LEYLA kitap kapağı

2. bölüm / 47

LEYLA

2. Bölüm ✽

Vaveyla Yazarı: Merve Eribol

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 47Şu an: 2. Bölüm ✽

Yazarın anlatımı ile:

Yusuf derin bir nefes aldı. Göğsü öfkeyle inip kalkıyordu.
“Ne halası be! Kardeşime herkesin içinde böyle hakaret etmesine izin mi vereceğim?” diye haykırdı.

Adımları sertti. Zümra Hanım’ın karşısında durduğunda sesi daha da yükseldi.
“Her şey zaten senin yüzünden olmadı mı hala? O saçma kararları almasaydın Zelal İstanbul’a kaçmazdı! İyi ki de kaçtı. Başarılı bir öğretmen oldu. Tebrik edeceğine hâlâ canını yakıyorsun!”

Sözleri odada yankılanırken Yusuf arkasını döndü. Zelal’in yanına gitti, kolundan tuttu. Sonra bir an durup Leyla’ya baktı. Gözlerindeki kararlılıkla ikisinin de kolundan kavradı ve avluya doğru hızla yürüdü. Azad, ne olduğunu anlamaya çalışarak peşlerinden geldi.

Avluya adım atar atmaz Zelal’in yüzü birden soldu. Gözleri boşluğa takıldı, dizlerinin bağı çözüldü ve Leyla’nın gözleri önünde yere yığıldı.
“Zelal! İyi misin?” diye bağırdı Leyla, sesi titreyerek.

Yusuf hiç düşünmeden Zelal’i kucağına aldı. Adımları telaşlıydı, nefesi düzensizdi. Arabaya doğru koştu. Leyla arka koltuğa oturdu. Yusuf, Zelal’in başını dikkatlice Leyla’nın dizine yerleştirdi. Azad ve Yusuf ön koltuklara atladılar. Araba hızla hareket etti.

Hastanenin önünde frenler sertçe durdu. Yusuf arabadan fırladı.
“Sedye! Sedye getirin!” diye bağırdı.

Zelal hızla içeri alındı. Koridorun soğuk ışıkları altında Yusuf, Leyla ve Azad yan yana kapının önüne çöktüler. Zaman ağırlaştı.

Her saniye, Yusuf’un kalbine ayrı bir yük bindiriyordu.

Kapı açıldı. Doktor dışarı çıktı.
“Hastanın yakınları?” dedi.

Üçü birden ayağa fırladı.
“Zelal Hanım’ın ciddi bir durumu yok, merak etmeyin,” dedi doktor sakin bir sesle. “Aşırı strese bağlı bir baygınlık. Hastamızı mümkün olduğunca üzüntüden ve stresten uzak tutun. Geçmiş olsun.”

Doktor uzaklaşırken Yusuf’un omuzları biraz olsun gevşedi. Odaya girdiklerinde Zelal yatağa uzanmıştı. Yüzü hâlâ solgundu ama gözleri açıktı.
“Abim… iyi misin?” dedi Yusuf, sesi yumuşamıştı.

“İyiyim abi,” dedi Zelal, zayıf bir tebessümle.

Leyla yanına oturdu, elini tuttu.
“Güzelim, nasıl hissediyorsun kendini?” dedi şefkatle.

“Daha iyiyim galiba,” diye fısıldadı Zelal.
Azad gülümseyerek, “Geçmiş olsun Zelal,” dedi.
Zelal teşekkürler anlamında başını salladı,
gözlerini Leyla’ya çevirdi. Bakışları ciddiydi.
“Abi… Leyla ve benimle biraz yalnız kalmamıza müsaade eder misiniz?” dedi.

Yusuf başını salladı.
“Tamam güzelim,” dedi ve Azad’la birlikte odadan çıktı.

Kapı kapanır kapanmaz Zelal derin bir nefes aldı. Leyla’ya döndü, sesi alçak ama kararlıydı:
“Sana anlatmam gereken şeyler var… Şimdi lütfen sözümü kesmeden beni dinle.”

Zelal derin bir nefes aldı. Gözleri doluydu ama bakışlarını Leyla’dan kaçırmamaya çalışıyordu.
“Ben on beş yaşındayken,” diye başladı titrek bir sesle, “halamla babam beni okuldan aldılar. Ama abimi okuttular. Neymiş, o erkekmiş…” Dudakları acı bir tebessümle kıvrıldı. “Ben ise liseyi gizlice, açıktan okudum.”

