47. bölüm / 47
LEYLA47. Bölüm ✽
Bölümler 47Şu an: 47. Bölüm ✽
- 1 1. Bölüm ✽1.805 kelime
- 2 2. Bölüm ✽2.059 kelime
- 3 3. Bölüm ✽1.235 kelime
- 4 4. Bölüm ✽1.473 kelime
- 5 5. Bölüm ✽1.417 kelime
- 6 6. Bölüm ✽1.903 kelime
- 7 7. Bölüm ✽1.283 kelime
- 8 8. Bölüm ✽1.196 kelime
- 9 9. Bölüm ✽1.567 kelime
- 10 10. Bölüm ✽1.259 kelime
- 11 11. Bölüm ✽1.423 kelime
- 12 12. Bölüm ✽1.345 kelime
- 13 13. Bölüm ✽1.061 kelime
- 14 14. Bölüm ✽1.261 kelime
- 15 15. Bölüm ✽1.125 kelime
- 16 16. Bölüm ✽1.257 kelime
- 17 17. Bölüm ✽1.284 kelime
- 18 18. Bölüm ✽1.398 kelime
- 19 19. Bölüm ✽1.323 kelime
- 20 20. Bölüm ✽1.186 kelime
- 21 21. Bölüm ✽850 kelime
- 22 22. Bölüm ✽814 kelime
- 23 23. Bölüm ✽848 kelime
- 24 24. Bölüm ✽674 kelime
- 25 25. Bölüm ✽857 kelime
- 26 26. Bölüm ✽709 kelime
- 27 27. Bölüm ✽954 kelime
- 28 28. Bölüm ✽865 kelime
- 29 29. Bölüm ✽979 kelime
- 30 30. Bölüm ✽1.042 kelime
- 31 31. Bölüm ✽969 kelime
- 32 32. Bölüm ✽1.054 kelime
- 33 33. Bölüm ✽1.122 kelime
- 34 34. Bölüm ✽830 kelime
- 35 35. Bölüm ✽1.019 kelime
- 36 36. Bölüm ✽997 kelime
- 37 37. Bölüm ✽1.264 kelime
- 38 38. Bölüm ✽1.062 kelime
- 39 39. Bölüm ✽1.264 kelime
- 40 40. Bölüm ✽1.418 kelime
- 41 41. Bölüm✽1.379 kelime
- 42 42. Bölüm ✽1.108 kelime
- 43 43. Bölüm ✽1.089 kelime
- 44 44. Bölüm ✽1.240 kelime
- 45 45. Bölüm ✽1.278 kelime
- 46 46. Bölüm✽1.028 kelime
- 47 47. Bölüm ✽1.440 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-47-
2 yıl sonra
"Leyla Murat abin şimdi gelir, hadi kızım sofrayı kuralım." Dedi Ayça hanım.
Leyla uzandığı yerden kalktı ve, "Tamam anne geliyorum." Dedi
Ayça hanım büyük yemek masasına beyaz tüllü örtüyü sererken
"Ha bu arada Cihan ve Zelali de yemeğe çağırdım,"
Leyla önce sevindi sonra ise durdu ve.
"Çok iyi yapmışsın anne. Gerçi balayında yeni geldiler çağırmasamıydık acaba? Çok ayıp olmuşmudur?"
Ayça hanım gülerek. "Seni çok özlemişler zaten dünden razılar gelmeye onlar."
Leyla da gülümsedi.
İki yıl...
Koskoca iki yıl geçmişti.
Acılar dinmemişti belki ama insan yaşamaya alışıyordu. En azından nefes almaya.
İstanbul yabancı değildi ona
Yeni bir hayat kurmuştu.
Yeni bir düzen.
Yeni insanlar.
Ama bazı yaralar insanın içinde yaşamaya devam ediyordu.
Tam o sırada kapının zili çaldı.
Ayça Hanım heyecanla ellerini önlüğüne sildi.
"Kesin Murat geldi."
Kapıyı açmaya giderken Leyla da arkasından yürüdü.
Kapı açılır açılmaz içeriye uzun boylu, güler yüzlü bir adam girdi.
Elinde kocaman poşetler vardı.
"Ben geldim!"
Murat Bey'in sesi bütün evi doldurdu.
Ayça Hanım kocasına sarıldı sarıldı.
"Hoş geldin canım."
Murat bey gülerek Ayça hanımın yanağından öptü.
