35. bölüm / 47
LEYLA35. Bölüm ✽
Bölümler 47Şu an: 35. Bölüm ✽
- 1 1. Bölüm ✽1.805 kelime
- 2 2. Bölüm ✽2.059 kelime
- 3 3. Bölüm ✽1.235 kelime
- 4 4. Bölüm ✽1.473 kelime
- 5 5. Bölüm ✽1.417 kelime
- 6 6. Bölüm ✽1.903 kelime
- 7 7. Bölüm ✽1.283 kelime
- 8 8. Bölüm ✽1.196 kelime
- 9 9. Bölüm ✽1.567 kelime
- 10 10. Bölüm ✽1.259 kelime
- 11 11. Bölüm ✽1.423 kelime
- 12 12. Bölüm ✽1.345 kelime
- 13 13. Bölüm ✽1.061 kelime
- 14 14. Bölüm ✽1.261 kelime
- 15 15. Bölüm ✽1.125 kelime
- 16 16. Bölüm ✽1.257 kelime
- 17 17. Bölüm ✽1.284 kelime
- 18 18. Bölüm ✽1.398 kelime
- 19 19. Bölüm ✽1.323 kelime
- 20 20. Bölüm ✽1.186 kelime
- 21 21. Bölüm ✽850 kelime
- 22 22. Bölüm ✽814 kelime
- 23 23. Bölüm ✽848 kelime
- 24 24. Bölüm ✽674 kelime
- 25 25. Bölüm ✽857 kelime
- 26 26. Bölüm ✽709 kelime
- 27 27. Bölüm ✽954 kelime
- 28 28. Bölüm ✽865 kelime
- 29 29. Bölüm ✽979 kelime
- 30 30. Bölüm ✽1.042 kelime
- 31 31. Bölüm ✽969 kelime
- 32 32. Bölüm ✽1.054 kelime
- 33 33. Bölüm ✽1.122 kelime
- 34 34. Bölüm ✽830 kelime
- 35 35. Bölüm ✽1.019 kelime · Okuduğun bölüm
- 36 36. Bölüm ✽997 kelime
- 37 37. Bölüm ✽1.264 kelime
- 38 38. Bölüm ✽1.062 kelime
- 39 39. Bölüm ✽1.264 kelime
- 40 40. Bölüm ✽1.418 kelime
- 41 41. Bölüm✽1.379 kelime
- 42 42. Bölüm ✽1.108 kelime
- 43 43. Bölüm ✽1.089 kelime
- 44 44. Bölüm ✽1.240 kelime
- 45 45. Bölüm ✽1.278 kelime
- 46 46. Bölüm✽1.028 kelime
- 47 47. Bölüm ✽1.440 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-35-
Yusuf, babasının sözünü kesti. Başını kaldırdı, gözleri babasınınkilerle buluştuğunda, o gözlerdeki acı, bir hançer gibiydi. "Sana mı güvendik biz baba? Benim karımı, bir kumayla tehdit eden, beni yerle bir eden halamı korumana mı güvendik? Zelal... Zelal şimdi ölümle savaşıyorsa, bunun sorumlusu sadece Zümra değil, hepimiziz! Korkunuz yüzünden, onursuz bir kadına bu konakta alan açtınız!"
Leyla kapıya çıkıp, babası sidar ağaya haber vermişti, gelip berivan hanıma ve amed beye destek olmaları için, peki ya Cihan?
Cihan herkesten gizli sevdalık ettiği kadını o ameliyathane kapısının ardında olduğunu görünce ne yapacaktı.
Bir süre sonra Sidar ağa, sultan hanım, cihan gelmişti.
"Çok geçmiş olsun, amed ağa! Kızımızın durumu nasıldır? ". Dedi sidar ağa.
Amed ağa titreyen sesi ile. " Bilmiyoruz sidar ağa! Saatlerdir içerdeler! Ne bi haber var! Ne de içeriye girip çıkan! ". Dedi
Leyla ayağa kalkıp cihana sımsıkı sarıldı, cihanın siniri gözlerinden yüzünden anlaşılıyordu.
Sidar ağa, Leyla'ya baktı. Sanki izin ister gibi... Kızım sana bir kez sarılabilirmiyim gibi bir soru?