Kısa bir duraksama yaşadı. Sanki geçmiş, boğazına düğümlenmişti.
“On yedi yaşıma yeni basmıştım. Bir gün halama bir haber geldi. Mardin’in varlıklı ailelerinden Sidar Boran, beni oğlu Cihan Boran’a istemeye gelecekmiş.” Gözleri doldu. “Doğrusunu söylemek gerekirse Leyla… Ben ortaokuldan beri Azad’a aşıktım. Hep bizim konağa, abimle ders çalışmaya gelirlerdi. Ben de sessizce, gözümü bile kırpmadan onu izlerdim.”

Zelal gözyaşlarını sildi, ama sesi daha da çatallaştı.
“O akşam bunu kabullenemedim. Azad’ı severken, nasıl başkasıyla evlenirdim? Hem… Azad’ın beni sevmediği o kadar belliydi ki. Beni hep kardeşi gibi gördü. Kardeşçe sevdi. Onun gözünde ben hep ‘minik Zelal’ idim.”

Derin bir nefes aldı. Ellerini birbirine kenetledi.
“Karar verdim. O akşam beni istemeye geleceklerken kaçacaktım. Sırt çantamı hazırladım. Abimin çalışma odasının önünden geçerken… Abimle Azad’ın konuşmalarını duydum.”

Bir an durdu. Yutkundu.
“Azad meğer Sidar Ağa’nın kızı Sedef’i seviyormuş…” Sesi fısıltıya dönüştü. “O an Leyla… sanki kalbime hançer saplandı. Gözüm dönmüştü resmen.”

Zelal’in omuzları sarsıldı.
“Gizlice abimin dolabından silahını aldım. Konağın önü korumalarla doluydu. Balkondan, abimin arabasının camına ateş ettim. Herkes sesin geldiği yere koştu. Ben de arka kapıdan gizlice çıktım. Bir şekilde İstanbul’a geldim.”

Gözyaşları yanaklarından süzülüyordu artık.
“Günler sonra abim aradı. ‘Keşke bana anlatsaydın,’ dedi. ‘Hala bana, Zelal Cihan’a sevdalı dedi. Ben de bir şey diyemedim. Yoksa kaçmana yardım ederdim…’ dedi.”

Zelal bunları anlatırken Leyla’nın yüreği sıkışıyordu. Leyla onu sımsıkı sarıldı. Zelal derin bir nefes aldı ve devam etti:
“Halam biliyordu zaten. Abimin beni o yaşta sevmediğim biriyle evlendirmeyeceğini, buna karşı çıkacağını biliyordu. O yüzden abime yalan söyledi.”

Bakışları karardı.
“Ben İstanbul’a kaçtıktan sonra… Halam, babam, Sidar Ağa… Delirdiler resmen. Bu sefer tutturdular, Cihan’ı ablam Delal’le evlendireceğiz diye.”

Sesi titredi.
“Ablamın o zamanlar âşık olduğu biri vardı… Tahir abi. Ablamı istemeye geldiklerinde halam izin vermedi. ‘Benim istediğim kişiyle evleneceksin,’ dedi. Ablam zaten o dönem ruhsal ve bedensel olarak çok kötüydü. Psikolojik sorunlar yaşıyordu… Halam yüzünden.”

Zelal’in sesi neredeyse duyulmaz hale geldi.
“Ablam Cihan’ı istemeyince büyük bir kavga çıktı. Babam, Sidar Ağa’nın başına silah dayadı. Ablam onların yanına gidip, ‘Şimdi bu sorunu kökten çözeceğim,’ dedi…”

Zelal’in nefesi kesildi.
“Ve… çantasından silah çıkarıp kendi kafasına sıktı.”

Oda sessizliğe gömüldü.
“O günden beri Boranlarla düşmanız. Halam ve babam hep beni suçladı… Hâlâ da suçluyorlar. Ben de kendimi suçluyorum Leyla. Cihan’la evlenseydim, ablam ölmeyecekti halam haklı.”

Başını eğdi.
“Ben… hayatı baştan aşağı berbat biriyim. Sana bunları anlatmadım çünkü benden nefret edersin sandım. Hayatımın ne kadar boktan olduğunu bilmeni istemedim. Ama aptal gibi seni konağa da getirdim. Keşke getirmeseydim…”

Leyla gözleri dolu dolu Zelal’i kendine çekti.
“Böyle konuşma,” dedi kararlı ama yumuşak bir sesle. “Kendini suçlama. Kimse kaderin önüne geçemez. Ve ben seninle çok mutluyum, Zelal.”

