39. bölüm / 47
LEYLA39. Bölüm ✽
Bölümler 47Şu an: 39. Bölüm ✽
- 1 1. Bölüm ✽1.805 kelime
- 2 2. Bölüm ✽2.059 kelime
- 3 3. Bölüm ✽1.235 kelime
- 4 4. Bölüm ✽1.473 kelime
- 5 5. Bölüm ✽1.417 kelime
- 6 6. Bölüm ✽1.903 kelime
- 7 7. Bölüm ✽1.283 kelime
- 8 8. Bölüm ✽1.196 kelime
- 9 9. Bölüm ✽1.567 kelime
- 10 10. Bölüm ✽1.259 kelime
- 11 11. Bölüm ✽1.423 kelime
- 12 12. Bölüm ✽1.345 kelime
- 13 13. Bölüm ✽1.061 kelime
- 14 14. Bölüm ✽1.261 kelime
- 15 15. Bölüm ✽1.125 kelime
- 16 16. Bölüm ✽1.257 kelime
- 17 17. Bölüm ✽1.284 kelime
- 18 18. Bölüm ✽1.398 kelime
- 19 19. Bölüm ✽1.323 kelime
- 20 20. Bölüm ✽1.186 kelime
- 21 21. Bölüm ✽850 kelime
- 22 22. Bölüm ✽814 kelime
- 23 23. Bölüm ✽848 kelime
- 24 24. Bölüm ✽674 kelime
- 25 25. Bölüm ✽857 kelime
- 26 26. Bölüm ✽709 kelime
- 27 27. Bölüm ✽954 kelime
- 28 28. Bölüm ✽865 kelime
- 29 29. Bölüm ✽979 kelime
- 30 30. Bölüm ✽1.042 kelime
- 31 31. Bölüm ✽969 kelime
- 32 32. Bölüm ✽1.054 kelime
- 33 33. Bölüm ✽1.122 kelime
- 34 34. Bölüm ✽830 kelime
- 35 35. Bölüm ✽1.019 kelime
- 36 36. Bölüm ✽997 kelime
- 37 37. Bölüm ✽1.264 kelime
- 38 38. Bölüm ✽1.062 kelime
- 39 39. Bölüm ✽1.264 kelime · Okuduğun bölüm
- 40 40. Bölüm ✽1.418 kelime
- 41 41. Bölüm✽1.379 kelime
- 42 42. Bölüm ✽1.108 kelime
- 43 43. Bölüm ✽1.089 kelime
- 44 44. Bölüm ✽1.240 kelime
- 45 45. Bölüm ✽1.278 kelime
- 46 46. Bölüm✽1.028 kelime
- 47 47. Bölüm ✽1.440 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-39-
Zelal başını hafifçe salladı. Ardından Leyla’yla birlikte merdivenlerden aşağı indiler.
Avlu öğle güneşinin sıcaklığıyla aydınlanıyordu. Hafif esen rüzgâr, masanın üzerindeki ince tülleri dalgalandırıyordu. Konağın ortasında alışılmış o ağır sessizlik vardı.
Derya ile Zümra Hanım masada oturmuş Türk kahvesi içiyorlardı. Önlerinde duran kalın moda kitabının sayfalarını inceliyor, ara sıra birbirlerine bir şeyler gösteriyorlardı.
Mahir ise avlunun ortasında diz çökmüş, oyuncak arabalarıyla kendi kendine oyun oynuyordu. Küçük kahkahaları, konağın kasvetli havasına kısa süreli de olsa canlılık katıyordu.
Leyla ile Zelal masanın biraz arkasındaki oturma alanına geçip yan yana oturdular.
Tam o sırada Mahir elindeki kırmızı oyuncak arabayla koşarak Zelal’in yanına geldi. Gözleri heyecandan parlıyordu.
“Hala, oyun oynamak ister misin?” diye sordu neşeyle.
Zelal istemsizce gülümsedi. Çocuğa baktığı anda gözleri yumuşamış, bakışları sevgiyle dolmuştu. Fakat birkaç saniye sonra aklına Leyla geldi. Yüzündeki ifade bir anda değişti ve hafifçe geri çekildi.
