4. bölüm / 47
LEYLA4. Bölüm ✽
Bölümler 47Şu an: 4. Bölüm ✽
- 1 1. Bölüm ✽1.805 kelime
- 2 2. Bölüm ✽2.059 kelime
- 3 3. Bölüm ✽1.235 kelime
- 4 4. Bölüm ✽1.473 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 5. Bölüm ✽1.417 kelime
- 6 6. Bölüm ✽1.903 kelime
- 7 7. Bölüm ✽1.283 kelime
- 8 8. Bölüm ✽1.196 kelime
- 9 9. Bölüm ✽1.567 kelime
- 10 10. Bölüm ✽1.259 kelime
- 11 11. Bölüm ✽1.423 kelime
- 12 12. Bölüm ✽1.345 kelime
- 13 13. Bölüm ✽1.061 kelime
- 14 14. Bölüm ✽1.261 kelime
- 15 15. Bölüm ✽1.125 kelime
- 16 16. Bölüm ✽1.257 kelime
- 17 17. Bölüm ✽1.284 kelime
- 18 18. Bölüm ✽1.398 kelime
- 19 19. Bölüm ✽1.323 kelime
- 20 20. Bölüm ✽1.186 kelime
- 21 21. Bölüm ✽850 kelime
- 22 22. Bölüm ✽814 kelime
- 23 23. Bölüm ✽848 kelime
- 24 24. Bölüm ✽674 kelime
- 25 25. Bölüm ✽857 kelime
- 26 26. Bölüm ✽709 kelime
- 27 27. Bölüm ✽954 kelime
- 28 28. Bölüm ✽865 kelime
- 29 29. Bölüm ✽979 kelime
- 30 30. Bölüm ✽1.042 kelime
- 31 31. Bölüm ✽969 kelime
- 32 32. Bölüm ✽1.054 kelime
- 33 33. Bölüm ✽1.122 kelime
- 34 34. Bölüm ✽830 kelime
- 35 35. Bölüm ✽1.019 kelime
- 36 36. Bölüm ✽997 kelime
- 37 37. Bölüm ✽1.264 kelime
- 38 38. Bölüm ✽1.062 kelime
- 39 39. Bölüm ✽1.264 kelime
- 40 40. Bölüm ✽1.418 kelime
- 41 41. Bölüm✽1.379 kelime
- 42 42. Bölüm ✽1.108 kelime
- 43 43. Bölüm ✽1.089 kelime
- 44 44. Bölüm ✽1.240 kelime
- 45 45. Bölüm ✽1.278 kelime
- 46 46. Bölüm✽1.028 kelime
- 47 47. Bölüm ✽1.440 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Zelal derin bir nefes aldı, fincanı masaya bıraktı.
“Kanka, sen gittin ya… ben az ilerideki banka oturdum ve ağladım,” dedi sesi titreyerek.
“Kendime kızdım. Neden hep platonik yaşıyorum diye azarladım durdum. Sonra biri yanıma oturdu, ‘İyi misin?’ diye sordu.”
Bir an durdu, gözleri doldu.
“Kanka… bir erkek ilk defa bana gerçekten iyi olup olmadığımı sordu. Ve biliyor musun kimdi?”
Leyla merakla baktı.
“Kim?”
“Cihan Boran…”
Leyla donup kaldı.
“Cihan Boran mı?” dedi şaşkınlıkla. Ardından derin bir nefes aldı. “Zelal… benim de sana bir şey söylemem lazım. Nasıl desem bilmiyorum ama şey… Sidar Boran var ya… işte o benim babammış.”
Zelal ağzındaki kahveyi püskürttü.
“Oha! Ebesinin gözü! Sen şaka mı yapıyorsun? Emin misin? N-nasıl ya biz o aileyi yıllardır tanıyoruz, nasıl ya! ” dedi gözleri fal taşı gibi açılmış hâlde.
“Maalesef eminim,” dedi Leyla. “Ama sen Cihan’ı anlatıyordun, devam et.”
“Ne Cihan’ı ya… sidar boran benim babam dedin az önce! ” dedi Zelal, başını iki yana sallayarak.
Leyla. "Sen anlat cihanı! Merak ettim! ".
Zelal şaşkınlığını bir kenara bırakıp devam etti:
“Ben de ‘iyiyim’ dedim. Bana dedi ki: Üzüldüğün her neyse, o güzel gözlerinden akan yaşa değmez. Sonra da gitti.”
Zelal’in sesi yumuşadı.