Gülümsedi, gözyaşlarını silerken.
“İyi ki konağa geldim, iyi ki gördüm. Hadi şimdi kalk. Alışverişe gideceğiz. Uyuşukluk yapma.”

Zelal ilk kez gerçekten gülümsedi.

Tam o sırada kapı açıldı. Odaya Zümra Hanım, Amed Bey ve Berivan Hanım girdiler. Havanın ağırlığı bir anda değişti.

Berivan Hanım hiç düşünmeden Zelal’e sarıldı. Sesi titriyordu.
“Kızım… kurban olurum sana. Nasılsın? İyi misin?” dedi.

Zelal, güçlükle başını salladı. “İyiyim,” demeye çalışıyordu ama sesi çıkmadı.

Zümra Hanım ise birkaç adım geride duruyor, yüzünde tek bir yumuşak ifade bile taşımıyordu. Dudaklarını büzerek konuştu:
“Delal kadar acı çekmediğine dua et. Her konuda şanslısın sen, Zelal.”

Sözleri odanın içine buz gibi düştü.

Amed Bey boğazını temizledi.
“Keçamın… Azad aramasaydı haberimiz bile olmayacaktı senden,” dedi.

Zelal birden başını tutarak ayağa kalktı. Yüzünde kararlı ama yorgun bir ifade vardı.
“Kusura bakmayın,” dedi. “İşimiz var. Akşam hiçbir şey olmamış gibi, mutlu bir aileymişiz gibi kutlamaya gideceğiz ya… Kıyafet almam gerek.”

Leyla’nın kolundan tuttu. Daha fazla bir şey söylemeden odadan çıktılar.

Koridorda yürürlerken Leyla fısıldadı:
“Kanka, ben bir lavaboya gideceğim.”

“Tamam,” dedi Zelal. “Ben abimlerle dışarıdayım, seni beklerim.”

Leyla lavabodan çıkınca ellerini yıkadı. Aynaya baktığında yüzünün solgunluğunu fark etti. Tam kapıya yönelmişti ki kapı açıldı. Zümra Hanım içeri girdi.

Leyla artık onun nasıl biri olduğunu biliyordu. Ve korkuyordu.

Zümra Hanım sakin hareketlerle ellerini yıkadı, peçeteyle kuruladı. Leyla kapıyı açmak üzereyken, Zümra Hanım bir anda kolunu sertçe yakaladı.

Leyla olduğu yerde kaldı.

Zümra Hanım, o koyu sürmeli gözleriyle Leyla’nın gözlerinin içine baktı. Sesi alçaktı ama zehir gibiydi.
“Misafirliğin kısası makbuldür, değil mi Leyla?” dedi. “Sen ne zaman gitmeyi düşünüyorsun?”

Leyla’nın kalbi hızla çarpıyordu.

“Bir de,” diye devam etti Zümra Hanım, “katil Zelal’le arkadaşlık kuracak kadar ahmak olduğunu sanmıyorum. Öğretmen olmuş ama… evden çıkamayacak. Bunu o da biliyor. Ondan hiçbir şey olmaz.”

Bir adım daha yaklaştı.

“Katil her zaman katildir, değil mi Leyla?”

Leyla’nın boğazı kurudu.

“Ve sakın,” dedi dişlerinin arasından, “Zelal’in aklını bulandırıp ona akıl vermeye kalkma. Yoksa sana yapacaklarımı hayal bile edemezsin.”

Leyla titreyen bir sesle konuşabildi:
“Haklısınız… Ben zaten yarın gidecektim.”

Zümra Hanım kolunu bıraktı. Leyla hızla kapıyı açıp dışarı çıktı.

Zelal onu görünce gülmeye çalıştı.
“Gelmeseydin kanka,” dedi. “Biz burada ağaç olduk, kök saldık artık.”

Leyla’nın yüzü bembeyazdı.
“Ee… şey… kusura bakmayın,” dedi. “Saçımı falan düzelttim.”

Tam o sırada Yusuf seslendi:
“Hadi, arabaya binin.”

Zelal heyecanla,
“Abi, siz de mi bizimle alışverişe geleceksiniz?” dedi.

Yusuf başını salladı.
“Maalesef, evet.”

