11. bölüm / 47
LEYLA11. Bölüm ✽
Bölümler 47Şu an: 11. Bölüm ✽
- 1 1. Bölüm ✽1.805 kelime
- 2 2. Bölüm ✽2.059 kelime
- 3 3. Bölüm ✽1.235 kelime
- 4 4. Bölüm ✽1.473 kelime
- 5 5. Bölüm ✽1.417 kelime
- 6 6. Bölüm ✽1.903 kelime
- 7 7. Bölüm ✽1.283 kelime
- 8 8. Bölüm ✽1.196 kelime
- 9 9. Bölüm ✽1.567 kelime
- 10 10. Bölüm ✽1.259 kelime
- 11 11. Bölüm ✽1.423 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 12. Bölüm ✽1.345 kelime
- 13 13. Bölüm ✽1.061 kelime
- 14 14. Bölüm ✽1.261 kelime
- 15 15. Bölüm ✽1.125 kelime
- 16 16. Bölüm ✽1.257 kelime
- 17 17. Bölüm ✽1.284 kelime
- 18 18. Bölüm ✽1.398 kelime
- 19 19. Bölüm ✽1.323 kelime
- 20 20. Bölüm ✽1.186 kelime
- 21 21. Bölüm ✽850 kelime
- 22 22. Bölüm ✽814 kelime
- 23 23. Bölüm ✽848 kelime
- 24 24. Bölüm ✽674 kelime
- 25 25. Bölüm ✽857 kelime
- 26 26. Bölüm ✽709 kelime
- 27 27. Bölüm ✽954 kelime
- 28 28. Bölüm ✽865 kelime
- 29 29. Bölüm ✽979 kelime
- 30 30. Bölüm ✽1.042 kelime
- 31 31. Bölüm ✽969 kelime
- 32 32. Bölüm ✽1.054 kelime
- 33 33. Bölüm ✽1.122 kelime
- 34 34. Bölüm ✽830 kelime
- 35 35. Bölüm ✽1.019 kelime
- 36 36. Bölüm ✽997 kelime
- 37 37. Bölüm ✽1.264 kelime
- 38 38. Bölüm ✽1.062 kelime
- 39 39. Bölüm ✽1.264 kelime
- 40 40. Bölüm ✽1.418 kelime
- 41 41. Bölüm✽1.379 kelime
- 42 42. Bölüm ✽1.108 kelime
- 43 43. Bölüm ✽1.089 kelime
- 44 44. Bölüm ✽1.240 kelime
- 45 45. Bölüm ✽1.278 kelime
- 46 46. Bölüm✽1.028 kelime
- 47 47. Bölüm ✽1.440 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-11-
Yusuf sandalyeye yaslandı, kaşlarını hafifçe çatarak konuştu.
“Bence bu işin içinde bir iş var ama… neyse. İyi ki de gelmediler. Yoksa o damat bozuntusunu öldürmek zorunda kalırdım.”
Zelal derin bir nefes aldı, gözleri dolu doluydu.
“Gerçekten mucize gibiydi… Sanki Rabbim bana bir çıkış yolu gönderdi.”
Leyla hafifçe gülümsedi.
“İşte Zelal’cim… nasip kısmet. Belki de nasibin sana yardım etmiştir.”
Tam o anda Cihan, Leyla’ya susması için sert bir bakış attı. Leyla hemen cümlesini kesti.
Azad sandalyesinde geriye yaslandı.
“Bir ben mutlu değilim aga…”
Zelal kaşlarını kaldırdı.
“Ne oldu? Sedef seni affetmedi mi?”
Cihan bir anda sertleşti.
“Ne Sedef’i lan!”
Leyla araya girerek ortamı yumuşatmaya çalıştı.
“Dünyada bir tane mi Sedef var Allah aşkına, Cihan?”
Azad sinirli bir bakış attı. Zelal ise içinden geçirdi:
(Oh, canıma değsin… Dua et Leyla seni kurtardı. Yoksa Cihan’ın elinden kimse alamazdı seni, Azad…)
Ortamın havası ağırlaşınca Cihan ayağa kalktı.
“Ben bir lavaboya gidiyorum.”
Arkasından Zelal da kalktı.
“Ben de geliyorum.”
Azad ise sigara içmek için dışarı çıktı.
Masada sadece Leyla ve Yusuf kaldı.
Kısa bir sessizlik oldu.
Yusuf boğuk bir sesle konuştu.
