LEYLA kitap kapağı

45. bölüm / 47

LEYLA

45. Bölüm ✽

Vaveyla Yazarı: Merve Eribol

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 47Şu an: 45. Bölüm ✽

-45-

Silah sesi avluda yankılanır yankılanmaz kadınların çığlıkları yükseldi.
Her şey birkaç saniye içinde altüst olmuştu.

Leyla korkuyla Zelal'in yanına koştu.
"İyi misin Zelal?" diye sordu nefes nefese.

Zelal ellerini hızla vücudunda gezdirdi.
"Ben iyiyim!" dedi panikle. "Bana isabet etmedi!"

Leyla derin bir nefes aldı.
Ardından gözleri korkuyla Amed Ağa'ya kaydı.

Yaşlı adam da şaşkınlık içinde ayaktaydı.
Ona da bir şey olmamıştı.

Tam o sırada ağır bir bedenin yere düşme sesi duyuldu.
Herkes dönüp baktı.
Yusuf...
Yusuf yere yığılmıştı.

Bir anlığına zaman durdu.

"Yusuf!"
Cihan'ın sesi avluda yankılandı.
Hiç düşünmeden koşup Yusuf'un yanına çöktü.
Titreyen elleriyle onu tutmaya çalışıyordu.
"Yusuf! Bana bak oğlum!"

Zelal'in gözleri büyüdü.
"Abi!"
Saniyeler içinde gözlerinden yaşlar boşalmaya başladı.
Dizlerinin bağı çözüldü.
"Abi, ne olur..." diye hıçkırdı.

Beriwan Hanım ise olduğu yerde kalakalmıştı.

Sanki dünya başına yıkılmıştı.
Yüzündeki bütün renk çekildi.

Titreyen dudaklarından yalnızca birkaç kelime döküldü.
"Oğlum..."

Gözlerinden yaşlar akmaya başladı.
"Yusuf Zeydim..."
Bir adım atmaya çalıştı.
Ama ayakları onu taşımadı.
Gözleri karardı.
Ve bir anda yere yığıldı.

"Berîwan... Yusuf..."
Amed Ağa'nın sesi çatladı.
Olduğu yerde göğsünü tuttu.
Sanki kalbi yerinden sökülüyordu.

Sidar Ağa öfkeyle etrafına döndü.
"Ne bekliyorsunuz!" diye bağırdı.
"Ambulansı arayın!"
Sonra gözleri Seher Hanım'a kaydı.
Yüzü öfkeden titriyordu.
"Çok git ana gözümün önünden! Elimden bir kaza çıkacak!"

Seher Hanım başını dik tuttu. Zümra Hanım'a baktı.
Yılların öfkesi gözlerinde birikmişti.
"Herkes bir gün yaptıklarının bedelini misliyle öder Zümra Doğan," dedi.

Sonra arkasını dönüp ağır adımlarla yürümeye başladı.

Zümra Hanım ise hiçbir şey duymuyordu.

Bakışları yerde yatan Yusuf'a kilitlenmişti.

Yeğeni kanlar içindeydi.
Dizleri titriyordu.
"Zeydim..." diye fısıldadı.

Sesi neredeyse duyulmuyordu.
"Halasının paşası..."

Yusuf'a doğru gitmek istedi.
Ama ayakları onu taşımıyordu.
Olduğu yerde kaldı.

Leyla ise hâlâ donup kalmıştı.
Kulaklarındaki bütün sesler silinmiş gibiydi.

Çığlıklar...

Ağlamalar...

Bağrışmalar...

Hiçbirini duyamıyordu.
Sadece Yusuf'u görüyordu.
Yerde yatan Yusuf'u...
Gözleri doldu.
Dudakları titredi.
"Yusuf..."
Sesi fısıltıdan ibaretti.

Tam o sırada Zişan kalabalığı yararak koştu.

Hemen Yusuf'un yanına diz çöktü.
Titreyen parmaklarını Yusuf'un boynuna götürdü.

Bir saniye...

İki saniye...

Sonra yüzü bembeyaz kesildi.
Korkuyla başını kaldırdı.
"Yusuf Ağam nefes alamıyor!" diye bağırdı.

Avludaki herkesin yüreği o an duracak gibi oldu.

"Hayır! Yaşıyor Aslanım!" diye bağırdı Zümra Hanım.
Sesi öyle yüksekti ki avludaki herkes irkildi.
"Sen ne anlarsın Zişan!"

Rojin gözyaşlarını silerek bir adım öne çıktı.
"Hanımım..." dedi titreyen bir sesle.
"Kardeşim yıllarca hemşirelik okudu. Hastanede çalıştı."
Sesi kırıldı.

Zümra Hanım başını iki yana salladı.
Kabul etmek istemiyordu.
Kabul edemiyordu.

