5. bölüm / 47
LEYLA5. Bölüm ✽
Bölümler 47Şu an: 5. Bölüm ✽
- 1 1. Bölüm ✽1.805 kelime
- 2 2. Bölüm ✽2.059 kelime
- 3 3. Bölüm ✽1.235 kelime
- 4 4. Bölüm ✽1.473 kelime
- 5 5. Bölüm ✽1.417 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 6. Bölüm ✽1.903 kelime
- 7 7. Bölüm ✽1.283 kelime
- 8 8. Bölüm ✽1.196 kelime
- 9 9. Bölüm ✽1.567 kelime
- 10 10. Bölüm ✽1.259 kelime
- 11 11. Bölüm ✽1.423 kelime
- 12 12. Bölüm ✽1.345 kelime
- 13 13. Bölüm ✽1.061 kelime
- 14 14. Bölüm ✽1.261 kelime
- 15 15. Bölüm ✽1.125 kelime
- 16 16. Bölüm ✽1.257 kelime
- 17 17. Bölüm ✽1.284 kelime
- 18 18. Bölüm ✽1.398 kelime
- 19 19. Bölüm ✽1.323 kelime
- 20 20. Bölüm ✽1.186 kelime
- 21 21. Bölüm ✽850 kelime
- 22 22. Bölüm ✽814 kelime
- 23 23. Bölüm ✽848 kelime
- 24 24. Bölüm ✽674 kelime
- 25 25. Bölüm ✽857 kelime
- 26 26. Bölüm ✽709 kelime
- 27 27. Bölüm ✽954 kelime
- 28 28. Bölüm ✽865 kelime
- 29 29. Bölüm ✽979 kelime
- 30 30. Bölüm ✽1.042 kelime
- 31 31. Bölüm ✽969 kelime
- 32 32. Bölüm ✽1.054 kelime
- 33 33. Bölüm ✽1.122 kelime
- 34 34. Bölüm ✽830 kelime
- 35 35. Bölüm ✽1.019 kelime
- 36 36. Bölüm ✽997 kelime
- 37 37. Bölüm ✽1.264 kelime
- 38 38. Bölüm ✽1.062 kelime
- 39 39. Bölüm ✽1.264 kelime
- 40 40. Bölüm ✽1.418 kelime
- 41 41. Bölüm✽1.379 kelime
- 42 42. Bölüm ✽1.108 kelime
- 43 43. Bölüm ✽1.089 kelime
- 44 44. Bölüm ✽1.240 kelime
- 45 45. Bölüm ✽1.278 kelime
- 46 46. Bölüm✽1.028 kelime
- 47 47. Bölüm ✽1.440 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Leyla başını yavaşça Zelal’in omzuna yasladı. Bir süre öylece kaldı. Ardından telefonunu çıkarıp Cihan’a kısa bir mesaj attı:
— havaalanına gelir misin?
Zelal, Leyla’ya garip bir ifadeyle baktı. Sanki bir şey söylemek istiyor ama kelimeleri bulamıyordu.
“Eminim,” dedi Leyla kararlı bir sesle. “Beni beklemeyin. Buradan gidebilirsiniz.”
Ne kadar ısrar etseler de Leyla fikrinden dönmedi. Yusuf, sessizce bagajı indirip Leyla’ya uzattı. Ardından arabaya bindiler.
Yolda Zelal dayanamayıp Yusuf’a döndü:
“Abi,” dedi, “Leyla’yı böyle bırakacak mıyız? Bugün onun için çok zor bir gündü.”
Yusuf direksiyona daha sert bastı. Siniri sesine yansımıştı:
“Merak etme Zelal. İstanbul’da toplantım var, gece oraya uçacağım. O arada Leyla’yla konuşurum. Onca işimin gücümün arasında sizinle uğraşıyorum ya… inanamıyorum size! Lâ havle vela kuvvete!”
Leyla, valiziyle birlikte havaalanının önündeki banklardan birine oturdu. Gözleri yoldaydı. Bekliyordu.
Yaklaşık yarım saat sonra, siyah bir Passat son sürat gelip tam önünde durdu. Kapı açıldı, Cihan indi ve hızlı adımlarla Leyla’nın yanına geldi.