“O kadar garip hissettim ki… sanki içimdeki yarım kalmışlık tamamlandı. Ama sonra düşündüm… Eğer ben yıllar önce Cihan’a bir şans verseydim, ablam hâlâ yaşıyor olacaktı.”
Leyla sessizce dinliyordu.
“Hani o evlilik meselesinde Cihan’dan nefret etmiştim ya… meğer onun da seçme şansı yokmuş. O da babasına boyun eğmiş. Sidar Ağa’ya hiç benzemiyor kanka. Tam tersi… nazik, anlayışlı, tam bir beyefendi.”
Bir an duraksadı.
“Ama abisi olacak Yasir… tam babasının kopyası.”
Leyla buruk bir gülümsemeyle,
“tanımadığım üvey kardeşlerimi bana tanıttığın için teşekkür ederim Zelal,” dedi.
“Ya kanka özür dilerim, vallahi amacım o değildi.” dedi zelal üzülerek.
“Biliyorum,” dedi Leyla. “Şaka yapıyorum! Yani diyorsun ki, ben Cihan’a aşığım!.”
“Ne? Hayır!” dedi Zelal hemen. “Ağzımdan öyle bir şey çıkmadı Leyla.”
“Doğru,” dedi Leyla sakin bir sesle. “Ağzından çıkmadı. Ama gözlerin öyle demiyor.”
Zelal başını ellerinin arasına aldı.
“Of… bilmiyorum. Kafam çok karışık. Ne yapacağımı bilmiyorum.”
Ama Leyla dalıp gitmişti. Gözleri boşluğa bakıyordu.
Zelal onu dürttü.
“Leyla!”
Leyla birden sert bir sesle,
“Vuracağım onu. Bu yaptıkları yanına kalmayacak,” dedi.
“Sen ne saçmalıyorsun Leyla?” diye irkildi Zelal.
Leyla ayağa kalktı.
“Kanka çok uykum var. sabah konuşalım olur mu! Çok yoruldum!Müsaade edersen yatacağım,” dedi.
Zelal odadan çıktı.
Leyla ise kapı kapanır kapanmaz hızla valizini topladı.
Sabah saat yedide uyandı. Sessizce Yusuf’un odasına girdi, silahını aldı. Taksiyi çağırdı. Silahı kol çantasına koydu, valizini aldı ve aşağı indi.
Kapıdaki adamlara,
“Açar mısınız kapıyı?” dedi.
“Kusura bakmayın hanımım,” dedi adam. “Yusuf Ağa’nın kesin emri var. Çıkamazsınız.”
“Başlatmayın Yusuf ağanızdan,” diyerek kapıyı hızla açtı ve kapıda bekleyen taksiye bindi.
“Hoş geldiniz hanımefendi. Nereye gideceğiz?”
“Sidar Boran’ın konağına, biliyor musunuz gerçi önce onu soracaktım! " .dedi soğuk bir sesle.
“Bilmez miyiz? Herkes tanır.”
Leyla içinden, Aman ne güzel, diye geçirdi.
“Ücret iki yüz TL.”
Parayı verdi, taksiden indi ve karşısındaki koskoca konağa baktı. Kapıdaki adamların yanına gitti.
“Sidar Ağa ile görüşmek istiyorum.”
“Kim geldi diyelim hanımım?”
“Tanımaz beni. Ama önemli bir şey konuşacağım. Açın kapıyı.”
Kapı açıldı. Leyla avludaki koltuğa oturdu.
Birden Cihan karşısına çıktı.
“Siz kimsiniz?” diye sordu.
“Babanızı çağırır mısınız?” dedi Leyla sakin ama sert bir sesle. Elleri titriyordu. Babası onu daha anne karnındayken bırakıp gitmişti, ve kimler için bıraktığını merak ediyordu.
Kısa süre sonra tüm ev halkı toplandı. En son Sidar Ağa göründü.
Tam o anda kapı yeniden açıldı. Gelenler Yusuf ve Zelal’di.
Leyla ayağa kalktı, Sidar Ağa’nın tam karşısına geçti.
“Söyle bakalım Sidar Ağa,” dedi. “Keyfin nasıl? Umarım iyidir… çünkü ben bozmaya geldim.”
“Babacım, ne diyor bu? Sen kimsin be?” dedi Sedef.
Leyla sinirle döndü.
“Bana bak! Kes sesini. Babanla konuşuyorum, araya girme.”
Yasir öfkeyle öne çıktı.
“Bacım, sen kimsin?”
