32. bölüm / 47
LEYLA32. Bölüm ✽
Bölümler 47Şu an: 32. Bölüm ✽
- 1 1. Bölüm ✽1.805 kelime
- 2 2. Bölüm ✽2.059 kelime
- 3 3. Bölüm ✽1.235 kelime
- 4 4. Bölüm ✽1.473 kelime
- 5 5. Bölüm ✽1.417 kelime
- 6 6. Bölüm ✽1.903 kelime
- 7 7. Bölüm ✽1.283 kelime
- 8 8. Bölüm ✽1.196 kelime
- 9 9. Bölüm ✽1.567 kelime
- 10 10. Bölüm ✽1.259 kelime
- 11 11. Bölüm ✽1.423 kelime
- 12 12. Bölüm ✽1.345 kelime
- 13 13. Bölüm ✽1.061 kelime
- 14 14. Bölüm ✽1.261 kelime
- 15 15. Bölüm ✽1.125 kelime
- 16 16. Bölüm ✽1.257 kelime
- 17 17. Bölüm ✽1.284 kelime
- 18 18. Bölüm ✽1.398 kelime
- 19 19. Bölüm ✽1.323 kelime
- 20 20. Bölüm ✽1.186 kelime
- 21 21. Bölüm ✽850 kelime
- 22 22. Bölüm ✽814 kelime
- 23 23. Bölüm ✽848 kelime
- 24 24. Bölüm ✽674 kelime
- 25 25. Bölüm ✽857 kelime
- 26 26. Bölüm ✽709 kelime
- 27 27. Bölüm ✽954 kelime
- 28 28. Bölüm ✽865 kelime
- 29 29. Bölüm ✽979 kelime
- 30 30. Bölüm ✽1.042 kelime
- 31 31. Bölüm ✽969 kelime
- 32 32. Bölüm ✽1.054 kelime · Okuduğun bölüm
- 33 33. Bölüm ✽1.122 kelime
- 34 34. Bölüm ✽830 kelime
- 35 35. Bölüm ✽1.019 kelime
- 36 36. Bölüm ✽997 kelime
- 37 37. Bölüm ✽1.264 kelime
- 38 38. Bölüm ✽1.062 kelime
- 39 39. Bölüm ✽1.264 kelime
- 40 40. Bölüm ✽1.418 kelime
- 41 41. Bölüm✽1.379 kelime
- 42 42. Bölüm ✽1.108 kelime
- 43 43. Bölüm ✽1.089 kelime
- 44 44. Bölüm ✽1.240 kelime
- 45 45. Bölüm ✽1.278 kelime
- 46 46. Bölüm✽1.028 kelime
- 47 47. Bölüm ✽1.440 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-32-
Avlu bir anda boşaldı.
Az önce yankılanan sesler, bağırışlar, nefesler… hepsi çekilip gitmişti sanki. Geriye sadece ağır bir sessizlik kaldı.
Yusuf ile Mahir… karşı karşıya. İkisi de ne yapacağını bilmiyordu.
Mahir ayaklarını birbirine sürterek yere baktı. Küçük elleri titriyordu. Bu kadar insanın içinde konuşulanlardan tek anladığı şey… karşısındaki adamın “babası” olduğu ihtimaliydi.
Yusuf bir adım attı.
Sonra durdu.
Sanki yaklaşsa bir şey kırılacakmış gibi.
“Adın… Mahir, değil mi?” dedi sonunda, sesi alışık olmadığı kadar yumuşaktı.
Mahir başını hafifçe salladı. Gözlerini kaldırıp Yusuf’a baktı.
“Evet…” dedi çekinerek.
Yusuf’un boğazı düğümlendi.
Bir süre sadece baktı çocuğa. Kaşlarının şekline, gözlerinin rengine… kendinden bir parça arar gibi.
Buldu da.
Bu, onu daha çok sarstı.
“Kaç yaşındasın?” diye sordu.
“beş…” dedi Mahir.
Yusuf hafifçe başını salladı. Beş yıl…
Beş yıl boyunca haberi bile olmamıştı.
Derin bir nefes aldı, dizlerinin üzerine çöktü. Göz hizasına indi.
“Ben…” dedi, kelimeleri seçmeye çalışarak. “Ben senin baban olabilirim.”
Mahir’in gözleri biraz daha büyüdü.
“Olabilir mi?” diye sordu.
Yusuf acı bir gülümsemeyle başını eğdi.
“Evet… çünkü bazı şeyleri geç öğrendim.”
Küçük çocuk birkaç saniye düşündü. Sonra beklenmedik bir şey yaptı.
Yavaşça Yusuf’a yaklaşıp sarıldı.