“Hoş geldin,” dedi Leyla.
“Hoş bulduk,” diyerek yanına oturdu Cihan.
Bir süre sessizlik oldu. Sonra Cihan iç çekti:
“Kızım, sen bugün ne yaptın farkında mısın? Konağa resmen bomba attın. Şu an görmen lazım… herkes birbirine girmiş durumda. Bir de… yıllar sonra bir ablanın olduğunu öğrenmek… çok garip.”
Leyla hafifçe başını salladı.
“Evet… Bu yüzden sizinle nasıl konuşacağımı bilemiyorum. Ama garip bir şekilde sen, Sedef ve Yasir’den çok farklısın. Nedenini bilmiyorum ama şimdiden en sevdiğim kişi oldun.”
Cihan gülümsedi, kısa bir kahkaha attı.
“Rahat ol. Evet, onlar farklı… ben daha farklıyım. Yasir ilk çocuk olduğu için böyle, Sedef de en küçük olduğu için. Ama ben…”
Sözünü kesip yumruklarını sıktı.
“Ben o konakta hep bir saksı gibiyim. Ortanca olduğum için herhalde. Bana hiç seçim şansı bırakmadılar.”
Derin bir nefes aldı, sesi sertleşti:
“Onlar yüzünden o kız benden nefret ediyor. Beni herkes gibi sanıyor. Hiç istemezdim böyle olmasını. Karşısına çıkmaya cesaret edemedim. Ama dün… dün onu ağlarken gördüm. Dayanamadım. Önce cesaretimi topladım, sonra konuştum.”
“Zelal?” dedi Leyla fısıltıyla.
Cihan başını kaldırdı, Leyla’ya baktı.
“Zelal…” diye tekrarladı.
Leyla elini Cihan’ın elinin üzerine koydu.
“Kendini bu kadar suçlama Cihan. Hiçbir şey imkânsız değil.”
Cihan elini sertçe çekti.
“İmkânsız! O kız benden nefret ediyor, anladın mı? Ailelerimizin kan davası var. Belki de ablasının ölümüyle beni suçluyor. Bizden olmaz. Zelal beni affetse bile ben kendimi affedemem. O gün babamın karşısına çıkıp ‘evlenmek istemiyorum’ deseydim… Amed Ağa beni vururdu belki ama Delal yaşıyor olurdu. Zelal benden nefret etmezdi. Her şey benim suçum.”
“Cihan, saçmalama.” dedi Leyla.
“Zelal kendini suçluyor. Ve bence sana karşı hisleri var.”
Cihan sertçe baktı.
“his mi? Bunları konuşmak için mi çağırdın beni buraya?”
Leyla başını iki yana salladı.
“Hayır. İstanbul’a dönüyorum. Mardin maceram burada bitiyor. Seni görmek istedim… ya da son kez sarılmak. Sen sanki eksik parçam gibisin Cihan. Seni özlemekten korkuyorum.”
İkisi de ayağa kalktı. Cihan kollarını açtı. Leyla hiç tereddüt etmeden sarıldı. Cihan, Leyla’nın saçlarını içine çekti. Gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
“Gerçek ailem sensin,” dedi. “Sanki içimdeki bir boşluk doldu.”
Leyla’nın da gözleri dolmuştu.
“Uçağı kaçıracağım Cihan. Gitmem gerekiyor.”
“Gitme!” dedi Cihan. “Burada sana ev alırım, araba alırım. Anneni de getir. Gitme…”
“Yapma böyle.” dedi Leyla.
“Annemin Mardin’e olan nefretini bilmiyorsun. Bir de babamın karşısına nasıl çıktığımı nasıl anlatacağım… bilmiyorum.”
Cihan başını eğdi.
“Haklısın. Bencillik yaptım.”
Leyla’nın telefonu çaldı.
“Çok pardon, annem arıyor.”
— Alo anne.
— Alo kızım, nasılsın? Mardin’e gidince beni unuttun sandım…
— Unutmak ne demek anne. Sana bir şey söylemem lazım.
— Bir şey mi oldu Eliz?
— Evet. Sidar Boran’la tanıştım.
