16. bölüm / 47
LEYLA16. Bölüm ✽
Bölümler 47Şu an: 16. Bölüm ✽
- 1 1. Bölüm ✽1.805 kelime
- 2 2. Bölüm ✽2.059 kelime
- 3 3. Bölüm ✽1.235 kelime
- 4 4. Bölüm ✽1.473 kelime
- 5 5. Bölüm ✽1.417 kelime
- 6 6. Bölüm ✽1.903 kelime
- 7 7. Bölüm ✽1.283 kelime
- 8 8. Bölüm ✽1.196 kelime
- 9 9. Bölüm ✽1.567 kelime
- 10 10. Bölüm ✽1.259 kelime
- 11 11. Bölüm ✽1.423 kelime
- 12 12. Bölüm ✽1.345 kelime
- 13 13. Bölüm ✽1.061 kelime
- 14 14. Bölüm ✽1.261 kelime
- 15 15. Bölüm ✽1.125 kelime
- 16 16. Bölüm ✽1.257 kelime · Okuduğun bölüm
- 17 17. Bölüm ✽1.284 kelime
- 18 18. Bölüm ✽1.398 kelime
- 19 19. Bölüm ✽1.323 kelime
- 20 20. Bölüm ✽1.186 kelime
- 21 21. Bölüm ✽850 kelime
- 22 22. Bölüm ✽814 kelime
- 23 23. Bölüm ✽848 kelime
- 24 24. Bölüm ✽674 kelime
- 25 25. Bölüm ✽857 kelime
- 26 26. Bölüm ✽709 kelime
- 27 27. Bölüm ✽954 kelime
- 28 28. Bölüm ✽865 kelime
- 29 29. Bölüm ✽979 kelime
- 30 30. Bölüm ✽1.042 kelime
- 31 31. Bölüm ✽969 kelime
- 32 32. Bölüm ✽1.054 kelime
- 33 33. Bölüm ✽1.122 kelime
- 34 34. Bölüm ✽830 kelime
- 35 35. Bölüm ✽1.019 kelime
- 36 36. Bölüm ✽997 kelime
- 37 37. Bölüm ✽1.264 kelime
- 38 38. Bölüm ✽1.062 kelime
- 39 39. Bölüm ✽1.264 kelime
- 40 40. Bölüm ✽1.418 kelime
- 41 41. Bölüm✽1.379 kelime
- 42 42. Bölüm ✽1.108 kelime
- 43 43. Bölüm ✽1.089 kelime
- 44 44. Bölüm ✽1.240 kelime
- 45 45. Bölüm ✽1.278 kelime
- 46 46. Bölüm✽1.028 kelime
- 47 47. Bölüm ✽1.440 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-16-
"Doğrudur, Seher Hanım,” dedi Amed Bey.
Zümra Hanım sinirden tek kelime etmiyordu. Zelal ise tam karşımda, yüzünde kocaman bir sırıtışla oturmuştu. Elindeki telefonla bana ardı ardına mesajlar atıyordu:
-Kankaa, abimle evleniyorsun!
-Ohaaa, biz artık aynı evde yaşayacağız!
-Yaa, sen bizim ilk gelinimiz olacaksın!
-Mutluluktan ağlayacağım!
-Sayın Leyla Eliz Doğan, ben şahsen çok mutluyum!
Mesajları okudukça gözlerimi devirdim ve başımı kaldırıp Zelal’e baktım. O hâlâ sırıtarak bana bakıyordu.
Berivan abla Zelal’i, Sultan abla da beni kolumdan nazikçe tutup mutfağa götürdü.
“Onlar şimdi biraz geçmişi konuşur, belki yeni anlaşmalar falan yaparlar. Biz de mutfakta kahve yapalım dedik,” dedi Sultan abla yumuşak bir sesle.
“Ee, sen nasılsın Sultan? Görüşmeyeli… Kusura bakmayın, Sedef’in düğününe gelemedik. Bizimkiler çok karşı çıktı. Maşallah, gelininiz Sarya da çok güzelmiş,” dedi Berivan abla.