Leyla anlamıştı, ve yanına gidip sarıldı sidar ağaya, sidar ağa Leyla'nın başından öptü.
"Sende hoşgeldin sultan abla! ". Dedi.
Sultan hanım, Leyla ya sarılarak. " Hoşbulduk kızım benim, çok özledik seni! Hiç bizim konağa da gelmiyorsun! Şu olaylar bi bitsin bekliyoruz seni! ". Dedi
Leyla gülümsedi. Sultan hanım, berivan hanımın yanına gitti ve teselli etmeye çalıştı.
Cihan, ameliyathanenin kırmızı ışığına bakarken ellerini yumruk yaptı. Gözleri doluydu ama gözyaşı dökmemek için dudaklarını ısırıyordu. İçinde fırtına vardı; ne bağırabiliyor, ne de susabiliyordu.
“Zelal…” diye fısıldadı kendi kendine. “Ne olur… ne olur dayan…”
Leyla onun bu hâlini fark etti. “gel kapıya çıkıp hava alalım!" Dedi.
Ve hastanenin bahçesinde bir banka oturdular.
"Cihan… biliyorum, sen de çok seviyorsun onu.” dedi Leyla.
Cihan bir anda başını çevirdi. “Sevmek mi? Ben… ben onu yürekten, kalpten sevdim Leyla! Ama söyleyemedim, çünkü o Yusuf’un kardeşiydi. O temiz yüreğine karanlığımı bulaştırmaktan korktum. Şimdi…”
Sesi titredi, boğazı düğümlendi. “Şimdi belki de onu sonsuza kadar kaybedeceğim.”
Leyla’nın gözlerinden yaşlar süzülüyordu. “Hayır, bunu söyleme. Zelal yaşayacak. O güçlü bir kız, herkesin umuduydu bu konakta. Hepimizin yaralarını o sardı. Şimdi sıra bizde. Şimdi içeriye geçiyoruz! kendini topla! Güçlü Cihan ağaya geri dön! ”
Cihan derin bir nefes aldı ve verdi ayağa kalktı içeriye geçtiler.
Tam o sırada ameliyathanenin kapısı aralandı. İçeriden çıkan doktor, maskesini indirip derin bir nefes aldı. Herkes bir anda ayağa fırladı.
“Nasıl?!” dedi Yusuf, sesi hem korku hem umut doluydu.
Doktor bir an sustu, sonra ciddi bir ifadeyle konuştu:
“Kurşun iç organlara zarar vermişti. Ameliyat uzun sürdü, ama... çok şükür, şu anda hayatta. Durumu kritik ama stabilize ettik. İlk 24 saat çok önemli. Dua edin.”
O an sanki bütün koridor derin bir nefes aldı. Yusuf, olduğu yere çöktü, alnını dizlerine dayadı. Leyla hemen yanına eğildi.
“Duydun mu Yusuf… yaşıyor!” dedi, sesi titrek bir sevinçle doluydu.
Yusuf gözyaşlarını artık tutamadı. “Zelal’im… güzelim… beni bırakmadın.”
Berivan Hanım ellerini açıp ağlayarak dua etti. “Rabbim şükürler olsun! Şükürler olsun!”
Amed Bey, yorgun bir nefes aldı, gözyaşlarını silmeye çalıştı. “O kurşun benim kalbime değseydi keşke… kızıma değil…”
Sultan Hanım, Berivan’ın yanına yaklaşıp onun elini tuttu. “Allah büyük Berivan, bak kızın yaşıyor… Her şeyin bir sınavı vardır. Bu da hepimize bir ders olsun,” dedi. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu ama içinde bir umut kıvılcımı vardı.
Leyla, derin bir nefes aldı. “Zelal güçlüdür… O bizim gibi değil, içinde bambaşka bir ışık var,” dedi. Sesindeki sarsıntıya rağmen yüzünde bir kararlılık vardı.
O sırada hemşire kapıdan çıkıp, “Hasta yoğun bakıma alındı. Şimdilik kimseyi göremeyiz. Lütfen biraz bekleyin,” dedi.
Yusuf hemen ayağa kalktı, ellerini birleştirip hemşirenin önüne geçti. “Bir dakika… sadece bir dakika görebilir miyim? kardeşim o benim…”
Hemşire, bir an tereddüt etti, sonra yumuşak bir sesle, “Sadece uzaktan. Ama sessiz olun,” dedi.
