3. bölüm / 47
LEYLA3. Bölüm ✽
Bölümler 47Şu an: 3. Bölüm ✽
- 1 1. Bölüm ✽1.805 kelime
- 2 2. Bölüm ✽2.059 kelime
- 3 3. Bölüm ✽1.235 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 4. Bölüm ✽1.473 kelime
- 5 5. Bölüm ✽1.417 kelime
- 6 6. Bölüm ✽1.903 kelime
- 7 7. Bölüm ✽1.283 kelime
- 8 8. Bölüm ✽1.196 kelime
- 9 9. Bölüm ✽1.567 kelime
- 10 10. Bölüm ✽1.259 kelime
- 11 11. Bölüm ✽1.423 kelime
- 12 12. Bölüm ✽1.345 kelime
- 13 13. Bölüm ✽1.061 kelime
- 14 14. Bölüm ✽1.261 kelime
- 15 15. Bölüm ✽1.125 kelime
- 16 16. Bölüm ✽1.257 kelime
- 17 17. Bölüm ✽1.284 kelime
- 18 18. Bölüm ✽1.398 kelime
- 19 19. Bölüm ✽1.323 kelime
- 20 20. Bölüm ✽1.186 kelime
- 21 21. Bölüm ✽850 kelime
- 22 22. Bölüm ✽814 kelime
- 23 23. Bölüm ✽848 kelime
- 24 24. Bölüm ✽674 kelime
- 25 25. Bölüm ✽857 kelime
- 26 26. Bölüm ✽709 kelime
- 27 27. Bölüm ✽954 kelime
- 28 28. Bölüm ✽865 kelime
- 29 29. Bölüm ✽979 kelime
- 30 30. Bölüm ✽1.042 kelime
- 31 31. Bölüm ✽969 kelime
- 32 32. Bölüm ✽1.054 kelime
- 33 33. Bölüm ✽1.122 kelime
- 34 34. Bölüm ✽830 kelime
- 35 35. Bölüm ✽1.019 kelime
- 36 36. Bölüm ✽997 kelime
- 37 37. Bölüm ✽1.264 kelime
- 38 38. Bölüm ✽1.062 kelime
- 39 39. Bölüm ✽1.264 kelime
- 40 40. Bölüm ✽1.418 kelime
- 41 41. Bölüm✽1.379 kelime
- 42 42. Bölüm ✽1.108 kelime
- 43 43. Bölüm ✽1.089 kelime
- 44 44. Bölüm ✽1.240 kelime
- 45 45. Bölüm ✽1.278 kelime
- 46 46. Bölüm✽1.028 kelime
- 47 47. Bölüm ✽1.440 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yazarın anlatımı ile:
Zelal hızlı adımlarla yanlarına geldi.
“Abi? Ne oldu burada?” dedi telaşla.
“Bir şey yok, hadi arabaya binin,” dedi Yusuf kısa ve net bir sesle.
Leyla ve Zelal arka koltuğa geçtiler. Zelal, telefonundan Leyla’ya mesaj attı:
— Kanka, abime sorsana Azad nerede?
Leyla tereddütle öne doğru eğildi.
“Şey… Yusuf, Azad nerede? Yani bizimle gelmeyecek mi?” diye sordu.
“Sedef’in yanında. Oradan gelecek. Biz şimdi otele geçiyoruz,” dedi Yusuf, gözlerini yoldan ayırmadan.
Leyla, Zelal’in elini tuttu, başını yavaşça omzuna yasladı. Yusuf dikiz aynasından onları süzdü, yüzündeki sert ifade bir anlığına yumuşadı.
“çok şık olmuşsunuz hanımlar,” dedi. “bu arada Leyla! numaramı vereyim sana. Bir şey olursa ararsın.”
Leyla hafifçe gülümsedi.
“Tamam,” dedi.
Yusuf numarasını verdi. Leyla telefonu çaldırdı, rehbere “Zelal’in Abisi Yusuf” diye kaydetti. Yusuf da Leyla’nın numarasını ekledi.
Araba aniden durdu. Hep birlikte indiler.
Leyla olduğu yerde kalakaldı. Karşısındaki yapı bir otelden çok daha fazlasıydı; adeta başlı başına bir şehir gibiydi. Devasa ışıklar, kalabalık ve ihtişam insanın başını döndürüyordu.
Zelal, Yusuf’un koluna girdi. Leyla bir adım geride durdu.
“Telefonumu arabada unuttum, siz gidin ben geliyorum,” dedi.
“Başına yine bir bela açarsın maazallah. Biz buradayız,” dedi Yusuf.
Zelal sırıtıp şakalaştı.
“Ya çok tatlısınız, yerim sizi.”
Yusuf’un sert bakışı üzerine Zelal’in sesi anında kesildi.
Leyla etrafa bakındı, huzursuzlandı.
“Şey… telefonumu bulamadım. Beni çaldırır mısınız?” dedi.
“Abi bana hiç bakma, şarjım yok,” dedi Zelal masumca.
Yusuf derin bir nefes aldı, sabrını topladı ve Leyla’yı aradı.
