LEYLA kitap kapağı

10. bölüm / 47

LEYLA

10. Bölüm ✽

Vaveyla Yazarı: Merve Eribol

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 47Şu an: 10. Bölüm ✽

-10-

Cihan bir anda ayağa kalktı. Gözleri kararlıydı.
“Zelal’e mesaj at. Adamların adını biliyor mu, hangi aşiretmiş öğren,” dedi.

Leyla başını salladı.
“Tamam.”

Hızla Zelal’e yazdı. Ama Cihan’la yaptıkları planı özellikle söylemedi.

Bir süre sonra telefon titredi.

Leyla mesajı okuduğu anda gözleri büyüdü.
“Ziryani aşiretiymiş,” dedi heyecanla.

Cihan tekrar koltuğa oturdu, yüzü bir anda sertleşti.
“Hay ben onların… Tanıyorum onları. Eski ortaklarımız.”

Leyla hemen karşı çıktı.
“O zaman sen yapamazsın bunu. Seni tanıyorlar.”

Cihan omuz silkti.
“Fark eder mi?”

“Eder, Cihan!” dedi Leyla sertçe. “Sonra başınıza bela olurlar. Başkasına yaptıralım.”

Cihan derin bir nefes aldı, kendini zor tutuyordu.
“Leyla… Tamam. Adamları gönderirim.”

Leyla bir an düşündü, sonra gözleri parladı.
“Aslında korkutmak yerine birkaç günlüğüne bir yere kapatsak? Damat olmazsa isteme de olmaz.”

Cihan hafifçe sırıttı.
“Bakarız… o anki merhametime bağlı.”

Leyla gülerek başını salladı.
“Hadi oradan!”

Bir süre sonra Cihan odadan çıktı. Sessizlik çöktü.

Yorgunluk bir anda Leyla’nın üzerine çöktü ve farkında bile olmadan uykuya daldı.

Alarm sesiyle gözlerini açtı. Sersemlemişti. Telefona baktı.
“On iki mi? Ohaa… ben bu saate kadar mı uyudum?” diye mırıldandı.

Kendi kendine gülerek ekledi:
“Hayret, Seher Hanım gelip beni boğmamış…”

Yataktan kalktı. İlaçlarını içti, yüzünü yıkadı. Üzerine şort ve crop bir takım giydi, spor ayakkabılarını geçirdi. Saçını toparladıktan sonra derin bir nefes aldı ve aşağı indi.

Avluya çıktığında herkes çay içiyordu. Ortam sakin ama gergin bir havaya sahipti.

Sevda hemen yanına geldi.
“Hanımım, size kahvaltı hazırladım. Yemek odasında,” dedi.

Leyla gülümseyerek teşekkür edecekti ki—

“Bana sormadan neden hazırlıyorsun, Sevda?” diye sert bir ses duyuldu.
Seher Hanım’dı.
“Akşam oldu, hanımefendi daha yeni kalkıyor. Onunla mı uğraşacağız? Sanki başka işimiz yokmuş gibi!” diye ekledi seher hanım.

Tam o sırada Sidar Ağa masadan sertçe kalktı.
“Ana! Canımı sıkma benim. Kızım, gel otur. Sevda, kahvaltıyı buraya getir.”

Herkes tekrar masaya oturdu.

Seher Hanım bu kez Leyla’yı baştan aşağı süzdü.
“Üstündekiler ne? Bu kadar açık giyinemezsin. Bu konağın kuralları var.”

Leyla derin bir nefes aldı, sabrını zor tutuyordu. Gözleri hemen mini etek giymiş Sedef’e kaydı.
“Pardon?” dedi. “Kimse benim giyime karışamaz. Kimsenin buna hakkı yok. Sedef’i görmüyorsunuz herhalde, işiniz gücünüz yok bana sarıyorsunuz.”

Sedef alaycı bir şekilde güldü.
“Sen kimsin ya? İstediğimi giyerim ben.”

Sidar Ağa araya girdi.
“Ana, yeter! Leyla’ya karışma. İstediğini yapmakta özgür.”

Leyla bir an etrafına baktı.
“Cihan nerede?” diye sordu.

Sultan Hanım çayı uzattı.
“Sabah erkenden çıktı, kızım.”

Leyla çaya bile dokunmadan ayağa kalktı.
“Neyse, afiyet olsun.”

Sidar Ağa kaşlarını çattı.
“Nereye gidiyorsun?”

