LEYLA kitap kapağı

24. bölüm / 47

LEYLA

24. Bölüm ✽

Vaveyla Yazarı: Merve Eribol

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 47Şu an: 24. Bölüm ✽

-24-

Takı töreni başladığında davetliler birer birer sıraya girdi. Altın kemerler, bilezikler, inci kolyeler Leyla’nın üstüne adeta yağmur gibi yağıyordu. Kadınların ellerinde ışıltılı kutular, erkeklerin ellerinde ağır altınlar vardı.

Leyla’nın boynu kolyelere dolmuş, bileklerinde altın bileziklerden boş yer kalmamıştı. Yusuf’un akrabaları gururla takıları Leyla’nın üzerine dizerken, genç kız artık nefes almakta zorlanıyordu.

Zelal gülerek yanına eğildi:
“Takıdan görünmez hale geldin kanka, az daha sürse seni heykel gibi bırakacaklar!” dedi.

Ama Leyla gülerek zelale baktı, ama İçinde garip bir ağırlık vardı. Takılar değil, sorumluluklar onu eziyordu.

Sedef ise kenardan izlerken içinden geçiriyordu. " Sen bizim konağa ilk geldiğin gün seni iyi bir şekilde karşılasaydım acaba ne olurdu? İyi bir abla olur muydun bana? Bende sana kardeş? ".

O sırada sedefin kocası devran geldi, sedefi yanağından öperek. " İyi misin karıcım? Biraz düşünceli gördüm seni? ". Diye sordu.

" İyiyim canım, öylesine ailemi falan, yaşananları bir gözümden geçiriyordum!". Dedi sedef.

Berivan o kadar mutluyduki, misafirleri memnun ediyordu. Herkes ona ne kadar güzel bir gelini olduğunu söylüyordu.

Amed beyde erkek misafirleri karşılıyordu. Sidar ağa ile birlikte. Cihanda arkadaşları ile birlikte halay başındaydı. Zorla Yusuf'u halaya çağırdılar yusuf halaya geçti.

O sırada DOĞANLARI VE BORANLARI sevmeyen, diğer misafir masasında fısıltılar çoğaldı. İleri yaşlı bir adam öfkeyle eğilip kardeşine dedi ki:
“Yusuf’un karısına bak, altınla süslediler… Ama bu gösterişle gücü mü kanıtlayacaklar sanıyorlar? Bu daha başlangıç. Asıl güç bizde.”

Doğanlar ise bakışlarını kısmış, sessizce her şeyi izliyordu. Seher Hanım onların sessizliğini fark edip hafifçe eğildi:
“Bakın görün, bu düğün daha çok konuşulacak. Leyla’nın adıyla başlayacak, ama bizim adımızla bitecek.”

Leyla ise kalabalığın içinde annesine, Ayça Hanım’a baktı. Takılarla ağırlaşan boynunu düzeltirken göz göze geldiler. Ayça’nın gözlerinde derin bir hüzün vardı, gülümsemesi ince bir maske gibiydi. Murat Bey yanındaydı ama Ayça’nın dudakları kıpırdadı.

Sanki sessizce, uzaktan ona diyordu ki:
“Güçlü dur kızım.”

Leyla o an yutkundu, gözleri nemlendi. Yusuf hemen fark edip halaydan ayrıldı ve Leyla'nın yanına gelip elini beline sardı.
“Başını dik tut. Sen benim karımsın, kimse seni küçük göremez.” dedi kısık bir sesle.
Ve leylayı halaya davet edip, yan yana halay çektiler. Zelal ve sedef te leylanın diğer koluna geçtiler.

Sultan hanımda mutlu bir şekilde onları izliyordu.

Yasir ve karısı Sarya koşarak halaya girdiler.

Leyla başını çevirdi, kalabalığın coşkusunda boğuluyordu. Ama içinde fısıldayan bir ses vardı

orkestranın çaldığı oyun havaları salona coşku kattı.

Yusuf, Leyla’nın elini hiç bırakmadı. Herkesin ortasında onu gururla yanına alıyor, sık sık kulağına eğilip, “Yoruldun mu? İyi misin? ” diye soruyordu. Leyla ise yorgunluğunu saklamaya çalışıyor, yüzünde ince bir tebessümle davetlilere karşı dik duruyordu.

Saatler ilerledikçe düğün, kalabalığın coşkusuyla daha da renklendi. Çocuklar salonun ortasında koşuşturuyor, yaşlı kadınlar kenarda dua ediyor, genç kızlar Leyla’nın gelinliğine hayranlıkla bakıyordu.

Gece yarısına doğru, zılgıtlar son kez yükseldi. Konfeti patladı, salonu rengârenk kâğıt parçaları doldurdu. Yusuf, Leyla’nın elini havaya kaldırıp kalabalığa selam verdi. Alkışlar, tezahüratlar arasında düğün nihayet sona erdi.

Dışarıda onları bekleyen siyah, gösterişli arabalar hazırdı. Davetliler uğurlamak için sıraya dizildi. Kadınlar Leyla’nın başına buğday ve şeker saçarken, erkekler Yusuf’un sırtına vurarak “Hayırlı olsun!” dediler.

Ayça Hanım yanına yaklaştığında Leyla’nın gözleri doldu. Annesi onu kucakladı, kulağına sessizce fısıldadı:
“Mutlu ol kızım. Ne olursa olsun, kendini asla kaybetme.”

Leyla başını salladı, gözyaşlarını saklamaya çalışarak annesinin elini sıktı.

Sonunda Yusuf ve Leyla arabaya bindiler. Konvoy, kornalarla, zılgıtlarla, ışıklarla şehri dolaştı. Mardin’in dar sokaklarında yankılanan bu şenlik, bütün şehre düğünün büyüklüğünü ilan ediyordu.

Konağa geldiklerinde gece çoktan ilerlemişti. Avluda meşaleler yanıyor, taş duvarlara sıcak bir ışık vuruyordu. Konağın kapıları ardına kadar açıktı. Hizmetçiler, yeni evlileri karşılamak için sıraya girmişti.

Yusuf, arabadan inip Leyla’ya elini uzattı. Onu dikkatle indirdi, gözlerinin içine baktı.
“Artık evimizdesin, bana emanetsin!" dedi.

Leyla derin bir nefes aldı. Konağın heybetli kapısından adımını atarken içinden fısıldadı:
“Burası artık benim de hayatım. Ne kadar ağır olursa olsun…”

Ve o gece, düğünün bütün ihtişamı geride kalırken, Leyla’nın yeni hayatı konağın taş duvarları arasında başlamış oldu.

Konağın koridorlarından geçerken, Leyla’nın kalbi küt küt atıyordu. Yüksek tavanlarda yankılanan ayak sesleri, loş ışıkta yanan kandiller, ağır perdeler… Her şey ona yabancı ve biraz ürkütücü geliyordu.

Yusuf, elini Leyla’nın belinden ayırmadan yürüdü. Hizmetçiler önden gidip kapıyı açtılar. Odaya girildiğinde, içerisi baştan sona özenle hazırlanmıştı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

474okunma 41beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.