Yusuf, koridorun ucundaki yoğun bakım odasına doğru ilerledi. Camın arkasında, sayısız kabloya bağlı, solgun yüzlü Zelal yatıyordu. Gözleri kapalıydı ama kalp monitöründen gelen düzenli ses, bir mucizenin hâlâ nefes aldığını gösteriyordu.
Yusuf’un dudakları titredi. Camın arkasına avuçlarını koydu. “Ben buradayım Zelal… Bu sefer kimse sana zarar veremeyecek. Yemin ederim,” dedi.
Leyla da sessizce arkasında durmuştu. Yusuf’un omzuna dokundu. “O seni duyar. Kalbinde hisseder…”
O an, sanki o monitörün sesi biraz daha düzenli çalmaya başladı. Yusuf derin bir nefes aldı.
Koridora döndüklerinde Berivan Hanım hâlâ dua ediyordu, Sultan Hanım ona su uzatıyor, amed Ağa ise öfkesini ve üzüntüsünü aynı bedende taşımaya çalışıyordu.
Sidar Ağa’nın sesi sonunda yankılandı:
“ amed ağa! Bunu size kim yaptı! Söyle gidip hesaplaşalım”
Amed Bey başını eğdi. “ablam zümra... Ben şimdi ne yapacağım sidar ağa! ”
Leyla gözlerini yere indirdi. Zümra’nın o donuk yüzü, hâlâ gözlerinin önündeydi. “Olacağı varmış…” derkenki o soğuk ses, Leyla’nın içini buz gibi etmişti.
Cihan, dişlerini sıktı. “Baba, ben gidip o konağa döneceğim. Bir daha kimse bu aileye silah doğrultamayacak. Yemin ederim!” dedi.
Sidar Ağa onun kolundan tuttu. “Öfkeyle gitme oğlum. Adaletle gideceksin! O silahın tetiği kadar soğukkanlı olacaksın ama o kadar da yıkıcı!”
Cihan başını eğdi. “Emredersin baba…” dedi, ama gözlerinde öyle bir kararlılık vardı ki, herkes o anda anladı — eğer Zelal bir damla daha kan kaybederse, Cihan o konakta fırtına gibi esecekti.
Leyla, duvarın kenarına yaslandı. Gözleri dolu, kalbi sızılıyordu fısıldadı kendi kendine.
“Ne Boran kaldı, ne Doğan. Sadece kan, acı ve dua kaldı geriye…”
Koridorun sessizliğinde, monitörden gelen bip sesi yankılanmaya devam etti.
Yaşam hâlâ oradaydı.
Ama huzur çoktan o kapının ardında kalmıştı.
Yusuf ve Amed bey konağa döndüler.
"Hala! Sen hiç konuşma istersen! Yaptıklarını unutma! Son sözüm Derya bu konaktan gidecek!". Diye bağırdı Yusuf.
Zümra hanım sinirle ayağa kalktı ve o sürmeli gözlerimde nefret, öfke, intikam ateşi gördü Yusuf. Zümra hanım dişlerini sinirden sıkarak konuşmaya başladı.
"Bu kadın bu evden gitmeyecek! Eğer giderse! Ben leylayı bak yaşatıyormuyum! Hadi sen leylayı korudun, peki İstanbul'daki anasını nasıl koruyacaksın!".
" Abla! Yaw sen kafayı mı yedin! Sen neden bize bu kötülüğü yapıyorsun! Alacağını aldın zaten daha ne istiyorsun bizden! ". Diye haykırdı amed ağa.
Yusuf elindeki tespiti sinirle fırlattı yere. Ve ip koptu, boncuklar her yere dağıldı. " Canımızı istiyor! Başka ne isteyecek! ". Dedi Yusuf
Zümra hanım koltuğuna geri oturdu ve rahat bir şekilde. " Kıymetlinizin durumu nasıl bakalım? ". Diye sordu
Yusuf sinirle elini başına götürdü. " La havle vela kuvvete! " Diye bağırdı ve konaktan çıktı.
Akşam olmuştu herkes geri hastaneye dönmüştü. Derya ise konakta mahire bakıyordu
Bölüm etkileşimi