Sonra gözleri Leyla'ya kaydı.
"Leyla."
Leyla da gülümseyerek Murat bey sarıldı.
"Hoş geldin abi."
Tam o sırada zil bir kez daha çaldı.
Bu kez Leyla'nın kalbi heyecanla hızlandı.
Kapıya doğru yürüdü.
Kapıyı açar açmaz karşısında gördüğü iki kişiyle yüzü aydınlandı.
"Zelal! Cihan!"
Zelal çığlık atarak Leyla'nın boynuna sarıldı.
"Allah'ım seni ne kadar özledim!"
Leyla kahkahalar arasında ona sarıldı.
"Bir hafta önce konuştuk."
"Yetmez!"
İkisi de gülmeye başladı.
Ardından Cihan içeri girdi.
Elinde hediyeler vardı.
"Şu deliyi alın benden." dedi gülerek.
"Yolda yarım saat boyunca Leyla'yı ne kadar özlediğini anlattı."
"Cihan!"
Zelal utanarak eşine vurdu.
Ev bir anda kahkahalarla doldu.
Ayça Hanım mutfaktan onları izlerken gözleri doldu.
Çünkü uzun zamandır ilk kez bu evde böylesine sıcak bir neşe vardı.
Herkes birlikte masaya doğru yürüdü. Masanın karşısında olan sehpada Leyla'nın ve Yusuf Zeydin çerçeveli fotoğrafı vardı.
İki yıl geçmişti.
Ama bazı özlemler zamana yenilmiyordu.
Sessizce fotoğrafa baktı.
Sonra dudaklarında buruk bir tebessüm oluştu.
"Keşke burada olsaydın..." diye fısıldadı.
Kimse duymadı.
Ama sanki kalbinin bir köşesi hâlâ onu duymayı bekliyordu.
"Zelal kızım şu sarmadan da ye Leyla yaptı." Dedi Ayça hanım sarma tabağını uzatırken.
Zelal sevinerek. "Ayy Leyla çok güzel sarma yapar Leyla, bir keresinde konaktayken yapmıştı Yusuf abim-" dedi ve sustu.
Tekrar gülümsedi. "Eline sağlık Leyla." Dedi
"Afiyet olsun." Dedi Leyla
"Balayı nasıl geçti çocuklar? " Diye sordu Murat bey konuyu dağıtmak için.
Cihan kaşığını masaya bıraktı. "Çok güzeldi Murat abi bol güneş ve bol Deniz. Zelale yüzmeyi de öğrettim."
Zelal ağzındaki lokmayı yuttu ve, " benim bir hafta iznim kaldı. Sonra geri okula döneceğim öğrencilerimi de çok özledim." Dedi
Ayça hanım gülerek. "Öğretmen hanım tabi özlersin öğrencilerini." Dedi.
Leyla birden. "Ben Mardin'e gideceğim!"
Demesi ile herkesin başı Leyla ya döndü.
"Geçen ay birlikte gittik ya kızım." Diye sordu Ayça hanım.
Cihan tedirgin bir şekilde, "Leyla bu çok tehlikeli." Dedi
Leyla arkasını döndü ve sehpanın üzerindeki resme baktı.
"Kocamın yanına gideceğim. Çok özledim onu. Babamlarıda görmek istiyorum." Dedi
Zelal, Leyla'nın elini tuttu. "Gidelim. Birlikte gidelim abinin yanına Leyla. Hem bende annemleri de görmüş olurum.
Cihan gülümsedi. "Tamam gidelim. Ama birlikte gidip birlikte döneceğiz! Ve ben yeğenimin çok özledim. Yasir abim sürekli resmini çekip atıyor ama bana yetmiyor."
Murat bey çorba tabağındaki son çorbayı da kaşıkladıktan sonra.
"Cihan sana emanet kızlar ona göre." Dedi
Cihan kendinden emin bir şekilde.
"Biri ablam, diğeri ise canım karım. Onlar bana emanet." Dedi.
"Şuna bak abla demeyi öğrenmiş." Dedi Leyla gülerek
Masadakiler gülüştü.
Uzun zamandır ilk kez bu kadar huzurlu bir akşam geçiriyorlardı.
Ama Leyla'nın aklı çoktan Mardin'e gitmişti.
Yusuf'un mezarına...
Ertesi sabah hazırlıklar tamamlandı.
Cihan arabayı apartmanın önüne çekmişti.