Sarya hafifçe kızararak gülümsedi. “Teşekkür ederim, Berivan abla.”
“İyiyim vallahi, Allah’a şükür Berivan’ım. Ne kusuru… Geçmişten gelen bir düşmanlık işte. Aynı şeyleri biz de yaşadık,” dedi Sultan abla, derin bir iç çekerek.
İkisi kısa sürede koyu bir sohbete daldı. Sesleri mutfağın içinde yumuşak bir uğultuya dönüşürken, ben ve Zelal biraz daha köşeye çekilip oturduk.
Başımı ellerimin arasına aldım. İçimdeki karmaşa yüzüme vuruyordu.
“Zelal, benim beynim şu an gerçekten algılamıyor. Ne oluyor? Ben bunları anneme nasıl açıklayacağım? Ben… ben şu an bildiğin evleniyorum! Farkındaysan beni istemeye geldiler… hem de birdenbire!” dedim, sesim titreyerek.
Zelal sakinliğini koruyarak bana baktı.
“Farkındayım. Abimle evleneceksin. Kızım, şimdi böyle triplere girme. Abime nasıl baktığını gördüm,” dedi hafif bir gülümsemeyle. Sonra ciddileşti.
“Ama annen konusunda haklısın… Açıklaması zor. Ne diyeceksin? ‘Nasılsın anne, ben evleniyorum haberin olsun’ mu diyeceksin?”
Derin bir nefes aldım.
“Of… bilmiyorum nasıl açıklayacağım. Ama doğruyu söylemek gerekirse… Yabancı, kırk yaşlarında biriyle evlenmek zorunda kalacaktım. Abin gelip beni kurtarmasaydı…” dedim, cümlelerim boğazımda düğümlendi.
“Yani bu iyi bir şey… ama böyle, bu şekilde olmasını istemezdim. Bir dakika…” diye duraksadım.
“Ben şu an inanamıyorum. Olanları kabullendiğime inanamıyorum. Seher Hanım’a boyun eğdiğime inanamıyorum! Ben bu eve ondan intikam almak için geldim… ama… ama şimdi ona boyun eğiyorum, Zelal!” dedim, öfkeyle.
Zelal’in yüzündeki gülümseme tamamen silindi. Gözleri yumuşadı.
“O kadar haklısın ki… Ne diyeceğimi bilemiyorum, Leylam,” dedi sessizce.
“Seni düşünmeden hareket ettik. Ben abime mesaj atayım… Kalkalım biz.”
Telefonunu eline aldı, parmakları ekranda hızla hareket etmeye başladı.
Kolundan tuttum.
“Dur! Yazma,” dedim aceleyle.
Sesimi sakin tutmaya çalışıyordum ama içimde fırtına kopuyordu. Bunu belli etmemeye çalışsam da… Yusuf’tan hoşlandığımı inkâr edemiyordum. Eğer şimdi ona yazarsa, her şey mahvolabilirdi.
“Eğer şimdi onu ararsan…” dedim, sesim hafifçe titreyerek, “Seher Hanım beni yine o kırk yaşındaki adama verir!”
Zelal bana baktı, sonra bir anda gülmeye başladı.
“Tamam yenge sakıin! yazmıyorum,” dedi alaycı bir sevecenlikle.
Tam o anda…
Pat! Pat! Pat!
Üç el silah sesi evin içinde yankılandı. Ses duvarlara çarpıp geri dönerken kalbim yerinden çıkacak gibi oldu.
“Cihan! Bir şey oldu! Yukarıda bir şey oldu!” diye bağırdım panikle.
Ama Berivan abla ve Sultan abla kahkaha attı.
“Kızım sakin ol,” dedi Sultan abla. “Üç el ateş edildiyse bu barışın sağlandığı anlamına gelir.”
Berivan abla da başını salladı. “Ama eğer bir el ateş edilseydi… o zaman düşmanlık devam ederdi.”