Zişan ise gözleri dolu dolu Cihan'a baktı.

Sonra umutsuzca başını sağa sola salladı.

Cihan o hareketin ne anlama geldiğini anlamıştı

Yusuf ölmüştü...

Cihan gözlerini sımsıkı kapattı.
Yumruklarını öyle bir sıktı ki parmaklarının eklemleri beyazladı.

"Hayır!" diye bağırdı Zelal.
Hıçkırıkları bütün avluya yayılmıştı.
"Abim ölmedi!"
Koşarak Cihan'ın yanına gitti.
Omuzlarından tuttu.
"Cihan, kalk!"
Sesi titriyordu.
"Arabaya bindirelim onu. Hastaneye gidelim."
Gözlerinden yaşlar akıyordu.
"Belki yetişiriz..."

Tam o sırada Cihan'ın yüzünü gördü.
Cihan ağlıyordu.
Sessiz sessiz...

Ama gözlerinden akan yaşlar her şeyi anlatıyordu.

Zelal'in dizlerinin bağı çözüldü.
"Ağlama..." dedi.
Sanki kendisini ikna etmeye çalışıyordu.
"Ağlama Cihan."
Başını iki yana salladı.
"Benim abime bir şey olmaz."
Sesi gittikçe kısılıyordu.
"Olmaz..."

Leyla ise bütün olanları uzaktan izliyormuş gibi hissediyordu.
Kulaklarındaki sesler boğuklaşmıştı.
Sanki dünya sessizliğe gömülmüştü.
Yavaşça yere çöktü.

Nefes almakta zorlanıyordu.
Beyni nihayet gerçeği anlamaya başlamıştı.

Titreyen elleriyle Yusuf'a doğru emekledi.

Yusuf'un yanına ulaştığında gözleri kurşun yaralarına takıldı.
Sırtından giren kurşunlar göğsünden çıkmıştı.
Kan, taş zeminin üzerine yayılmıştı.

Leyla'nın elleri titredi.

Yavaşça elini Yusuf'un sakallarına götürdü.
Parmakları onun yüzünde dolaştı.
Sanki birazdan gözlerini açacakmış gibi...
Sanki birazdan ona kızacakmış gibi...
Ama hiçbir şey olmuyordu.

Leyla dayanamadı.
Yanına uzandı.

Başını Yusuf'un göğsüne koydu.
Yusuf'un kanı çoktan Leyla'nın yüzüne, saçlarına ve kıyafetlerine bulaşmıştı.

Ama umurunda değildi.

Gözlerinden yaşlar sessizce akıyordu.
"Hani..." diye fısıldadı.

Sesi duyulmayacak kadar kısıktı.
"Hani bugün bizim en mutlu günümüz olacaktı Yusuf?"

Parmakları Yusuf'un gömleğine tutundu.
"Sen bana öyle demiştin."

Hıçkırığı boğazında düğümlendi.
"Dün gece..."

Gözlerini kapattı.
"Dün gece meğerse vedalaşıyormuşuz da haberimiz yokmuş."
"Bana demiştin ya sen benim Lübbetülayn'ım. Sende benim Lübbetülayn'ımsın Yusuf. Sonsuza dek hemde."
Gözyaşları hızla Yusuf'un kanlı gömleğini ıslatıyordu.

O an Zelal'in çığlığı avluyu yırttı.
"ABİ!"

Sesi öyle acılıydı ki sanki bütün Mardin duymuştu.
Herkesin yüreğine işledi.

Tam o sırada konağın kapısı hızla açıldı.
Yasir içeri girdi.
Yüzünde telaş vardı.
Ama avludaki manzarayı görünce olduğu yerde kaldı.
Gözleri önce kalabalığa...

Sonra yerde yatan Yusuf'a takıldı.
Yüzündeki bütün renk çekildi.
Bir adım attı.
Sonra bir adım daha.
"Yusuf..." dedi.
İnanamıyordu.

--{}{}--

Yazarın anlatımı ile

O gün belki kaderin ördüğü ağların daha da düğümlendiği bir gündü.
Beriwan hanımı ayakta tutmak için serumlar takılmıştı.

Zümra hanım ise avluda Yusuf'un öldüğünü anladığında Kalp krizi geçirip ölmüştü.

Yusuf'un ölümünü kapattılar tabiki korumalar dan biri üstüne alındı. "Yusuf Zeyd Doğanı ben vurdum diye."

Zelal bu ailesi yüzünden hem ablasını hemde abisini kaybetmişti. Akli dengesini kaybetmemek için çabalıyordu.