Bu sarılış… temkinliydi. Ama gerçekti.
Yusuf bir an dondu.
Sonra ellerini çocuğun sırtına koydu.
Ve o an…
İçinde bir şey yer değiştirdi.
Ama hemen ardından… Leyla’nın yüzü geldi aklına.
Gözleri.
Kırılan sesi.
Yusuf gözlerini kapattı.
Bu sarılış… bir başlangıçtı.
Ama aynı anda… başka bir şeyin sonu gibi hissettirdi.
Üst katta…
Leyla camın önünde duruyordu.
Avluya bakıyordu.
Az önce yaşanan her şey gözlerinin önünden tekrar tekrar geçiyordu.
Ve avluya bakarken gözüne Yusuf ve Mahir takıldı. Onları izledi.
Ve o çocuk gözüne hiç yabancı gelmedi.
"Sende benim gibisin" Diye fısıldadı.
Küçücük çocuğa kin tutup düşmanlık edemezdi Leyla, bu çok yanlıştı, o küçük çocuğun hiç şeyden haberi yoktu. Ve o Leyla'ya benziyordu. O da babasızdı onun gibi bir zamanlar,
Mahir'i düşündü, beş yaşına kadar babasızdı,
Leyla'nın gözünden bir damla yaş aktı, gözünün önüne beş altı yaşındayken yaşadığı şeyler geldi, geçmeyen bir baba özlemi, hep bir yarım kalmışlık, bir boşluk. Ama o bunlara rağmen büyüdü.
Leyla’nın gözünden süzülen o tek damla, yanağında ağır ağır ilerledi.
Gözlerini Mahir’den alamıyordu.
Küçük çocuk… Yusuf’a sarılmıştı.
Ama o sarılışın içinde bir eksiklik vardı. Sanki yılların boşluğunu tek bir anda doldurmaya çalışıyordu.
Leyla’nın kalbi sızladı.
“Elinde değildi…” diye fısıldadı kendi kendine. “Hiçbir şey elinde değildi…”
Gözlerini kapattı.
Kendi çocukluğu geldi aklına.
Kapı önlerinde beklediği günler…
“Belki bugün gelir” diye umut ettiği akşamlar…
Her hayal kırıklığında biraz daha büyüyen o sessizlik…
Derin bir nefes aldı.
“Ben o boşluğu biliyorum…” dedi alçak sesle.
Gözlerini açtı.
Bu kez bakışları değişmişti.
Acı hâlâ vardı… ama artık yanında bir şey daha vardı:
Anlayış.
Aşağıda…
Mahir hâlâ Yusuf’un yanındaydı.
Yusuf onun saçlarını okşamaya çalışıyor ama nasıl davranması gerektiğini tam bilemiyordu.
Alışık değildi.
Ama vazgeçmek de istemiyordu.
“Annenle nerede yaşıyordunuz?” diye sordu.
Mahir omuz silkti.
“Başka bir şehirde…” dedi. “Ama annem hep senden bahsediyordu”
Yusuf’un kaşları çatıldı.
“Ne diyordu bana dair?”
Mahir biraz düşündü.
“Bazen kızıyordu… bazen de üzülüyordu,” dedi safça. “Ama kötü demedi hiç.”
Bu söz…
Yusuf’un içine oturdu.
Üst katta…
Leyla bir karar vermiş gibiydi.
Yavaşça kapıya yöneldi.
Elini kapı koluna koydu.
Durdu.
“Kaçmak kolay,” dedi kendi kendine. “Ama ben kaçanlardan değilim.”
Kapıyı açtı.
Adımları yavaştı ama kararlıydı.
Merdivenlerden indi.
Avluya geldiğinde…
Yusuf ilk onu gördü.
Bakışları bir anda değişti.
“Leyla…” dedi, temkinli bir sesle.
Leyla bu kez kaçmadı.
Gözleri önce Yusuf’a, sonra Mahir’e kaydı.
Mahir de ona bakıyordu.
Merakla.
Çekinerek.
Leyla yavaşça yaklaştı.
Yusuf bir şey söylemek istedi ama sustu.
Bu an… Leyla’nındı.
Leyla dizlerinin üzerine çöktü.
Mahir’le göz hizasına geldi.
Yüzünde yumuşak ama kırık bir gülümseme vardı.
“Merhaba…” dedi.
Mahir utangaçça başını eğdi.
“Merhaba…”
Leyla bir an durdu.
Sonra yavaşça konuştu:
“Ben… Leyla.”
Yusuf gururla Leyla ya baktı.
Mahir gözlerini kaldırdı.
“Biliyorum…” dedi.
Leyla şaşırdı.
