38. bölüm / 47
LEYLA38. Bölüm ✽
Bölümler 47Şu an: 38. Bölüm ✽
- 1 1. Bölüm ✽1.805 kelime
- 2 2. Bölüm ✽2.059 kelime
- 3 3. Bölüm ✽1.235 kelime
- 4 4. Bölüm ✽1.473 kelime
- 5 5. Bölüm ✽1.417 kelime
- 6 6. Bölüm ✽1.903 kelime
- 7 7. Bölüm ✽1.283 kelime
- 8 8. Bölüm ✽1.196 kelime
- 9 9. Bölüm ✽1.567 kelime
- 10 10. Bölüm ✽1.259 kelime
- 11 11. Bölüm ✽1.423 kelime
- 12 12. Bölüm ✽1.345 kelime
- 13 13. Bölüm ✽1.061 kelime
- 14 14. Bölüm ✽1.261 kelime
- 15 15. Bölüm ✽1.125 kelime
- 16 16. Bölüm ✽1.257 kelime
- 17 17. Bölüm ✽1.284 kelime
- 18 18. Bölüm ✽1.398 kelime
- 19 19. Bölüm ✽1.323 kelime
- 20 20. Bölüm ✽1.186 kelime
- 21 21. Bölüm ✽850 kelime
- 22 22. Bölüm ✽814 kelime
- 23 23. Bölüm ✽848 kelime
- 24 24. Bölüm ✽674 kelime
- 25 25. Bölüm ✽857 kelime
- 26 26. Bölüm ✽709 kelime
- 27 27. Bölüm ✽954 kelime
- 28 28. Bölüm ✽865 kelime
- 29 29. Bölüm ✽979 kelime
- 30 30. Bölüm ✽1.042 kelime
- 31 31. Bölüm ✽969 kelime
- 32 32. Bölüm ✽1.054 kelime
- 33 33. Bölüm ✽1.122 kelime
- 34 34. Bölüm ✽830 kelime
- 35 35. Bölüm ✽1.019 kelime
- 36 36. Bölüm ✽997 kelime
- 37 37. Bölüm ✽1.264 kelime
- 38 38. Bölüm ✽1.062 kelime · Okuduğun bölüm
- 39 39. Bölüm ✽1.264 kelime
- 40 40. Bölüm ✽1.418 kelime
- 41 41. Bölüm✽1.379 kelime
- 42 42. Bölüm ✽1.108 kelime
- 43 43. Bölüm ✽1.089 kelime
- 44 44. Bölüm ✽1.240 kelime
- 45 45. Bölüm ✽1.278 kelime
- 46 46. Bölüm✽1.028 kelime
- 47 47. Bölüm ✽1.440 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-38-
- 1 hafta sonra-
Leyla’nın Anlatımıyla
Tam bir hafta geçmişti. Sonunda Zelal taburcu olmuştu. Ona bir şey olacak diye ölesiye korkmuştum. Çünkü o benim tek gerçek dostumdu. Zaten hayatım başlı başına bir savaş gibiydi. Eğer Zelal’i de kaybetseydik ne Yusuf ayakta kalabilirdi ne de ben… Yusuf zaten ablasının acısını hâlâ içinde taşıyordu. Bir de Zelal’e bir şey olsaydı tamamen yıkılırdı. Üstelik etrafı, onun düşmesini bekleyen insanlarla doluydu.
Peki ben ne yapıyordum?
Tabii ki üzerime kuma gelmemesi için uğraşıyordum.
Şimdi diyeceksiniz ki; “Neden kaçıp İstanbul’a annenin yanına gitmiyorsun?”
Aslında mantıklıydı. Ama ben Yusuf Zeydi’yi nasıl bırakacaktım? Çünkü ben onu seviyordum. kendi içimde büyüttüğüm bir sevdayla…
Yorulmuştum artık savaşmaktan. Hayatım boyunca hep savaşmıştım. Babam Sidar Ağa’nın evindeyken de rahat yüzü görmemiştim. Seher Hanım bana huzur vermiyor; dövüyor, hakaret ediyor, beni oradan oraya sürüklüyordu.
Yusuf’la evlenince her şeyin biteceğini sanmıştım.
Ama meğer her şey daha yeni başlıyormuş…
-Boranların Konağı-
Yazarın Anlatımıyla
“İstemeyeceğiz!” diye bağırdı Seher Hanım, öfkeyle.
Cihan sinirle ayağa kalktı.
“İsteyeceğiz!” diye haykırdı.
Seher Hanım hiddetle elini masaya vurdu. Masadaki çay bardakları titredi.