Gözlerimi devirdim.
“Ben böyle adetin—” diyecekken kendimi zor tuttum.
Zelal yanımda gülmemek için dudaklarını birbirine bastırmış, omuzları hafif hafif titriyordu.
“Hadi, yukarı çıkalım!” dedi Sultan abla.
Merdivenleri hızlı adımlarla çıktık. Odanın kapısını açtığımızda içerisi bambaşka bir havaya bürünmüştü. Az önceki gerginlikten eser yoktu. Herkesin yüzünde bir rahatlama, bir mutluluk vardı.
Sidar ağa yanımıza doğru geldi. Elindeki küçük kutuyu açtı. İçinden çıkan yüzükler ışıkta parlıyordu.
Kalbim hızlandı.
Hiçbir şey söyleyemeden elim tutuldu… Yusuf’un eli.
Yüzükler parmaklarımıza takılırken başımı kaldıramadım. Utançtan Yusuf’un yüzüne bakamıyordum bile.
Kurdele kesildiği anda salonda bir alkış tufanı koptu. Sesler birbirine karıştı, herkes gülümsüyordu.
Ama…
Seher Hanım’ın gözlerinde hâlâ o tanıdık, soğuk parıltı vardı. Sanki her şey onun planının bir parçasıydı.
Cihan pek mutlu görünmüyordu. Yüzü donuktu. Yasir ise karısının yanında sakince duruyor, olanları kabullenmiş gibiydi.
Tam o sırada salonun kapısı sertçe açıldı.
Herkesin bakışları kapıya çevrildi.
Gelen… Sedef’ti.
“İnanamıyorum size!” dedi öfkeyle. “Beni çağırmadınız! Evlendim diye bu evden gittim diye beni sildiniz mi?!”
Yanında kocası vardı.
Azad, adamı görür görmez gerildi. Çenesi sıkıldı, gözleri öfkeyle karardı. Bu mesele yüzünden hâlâ beni suçluyordu.
“Olur mu öyle şey kızım?” dedi Sidar ağa sakinleştirmeye çalışarak. “Her şey çok ani oldu.”
Seher Hanım da araya girip Sedef’i yatıştırdı. Bir süre sonra ortam biraz daha sakinleşti.
Gece dağılmaya başlayınca hep birlikte avluya indik.
Serin hava yüzüme çarptı.
Yusuf bana baktı. Elindeki telefonu hafifçe kaldırıp işaret etti.
Ne demek istediğini anlamadım.
Kaşlarımı çatıp kendi telefonuma baktım.
Bir mesaj vardı.
— Her şey için özür dilerim. Seni kurtarmanın başka çaresi yoktu. Affet beni… Yarın, sakin bir kafayla konuşalım. Baş başa.
Mesajı okudum. Kalbim tuhaf bir şekilde sıkıştı.
Başımı hafifçe kaldırıp ona baktım… ve onaylar gibi başımı salladım.
Herkes tek tek vedalaştı.
Büyüklerin ellerini öpüp alnıma koydum. Ardından birer birer çıktılar.
Avlu yavaş yavaş boşaldı.
Tam her şey bitti derken…
Seher Hanım’ın sesi yankılandı.
“Aferin,” dedi alaycı bir gülümsemeyle. “Kedi olalı bir fare tuttun.”
Başımı ona çevirdim. Gözlerim öfkeyle doluydu.
“Her şey sizin suçunuz değilmiş gibi konuşuyorsunuz ya…” dedim, sesim yükselerek, “ben ona üzülüyorum, Seher Hanım!”
“O sesini alçalt! Benimle düzgün konuş!” diye bağırdı.
“Leyla! Sakin ol, hadi odana geç,” dedi Sidar ağa araya girerek.
Ama artık susamazdım.
“Hayır!” dedim tüm gücümle. “Sesimi alçaltmazsam ne olur? Beni yine odaya kilitleyip döver misin? Yine aç mı bırakırsın günlerce?”