“Nereden biliyorsun?”
“Annem söyledi,” dedi Mahir. “Sen… buranın hanımıymışsın."
Leyla’nın boğazı düğümlendi.
Bir an Yusuf’a baktı.
Sonra tekrar Mahir’e döndü.
“Sen de…” dedi hafifçe. “Bu konağın bir parçasısın artık.”
Yusuf bu sözlere şaşırdı.
Beklemiyordu.
Leyla ayağa kalktı.
Yusuf’a döndü.
“Onun bir suçu yok,” dedi net bir şekilde. “Bunu unutma.”
Yusuf başını eğdi.
“Biliyorum… ve bu kadar anlayışlı olduğun için sana teşekkür ederim Leyla"
Leyla derin bir nefes aldı.
“Ben de biliyorum,” dedi. “O yüzden… ona düşman olmayacağım.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Ama bu sessizlik… öncekiler gibi ağır değildi.
Daha çok…
Yeni bir düzenin ilk sessizliği gibiydi.
Uzaktan…
Zümra Hanım bu sahneyi izliyordu.
Gözleri daraldı.
Bu… onun planladığı bir tablo değildi.
Leyla’nın yıkılmasını beklemişti.
Ama karşısında…
Daha da güçlenen bir kadın vardı.
Ve bu…
İşleri daha tehlikeli hale getiriyordu.
Zümra Hanımın odasında...
Zümra Hanım öfkeyle ayağa kalktı. Yüzü gerilmiş, sabrı tükenmişti.
“Sabrım tükeniyor artık! Ne zaman defolup gidecek bu kadın?” dedi dişlerinin arasından. “Şu çocuk meselesinden sonra gider diye düşünmüştüm!”
Derya başını sallayarak ona hak verdi. Dudaklarını küçümseyerek büktü.
“Gurursuz… yüzsüz işte,” dedi.
Zümra elini havada savurdu.
“Tamam, yeter! Çık odadan. Dinleneceğim.”
Derya tek kelime etmeden döndü ve odadan çıktı. Kapı kapandığında odada ağır bir sessizlik kaldı.
Zümra Hanım yavaşça yatağa uzandı. Başını yastığa koyduğu anda gözlerini kapattı. Ama zihni susmuyordu.
--{}{}--
Karanlığın içinden bir ses yükseldi.
“Zümra… Biz hani dosttuk?”
Zümra’nın kaşları çatıldı. Rüyanın içinde bile huzursuzdu.
“Sen beni sırtımdan bıçakladın, Zümra!” diye devam etti o tanıdık ses. “Herkes yapar ama Zümra yapmaz diyordum…”
Zümra başını iki yana salladı.
“Seher… dinle beni—”
“Yaşama hevesimi aldın elimden!” diye haykırdı Seher. “Zinar’ı öldürdüğün gibi… beni de öldür! Hadi!”
Zümra’nın sesi titredi.
“Ben de Zinar’ı seviyordum!” dedi çaresizlikle. “Hem de senden daha çok… affet beni ama… bunu yapmak zorundaydım.”
Bir an durdu.
Gözleri karardı.
“Aşkıma yenildim ben…”
--{}{}--
Zümra Hanım bir anda irkilerek uyandı.
Nefesi kesilmişti. Göğsü hızla inip kalkıyordu. Yüzü ter içindeydi.
Karanlık odaya göz gezdirdi. Perdelerin arasından sızan soluk akşam ışığı, odanın köşelerini gölgeye boğmuştu.
Elini göğsüne götürdü.
Kalbi hâlâ çarpıyordu.
“yıllar geçti, Çık artık uykularımdan, Seher…” diye fısıldadı kısık bir sesle.
Ama odadaki sessizlik… cevap vermedi.
Ve o sessizlikte…
Zümra ilk kez gerçekten korkmuştu.
Avluda...
Herkes masanın etrafına toplanmıştı, masada çok güzel yemekler vardı. Derya Yusuf'un karşına oturmuştu mahir ile.
Leyla ve zelal de Yusuf'un sağına ve soluna oturmuştu. Amed beyde masanın başında.
Beriwan hanım merdivenlerden aşşağıya indi ve. "Zümra hanım biraz kötü yemeğe inmeyecekmiş!"
Amed bey sinirle, "tabi inmez! O da şaşırmıştır şu çocuk olayına" Dedi.
Yusuf babasına baktı. "Baba lütfen daha sonra baş başa konuşalım, çocuğun yanında bağırma! " Dedi
Amed bey Derya ya baktı ve. "Yemekten sonra uyut çocukcağızı, salonda konuşacağız hep birlikte! "
Bölüm etkileşimi