Valizler bagaja yerleştirilirken Ayça Hanım sürekli tembih veriyordu.
"Yolda dikkat edin."
"Vakitli yemek yiyin."
"Varınca beni arayın."
"Başınıza bir bela açmayın."
Leyla gülümseyerek annesine sarıldı.
"Tamam anne."
Ayça Hanım kızının yüzünü avuçlarının arasına aldı.
Sonra alnından öptü.
"Yusuf seni böyle güçlü görse gurur duyardı."
Leyla'nın gözleri doldu.
Ama bu kez ağlamadı.
Sadece başını salladı.
Saatler sonra araba Mardin tabelasının önünden geçtiğinde herkes sessizleşti.
Bazı şehirler insanın içine işliyordu.
Mardin de onlardan biriydi.
Taş evler.
Dar sokaklar.
Tarihin kokusu.
Leyla camdan dışarı bakıyordu.
İki yıl önce bu şehirden kaçmıştı. Sevdiği adamı görmek için geri dönüyordu.
Kalbi garip bir şekilde çarpıyordu.
Leyla arka koltukta, Zelal ise Cihan’ın, yani şoför koltuğunun yanında oturuyordu.
Arabanın içinde ağır bir sessizlik hâkimdi. Gidilen şehir, geçmişte yaşanan kötü anıların ve acıların şehriydi. Bu yüzden kimsenin konuşmaya mecali yoktu. Herkes kendi düşüncelerine gömülmüş, gözlerini yola dikmişti. Fakat en çok susan Leyla’ydı.
Camdan dışarı bakıyor, hızla geride kalan yollara dalıp gidiyordu. İçinde birbirine karışmış yüzlerce duygu vardı. İki yıl geçmişti ama bazı acılar zamanla iyileşmiyor, yalnızca insanın içinde daha derin bir yere gömülüyordu.
Bir süre sonra Leyla, arabanın içindeki sessizliği bozdu.
“İki yıl geçti. Koskoca iki yıl...” dedi, sesi titreyerek. “Ben her gün, her gece aynı kâbusu, aynı rüyayı görüyorum. Ya Yusuf’un öldüğü anı ya da Seher Boran’ı öldürdüğüm anı... Ben bir katilim ve bu, içimde sıkıntıdan ve hastalıktan başka hiçbir şey bırakmadı. Cihan müsaade etseydi, ben şimdi cezamı çekiyor olacaktım.”
Cihan, gözlerini bir an bile yoldan ayırmadan derin bir nefes aldı. Direksiyonu sıkıca kavrayan ellerinde kararlılık vardı.
“Asla! Asla izin vermem.” Sesi kesin ve sertti. “Kızım, yıllar sonra bir deli konağımızın ortasında terör estirip ‘Ben Sidar Boran’ın kızıyım.’ dedi. Ve ben o gün DNA testine gerek olmadığını düşündüm kendimce. Bu deli kesinlikle benim kardeşim, dedim. O günden sonra seni her zaman koruyup kolladım ve her zaman da korumaya devam edeceğim, Leyla.”
Zelal de Cihan’ın sözlerine hak verdi. Başını hafifçe salladı. Gözlerinde hem kardeşinin acısı hem de Leyla’ya duyduğu derin bağlılık vardı.
“Aynen öyle. Sen abimin... bizim intikamımızı aldın, Leyla. Sen yapmasaydın ben yapacaktım. Bunu asla unutma.”
Zelal’in sesi son cümleye geldiğinde çatallaştı. Gözlerini kaçırdı, boğazında düğümlenen acıyı bastırmaya çalıştı.
“Abimin emanetsin, Leyla.” dedi son olarak.
Leyla’nın gözleri yeniden doldu. Kirpiklerinin arasından süzülen yaşları engellemeye çalışsa da başaramadı. Dudaklarını birbirine bastırıp birkaç saniye sustu. Ardından içinde uzun zamandır taşıdığı soruyu sormak için derin bir nefes aldı.
“Peki... senin haberin var mıydı, Zelal? Ya da Cihan, senin?”
“Neyden?” diye sordular aynı anda.
Leyla gözlerini ikisine de çevirdi.
"Yusuf’un mal varlığının yarısını ölmeden önce benim üzerime geçirdiğinden. Oteli bana devrettiğinden?”
Cümlesi arabanın içinde yeniden ağır bir sessizlik oluşturdu.