“Telefonun çekmiyor galiba. Sorun olmazsa telefonunu verir misin?” dedi Leyla.
Yusuf telefonu uzattı. Ekranda Zelalin arkadaşı Leyla’ ismini görünce gözleri kısa bir an duraksadı.
Leyla içinden, “Ben de seni öyle kaydetmiştim zaten,” diye geçirdi.
Telefonunu bulup geldikten sonra salona geçtiler.
Salon inanılmaz kalabalıktı. Gösterişli bir masaya oturdular. Halası, babası ve annesi başka bir masadaydı; Zelal özellikle onların yanına gitmemeyi tercih etmişti. Salonun neredeyse yarısı Fransız misafirlerle doluydu.
Bir adam mikrofonu eline aldı.
“Şimdi karşınızda Julas Bey!” dedi.
Aradan on beş dakika geçti, salonda hafif bir uğultu başladı. Tam o sırada Azad gelip Leyla’nın kolundan tuttu.
“Sen Fransızca biliyordun değil mi?” diye sordu.
Leyla,
“Evet—” demeye kalmadan Azad onu hızla arka tarafa doğru götürdü.
“Leyla, bizim orospu çocuğ- yani tercüman gelmedi,” dedi Yusuf, sinirle ama alçak sesle. “Rica etsem Julas Bey için tercümanlık yapar mısın? Ben Rusça biliyorum ama konuşma yapacağım için yetişemem. Hem benim söylediklerimi de çevirmen lazım.”
Leyla kısa bir duraksamadan sonra başını salladı.
“Tamam, olur,” dedi.
Bir anda herkesin gözü onların üzerindeydi. Leyla ortadaydı; sağında Julas Bey, solunda Yusuf vardı. Önlerinde mikrofon duruyordu. Yusuf sözü önce Julas Bey’e verdi.
Julas:
“Hello to all of you people of Mardin.”
Leyla:
“Hepinize merhaba, Mardin halkı.”
Julas:
“Tout d'abord, je voudrais dire que je suis très heureux d'avoir travaillé très dur pour être partenaire de Yusuf Zeyd Doğan. Merci pour tout, toasts à la famille Doğan.”
Leyla:
“Öncelikle Yusuf Zeyd Doğan ile ortak olabilmek için çok çabaladığımı ve bundan büyük mutluluk duyduğumu belirtmek isterim. Her şey için teşekkür ederim. Kadehler Doğan ailesine.”
Julas:
“Je remercie cette belle et élégante dame d'avoir traduit les phrases que j'ai prononcées.”
Leyla:
“Söylediğim cümleleri çevirdiği için, bu güzel hanımefendiye teşekkür ediyorum.”
Julas Bey konuşmasını bitirmişti. Sıra Yusuf’taydı.
Yusuf:
“James Bey’e bu konuşması için öncelikle teşekkür ederim.”
Leyla:
“Tout d'abord, je voudrais remercier M. James pour ce discours.”
Yusuf:
“Bu ortaklığımızın yeni projelere hayat vereceğinden eminim. Buraya kadar gelip misafirimiz olduğunuz için çok teşekkür ederiz.”
Leyla:
“Je suis sûr que ce partenariat donnera vie à de nouveaux projets. Merci beaucoup d'être venu ici et d'être notre invité.”
Salonu bir anda alkış tufanı kapladı. Sesler yükselirken Leyla derin bir nefes aldı, sahneden indi ve Zelal’in yanına oturdu. Kalbi hâlâ hızlı hızlı atıyordu.
Zelal sırıtarak kulağına eğildi.
“Kızım, harikaydın! Annem sana öyle bir baktı ki… Kesin seni gelini yapacak, haberin olsun,” dedi.
Leyla yüzünü buruşturdu.
“Zelal, şu konuyu kapatır mısın? Dilim damağım kurudu. Su yok mu, su?” dedi ve masadaki bardağı eline alıp neredeyse nefes almadan kafasına dikti.
Tam o sırada Yusuf masaya geldi.
Zelal hemen ayağa kalktı, gülümseyerek:
“Abi, bu takım sana acayip yakışmış. Vallahi çok yakışıklısın, canım abim,” dedi ve Yusuf’a sarıldı.
Yusuf dişlerini sıkarak sabrını çekti.
“Kızım beni bir sal artık. Gidip gelip sarılıyorsun. En son döveceğim seni. Ayrıca biliyorum yakışıklı olduğumu,” dedi.
Leyla iç çekti, gözlerini yere indirdi.
“Keşke benim de bir abim ya da kardeşim olsaydı,” diye mırıldandı.
Azad arkadan gelip konuşmaya karıştı.
“Ben varım ya Leyla. Zaten Yusuf’a abi deme, lazım olur,” dedi göz kırparak. “Bu arada kızlar… bu ne şıklık böyle?”
“Boş konuşma Azad!” dedi Yusuf, ardından ciddileşip Leyla’ya döndü.
“Gerçekten çok sağ ol. İyi ki vardın. Sen olmasaydın bu akşam iptal bile olabilirdi.”