Leyla gözlerini Sidar Ağa’dan ayırmadan durdu.
O an, herkesin kaderi aynı avluda tutulmuş gibiydi…
Leyla, titreyen ama kararlı bir sesle konuştu.
“Sakin olun…” dedi. “Her şeyi şimdi öğreneceksiniz.”
Bir anda Sidar Ağa’nın yakasına yapıştı. Bu beklenmedik hareketle herkes ayağa fırladı. Silahlar doğrultuldu. Ortam bir anlığına nefessiz kaldı.
Sidar Ağa sert ama sakin bir el işareti yaptı. Adamları tereddüt etmeden silahlarını indirdi.
Leyla’nın gözlerinden yaşlar boşanıyordu. Sesi öfke, acı ve yılların birikmiş kırgınlığıyla titriyordu.
“Söyle!” diye haykırdı.
“Neden annemi bırakıp gittin, ha? Neden beni ve annemi sevmedin? Neden annemin her gün ağlamasına sebep oldun? Neden!”
Sesi çatladı, nefesi kesilir gibi oldu ama durmadı.
“Çok isterdim, biliyor musun… Annemle, babamla mutlu bir şekilde yaşamayı. Ama hiç öyle olmadı. Ben hep yarım kaldım… Annem hep yarım kaldı.
Okulda ‘Baban neden hiç seni almaya gelmiyor?’ dediklerinde onları hep kandırırdım. ‘Babam bana oyumcak bebekler almak için uzaklarda çalışıyor,’ derdim.
Bazen de… bazen derdim ki belki gelir. Saatlerce okulun önünde oturup seni beklemişliğim var benim!
Kızın Sedef’le çok mutlusun, görüyorum. Ama beni… beni hiç mi düşünmedin?
Ya sen neden annemi ve beni bıraktın? Neden!”
Sözleri biter bitmez dizlerinin bağı çözüldü. Leyla olduğu yere yığıldı, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.
Arka taraftan Yusuf ve Zelal panikle bağırdı:
“Leyla! İyi misin? Hadi gidelim!”
Sidar Ağa ağır adımlarla ilerledi. Yere diz çöktü. Gözleri dolmuş, yüzündeki sertlik tamamen silinmişti. Sesi titreyerek dudaklarından tek bir isim döküldü:
“Ayça…”
Bir an durdu, boğazını temizlemeye çalıştı, devam etti:
“Yüce Allah şahidim olsun ki, Ayça’nın hamile olduğunu bilmiyordum. Bana hiçbir zaman söylemedi. Gitmek zorundaydım… Çok üzgünüm.
Başıma hep kötü şeyler geliyordu. Hep derdim ki: ‘Allah’ım, benim günahım ne?’ Meğer çok büyük bir günah işlemişim…
Adın Leyla, değil mi? Annenle evlendiğimiz ilk gün, ‘Eğer bir kızımız olursa adını ne koyalım diye konuşmuştuk.
Ben ‘Leyla olsun’ demiştim. Ayça da ‘Sade Leyla olmaz, Leyla Eliz olsun,’ demişti.”
Sesi tamamen çözüldü. Leyla’yı göğsüne bastırdı, elleri titriyordu.
“Ben sana kurban olurum…” dedi ve hıçkırıklarla ağlamaya başladı.
“Baba?” dedi Yasir, sesi sert ama kırgındı.
“Biz bir açıklamayı hak etmiyor muyuz?”
Sedef burnundan soluyordu. Öfkesini saklama gereği bile duymadan konuştu:
“Yasir abim haklı. Hem bu kız seni kandırıyor olabilir. Para için oyun kurmuş olabilir! DNA testi yapalım baba!”
Cihan bir anda öne atıldı. Sesi sertti, sabrı taşmıştı.
“Saçma sapan konuşma Sedef! Sağır mısın sen? Bu bizden önce yaşanmış bir olay. Kardeşimiz işte!”
O an Zelal sakin ama net bir sesle araya girdi:
“Ablanız demek istediniz herhalde.”
Cihan bakışlarını doğrudan Zelal’e çevirdi. Gözlerinde öfke yoktu; sanki uzaktan, sessiz bir hayranlıkla bakıyordu. Tek kelime etmedi.
Leyla, titreyen elleriyle çantasını açtı. Silahı çıkarıp Yusuf’a uzattı. Yusuf hiç tereddüt etmeden silahı beline yerleştirdi.
Leyla’nın sesi buz gibiydi:
“Sana biriktirdiğim kin asla bitmeyecek. Bunu bil.”