“İstersen kendini öldür! Ama ben ölsem bile o yılan Zümra’nın yeğenini konağıma gelin getirmem! Anlıyor musun beni, Cihan?” dedi dişlerini sıkarak.
Sidar Ağa sakin bir tavırla çay bardağını masaya bıraktı.
“Oğlum istiyorsa, biz de isteyeceğiz ana,” dedi kararlı bir sesle.
Cihan öfkeyle Seher hanıma döndü.
“Nene, Doğan aşireti ile düşmandık önceden ama ben senin özellikle Zümra Doğan’a olan nefretini anlamıyorum! Bu kadın sana ne yaptı?” diye bağırdı.
Tam o sırada Yasir ile Sarya avluya indiler. Konağın içine yayılan gergin havayı hissedince yine bir tartışmanın ortasına geldiklerini anladılar.
Yasir yüzünde alaycı bir gülümsemeyle ellerini iki yana açtı.
“Günaydın! Benim ailem yine huzurlu ve mutlu bir şekilde kahvaltı ediyor anlaşılan,” dedi.
Sonra heyecanla devam etti:
“Ama merak etmeyin, neşenize neşe katacak bir haberim var!”
Sarya utangaç bir şekilde Yasir’in arkasına geçti. Yanakları hafifçe kızarmıştı.
Sultan Hanım gülümseyerek,
“Önce gelin oturun masaya, sonra söylersin oğlum,” dedi.
Yasir hemen Sarya’ya sandalye çekti. Ardından kendi de heyecanla yanına oturdu. Gözlerinin içi parlıyordu.
“Hadi hazır olun!” dedi coşkuyla.
“Sevgili nenecim Seher Hanım… Senin bir torunun oluyor!”
Masadaki herkes bir anda sustu.
Yasir heyecandan neredeyse nefes nefese kalmıştı.
“Ve sen güzel kadın Sultan Hanım… Nene oluyorsun! Ya torun geliyor, torun!” diye bağırdı sevinçle.
Bir anda bütün konakta büyük bir heyecan yayıldı. Herkes şaşkınlıkla ayağa kalktı.
Seher Hanım belli etmemeye çalışsa da gözlerinin içindeki mutluluk saklanamıyordu.
Sidar Ağa’nın gözleri doldu.
“Çocuklarımın mürüvvetini görmeden göçüp gideceğim sanmıştım…” dedi titreyen bir sesle.
Cihan heyecanla Yasir’in yanına koştu.
“Ben şimdi amca mı oluyorum lan?” diye bağırdı kahkahayla.
Yasir kardeşine sarıldı.
“Evet,” dedi gülerek.
“Çocuğumun haylaz bir amcası olacak.”
Ardından herkes sırayla Sarya’yı tebrik etti. Konağın az önceki gergin havası yerini sıcak bir sevince bırakmıştı.
-Doğanların konağı-
Yazarın anlatımı ile
Doğanların konağı, Boranlarınkinin aksine, sessiz ve ağır bir havaya sahipti. Konağın demir kapısından girer girmez, avlunun mermerleri bile bir hüzün fısıldıyordu sanki. Bahçedeki yaşlı çam ağaçları, rüzgârda bile kederli bir uğultu çıkarıyordu.
Konağın geniş ve loş salonunda, Zümra Doğan, elinde gümüş işlemeli bir tespih ile oturuyordu. Yüzü, gençliğindeki o panik ve saplantılı ifadeden çok uzak, yılların yorgunluğunu ve kireçlenmiş bir yalnızlığı taşıyordu. Saçlarına düşen aklar, geçmişin yüküydü. Zümra geçmişte Zinar'a olan aşkından dolayı hiç evlenmedi. Kendi adıyla konakta tek başına hüküm sürmeye çalışıyordu. Geçmişte çok konuştular,
"Doğanların kızı evde kaldı"
"Doğanların yüz karası, kim alır ki onu"
Gibisinden.
--{}{}--
Öğle vaktiydi…
Konakta sabahın telaşı çoktan bitmiş, kahvaltılar kaldırılmış, çaylar içilmişti. Avludan gelen hafif rüzgâr, taş duvarların arasından geçerken konağın ağır havasını biraz olsun dağıtıyordu.
Leyla ise yine odasına kapanmıştı. Son zamanlarda çoğu vaktini ya terasta ya da odasında geçiriyordu. Çünkü Derya’nın o sahte bakışlarına, Zümra Hanım’ın sessiz ama ağır suçlamalar taşıyan yüzüne katlanacak gücü kendinde bulamıyordu.