Leyla bunu fark etti. Sessizce elini Zelal’in omzuna koydu.
Zelal başını çevirip Leyla’ya baktı. Leyla’nın gözlerinde kırgınlık değil, anlayış vardı.
Bunun üzerine Zelal yeniden Mahir’e döndü ve gülümseyerek,
“Gel bakalım halacım, oynayalım,” dedi.
Derya olanları görünce kahvesini yavaşça masaya bıraktı. Sahte bir tebessümle seslendi:
“Mahircim, halan hasta. Çok yorma onu.”
Zelal tiksinti dolu bakışlarla Derya’ya döndü. Gözlerinde açıkça öfke vardı.
Tam o sırada Beriwan Hanım mutfaktan çıktı. Elleri önlüğündeydi. Yüzündeki ifade her zamanki gibi yorgun ve bezgindi. Masaya yaklaşarak,
“Ana, akşama ne yemek istersin?” diye sordu isteksiz bir sesle.
Zümra Hanım kaşlarını çatarak ona baktı. Ama bu kez şaşırtıcı şekilde sesini yükseltmedi.
“Gelinim ne istiyorsa o olsun,” dedi sertçe.
Beriwan Hanım otomatik olarak Leyla’ya döndü. Tam ona ne istediğini soracaktı ki…
Zümra Hanım başını kitaptan bile kaldırmadan hiddetle konuştu:
“Ona değil! Derya gelinime sor.”
Leyla sinirle yumruklarını sıktı. Tırnakları avuç içine geçmişti ama yine de tek kelime etmedi.
Beriwan Hanım sabır çekerek bu kez Derya’ya döndü.
Derya saçını geriye atıp yapmacık bir gülümsemeyle konuşmaya başladı:
“Şimdi Beriwan anneciğim… Biliyorsun oğlun, yani Yusufçuğum, karnıyarığa bayılır.”
Gülerek devam etti:
“Karnıyarık olsun. Mahir de içli köfteyi çok sever. İşte baba oğul kıymacı ikisi de!”
Sonra rahatça arkasına yaslandı.
“Ben de zahmet olmazsa pesto soslu, kremalı mantarlı makarna istiyorum,” dedi.
Beriwan Hanım birkaç saniye boş boş baktı.
“Ne sosu kızım? Pesto sosu da nedir?” diye sordu anlamayarak.
Derya küçümseyici bir tavırla omuz silkti.
“İnternetten bakarsınız, yaparsınız,” dedi umursamazca.
Zümra Hanım sert bir sesle araya girdi:
“Leyla ile Zelal de yardım etsin yemeğe. Boş boş oturmasınlar.”
Zelal bir anda ayağa kalktı ve Derya ya baktı, Öfkeden yüzü kızarmıştı.
“Kölen yok senin!” diye bağırdı.
“Kalk kendin yap ne zıkkım yiyeceksen!”
Derya ise sadece gülümsedi. O sinir bozucu sakinliğiyle kahvesinden bir yudum aldı.
“O sesini biraz alçalt, Zelalciğim,” dedi alayla.
Leyla ortamın daha fazla büyümemesi için hemen hizmetlilere dönüp Mahir’i yukarı, Derya’nın odasına götürmelerini söyledi. Ardından sessizce Beriwan Hanım’ın yanına geçti.
Zelal ise öfkesini bastıramıyordu. Derya’nın oturduğu sandalyenin arkasına geçti. Yavaşça eğilip soğuk bir sesle konuştu:
“Alçaltmazsam ne olur?” diye sordu.
Derya’nın içi korkuyla ürpermişti. Daha önce Leyla'dan yediği dayağı unutamamıştı. Ama bunu belli etmemek için yüzündeki sahte sakinliği korudu. Arkasına bile dönmeden konuştu:
“Yoksa yine halan tarafından öldürülmeye çalışılabilirsin,” dedi sinsice.
“Ama bu sefer iyileşme şansın sıfır olur.”
Zelal sinirle eğilip kulağına yaklaştı.
