LEYLA kitap kapağı

8. bölüm / 47

LEYLA

8. Bölüm ✽

Vaveyla Yazarı: Merve Eribol

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 47Şu an: 8. Bölüm ✽

-8-

Cihan’ın gözleri öfkeyle parlıyordu. Yusuf’a doğru sert bir adım attı.

“Korktun galiba dayak yemekten,” dedi Yusuf.

Cihan, sinirle Yusuf’un yakasına yapıştı.
“Leyla’nın evine koyduğum adamlar cevap vermiyor! Leyla beni aradı ama ses gelmedi. Sonra da aramalarımı açmadı. Anlıyor musun beni?” dedi dişlerini sıkarak.
Bir an durdu, gözleri karardı.
“Ben şimdi gidiyorum. Ama merak etme… tekrar buluşacağız, Yusuf Ağa.”

Yusuf’un yüzü gerildi, bakışları ciddileşti.
“Tamam, ben de geliyorum,” dedi kısa ve net.

İkisi de arabalarına atladı. Cihan öfkesinden tek kelime etmeden gaza bastı. Yol boyunca sadece motor sesleri ve içlerinde büyüyen korku vardı.

Yirmi dakika sonra eve vardıklarında zaman adeta durdu.

Kapıyı açtıkları anda gördükleri manzara karşısında dona kaldılar.

Leyla… kanlar içinde yerde yatıyordu.

Cihan’ın nefesi kesildi. Bir anda kendine gelip koştu, Leyla’yı kucağına aldı.
“Leyla! Leyla, dayan…” diye fısıldadı titreyen bir sesle.

Onu hızla arabasının arka koltuğuna yatırdı.

Yusuf yanlarına geldi, durumu kontrol etti.
“Sen yanına otur Cihan. Şu bezi de koluna bastır… ben sürerim,” dedi kararlı bir şekilde.

Hiç vakit kaybetmeden hastaneye doğru yola çıktılar.

Hastanede her şey çok hızlı gelişti. Doktorlar Leyla’yı hemen ameliyata aldı.

Cihan babasını ararken, aynı zamanda Zelal’e de haber verdi.

Hastane koridorunda Sidar Ağa öfkeyle volta atıyordu.
“Benim kızım Mardin’e gelmiş, haberim yok! Yetmiyormuş gibi bir de vurulmuş! Bu Doğa’nın ne işi var burada?” diye bağırdı.

Cihan sinirle karşılık verdi:
“Baba, şimdi bunu mu tartışacağız? Leyla vuruldu! Evin kameralarına baktırdım. Birkaç adam… yüzlerini göstermeden kameraya ateş ediyorlar.”

Tam o sırada Seher Hanım ve Sultan Hanım hastaneye geldi. Arkalarından Yasir ve Sedef de içeri girdi.

Sedef dudak büktü, alaycı bir sesle:
“Duygu sömürüsü mü yapıyor, onu eve alalım diye?” dedi.

“Düzgün konuş, Sedef!” diye aynı anda çıkıştı Sidar Ağa ve Cihan.

Seher Hanım soğuk bir ifadeyle omuz silkti.
“Öldü mü? Gerçi kolundan vurulmuş, bir şey olmaz,” dedi umursamazca.

Sidar Ağa’nın gözleri öfkeyle doldu.
“Ana! Sen ne biçim konuşuyorsun? Ben 25 yıl sonra kızıma kavuşmuşum! Burada canını yakmışlar… Sen ne diyorsun? Biraz vicdan, biraz merhamet istiyorum… çok şey istediğimin farkındayım,” dedi sesi titreyerek.

Seher Hanım ayağa kalktı.
“Bana bak Sidar! Kendine gel. İki günlük kız gelmiş, aklını bulandırmış. 48 yıllık anana saygısızlık yapma!” dedi sertçe.

Sultan Hanım araya girerek yumuşak bir sesle sordu:
“Sidar Ağa… kızcağız nasıl? İyi mi?”

“Bilmiyorum Sultan… bilmiyorum. Doktor hâlâ çıkmadı,” dedi çaresizce.

Bir buçuk saat sonra ameliyathane kapısı açıldı. Doktor dışarı çıktı.
“Leyla Eliz Polat’ın yakınları?” diye seslendi.

Sidar Ağa ve Cihan hemen ayağa fırladı.