Arabaya dördü birlikte bindiler. Yusuf direksiyon başında sırıtarak Azad’a baktı.
“Ne o? Sedef mi mesaj attı? İki saattir telefona sırıtıyorsun.”

Azad ekranı kapattı.
“Bir şey de senin gözünden kaçsın, Yusuf Ağa,” dedi.

Bu konuşma Zelal’in canını yakıyordu. Azad’ın ağzından her “Sedef” ismi çıktığında, kalbine bir hançer daha saplanıyordu.

Birden Leyla’nın telefonu çaldı.
“Efendim Canan… Merkezden mi geliyorlar? Ben gittikten sonra restoranın altını üstüne getirmişsinizdir kesin,” dedi.
“Tamam, akşam kimse çıkmasın. Mesai var, genel temizlik yapılacak. Murat Bey’e yazarım, Artur Bey’i de arayacağım. Zaten yarın İstanbul’a dönüyorum… Tamam Canan, abartma istersen! Görüşürüz.”

Telefonu kapattığında Zelal sinirle ona baktı.
“Sen yarın dönüyor musun? Keşke bana da söyleseydin, Leyla.”

Leyla yumuşak ama üzgün bir sesle konuştu:
“Aşkım… Benim burada olmam hiç uygun değil. Aile arasına girmiş gibi hissediyorum. Ama seni de burada tek bırakmak istemiyorum. Tek rahat ettiğim şey, abinin yanında olman.”

Yusuf dikiz aynasından Leyla’ya baktı.
“Neymiş o uygun olmayan?” dedi. “Misafirimiz olarak geldin. Biz de seni ağırlamak istiyoruz.”

Azad arka koltuğa döndü.
“Bu arada Leyla Hanım… Siz restoranda mı çalışıyorsunuz?” diye sordu.

“Evet,” dedi Leyla. “Ünlü bir restoranda müdürüm. Bir de çevirmen sayılırım. Fransız ortakları var, onların çevirmenliğini yapıyorum.”

Azad kaşlarını kaldırdı.
“Yani çift maaş diyorsun.”

Leyla güldü.
“Evet, orası öyle. Annem de o restoranda aşçı.”

Azad merakla sordu:
“Önce annen mi işe girdi, sonra seni aldı; yoksa önce sen mi girdin, sonra annen mi?”

Yusuf kaşlarını çattı.
“Ne kadar meraklısın Azad.”

Leyla gülümseyerek anlatmaya başladı:
“Murat Bey ve annem iki yıl önce evlendi. Annem başka bir yerde çalışıyordu. Murat Bey yemeğe gitmiş, yemeği çok beğenmiş. ‘Aşçıyı çağırır mısınız?’ demiş. Annemi görünce âşık olmuş.”

Kısa bir duraksama yaptı.

“Ben o zamanlar bir giyim mağazasında müdürdüm. Annem gelip bana Murat Bey’i anlattı. Annemin bunu hak ettiğini düşündüm. Çünkü… öz babam,” sesi biraz düştü, “annem hamileyken onu terk etmiş.”

Devam etti:
“Her neyse… Annem evlendi. Murat Bey de yanında çalışmamı istedi. Ben üniversitedeyken Fransızcaya meraklıydım zaten, öğrenmiştim.”

Azad şaşkınlıkla başını salladı.
“Vay anasını… Bundan üç sezonluk dizi çıkar. Yani gerçek babanı hiç tanımıyorsun?”

“Yok,” dedi Leyla net bir sesle. “Tanımıyorum. Ama Mardin’de yaşıyormuş. Zerre umurumda bile değil açıkçası”

Yusuf dikiz aynasından Leyla’ya baktı, dudaklarının kenarında muzip bir gülümseme vardı.
“Ne sois pas surpris si Azad demande le nom de jeune fille de ta mère ou quelque chose comme ça… C’est un nom complet, mes manières ne le permettent pas,” dedi. (Azad annenin kızlık soyadını falan sorarsa şaşırma. O tam bir… neyse, terbiyem izin vermiyor)

Leyla kahkahayı bastı.

Azad merakla öne doğru eğildi.
“Yusuf ne dedin? Azad ismi geçti, sadece onu anladım zaten,” dedi.

Leyla gülerek,
“Seni çok seviyormuş. Favori arkadaşı senmişsin,” dedi.