Sedef’in annesi konakta değildi. Sidar Ağa, Leyla’yla birlikte sessiz bir odaya geçti. Kapı kapanır kapanmaz sesi yumuşadı.
“Çocukların yanında soramadım kızım…” dedi. “Annen nasıl? İyi mi?”
Leyla dudaklarını sıktı. Sözleri imayla doluydu:
“Annem çok iyi. Murat babam sağ olsun… Kırılan kalbimizi yeniden inşa etti.”
Sidar Ağa’nın kaşları çatıldı.
“Murat?” diye sordu merakla.
“Murat babam!.” dedi Leyla soğukkanlılıkla.
“İki yıl önce annemle evlendi. Şimdi keşke zamanı geri alabilsem diyorsun, değil mi?”
Sidar Ağa derin bir nefes aldı. Gözleri dolmuştu.
“Hayır demiyorum… Ben o zaman en doğrusunu yaptığımı sandım. Ayça’yla daha üç aylık evliydik. Babaannen anneni asla istemedi. Aklında başka biri vardı.
Bir gün aradı, ‘Ölüyorum, gel,’ dedi. Babam zaten ölmüştü. Annem de giderse yapamazdım. İstanbul’dan Mardin’e döndüm.
Annem karşımda dimdik duruyordu. Neden beni kandırdığını anlamadım. Geri dönecekken bana bir fotoğraf gösterdi… Annen uyurken çekilmiş bir fotoğraf.
‘Eğer geri dönmeye kalkarsan, karının cenazesine gidersin,’ dedi. ‘Adamlarım kapının önünde.’
Annemin neler yapabileceğini biliyordum. Yapardı. Daha önce de yapmışlığı vardı. Ayça’ya hiçbir zaman söyleyemedim. Korktum… Ona zarar gelir diye. Mardin’e döndüğüm gibi de annem beni Sultan’la evlendirdi.”
Sidar Ağa’nın sesi titredi.
Leyla duydukları karşısında daha fazla dayanamadı. Gözyaşları sessizce aktı.
Bir anda Sidar Ağa toparlandı.
“O iki Doğan’ın ne işi var burada?” dedi sertçe.
“Yusuf ve Zelal mi?” diye sordu Leyla.
“Evet!”
Leyla gözlerini kaçırmadan cevap verdi:
“Onların evinde kalıyorum ben.”
Sidar Ağa şaşkınlıkla ayağa kalktı.
“Ne demek onlarda kalıyorum ben?”
Leyla da ayağa kalktı.
“Sidar Ağa, beni sorgulayacak son kişi sensin. Ayrıca ortaya çıktım falan ama! Beni kızın sanma! Babama koşmaya falan gelemedim merak etme! ”
Tam o anda dışarıdan bir kadının çığlığı yükseldi. Kapı sert bir tekmeyle açıldı.
“Ne işin var senin burada!” diye bağırdı yaşlı bir kadın.
Sidar Ağa donakaldı.
“Ana?! Sen biliyordun ha! Neden bana daha önce söylemedin?!”
Kadının yüzü nefretle gerildi.
“Defol git bu evden! İstemiyoruz seni! De haydi, kapı orada!”
Leyla yumruklarını sıktı, öfkeyle bağırdı:
“Şeytan kadın! Sen var ya… şeytanın ta kendisisin!”
Seher Hanım hiddetle karşılık verdi:
“Senin o dilini yerinden sökerim! Ananı da seni de istemiyoruz! Bir düşün artık yakamızdan!”
O sırada Yusuf koşarak geldi.
Leyla’nın elini tuttu, onu korur gibi önüne geçti. Avluya indiler.
Birden Cihan Leyla’ya sarıldı. Eline bir kâğıt sıkıştırdı ve kulağına fısıldadı:
“Ne zaman kendini kötü hissedersen beni ara. Her zaman yanındayım.”
Leyla önce şaşırdı, sonra Cihan’a sıkıca sarıldı. Ardından arabaya bindiler.
Yusuf direksiyonda sinirle konuştu:
“Leyla! Neden beni dinlemiyorsun? O Seher sana bir şey yapsaydı ne olurdu?”
Leyla camdan dışarı baktı.
“Konuşmak istemiyorum Yusuf. Beni havaalanına bırakır mısın?”
Zelal başını öne eğdi.
“Gitme desem çok bencilce olur biliyorum… Ama sen de haklısın.”
Bölüm etkileşimi