Doktor ciddi bir ifadeyle konuştu:
“Mermi çok yakından girmiş. Çıkarmak riskliydi, kolunu kullanamayabilirdi. Ama çok şükür, mermiyi başarıyla çıkardık. Durumu şimdilik stabil. Odaya alındığında koluyla ilgili testler yapacağız. Geçmiş olsun.”

Leyla sedyeyle çıkarıldı. Solgundu, baygındı.

Cihan onun elini tuttu, sıkıca kavradı.

Sidar Ağa eğilip kızının alnından öptü.

Zelal ise bu manzara karşısında gözyaşlarına hâkim olamadı.

-Ertesi sabah-

Hemşire kontrolleri yaptıktan sonra odadan çıktı.

Sidar Ağa hemen ayağa kalktı.
“Kızımı görebilir miyim?” diye sordu.

“Görebilirsiniz ama kısa tutalım. Bir de bir refakatçi gerekiyor. Hastamız kendine gelince polisler ifade almaya gelecek,” dedi hemşire.

“Ben kalırım,” dedi Zelal kararlı bir şekilde.

Zelal, Cihan ve Sidar Ağa odaya girdiler. Yusuf ise dışarıda kaldı.

Leyla gözlerini aralamıştı. Bakışları boşlukta dolaşıyordu.

Sidar Ağa hemen yanına eğildi.
“Kızım… nasılsın? Bir yerin acıyor mu?” dedi panikle.

Cihan öfkesini bastıramadı.
“Leyla… bunu kimin yaptığını hatırlıyor musun?” dedi.

Leyla’nın dudakları titredi. Sesi çok zayıftı.
“İyiyim…” diyebildi sadece.

Bir an sustu… sonra gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.
“Benim… kardeşim öldü baba… benim yüzümden…” dedi hıçkırarak.

Sidar Ağa donup kaldı.
“Ne diyorsun kızım? Ne kardeşi?”

Cihan araya girdi, sesi ağırdı:
“Baba… Ayça Hanım hamileymiş. Dün gece eşi Murat Bey Leyla’ya mesaj atmış. Biz de o zaman öğrendik.”

Sidar Ağa’nın yüzü sertleşti.
“Ne mesajı? Hemen gösterin bana!”

Cihan, cebinden Leyla’nın telefonunu çıkardı.

Zelal şifreyi açtı.

Cihan mesajı açıp Sidar Ağa’ya gösterdi. Sidar Ağa mesajı okurken, göğsü inip kalkıyor, öfkesini zor zapt ediyordu. Dişlerini sıkarak kapının önündeki adamlara bağırdı:
“Toplanın! Gidiyoruz. Cihan, sen ablanın yanında kal. Birilerine haddini bildirmek lazım, oğlum.”
Sözlerini bitirir bitirmez hızla odadan çıktı.

“Cihan, birbirlerine zarar verecekler…” dedi Leyla, sesi endişeyle titreyerek.

“Sen kafanı bunlara yorma, Leyla. Zelal senin yanında kalsın. Ben dışarıda Yusuf’la konuşacağım,” dedi Cihan ve odadan çıktı.

Cihan ile Yusuf bahçeye indiler. Soğuk akşam havası yüzlerine çarparken, bankta yan yana oturup birer sigara yaktılar. Duman ağır ağır havaya karışıyordu.

“Şüphelendiğin biri var mı?” diye sordu Yusuf.

Cihan derin bir nefes aldı, gözlerini karanlığa dikti.
“Son bir yıldır bir düşmanım vardı… O olabilir.”

“Ne zaman gidiyoruz?” diye sordu Yusuf, sabırsız bir tonla.

“Senin gelmene gerek yok. Amed Ağa duyarsa kötü olur,” dedi Cihan.

Yusuf hafifçe sırıttı.
“Ben 26 yaşındayım, Cihan… Farkındaysan. Hadi, benim arabayla gidelim.”

İkisi de ayağa kalkıp arabaya bindiler ve gecenin karanlığında gözden kayboldular.

{}{}--{}{}

“Leyla güzelim, nasılsın?” dedi Zelal, yatağın yanına yaklaşarak.

“İyiyim, Zelal… Sadece kolum ağrıyor,” dedi Leyla, yüzünü buruşturarak.

“Bunu sana kim yaptı? Tanıyor musun?” diye sordu Zelal merakla.