“Kusura bakma…”
Leyla başını kaldırdı.
“Ne için?”
“Geçen gün sana çok kötü davrandım,” dedi Yusuf. “Zelal’le arkadaşlığını bozmakla tehdit ettim… Affet beni. Kafam hiç yerinde değil bu aralar.”
Leyla yumuşak bir şekilde gülümsedi.
“Ben unuttum bile. Sıkıntı yok. Asıl sen kusura bakma… Ben de düşünmeden hareket ettim. Sizin Boranlarla düşman olduğunuzu bile bile Cihan’la Zelal’i bir araya getirdim.”
Bir an durdu.
“Kötü bir niyetim yoktu. Sadece… sevdiğim insanların yan yana olmasını istedim.”
Yusuf çayından bir yudum aldı.
“Haklısın… Hem de çok haklısın.”
Sonra gözlerini Leyla’ya dikti.
“Bu arada… görücülerin gelmemesinde Cihan’ın parmağı var, değil mi?”
Leyla bakışlarını kaçırdı.
Yusuf hafifçe gülümsedi.
“tamam ben anlayacağımı anladım.”
Tam o sırada Azad geri geldi.
Cihan, kafenin terasına çıkmış sigara içiyordu. Şehrin üstüne çöken hafif rüzgâr saçlarını dağıtıyordu.
Zelal yanına geldi.
“Cihan… nasılsın?” diye sordu çekinerek.
Cihan gözlerini uzaklara dikti.
“Kötünün iyisi diyelim. Sen nasılsın?”
Zelal hafifçe gülümsedi.
“İyiyim… Eğer gizli kahramanımı bulursam daha iyi olacağım.”
Cihan’dan ses çıkmadı.
Zelal bir an cesaretini topladı.
“Sence… her şey imkânsız mıdır, Cihan?”
Cihan hiç düşünmeden cevap verdi.
“İmkânsız diye bir şey vardır. Mardin’in garipliklerindendir… sevenler kavuşamaz. O yüzden derler ki; Mardin’de sevdalını arama.”
Zelal başını eğdi.
“Ya sevdalımız Mardin’deyse?”
Cihan bu kez ona dönerek ciddi bir sesle konuştu.
“O zaman peşinden koş. Nasibin değilse… emin ol anlarsın.”
Zelal’in gözleri doldu.
“Biz imkânsızız ama…” dedi ve hızla içeri girdi.
Cihan arkasından şaşkınlıkla baktı.
Sonra kendi kendine gülmeye başladı.
“Zelal… bana mı sevdalı?”
Ellerini başına götürdü.
“Yarabbi… ben yanlış anlamadım, değil mi?”
Bir an ciddileşti ve içeri döndü.
Masada sohbet devam ediyordu.
Bir süre sonra Cihan konuştu.
“Leyla, bence biz kalkalım. Daha işimiz var.”
Leyla şaşkınlıkla baktı.
“Ne işi?”
Cihan hafifçe gülümsedi.
“Şirkette sana güzel bir pozisyon bulacağız.”
Tam o sırada Yusuf araya girdi.
“Cihan… biliyorum kulağa saçma gelecek ama… ben Leyla’yı istiyorum.”
Herkes donup kaldı.
Cihan’ın bakışları sertleşti.
Yusuf hemen ellerini kaldırdı.
“Lan oğlum, ne bakıyorsunuz öyle! O anlamda değil!” dedi gülerek.
“Tercüman olarak istiyorum. Fransızcası çok iyi. Geçenki kutlamada Julas Bey çok beğendi.”
Devam etti:
“İki gün sonra tekrar geliyor. Toplantıda tercümanın Leyla olmasını özellikle istedi.”
Cihan ciddileşti.
“Babamlar duyarsa ne olur, Yusuf?”
“Duymazlar,” dedi Yusuf. “Sadece toplantı günü gelecek. Şirkete alıyorum demiyorum. Aileleri biliyorum zaten, öyle bir hata yapmam.”
Cihan başını salladı.
“Leyla kabul ederse benim için sorun yok.”
Yusuf Leyla’ya döndü.
“Bu arada… önceki işin parasını veremedim. Bu toplantıdan sonra toplu şekilde ödeyeceğim.”
Leyla kısa bir an düşündü. Paraya ihtiyacı vardı.
“Tamam,” dedi.
Tam o sırada genç bir kız yanlarına yaklaştı.
“AA! Bu kız o kız!” diye bağırdı.
“Fotoğraftaki kız!”