“Sen beni tehdit mi ediyorsun?” diye fısıldadı dişlerini sıkarak.
Ardından küçümseyici bir bakış attı.
“Zengin görünümlü varoş…” dedi nefretle.
“İçindeki o varoşluk buram buram kokuyor. Sakladığını sanıyorsun ama olmuyor.”
Zümra Hanım öfkeyle ayağa kalktı.
“Zelal! Terbiyeni takın!” diye bağırdı.
“Almayayım ayağımın altına seni!”
Zelal gözlerini devirdi. Daha fazla uzatmamak için geri çekilecekti ki masanın üzerindeki, Deryanın önündeki kitap dikkatini çekti.
“bu ne?” dedi şüpheyle.
Dergiydi bu, dergiyi eline alıp sayfalarını çevirmeye başladı. Birkaç saniye sonra başlığı yüksek sesle okudu:
“‘En iyi İtalyan tasarımcıların hazırladığı gelinlik modelleri’…”
Bir anda kahkaha attı.
“Ne o Derya?” dedi alayla.
“Evleniyor musun?”
Sonra yüzündeki sırıtış büyüdü.
“Kiminle? Üç harflilerle falan mı? Çünkü seni ancak onlar alır!”
Derya kahvesinden bir yudum alıp gülerek Leyla’ya baktı. Yüzündeki o kendinden emin ifade, insanın sinirlerini bozacak cinstendi.
“Abinle evleniyorum Zelalciğim,” dedi keyifle.
“Kiminle olacak?”
Zümra Hanım da memnun bir ifadeyle başını salladı.
“İnşallah, en yakın zamanda,” diye ekledi.
Leyla bir anda gülmeye başladı. Ama bu gerçek bir kahkaha değildi; içinde alay, küçümseme ve öfke vardı.
“Yusuf’un evleneceğinizden haberi var mı?” diye sordu.
“Bence yok.”
Derya dudaklarını büzüp sahte bir tebessümle karşılık verdi.
“Sen gül Leylacığım,” dedi.
“Ama düğünümüzde senden iki burma bilezik bekliyorum ona göre.”
Leyla hiç bozuntuya vermeden arkasına yaslandı.
“Evlenirseniz söz takacağım, tamam mı?” dedi alayla.
Zelal şaşkınlıkla Leyla’ya baktı. Onun bu kadar sakin görünmesine anlam veremiyordu. Çünkü Leyla’nın içten içe nasıl parçalandığını en iyi o biliyordu.
Tam o sırada Leyla’nın telefonu çaldı.
Ekrana baktığında Yusuf’un aradığını gördü. İstemsizce yüzündeki ifade yumuşadı.
“Müsaadenizle,” dedi ayağa kalkarken.
“Kocam arıyor da…”
Son kelimeyi özellikle vurgulamıştı. Ardından merdivenlere yönelip yukarı çıktı.
Koridora geçtiğinde telefonu açtı.
“Efendim Yusuf?” dedi sakin bir sesle.
Yusuf’un sesi telefondan sıcak ve yumuşak geliyordu.
“Nasılsın? Ne yapıyorsun? Modun nasıl? Yerinde mi?” diye sordu peş peşe.
Leyla istemsizce gülümsedi.
“İyiyim ya, bir şeyim yok,” dedi.
“Bir şey mi oldu? Neden aradın?”
Yusuf hafifçe güldü.
“Karımı arayamaz mıyım?” dedi.
Leyla bir an afalladı. Kalbi tuhaf şekilde hızlandı. Yusuf’un bazen böyle ansızın yumuşaması aklını karıştırıyordu.
“Tabii ki arayabilirsin…” dedi utangaç bir sesle.
“Ben şimdi toplantıya gireceğim,” dedi Yusuf.
“Çıkınca yine ararım gülüm.”
Leyla’nın yüzü hafifçe kızardı.
“Tamam Yusuf… Görüşürüz,” dedi sessizce.
Telefon kapandığında birkaç saniye olduğu yerde kaldı. Kalbi hâlâ hızlı atıyordu.