“Benim haberim vardı.”
Zelal’in sesi bu kez daha sakindi. Bakışlarını camdan dışarı çevirdi. Geçmişte yaşanan o güne döner gibi oldu.
“O gün sen babanın konağına gitmiştin. İçime gelen ani bir hisle onu görmek istedim. Rabbimin işi işte... Meğersem onu göreceğim son günlermiş.”
Zelal bir an sustu. Gözleri dolarken konuşmaya devam etti.
“Onun çalışma odasına gittim. Dosyaların üzerinde çalışırken buldum. ‘Abi, bunlar ne?’ dedim.”
“Bana sadece, ‘Her şey Leyla ve senin geleceğin için.’ dedi. Bana da şirketi devretti o gün.” Zelal kısa bir süre sustu. Ardından dudaklarının kenarında acı bir tebessüm belirdi.
“Zümra Doğan duysaydı bunları, ağzıma sıçardı bu arada.”
Sözlerinin ardından derin bir nefes aldı. Gözlerini yola dikerek konuşmaya devam etti.
“Abim sanki bir şeylerin olacağını hissetmişti. Mal varlığını dağıttı.” dedi, fakat cümlenin devamını getirmedi.
Leyla derinden bir iç çekti. İçinde yükselen ağırlığı kelimelere dökemiyordu. Hiçbir şey söylemeden gözlerini kapattı ve başını koltuğa yasladı.
Arabanın hafif uğultusu arasında sessizliğe gömüldü.
༺☆༻
Öğleden sonra Boran Konağı'nın önüne geldiler.
Araba durduğu anda kapı açıldı.
İlk dışarı çıkan kişi Yasir oldu.
"LAN CİHAN!"
diye bağırdı sevinçle.
Cihan da arabadan indi.
İki kardeş sıkıca sarıldı.
"Abim benim. Çok özledim sizi." Dedi
"Biz daha çok özledik oğlum!"
Ardından Yasir'in gözleri Leyla'ya kaydı.
Yüzündeki gülümseme yumuşadı.
"Kardeşim..."
Leyla gözyaşlarını tutamayarak ona sarıldı.
"Kardeşim..."
Yasir hiçbir şey söylemedi.
Sadece saçlarını okşadı.
Çünkü bazı yaralar hâlâ konuşulamayacak kadar derindi.
Tam o sırada konağın kapısından Sultan Hanım göründü.
Leyla onu görünce gülümsedi
"Evinize hoş geldiniz kızım.."
dedi Sultan hanım.
Leyla'nın gözlerinden yaşlar süzüldü.
Çünkü ne olursa olsun.
Bu konakta yıllardır görmediği babasını görmüştü.
Ama aynı zamanda kazandığı bir aile de vardı.
Sultan hanım Leyla ya sarıldı. Ve Zelali fark edince. "Canım gelinim sende hoşgeldin. Maşallah size" dedi ve ona da sarıldı.
Zelal de Sultan hanıma sıkıca sarıldı. "Hoşbulduk anne." Dedi.
O sırada sarya avluya daldı. "Muhammed! Oğlum koşma diyorum sana! Oğlum daha dün kolunu yaraladın!" Dedi
Zelal ve Leyla gülüşmelere boğuldular.
Leyla avluya koşarak. "Muhammed! Halasının paşası!" Dedi ve koşan Muhammed'i yakalayıp sarıldı.
Sarya şaşkınca önce Leyla'ya sonra koca konağın kapısının önüne baktı. Cihan ve Zelali gördü.
"İnanmıyorum! Leyla? Zelal? Cihan? Bu ne güzel sürpriz hoşgelmişsiniz!" Dedi ve Cihan ve zelalin yanına gitti.
Muhammed halasının görünce gözleri parladı. Çünkü Leyla o iki yıl içinde ne kadar Mardin'e Yusuf Zeydin merazına gitse, Muhammed'in yanına gelir hem oyuncak alır hemde onunla oyunlar oynardı.
Leyla, Muhammed için sadece hala değildi, oyun arkadaşıydı.
"Lila hala hoşgeldik!" Dedi Muhammed mutlulukla.
Avluda kahkaha çoğaldı.
Cihan avluya hızlı adımlarla geldi ve Muhammed'i, Leyla'nın elinden alıp öptü. "Hoşbulduk! hoşbulduk! paşa!" Dedi gülerek.
Bölüm etkileşimi
