LEYLA kitap kapağı

37. bölüm / 47

LEYLA

37. Bölüm ✽

Vaveyla Yazarı: Merve Eribol

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 47Şu an: 37. Bölüm ✽

-37-

Konakta yas vardı sanki. Berşan Hanım, Seher'in odasına girdi. Seher, yatağın bir köşesine sinmiş, sanki ruhu bedenini terk etmiş gibiydi. Annesinin yumuşak sesi, odanın acı sessizliğini bozdu.
"Kızım..." dedi Berşan Hanım, sesi titriyordu. "Amcamla yengen geliyor. Baban kararını verdi. Karşı koyma, yalvarırım sana. Kendini öldürmekten bahsettin! Ne yaparsın sen bize, ocağımızı söndürürsün!"

Seher, gözlerini annesine dikti. Gözleri nefrete en yakın duyguyu taşıyordu.
"Ben bu acıyla zaten ölmüşüm anne. Sen ve babam, benim sevdamı bir namus zırhına kurban ettiniz. Ben Serhad'la evlenirsem, o adamın hayatını da zindan ederim, kendi hayatımı da! Benim için o düğün, Zinar’ın canı demektir!"

Berşan Hanım, çaresizlikle kızının yanına oturdu, onu kollarına almak istedi ama Seher izin vermedi.
"Babam Zinar'ı buldurup öldürmezse, Serhad'la evlenirim. Ama biliyorum ki, babam Zinar'ı bu dağlarda yaşatmaz. Sen bana tek bir söz ver anne. Eğer babam, Zinar'a dokunmazsa, bu karara boyun eğerim. Yoksa..."
Seher ayağa kalktı. Yüzünde, Mardin rüzgârlarının bile söndüremeyeceği bir kararlılık vardı.

"Yoksa, Serhad'ın kapısına gelin giderken, ben o konağın önünde kendi canıma kıyarım! Babama bunu söyle anne! Benim namusum, Zinar'ın nefesidir! Başka türlüsü yok!"

Konak, beklenen misafirin gelişiyle gergin bir sükûnete bürünmüştü. Salonun ortasında, yüzleri taş gibi sert olan Şiyar Ağa ve Berşan Hanım oturuyordu. Kapı açıldı ve Serhad’ın annesi olan, yörenin en saygın ve dominant kadınlarından Hâvin Hanım, yanında birkaç akrabasıyla içeri girdi. Evet seherin öz yengesi ydi ama her zaman mesafeliydi aileler

Hâvin Hanım’ın gözleri, güçlü bir otorite ve geleneksel gurur taşıyordu. O, oğlunun namuslu bir ailenin kızıyla evlenmesi gerektiğini düşünen, bu zoraki izdivacı bile bir onur meselesi sayan biriydi.
“Hoş geldin Havin Hanım, abim nerede?,” dedi Şiyar Ağa, usulca ayağa kalkarak. Sesi, her zamankinden daha mesafeliydi.

Hâvin Hanım, yerini aldı. “Hoş bulduk Şiyar Ağa, şu mizer köyü varya, kavga mı neyin çıkmış mehmet oraya gitti. Lafı uzatmanın âlemi yok Şiyar ağa, serhada sordum, o da istiyormuş seheri. Seher hakkında bir iki şey duyduk ama seherin namusu bizim de namusumuz sayılır. Hata yapan olur, üstü örtülür. Töre budur.”

Berşan Hanım, bu imalı sözler karşısında boğazına oturan yumruyu yutkunarak çözmeye çalıştı. Seher’in isyanı, konakta konuşulmasa da her duvarın bildiği bir sırdı.

Şiyar Ağa, Hâvin Hanım’ın sözlerini gururla kabul etti. "Soyumuz için daha iyi olacak Havin! Çok iyi bir karar verdik. "

Hâvin Hanım, biraz duraksadı, göz ucuyla Berşan Hanım’a baktı.
“Bizim tek isteğimiz var Şiyar Ağa. Düğün tez olacak. Oğlumuzun başını eğdirmeye niyetimiz yok. Kızınızın sözü kesilecek, hemen nişan takılacak ve en geç bir hafta içinde düğün dernek kurulacak.”