Leyla mahcup bir gülümsemeyle başını salladı.
“Ne demek… Size yardım edebildiysem ne mutlu bana.”
Azad cebindeki telefona baktı.
“Benim Sedef arıyor arkadaşlar, ben kaçar,” dedi ve balkona doğru yürüdü.
Azad çıkar çıkmaz Zelal da hızlıca yerinden kalktı. Zelal onu görünce dayanamayıp arkasından seslendi.
“Yeter! Dayanamıyorum artık Leyla!” diye bağırdı.
Leyla olduğu yerde durdu, yüzü düştü.
“Zelal… sen de haklısın, güzelim—” demeye kalmadan cümlesi boğazında düğümlendi.
Bir anda donup kaldı.
Gözlerinin gördüğü şey, söyleyeceği her kelimeyi susturmuştu…
Leyla titreyen bir sesle fısıldadı:
“Zelal… bu arabadan inen adam kim?”
Zelal kaşlarını çatarak o yöne baktı.
“O Sidar Boran,” dedi dişlerini sıkarak. “Yanındaki de küçük oğlu Cihan. Ne işleri var burada, anlamadım. Iyy… pislik, Sedef de gelmiş.”
Leyla’nın gözleri bir anda doldu. Boğazı düğümlendi.
“Kanka, ben hemen geliyorum,” dedi güçlükle.
Cevap beklemeden arkasını döndü, neredeyse koşarak otoparka indi. Soğuk beton duvara yaslandı, dizlerinin üzerine çöktü. Nefesi düzensizdi.
Bu o adam… diye geçirdi içinden. Annemin telefonunda fotoğrafı olan o adam. Babam…
Adını hiç sormamıştı. Sormaya korkmuştu. Annesi üzülür diye susmuştu.
Bu o adam olamaz… Hayır…
Gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Vay be,” diye fısıldadı titreyerek. “Annemizi terk edip, üstüne bir de üç tane çocuk yapmış…”
O kadar çok ağlamıştı ki gözleri kan çanağına dönmüştü. Göğsü acıyla sıkışıyordu.
Tam o sırada arkasından gelen bir sesle irkildi.
“Leyla, burada ne işin var? Zelal seni arıyor.” Yusuf’tu. Bir an duraksadı. “Sen… ağlıyor musun?”
Yusuf yanına oturdu, sesi yumuşadı.
“Leyla, iyi misin?” diye sordu.
Leyla kendini tutamadı, Yusuf’a sıkıca sarıldı. Omuzları sarsılıyordu.
“Yusuf…” dedi hıçkırarak. “Benim babam Sidar Boran’mış.”
Yusuf’un yüzü bir anda dondu. Şaşkınlıkla bakakaldı. Söyleyecek çok şeyi vardı ama sustu. Sadece Leyla’nın kolunu yavaşça sıvazladı.
“Leyla… sakinleştin mi?” diye sordu.
Leyla derin bir nefes aldı.
“Teşekkür ederim Yusuf.”
Yusuf temkinli bir sesle sordu:
“Peki… sen bunu nasıl öğrendin?”
“Annem bana o adamın fotoğrafını göstermişti,” dedi Leyla. “Ama adını söylememişti. Görüyor musun Yusuf? Bizi terk etmiş… sonra gidip üç çocuk yapmış.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Onunla konuşacak mısın?” diye sordu Yusuf.
“Bilmiyorum,” dedi Leyla, gözlerini yere indirerek. “Ama içimdeki her şeyi dökmek istiyorum. Sadece… annemi ve beni neden terk ettiğini öğrenmek istiyorum.”
Yusuf başını salladı.
“Tamam. Yarın, sakin bir kafayla onunla konuşursun. Tamam mı?”
“Olmaz Yusuf!” dedi ani bir öfkeyle. “Şimdi gideceğim o alçaktan bunun hesabını soracağım!”
“Leyla!” dedi Yusuf sert ama koruyucu bir tonla. “Yarın konuşursun dedim. Şu an iyi değilsin. Hadi kalk. Herkes eve gitti. Zelal yukarıda bizi bekliyor.”
Yukarı çıktıklarında Zelal onları görünce hemen Leyla’ya sarıldı.
“Kanka, saatlerdir seni arıyoruz. İyi misin? Nereye gittin? Bir şey mi oldu?” diye sordu endişeyle.
“Zelal, soru sorma,” dedi Yusuf. “İkiniz burada bekleyin, arabayı getiriyorum.”
Yusuf uzaklaşınca Leyla başını eğdi.
“Zelal, iyi misin? Kusura bakma, seni yalnız bıraktım,” dedi.
Zelal derin bir nefes aldı.
“Kanka… şu an çok garip hissediyorum. Hem mutluyum hem de içim huzursuz. Bilmiyorum işte. Eve gidelim, anlatırım,” dedi.
Eve vardıklarında ikisi de tek kelime etmeden doğruca odaya geçtiler.
O gecenin ağırlığı, kapı kapanırken odanın içine çöktü…
Bölüm etkileşimi