Leyla kaşlarını çattı, gözlerini tavana dikti.
“Yok, Zelal… Tanımıyorum. İki üç tane adam vardı sadece.”

Tam o sırada kapı açıldı. İçeri giren polis memurları Leyla’nın ifadesini aldı.
“Dediğim gibi memur bey, tanımadığım iki üç adam… Neden yaptıklarını da bilmiyorum,” dedi Leyla.

Polisler kısa süre sonra odadan ayrıldı.

Yarım saat sonra kapı yeniden açıldı.

Leyla başını çevirip baktığında gözleri büyüdü. Gelen annesi ve Murat Bey’di. Ayça Hanım’ın gözleri ağlamaktan kızarmıştı. Leyla’yı görür görmez koşup sarıldı.
“Kurban olduğum… Anneciğim… Nasılsın? Ben çok özür dilerim senden. Çok pişman oldum, mis kokulum… Ne olur affet beni,” dedi Ayça Hanım, hıçkırıklar içinde.

“Anne, özür dileme… Ben de hatalıydım. Anne…” dedi Leyla, gözyaşlarını tutamayarak. “Kardeşim gitti… Doğru mu duyduklarım?”

Ayça Hanım titreyen eliyle karnını tuttu.
“Melek oldu kardeşin…” dedi kısık bir sesle.

Zelal, Leyla’nın elini sıkıca tuttu.
“Zelal’cim, istersen biz anne kız baş başa kalalım. Konuşacakları vardır… Gel, kantine inelim,” dedi Murat Bey.

Zelal başını salladı ve Murat Bey’le birlikte odadan çıktı.

Oda sessizliğe gömülmüştü. Anne ve kız hasret giderirken, bir anda kapı sertçe açıldı.
“Cihan!” diye bağırarak içeri girdi Sidar Ağa.

Ancak içeri girer girmez olduğu yerde donakaldı.

Ayça Hanım da gözlerini kaldırıp Sidar Ağa’yı görünce nefesi kesildi. Yıllar sonra ilk kez karşı karşıya geliyorlardı.

(Yıllar önce)

“Ayçam… Düşünsene, bir kızımız var. Güzelliğini senden almış—”

Ayça gülümseyerek sözünü kesti:
“Merhametini, iyi kalbini, aklını senden almış bir kızımız… Ya Sidar, hayali bile güzel. Onu birlikte büyüteceğiz… Yıllarca mutlu yaşayacağız. Ama bir tane de oğlumuz olsun…”

Bu kez Sidar sözünü devraldı:
“Yakışıklılığını benden, saygısını, ahlakını senden alan bir oğlumuz…”

Bir an durdu, gözleri Ayça’nın gözlerine daldı.
“Bazen düşünüyorum da… İyi ki o gün sana arabayla çarpmışım. Yoksa tanışamazdık.”

Ayça kahkaha attı.
“Şu an övüyor musun, gömüyor musun anlamadım, Sidar! O gün beni öldürüyordun az daha!”

Sidar gülerek başını salladı.
“Ama o kaza sayesinde tanıştık, Ayçam… Demek ki kader böyleymiş.”

Ayça’nın gülüşü odada yankılandı.

(Ne kadar da mutlularmış o zamanlar… Şimdi ise iki yabancı gibiler. Kurdukları hayalleri, bambaşka hayatlarda yaşıyorlar.)

{}{}-{}{}

Sessizliği Sidar Ağa bozdu.
“Kızım… Kusura bakma, misafirin olduğunu bilmiyordum. Cihan’ı arıyordum ben,” dedi.

“Cihan kapının önündeydi… Bana öyle dedi, baba,” dedi Leyla.

Sidar Ağa bir an durdu.
“Baba…” diye tekrarladı, sesi titreyerek. Gözleri doldu.
“Baba… Kurban olurum ben sana…”

Daha fazla kalamadan hızla odadan çıktı.

Leyla annesine baktı. Ayça Hanım dalıp gitmişti. Gözleri uzak bir geçmişte takılı kalmış gibiydi.

Birden hafifçe gülümsedi.
“Ne kadar değişmiş… Saçları da beyazlamış. ‘Ben asla yaşlanmam’ derdi bir de…”
Kendi kendine gülümserken, gözlerinden bir damla yaş süzüldü.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

534okunma 51beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.