Sesim titriyordu ama durmadım.
“Ne kaldı ki? Artık yapacağın bir şey kalmadı senin!”
Sözlerim avluda yankılanırken herkes donup kalmıştı.
Gece bir anda buz kesmişti.
Seher Hanım bana doğru sert adımlarla yaklaştı. Yüzü öfkeden gerilmiş, gözleri adeta ateş saçıyordu.
“Edepsiz, ahlaksız!” diye bağırdı. “Hep o anan öğretti sana böyle saygısız, terbiyesiz olmayı, değil mi? O da senin gibiydi zaten! Nereden bulaştıysanız bizim hayatımıza… Bir düşün artık, bırakın yakamızı!”
Sözleri içime bıçak gibi saplandı.
“Ana! Bu kadarı fazla!” dedi Sidar ağa, sesi ilk defa bu kadar sert çıkıyordu. “Eziyetten başka bir şey etmiyorsun bu kıza! Onun Sedef’ten farkı yok. Gözünü seveyim, neden böyle yapıyorsun?”
Sedef’in gözleri bir anda parladı. İçindeki öfke yüzüne vurmuştu.
“Demek o kızın benden farkı yok, öyle mi baba?” dedi kırgın ve sinirli bir sesle. “Yani ben ve Leyla aynı kademedeyiz, öyle mi?”
Etrafına bakındı, dudaklarını sıktı.
“Bu konağın kavga gürültüsünü hiç özlememişim. Hadi Devran, biz evimize gidelim.”
Devran’ın kolundan tutup kapıya doğru yürümeye başladı.
Sultan Hanım arkasından gitmek için hamle yaptı ama Sidar ağa sert bir sesle durdurdu.
“Sultan, dur orada!” dedi. “Nankörlük etmenin gereği yoktur! Kendini Leyla’dan üstün görmesine de gerek yok. Bu gidişle daha da alçalacak!”
Sonra sesini yükseltti:
“Sedef! Sen Leyla’ya sevgi ve saygı göstermeden bu konağa bir daha adımını atma kızım! Hadi, Allah’a emanet!”
Sedef bir an bile durmadı. Duyduklarını içine atarak kapıdan çıktı, Devran’la birlikte konağı terk etti.
Avluda ağır bir sessizlik çöktü.
Tam o anda—
Seher Hanım aniden dönüp bana sert bir tokat attı.
Yüzüm yana savruldu.
Yanaklarımda ateş gibi bir acı yayıldı.
“Allah senin belanı versin!” diye bağırdı. “Sen bu konağa adım attığından beri bu aile dağıldı, parçalandı! Hiçbirimizin yüzü gülmedi senin yüzünden!”
Nefesim kesildi.
Cihan bir anda yanıma gelip kolumdan tuttu. Beni hafifçe arkasına alırken gözlerini Seher Hanım’a dikti.
“Belki de biz hiç birlikte olmamışızdır,” dedi öfkeyle. “Biz zaten hep paramparçaydık, babaanne! Hiçbirimizin yüzü zaten gülmüyordu burada!”
Sözleri havada asılı kaldı.
Sarya hemen yanıma geldi. Gözleri dolmuştu.
“Çok acımasız davranıyorsunuz, Seher Hanım!” dedi titreyen bir sesle. “Leyla’nın ne suçu var ki?”
Yasir anında tepki verdi. Sarya’nın kolunu tutup onu geri çekti.
“Sen karışma, Sarya!” dedi sertçe.
Seher Hanım bu kez tüm öfkesini Sarya’ya çevirdi.
“Sana ne oluyor, yeni gelin?” dedi küçümseyici bir bakışla. “Benimle bu şekilde konuşma cesaretini kim verdi sana? Haddini bil! Bir daha böyle bir hata yaptığını görmeyeyim!”
Avlunun havası ağırlaşmış, herkes nefesini tutmuştu.
Bölüm etkileşimi