Zelal’in yarası yavaş yavaş iyileşiyordu. Önceki kadar acı çekmiyordu artık. Kendini tamamen iyi hissettiği zaman Cihan gelip onu isteyecekti. Ama bunu yalnızca Leyla ile Yusuf biliyordu. Konağın içinde dolaşan onlarca kulağa rağmen bu sır, şimdilik güvenle saklanıyordu.
Leyla derin bir nefes aldıktan sonra odasından çıktı. Uzun koridorda yankılanan adımlarıyla Zelal’in odasına doğru yürüdü.
Kapıyı hafifçe tıklatıp içeri girdi.
“Canım, nasılsın?” diye sordu yumuşak bir sesle.
Zelal aynanın karşısında saçlarını tarıyordu. Leyla’nın sesini duyunca elindeki tarağı yavaşça bıraktı. Yüzünde yorgun ama umutlu bir ifade vardı.
“İyi olmaya çalışıyorum yengecim,” dedi hafifçe gülümseyerek.
“Ama Cihan’a kavuşunca daha iyi olacağım… Ya babam vermezse Leyla? Ya da halam? Ben ne yapacağım…”
Sesi titremeye başlamıştı.
Leyla hemen yanına gidip onu susturdu.
“Şimdi bunları düşünüp kendini strese sokmana gerek yok,” dedi sakin ama kararlı bir sesle.
“Hele bir tamamen iyileş… Sonra birlikte oturur, beraber stres yaparız olur mu?”
Zelal istemsizce güldü. Ardından ayağa kalkıp Leyla’ya sıkıca sarıldı.
“Özür dilerim…” dedi sessizce.
Leyla kaşlarını çatarak hafifçe geri çekildi.
“Bu şimdi neyin özrü, Zelal Hanım?” diye sordu merakla.
Zelal gözlerini kaçırdı.
“Sürekli kendi dertlerimi sana anlatıyorum,” dedi mahcup bir ifadeyle.
“Ama senin başında benden daha büyük dertler var. Gerçekten özür dilerim… Mahir konusunda ne yapacaksın?”
Leyla derin bir iç çekti. Sanki bütün yük omuzlarına bir anda yeniden binmişti.
“Özre gerek yok Zelal,” dedi yavaşça.
“Biz her şeyin üstesinden geliriz.”
Bir an duraksadı. Sonra gözlerini yere indirerek devam etti:
“Ve Mahir konusunda hiçbir şey yapmayacağım. Küçücük bir çocuğa kin tutamam ben… Nefret de edemem. O burada kalabilir. Ama Derya asla.”
Sesi sertleşmişti.
“Bir de Sidar Ağa ile Cihan bu gerçeği öğrenirse ne yaparlar, onu düşünmek bile istemiyorum…”
Zelal düşünceli bir şekilde başını eğdi.
“Haklısın,” dedi usulca.
“Büyüklerin yaptığı hataların bedelini çocuklar ödememeli. Hem Sidar Ağa öğrenirse aşiret yine birbirine girer… Abime ya da Cihan’a bir şey olursa…”
Bir anda ürperdi.
“Yok…” dedi hızla.
“Bunu düşünmek bile istemiyorum.”
Odanın içinde birkaç dakikalık ağır bir sessizlik oluştu. Sadece dışarıdan gelen rüzgâr sesi duyuluyordu.
Leyla bir süre düşündü. Sonra aklına gelen fikri yavaşça dile getirdi:
“Çocuğun Yusuf’un olduğunu söylemeyeceğiz,” dedi kararlı bir şekilde.
“Bir akrabanızın çocuğu dersiniz. Bir süre bizde kalacak dersiniz… Hem emin ol, Zümra Hanım da böyle olmasını ister.”
Zelal başını heyecanla salladı.
“Gerçekten çok mantıklı!” dedi rahat bir nefes alarak.
Yine kısa bir sessizlik oldu.
Zelal bu kez Leyla’ya farklı gözlerle baktı. Hayranlık ve gurur dolu gözlerle…
“Var ya…” dedi hafifçe gülümseyerek.
“Sen çok güçlü bir kadınsın. Senin yerinde kim olsa bu fedakârlığı yapmazdı.”
Leyla’nın gözleri doldu. Ama tek kelime edemedi.
Bazen insanın boğazına görünmez düğümler otururdu ya…
Ne konuşabilirdi ne de yutkunabilirdi. Sanki kalbinin etrafı tel örgülerle sarılmış gibi hissederdi insan. İşte Leyla tam da öyle hissediyordu şimdi. Kalbi ince ince titriyordu.
Gözlerindeki yaşları belli etmemeye çalışarak kapıya yöneldi.
“Hadi,” dedi sessizce.
“Aşağı inelim…”
Bölüm etkileşimi