— Ne diyorsun sen Eliz! Sinirlenmek istemiyorum…
— Farkındayım anne. Gittim. Evini bastım. Her şeyin hesabını sordum. Bana kız, bağır ama pişman değilim.
Leyla telefonu kapattı.
Cihan ona bakıp gülümsedi:
“Sen kesinlikle bir Doğan’sın.”
Leyla valizini aldı, yürümeye başladı.
Cihan arkasından seslendi:
“Bu arada… Yusuf Zeyd’den uzak dur.”
Leyla durdu, arkasını döndü.
“Sebep?”
“Tehlikeli bir adam.”
Cihan arabasına bindi, uzaklaştı.
Leyla yürümeye devam etti. Uçağın kalkış saati gelmişti. Uçağa bindi.
Sabiha Gökçen Havalimanı’na iniş yapan uçaktan indi.
Bir taksiye bindi.
Ve İstanbul’un kalabalığına karıştı.
Leylanın anlatımı ile.
" Teşekkürler burada durabiliriz". Dedim
Villa kent sitesi'nin önünde durdum ve sitenin içine girdim. zile bastım çalışan kapıyı açarak. "Hoşgeldiniz Leyla hanım". Dedi.
" Hoşbulduk annemler nerde". Dedim
" Ayça hanım ve Murat bey dışarıya çıktılar, Leyla hanım ".
" Tamam teşekkürler ". dedim ve yukarıya odama çıktım, annem beni bu eve zorla getirmişti, Murat abi ile evlenmeden önceki evde kalıyordum ben.
Valizimi köşeye çektim ve yatağa uzandım. Bugün yaşadığım şeyler hiç kolay değildi, herşey üst üste gelince çok dolmuştum,
balkonun kapısını açtım ve gözlerimi kapattım, esintinin yüzüme vurması çok hoşuma gidiyordu. Birden kapım açıldı. Gelen annem di.
Önce sımsıkı sarıldı sonra sinirli bir şekilde baktı. "Sana da o zelale de güvenilmez zaten, hani sadece zelallerin evine gidecekdiniz". Diye bağırdı.
Hiç halim yoktu. Konuşmaya bile. " Anne! Sonra, lütfen! ". Dedim yatağıma uzanarak.
Annem sinirle üzerime doğru yürüyerek. " Ya sen taş kafalı mısın kızım! Neden gidip o pislik adam ile konuştun! Ya ben ne kadar uğraştım senden haberi olmasın diye! Aptal mısın sen! ". Dedi
Sinirle yataktan geri kalktım. "Ya ben sana inanamıyorum anne! Bencilsin gerçekten! Hiç mi üzülmedin! Ben yıllarca babam! Babam diye ağlarken! ". Dedim
Annem resmen burnundan soluyordu. Hassas noktasıydı bu konular onun. Yüzüne sert bir şekilde tokat atarak. " Kes sesini leyla! ". Diye bağırdı.
Attığı tokat ile saçlarım birbirine girmişti. Gözlerim dolmuştu. " Anne..? ". Dedim ve ona baktım.
Merdivenden sesler geld, koşarak gelen burak abiydi.
" Sesiniz aşşağıya kadar geliyor! Ne oluyor! ". Dedi
Ben sinirle valizimi kucaklayıp. " Bir şey yok murat abi! Bende tam gidiyordum! ". Dedim
Annem ağlıyordu ve dona kalmıştı sanki.
Valizi kucağıma aldığımda ellerim titriyordu. İçimde biriken her şey boğazıma düğümlenmişti. O ev artık bana nefes aldırmıyordu.
Annem ağlıyordu ama o ağlama beni durdurmaya yetmedi. Yıllarca susmuş, yutmuş, anlamaya çalışmıştım. Bu sefer yapamadım.
Murat abi bir adım attı bana doğru.
“Leyla,” dedi yumuşak bir sesle. “Dur. Konuşalım.”
Başımı iki yana salladım.
“Konuşacak bir şey yok,” dedim. “Ben burada misafirim zaten.”
Annem arkamdan hıçkırarak konuştu:
“Gidersen bir daha bu kapıdan içeri giremezsin!”
Olduğum yerde durdum. İçimden bir şey koptu ama geri dönmedim.
“Anne,” dedim sessizce. “Ben zaten bu evin içinde değilim.”