Bir anda kafedeki herkes dönüp Leyla’ya bakmaya başladı.
Leyla panikledi.
Cihan anında ayağa kalktı, Leyla’nın elinden tuttu.
“Hadi!”
Hızla dışarı çıktılar. Yusuf ve Zelal de arkalarından geldi.
Kısa bir vedalaşmanın ardından ayrıldılar.
Arabaya bindiklerinde Cihan motoru çalıştırdı.
“La havle… rahat yok bize,” dedi.
Leyla kahkaha attı.
“Yorumların çoğu sana aşıktı bu arada,” dedi. “Sırf senin yanında duruyorum diye beni linçlemişler. Hayranların var oğlum… peşini bırakmayacaklar.”
Cihan direksiyona yaslanıp iç çekti.
“Yemin ederim… onlarla bir tenhada karşılaşırsak beni parçalarlar,” dedi.
Leyla kahkahalara boğuldu.
“Abartma ya!” dedi gülerek.
Araba yavaşlayıp durduğunda Leyla başını kaldırdı. Önlerinde devasa, camlarla kaplı modern bir şirket binası yükseliyordu.
“Burası mı?” diye mırıldandı.
Cihan kemerini çözerken ona döndü.
“Sen içeri gir, ben geliyorum.”
Leyla başını sallayıp arabadan indi.
Şirketin içine adım attığı anda serin ve ciddi bir atmosfer onu karşıladı. Geniş lobide mermer zemin parlıyordu. Ortada bir danışma masası vardı.
Leyla etrafına bakınırken danışmadaki kadın başını kaldırdı.
“Buyurun hanımefendi?”
Leyla yaklaşarak konuştu.
“Cihan Bey’in odasına gidecektim ama…”
Kadın kaşlarını hafifçe çattı.
“Randevunuz var mı? Burada kafanıza göre giriş çıkış yapamazsınız. Ayrıca personel de değilsiniz… Üstünüze başınıza bakılırsa…”
Leyla derin bir nefes aldı. Hafifçe gülümsedi.
“Kendimi tanıtmadım galiba… Ben Leyla Eliz Boran.”
Kadının yüzü bir anda değişti. Hemen ayağa kalktı.
“Çok özür dilerim Leyla Hanım! Cihan Bey’in odası en üst katta. Arkadaşım size eşlik etsin.”
Başka bir görevli Leyla’yı asansöre kadar götürdü. Birlikte en üst kata çıktılar.
Leyla odaya girdiğinde geniş, şık bir ofisle karşılaştı. Camdan şehir manzarası görünüyordu. Koltuğa oturup etrafı incelemeye başladı.
Yaklaşık on dakika sonra kapı açıldı. Cihan içeri girdi.
Masasına geçerken Leyla konuştu.
“Bu şirkette saygı görmek için illa önemli biri mi olmak gerekiyor?”
Cihan kaşlarını kaldırdı.
“Anlamadım?”
Leyla dudak büktü.
“Danışmadaki kadın… Boran olduğumu söylemesem neredeyse beni kovacaktı. Ama soyadımı duyunca bir anda değişti. Tam bir yalaka.”
Cihan’ın yüzü ciddileşti.
“Hangi kadın o?”
Hızla kapıya yöneldi.
Leyla arkasından seslendi.
“Cihan, dur! Ben öylesine söyledim, abartma!”
Ama Cihan çoktan çıkmıştı.
Kısa süre sonra geri döndü.
“Senin için bir şans verdim,” dedi.
Leyla başını salladı.
“Benim sana anlatmam hataydı zaten…”
Cihan bir anda gülümsedi.
“Kusura bakmayın müdürüm, size yapılan haksızlıklara dayanamıyorum.”
Leyla kaşlarını çattı.
“Ne müdürü ya?”
Tam o anda kapı açıldı. Sidar Ağa içeri girdi.
“Yeni işin hayırlı olsun, müdürüm,” dedi gülümseyerek.
Leyla donup kaldı.
“Bir dakika… Ne demek bu? Beni müdür mü yaptınız?”
Cihan ayağa kalktı.
“Evet. Önceki iş yerinde personel müdürüydün ve deneyimlisin. Şimdi Boran Şirketi’nin yeni personel müdürüsün.”
Devam etti:
“Buradaki tüm personel senden sorumlu. Birkaç gündür bunun için uğraşıyorduk. Sigorta girişini yaptık, eski iş yerinden dosyalarını aldık. Her şey hazır.”