Bu acelecilik, Berşan Hanım’ı dehşete düşürdü. Bir hafta... Seher’in kendini öldürme yemini aklına geldi. Hemen araya girdi:
“Hâvin abla, bir hafta çok acele olmaz mı? Kızımız daha yeni genç bir kız… Hazırlıklar…çeyiz...”

Hâvin Hanım, Berşan Hanım’ın sözünü kesti. Yüzünde buz gibi bir ifade vardı. “Berşan, ben hazırlık falan dinlemem. Boranların namusu söz konusu. Bu iş, ne kadar çabuk biterse, o kadar çabuk unutulur. Kararımız budur. Yoksa...” Hâvin Hanım’ın gözleri Şiyar Ağa’ya döndü. “Yoksa, kızınızı istemekten vazgeçeriz. O zaman da kimin namusu nerede konuşulur, orasını siz düşünün.”

Şiyar Ağa, bu tehdidi anlamıştı. Zinar’ın Seher’i kaçırma girişimi, zaten büyük bir lekeydi. Eğer bu söz, Serhad Ailesi tarafından geri çekilirse, Boranlar aşiret içinde küçük düşecekti.
“Kabulümüzdür Sultan! Düğün, bir haftaya kalmaz kurulacaktır.”

Seher, yukarı kattaki odasının kapısına yapışmış, duydukları karşısında nefesini tutmuştu. Bir hafta. Bu süre, onun için bir idam fermanıydı. Babası, onun hayatını bir haftaya sığdırmıştı.

Şimdi tek umudu, babasının Zinar'ı bulup öldürmemesiydi. Eğer Zinar yaşıyorsa, Seher de yaşayacaktı. Ama ya babası... ya da Zümra'nın adamları Zinar'a zarar verirse?

______

Zinar’ın bilekleri, ipin acısıyla tahriş olmuştu. Evin penceresiz odasında, tek başına bekliyordu. Zümra, yanına bir tepsiyle geldi. Yüzünde endişe ve saplantılı bir sevgi karışımı vardı.

“Yemek ye Zinar. Çok yorgun düştün.”

Zinar, kafasını kaldırmadan konuştu. “açlıktan öleceğimi bilsem senden birşey almam Zümra. Seher’e ne yaptılar? Evlendirecekler değil mi? Benim yüzümden…” Sesi pişmanlık ve öfkeyle doluydu.

Zümra, tepsiyi yere bıraktı ve Zinar’ın yanına diz çöktü.
“Evet, evlendiriyorlar. Kuzeni Serhad’la… Babası çok acele etmiş. Bir hafta içinde düğün var, dedikodular öyle. Ama benim sayemde yaşıyorsun Zinar. Eğer o gün seni Boranların adamları alsaydı, şimdi çoktan toprak altında olurdun.”

Zinar, hızla Zümra’ya baktı. “Sen… Sen beni kurtarmak için değil, kendine saklamak için yaptın bunu! Zümra, bırak beni! Seher’i kaybetmektense, ölmeyi tercih ederim. Bırak da gideyim! Belki son bir kez yüzünü görürüm!”

Zümra’nın gözleri doldu. “Hayır! Gidemezsin! Senin benimle yeni bir hayatın olacak! O seni Serhad’la unutur, ben de seni bu dağlardan çıkarırım. Biz de kaçarız Zinar, tıpkı hayal ettiğim gibi!”

Zinar, bileklerini bağlayan ipleri zorladı. Çaresizdi. Bir hafta... Sadece bir hafta kalmıştı. Seher'e ulaşmak zorundaydı.

--{}{}--

Bir hafta gelip geçmişti, seher telli duvaklı koca bir konağa gelin gitmişti, zümra bilerek ten zinarı bırakmamıştı, eğer bıraksaydı, seher bir şekilde serhaddan vazgeçip zinara koşacaktı, buda zümranın işini bozardı.

Zümra içeriye girdi.

Zinar öfkeden deliye dönmüştü, zümrayı görünce. "Çöz beni! Allah şahidim olsun ki seni öldürürüm zümra, aşiretin, ağa baban, hiç biri umrumda bile değil! Çöz hemen! ". Diye bağırdı.

Zümra gülerek zinarın elini çözdü. " Herşey için çok geç zinarım! Seher dün gece evlendi! Serhadın koynuna girdi! Herşey bitti! Şuan benimle olmaya varmısın? ". Dedi

Zinar deliye dönmüştü, gözleri kararmıştı, yıllardır sevdalı olduğu kadını istemediği bir adamın koynuna zorla mı sokmuşlardı?