Amed bey, Beriwan hanımın peşinden koşup ayakta tutmaya çalışıyordu onu. Çünkü tek dayanağı oydu. Sürekli ziyarete gittiği kızının mezarının yanına birde oğlunun mezarı yazılmıştı. Ne ölü ne de diri gibiydi Amed ağa. O tekrardan ağa olmuştu. Ama artık ne fayda

Cihan en yakın arkadaşını kaybetmişti. Ama onun arkasından güçsüz düşemezdi. Çünkü ayakta tutması gereken iki kişi vardı. Zelal ve Leyla.

Sedef olayları öğrenince Leyla'nın yanına geldi ona destek vermek için.

Leyla'yı mı merak ettiniz? Onun gözlerinden intikam alevleri püskürüyordu. Babaannesi olan Seher hanımı öldürmek istiyordu. Belki de başaracaktır ama bunu kimse ile paylaşmak istemiyordu. Çünkü herkes ona karşı çıkacaktı Leyla yapma, etme diye.

Cenazeden sonra oradan çıkıp bir otele geçmişti. Telefonunu da kapatmıştı. Kimse onu arayıp sormasın diye. Çantasında ise Yusuf'un silahı vardı.
Gözleri kan çanağına dönüş kurulmuştu ağlamaktan.

Çantadan silahı çıkardı, elini silahın üzerinde gezdirdi. "İntikamımızı alacağım sevgilim. Bizi ayıran o Seher Boran ölecek. Ben öldüreceğim onu." Dedi fısıldayarak.

Akli dengesi yerinde değildi. İntikam arzusu gün geçtikçe daha da büyüyordu içinde.

--{}{}--

Leyla siyah bir tişört ve pantolon giyindi, saçını toplayıp şapka taktı tanınmamak için. Sırt çantasına da silahı koydu.
Bütün Mardin Yusuf Zeydin ölümünü konuşuyordu. Herkes için trajedik bir olay olmuştu.

Hızlı adımlarla otelden çıktı. Ve bir taksi çağırdı. Taksi gelene kadar yanından geçen her kişi tekrar tekrar Yusuf Zeydin ölümünü hatırlatıyordu Leyla'ya.

Taksinin korna sesi ile irkildi. Hemen arkaya geçti. "Boranların konağına." Dedi.

"Hemen ablam!"

Araba yavaş yavaş ilerliyordu bu Leylayı daha da çok geriyordu. Gözleri sürekli çantasındaydı. Silahı düşünüyordu. En çokta silahın sahibini. Mardin'in genç ağası olan Yusuf Zeydi. Merhametli, iyi kalpli bir adam. Onun gibisi bir daha gelmez di.

"350"
Diye bir sesle irkildi. Cebinden dört yüz çıkarıp uzattı ve arabadan indi.

Karşısında duran koskoca konak kapısına bakıyordu. Üstünde ise "BORANLARIN KONAĞI" yazıyordu.
Sinirle ellerini sıktı.
"Saltanatın sona erecek Seher Boran." Dedi dişlerini sıkarak.

Kapıya doğru ilerledi ve karşısında takım elbise giyen iki tane koruma vardı.
"Durun! Yabancılar giremez!" Dediler aynı anda.

Leyla başını kaldırdı ve şapkasını çıkardı. "Benim, Leyla." Dedi

Adamlar kenara çekilip. "Hoşgeldiniz Leyla hanım. Yalnız evde sadece Seher hanım var. Diğer herkes cenaze evine Doğan konağına gitti. Başınız sağolsun bu arada." Dedi

Leyla şapkasını geri taktı. "Dostlar sağolsun. Sorun yok Cemil abi. Babaannemi görüp geri çıkacağım." Dedi.

Koca tahta kapı açıldı. Leyla ağır adımlarla avluya ilerledi. Gözünü direkt üst katta olan Seher Hanımın odasına dikti.

Yavaş yavaş merdivenlere ilerledi. Koridora çıkınca. Gözleri Seher hanımın odasının kapısını buldu.
Kalbi tekliyordu sanki. Her an duracak gibiydi.

Ama yönünü çevirip Cihanın çalışma odasına girdi. Hızlıca dolabı açtı ve orada silah, mermi, susturucu. herşey vardı. Hemen susturucular dan bir tanesini aldı ve çantasından silahını çıkarıp taktı. Dolabın kapağını geri kapatıp odadan çıktı.

Durmadan devam etti ve seher hanımın kapısının önünde durdu.
Bir kez tıklattı ama ses çıkmadı

Hiç tereddüt etmeden kapıyı açıp içeriye girdi. Seher hanım yatıyordu yatağında.

Kapıyı kapattı Leyla.

Sırt çantasını çıkardı eline aldı, ve sandalyeyi çekip yatağın kenarında oturdu. Onun böyle rahat rahat yattığını görünce daha da sinirlendi.

"Rahat rahat yat burada çünkü toprağın altında olan sen değil Yusuf var. İçinde bir insana dair duygu yok senin." Dedi öfkeyle.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

489okunma 28beğeni 6yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.