Kapıya yöneldim. Ayakkabılarımı bile doğru düzgün giymeden dışarı çıktım. Site kapısından çıkar
çıkmaz soğuk hava yüzüme çarptı. Ama içimdeki yangını söndürmeye yetmedi.
Yürümeye başladım. Nereye gittiğimi bilmiyordum. Sadece uzaklaşmak istiyordum.
Bir süre sonra kendimi bir sahilde buldum.
Denizin kokusu çarptı yüzüme. Tuzlu, keskin, gerçek.
Bir an durdum. Dalgalara baktım. Her biri sanki içimdeki cümleleri alıp götürüyordu.
Yakındaki bir büfeden küçük bir şişe aldım. Ne aldığımı bile düşünmedim. Sadece elimde bir şey olsun istedim. Bir banka oturdum. Valizi yanıma bıraktım. Şişeyi açarken elim titredi.
İlk yudum boğazımı yaktı.
İkinci yudumda gözlerim doldu.
Üçüncüde artık tutamadım.
“Ben ne yaptım?” dedim kendi kendime. Sesim dalgaların arasında kayboldu.
“Yıllarca susarak kimi korudum ben?”
Annemin attığı tokadı.
Sidar Ağa’nın gözlerindeki pişmanlığı.
Cihan’ın “gerçek ailem sensin” deyişini.
Bir yudum daha aldım.
“Ben kimim?” diye fısıldadım.
“Leyla Boran mıyım… Eliz Polat mıyım… kimim?”
Deniz cevap vermedi.
Ama susmadı da. Sadece dalgalarını kıyıya vurdu.
Başımı bankın arkalığına yasladım. Gözlerimi kapattım. İçimdeki acı biraz olsun uyuşsun istedim. Alkol başımı döndürüyordu ama kalbimi susturmuyordu.
“Keşke…” dedim.
Keşke babam okul kapısına gelseydi.
Keşke annem tokat yerine sarılsaydı.
Keşke bazı gerçekler bu kadar geç gelmeseydi.
Şişeyi yanımda yere bıraktım. Ellerimi dizlerimin arasına aldım. Omuzlarım çöktü. Ağladım. Sessizce. Kimse görmeden. Kimse duymadan.
O an fark ettim…
Ben ilk defa gerçekten yalnızdım.
Ve ilk defa bu yalnızlık bana aitmiş gibi hissettiriyordu.
Yazarın anlatımıyla
Leyla Telefonunu alıp birinin ismine tıkladı ve arama tuşuna bastı.
-Alo Leyla- dedi karşıdaki kalın sesli adam
- Alooo , beni neden aradın!? Kimsin sen sapık!?- Dedi Leyla gülerek
-Salak sen beni aradın? Bir dakika sen içtin mi -
Diye sordu karşıdaki ses
Leyla bağırarak. -Hımmm. Peki Sana güzel bir şarkı söyliyim mi, sivasınğğ yollarına, çıkayım dağğlarrına - Dedi
-Leyla lütfen sus, adam şarkısını silecek senin yüzünden, Nerdesin sen ben Yusuf Zeyd! -
-hee yakışıklı Yusuf, İyi oldu araman Yusufçuk zelale selam söyle, ben artık yokum - dedi leyla
Yusuf sinirle sesini yükseltti. -Kızım sen kafayı mı yedin, nerdesin sen, söyle seni alayım, Leyla! Konum at! konum!-
-ben fazlalığım, her zamanda fazlalık olacağım Yusuf , bana yer yok bu dünyada- . Dedi ve telefonu yere düşmüştü, yerden alamadı telefonu,
başının ucundaki şişeye uzanıp aldı içindeki son damlayı ağzına götürdü, şişe eline ağır geldi ve birden yere düşürdü ve
paramparça oldu, eline bir parça cam girdiğini hissetti, ama o kadar uykusu geliyordu ki ,
-1 saat sonra-
Birden gözünün önünde siyah kabanlı bir adam belirdi gözünü açmaya çalıştı ama açamadı, gözünü araladığında arabadaydı. Leyla.
" Ben nereye gidiyorum ya ". Dedi , ağrıdan çatlayan başını tutarak.
Bölüm etkileşimi