Leyla’nın gözleri doldu. Ayağa kalktı.
“Gerçekten mi…? Çok teşekkür ederim…”
Sidar Ağa onu izliyordu. Gözlerinde gurur ve mutluluk vardı.
“Gel,” dedi. “Sana odanı göstereyim.”
Koridordan yürüyüp karşı kapının önünde durdular.
Kapının üzerinde yazıyordu:
PERSONEL MÜDÜRÜ
LEYLA ELİZ BORAN
Leyla kapıyı açtı. İçerisi modern ve şık döşenmişti. Büyük masa, kitaplık, ferah bir ortam…
Hayranlıkla etrafına baktı.
“Anneme hemen söylemeliyim…”
Sidar Ağa gülümseyerek dışarı çıktı.
“Konuş kızım, ben kapıdayım.”
Leyla telefonu açtı.
“Anne!”
“Prensesim, nasılsın?”
“Çok iyiyim! Babam ve Cihan beni şirkette personel müdürü yaptılar!”
Karşı tarafta sevinç vardı.
“Ay ne güzel! Cihan seni ne güzel sahipleniyor…”
Leyla gülümsedi.
“Evet anne… Cihan hep yanımda. Babam da çok uğraşıyor.”
“İlk başta çok şüphe etmiştim,” dedi annesi. “Ama artık içim rahat. En kısa zamanda gel, olur mu?”
“Gelirim anne. Hadi görüşürüz.”
Akşam olduğunda Leyla ve Cihan alışverişe çıktılar.
Leyla iş için kıyafetler, çantalar, ayakkabılar aldı. Cihan ise her şeye karışıyor, hatta maaşını erken vermiş gibi davranıyordu.
Gülüşerek konağa döndüler.
Leyla kimseyle karşılaşmamak için direkt odasına çıktı.
Gece saat ikiydi.
Leyla sessizce terasa çıktı. Herkesin uyuduğunu sanıyordu.
Ama köşede biri vardı.
Yasir.
Elinde sigara, düşünceli bir halde oturuyordu.
Leyla yanına yaklaşıp sessizce oturdu.
“Biliyorum benden nefret ediyorsun… Ama istersen derdini paylaşabilirsin.”
Yasir başını kaldırdı. Gözlerinde yorgunluk vardı.
“Niye bu kadar iyisin?” dedi. “İyi olmak zorunda değilsin. Biz sana nasıl davranıyorsak sen de öyle davran.”
Leyla başını salladı.
“Yapamam. Ben böyleyim… değiştiremem kendimi.”
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra Yasir konuşmaya başladı. Sesi sertti ama içinde kırgınlık vardı.
“Yıllar sonra birini getirip ‘bu senin kardeşin’ diyorlar… Sen ne hissederdin, Leyla?”
Derin bir nefes aldı.
“Zaten ailede kimsenin kimseyle arası iyi değil. Herkes kendi çıkarında. Annemle babamın arası da sen geldikten sonra daha da bozuldu…”
Başını eğdi.
“Sonra düşündüm… Sen yirmi beş yıl babasız büyüdün. Yirmi beş yıl! Çünkü o sırada babam bizim yanımızdaydı.”
Gözleri uzaklara daldı.
“Cihan’la zaten hiç anlaşamayız. O bambaşka biri… yıllar önce yaşadıkları yüzünden hayata küsmüş. Ben onu anlayamam.”
Sesi sertleşti.
“Bir de babaannem… artık sen de biliyorsun. O tehlikeli biri. Hayatımızı o yönetiyor. Biz piyonuz… o ise şah.”
Leyla derin bir nefes aldı. Gözleri kararlıydı.
“Söylediklerinde haklısın,” dedi. “Ama neden boyun eğiyorsun, Yasir?”
Yasir ona baktı.
Leyla devam etti:
“Bugünümüz var, yarınımız yok. İnsanız… gelip geçiciyiz. İstediğini yapmalısın.”
Biraz daha yaklaştı.
“Birini mi seviyorsun? Babaannen izin mi vermiyor? İnadına iste o kızı.”
Sesi sertleşti.
“Gerekirse karşı çık! Piyon olmak istemiyorsan… kale ol.”
Gözlerini Yasir’in gözlerine dikti.
“Ben hiçbir zaman piyon olmam… Hele Seher Hanım’ın hiç.”
Gece sessizdi.
Ama o an…
İkisi de değişmeye başlamıştı.
Bölüm etkileşimi
