vardı.

Sarya oturduğunda elleri daha çok titremeye başladı.

Leyla bir adım arkalarında durdu.

Sessiz bir destek gibi…

İmam tekrar sordu:
“Sarya kızı… Yasir oğlu ile evlenmeyi kabul ediyor musun?”

Sarya gözlerini kapattı.
Derin bir nefes aldı.
“Evet…” dedi.

Bu sefer sesi biraz daha netti.
“Yasir oğlu?”

Yasir hiç gözünü kaçırmadan:
“Evet,” dedi.

Dualar okundu.

Nikâh kıyıldı.

Ve o an…

Hiçbir şey değişmemiş gibi oldu.

Ama aslında her şey değişmişti.

İmam kalktı. Kısa bir hayır duası etti ve ayrıldı.

Klasik bir sarılma ve "hayırlısı olsun" Gerçekleşti

Sedef sessizce kalktı, arkasına bakmadan içeri gitti.

Sarya bir an yerinde kaldı. Sonra Yasir’e baktı.

Yasir yavaşça:
“Korkma… ben buradayım,” dedi.

Sarya başını salladı, ve gülümsedi

Leyla hepsini izliyordu.

İçinde garip bir his vardı.

Bu bir başlangıç değildi…

Ama bir son da değildi.

Sanki herkes, kendi kaderine sessizce imza atmıştı o akşam.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

504okunma 46beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.