Zinar, zümraya patladı. " İstemiyorum seni anlıyormusun beni! İstemiyorum! Kimsin sen? Kimsin kızım kimsin, seherin tırnağı etmezsin! ". Diye bağırdı.

Zümranın gözleri doldu sinirle silahını çıkartıp zinara tuttu.

" Sus! Yoksa vururum seni zinar! ". Dedi zümra ağlayarak.

Zinar nefret ile zümraya baktı. " Vur hadi! Yok ki sende o yürek! Seher dışında arkadaşı olmayan minik zümra! A pardon tek arkadaşına da ihanet etmiştin dimi"

Zümranın eli titriyordu. "sus dedim sana zinar! ".

Zinar deliye dönmüştü, "senden tiksiniyorum zümra! Elim şuan bağlı olmasaydı tek isteğim seni Mardin'in ortasına gömmek! Senden nefret ediyorum! "

Ve o silah sesi, zinarın cümlesini yarıda kesen o silah sesi. Yere yığılan zinar.

Zümranın silahı elinden düştü, "Hayır! Ben ne yaptım! Zinarım uyan gözünü aç, kurbanın olayım! Zinar, gitme, beni sensiz bırakma!".

GÜNÜMÜZ MARDİN 2026

Seher hanım, oğlu Sidarı sevdiği kadından ayırıp, istemediği bir kadın ile evlendirdi, yıllar sonra Leyla geldi, evet torunuydu, ama onu asla sevmedi, üstüne dövdü, hakaret etti, nefret etti, para ile satmaya çalıştı Doğanlara, ve başardı da.

Konakta sadece derya ve mahir kalmıştı herkes hastanedeydi

Geri konağa dönmüşlerdi, hastanede sadece, Cihan ve Leyla kalmıştı, Beriwan hanım sabah hastaneye, zelal için temiz kıyafet ve yemek getirecekti, Yusuf da birazdan gelirdi.

Leyla odanın koltuğunda oturarak uyuya kalmıştı, Cihan, zelalin baş ucundaki koltuğa oturmuştu, zelalin elini tutuyordu.

"Hadi uyan, aç o güzel gözlerini zelalim". Diyerek sayıklıyordu Cihan.

Birden kapı açıldı, gelen Yusuf tu, koltukta uyuya kalan Leyla'yı gördü ve ceketini çıkarıp üstünü örttü.

Yusuf kısık bir sesle. " Varmı bir gelişme haber falan? ". Dedi

Cihan ayağa kalkarak. " Hayır, doktor sadece uyanmasını bekleyin dedi".

"Gel biz bir sigara içelim dışarıda!". Dedi Yusuf

Yusuf ve Cihan birlikte odadan çıktılar. Hastane koridoru sessizdi; sadece floresan lambaların beyaz ışığı, duvarlarda yankılanan uğultuya karışıyordu. Cihan’ın gözleri yorgun, yüzü solgundu.

Yusuf sigarasını yaktı, derin bir nefes çekti.
“Cihan,” dedi kısık bir sesle, dumanı havaya savurarak. “Zelal senin için ne kadar önemli biliyorum. Ama ne olursa olsun, sen de kendini tüketme. Leylaya da anneme de güçlü görünmeniz lazım, çünkü onlar bize güveniyor,”

Cihan gözlerini yere dikti. “Yusuf Zelal gözlerini açmadan ben rahat edemem. Keşke ben olsaydım onun yerinde.”

Yusuf gülerek. "Şu karmaşa bitsin, tez vakitte aileni al, zelali istemeye gel! ". Dedi

Cihan duyduklarına inanamadı. "Nasıl yani? Şaka değil dimi bu Yusuf! ". Dedi

Yusuf, kolunu Cihanın omzuna atarak. " Şaka değil lan! Kardeşimin artık mutlu olmasını istiyorum, eğer kardeşimin bir damla göz yaşı senin yüzünden aksın, bak ben seni azadın yanına gömmüyormuyum!", dedi

"Ulan ben senin kardeşinin bir tel sçaına kurban olurum ne üzmesi! ". Dedi cihan.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

490okunma 41beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.