Ardından telefonu şarja takmak için odasına doğru yürümeye başladı. Koridorda camları silen iki kişi vardı: Zişan ve Rojin…
İkisi de konağın en eski hizmetlilerinden biri olan Seraye Hanım’ın kızlarıydı. Çocukluklarından beri bu konakta büyümüşlerdi.
Leyla odasının kapısını iteceği sırada durdu.
Çünkü kendi adını duymuştu.
Kapı hafif aralıktı. İçeriden gelen sesler net şekilde duyuluyordu.
Zişan üzgün bir sesle konuşuyordu:
“Rojin vallahi ben de çok üzülüyorum Zelal Hanım’a da Leyla Hanım’a da… Zümra Hanım resmen eziyet ediyor onlara.”
Rojin etrafına bakınıp sesini alçalttı.
“Yav öyle de… Benim sana önemli bir şey söylemem lazım Zişo,” dedi fısıldayarak.
“Ama kimseye söylemeyeceksin, tamam mı?”
Zişan merakla yaklaştı.
“Yav çatlatma insanı, söyle!”
Rojin derin bir nefes aldı.
“Dün üst kattaki çamaşır odasına geldim,” dedi.
“Kirlileri bıraktım çıkıyordum. Tam Zümra Hanım’ın odasının önünden geçerken Derya Hanım’ın sesini duydum. İkisi içeride konuşuyordu…”
Bir an durdu.
“Şu Derya cadısı var ya…” dedi dişlerini sıkarak.
“şey dedi çocuğun gerçek ailesi ekstra para neyin istiyormuş falan. Yani çocuğun adı bile Mahir değilmiş biliyorsun.”
Zişan’ın ağzı açık kaldı.
“Rojin sen ciddisin?” dedi şok içinde.
“Yani o çocuk başkasının çocuğu mu? Para verip mi almışlar? Beynim durdu vallahi!”
Kapının arkasında duran Leyla’nın da gözleri büyümüştü. Nefesi düzensizleşti. İstemsizce kapıya biraz daha yaklaştı.
Rojin konuşmaya devam etti:
“Kızım çocuğun anasıyla babası oyuncuymuş,” dedi.
“O yüzden çocuk çok iyi rol yapıyormuş. Bizimkiler çocuğa ne diyse, çocukta yapıyormuş işte…”
Sonra sesi daha da kısıldı.
“Leyla Hanım’ı göndermek için son kozlarıymış bu. Zümra Hanım öyle dedi.”
Zişan korkuyla başını tuttu.
“Bizim bunu hemen Leyla Hanım’a söylememiz lazım!” dedi panikle.
“Ya konağı bırakıp giderse? Yusuf Ağam daha geçen gün avluda bağırarak ‘Ben Leyla’yı seviyorum!’ demedi mi? ‘Leyla’dan başkasıyla evlenmem!’ diye nokta koymadı mı?”
Rojin hemen onun ağzını kapatmaya çalıştı.
“salak mısın kızım sen?” diye fısıldadı sertçe.
“He gidelim Leyla Hanım’a söyleyelim! Sonra Zümra Hanım bizi bu Mardin toprağına gömsün, sır olup gidelim öyle mi?”
Öfkeyle devam etti:
“Salak olma Zişo! Zaten yeterince salaklık yaptık okulu bırakıp burada hizmetçilik yaparak!”
Zişan’ın gözleri dolmuştu.
“Ama benim gönlüm buna el vermez ki Rojin…” dedi çaresizce.
Rojin de üzgünce başını eğdi.
“Benim de vermez,” dedi kısık sesle.
“Ama vermek zorunda… Ölmek istemiyorum anladın.”
Leyla bir anda geri çekildi.
Sanki duydukları beyninin içinde yankılanıyordu. Ayaklarının altındaki zemin kayıyormuş gibi hissetti.
Uzun koridorda hızlı hızlı volta atmaya başladı. Ellerinin titremesine engel olamıyordu.
Kalbi göğsüne sığmıyordu artık.
Demek her şey…
Yalandı.
Bölüm etkileşimi