Zelal arabanın camından dışarı bakarak söylenir gibi konuştu:
“Abi, Mardin’den çıktık galiba. Bu kadar uzak nereye gidiyoruz?”

Yusuf direksiyonu kırarken,
“Daha çıkmadık Mardin’den, merak etme. Yeni bir AVM açılmış, oraya gidiyoruz. Zaten geldik,” dedi ve arabayı durdurdu.

---{}{}{}---

Zelal, elindeki uzun, kırmızı, yırtmaçlı elbiseyi Leyla’nın üzerinde tutarak heyecanla,
“Ay, sana çok yakışacak bu!” dedi.

Leyla aynaya bakarak tereddüt etti.
“Bu elbise biraz açık değil mi, Zelal?”

“Neresi açıkmış?” dedi Zelal alayla. “Hem kim sana karışacak? Eminim sana harika yakışacak.”

Yusuf ve Azad yan mağazaya geçip kendilerine takım bakarken, Zelal siyah, kabarık bir elbise seçmişti. Elbiseyi kasaya uzatırken,
“Hadi, kuaföre geç kalacağız,” dedi.

Leyla şaşkınlıkla döndü.
“Ne kuaförü, Zelal?”

“Kanka, vallahi kuaförü eve çağırmak isterdim ama biliyorsun, ev hiç müsait değil,” dedi.

AVM’nin alt katındaki kuaföre indiler. Orada hazırlanıp kıyafetlerini de giydiler.

Leyla, Zelal’e bakıp hayranlıkla gülümsedi.
“Kızım, çok güzel olmuşsun. Maşallah. Azad seni görse var ya… gözlerini senden alamaz.”

Zelal kahkaha attı.
“Asıl sen çok güzelsin Leyla. O kadar güzelsin ki… seni yengem mi yapsam acaba?”

Leyla gülerek Zelal’in omzuna vurdu.
“Saçmalama, yürü hadi. Abinler bir saattir bizi bekliyordur.”

Hızlıca otoparka indiler. Zelal birden durdu.
“Kanka! Kuaförde çantamı unuttum. Sen burada bekle, hemen geliyorum,” dedi ve koşarak uzaklaştı.

Leyla, çantasını alıp otoparka geri döndü, etrafındaki arabalara bakınıd.
O sırada önünde bir araba durdu. Kapılar açıldı. İki adam aşağı indi.
Biri pis bir sırıtışla,
“Üff yavrum be… analar neler doğuruyor,” dedi.

Leyla ürpererek geri geri yürüdü ama sırtı soğuk duvara çarptı. Adamlar önünü kesti.

Diğeri üstten alta süzerek konuştu:
“Belli ki buralı değilsin yavrum. Elbise de çok yakışmış.”

“Bırakın beni,” dedi Leyla titreyerek. “Yoksa polisi arayacağım.”

Tam o anda, önlerinde bir araba ani bir frenle durdu. Kapı açıldı. Yusuf hızla arabadan indi.
“Uzaklaşın lan kızdan!” diye haykırdı.

Leyla’nın içi bir anda gevşedi. Dizlerinin bağı çözülür gibi oldu.

Adamlar alaycı bir tavırla Yusuf’a döndü.
“Uzaklaşmazsak ne olur lan?” dediler.

Yusuf sırıttı.
“Ne mi olur?” dedi.
Bir anda hamle yaptı. Birine kafa attı, diğerine sert bir yumruk savurdu.

“lan bu adam Yusuf ağa!” diye bağırdı adamlardan biri, geri geri çekilerek.

“Ağam kusura bakmayın, sizi tanıyamadık. vallahi yenge olduğunu bilmiyorduk. Affedin ağam.”

Yusuf ikisine de sert birer tokat attı.
“Lan yengen olmasa milletin kızına mı sarkıntılık yapacaksınız?” dedi dişlerinin arasından.

“Bir daha böyle bir şey duyarsam, Allah şahidimdir öldürürüm sizi. Şimdi siktirin gidin!”

Adamlar korkuyla uzaklaştı.

Yusuf dönüp Leyla’ya baktı. Sesi bu kez sakindi.
“İyi misin?”

Leyla nefesini toparlamaya çalıştı.
“İyiyim… Çok teşekkür ederim. Sen gelmeseydin…” dedi ve cümlesi yarım kaldı.

Gözleri doldu, sesi titredi. Yusuf bir şey demedi. Sadece başını salladı ve yanında durdu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

590okunma 61beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.