Leyla gözlerini ona dikti. İçinde biriken her şey artık taşmıştı.
“Hatırlarsanız benim de bir hayatım vardı. Evimden, işimden… her şeyimden oldum. Sizin yüzünüzden! İş aramaya gidiyorum. Ve en kısa zamanda da kendime bir ev tutacağım.”

Sidar Ağa yumuşamaya çalıştı.
“Kızım, ne iş yapıyordun sen? Acele etme. Bizim şirkette sana güzel bir pozisyon buluruz.”

Yasir alçak sesle ama herkesin duyacağı şekilde mırıldandı:
“Aynen, hatta CEO yap baba. Dün tanıdığımız kızı…”

Leyla’nın sabrı taştı.
Masaya doğru yürüdü ve elini sertçe vurdu.
“Anlıyorum!” dedi titreyen bir sesle. “Beni sevmek zorunda değilsiniz. Ben de sizi sevmek zorunda değilim! Ama şunu anlayın artık: Ben buraya para için gelmedim!”

Gözleri dolmuştu.

“Yirmi beş yıl… yirmi beş yıl babasız büyüdüm ben! O duyguyu hiç yaşamadım! Sedef, sen anlayamazsın… çünkü baban hep yanındaydı.”

Sesi kırıldı.
“Ben yoruldum artık… gerçekten yoruldum…”

Gözyaşları yanaklarından süzülürken hızla kapıya yöneldi.

Ama korumalar önünü kesti.

Leyla gözlerini kapatıp sabrını toplamaya çalıştı.
“Sidar Ağa, şu adamlara bir şey söyle—”

Tam o anda kapı sertçe açıldı.

İçeri giren Cihan’dı.

Bakışları öfkeliydi.
“Çekilin lan kapının önünden!” diye bağırdı.

Sonra Leyla’ya döndü, sesi hâlâ sertti ama içinde bir koruma hissi vardı:
“Leyla, sen rabaya bin. Geliyorum"

Sidar Ağa bir anda sandalyeyi iterek ayağa kalktı. Yüzü öfkeyle gerilmişti.
“Şu konakta bir tek Cihan ablasına sahip çıkıyor! Hepiniz düşman gibisiniz Leyla’ya karşı!” diye bağırdı.

Ortam buz kesmişti.

Cihan bir adım öne çıktı.
“Bu arada baba… Leyla’yı vuran adamı bulmuş olabiliriz,” dedi.

Sidar Ağa’nın bakışları sertleşti.
“Hemen depoya kapatın onu!”

Leyla hafifçe başını yana eğdi, dudaklarında ince bir tebessüm oluştu. Gözlerini Seher Hanım’a dikti.
“Aslında beni vuranı uzaklarda aramayın…” dedi sakin ama keskin bir sesle.
“Çünkü o kişi şu an içimizde.”

Seher Hanım’ın kaşları çatıldı. Gözlerinde nefret vardı.

“Ne saçmalıyorsun kızım sen?” dedi Sidar Ağa. “Kim böyle bir şeye cesaret edebilir?”

Cihan’ın sesi öfkeyle yükseldi.
“Leyla! Kim olduğunu söyle… Başını gövdesinden ayırmamam için bir sebep te söyle ama!”

Leyla ağır adımlarla yürüdü. Herkes nefesini tutmuştu. Seher Hanım’ın karşısında durdu.
“Kim olacak?” dedi alaycı bir gülümsemeyle.
“Beni çok seven, bağrına basan… Seher babaannem.”

Avluda bir anda uğultu koptu.

Leyla’nın gözleri doldu ama geri adım atmadı.
“Desene… gözünün içine bakmadım vururken…” dedi titreyen bir sesle.
“Desene… Leylâ acıdan kıvranırken ben daha da mutlu oldum…”

Sidar Ağa şok olmuş bir şekilde Seher Hanım’a döndü.
“Ana!” diye bağırdı. “Ana? Sen yaptın mı gerçekten böyle bir şey? Yeter artık! Vallahi bıktım senin yaptıklarından! Yıllar önce yaptıkların yetmedi mi? Bu ne kin!”
Sesi titriyordu.
“Bunu öz torunun Leyla’ya yapan sensin! Yarın gider Sedef’i de vurursun sen! Benim sana artık ne güvenim kaldı ne sabrım!”

Öfkeyle arkasını döndü ve konaktan çıktı.

“Babaanne, bu sefer gerçekten çok ileri gittin,” dedi Yasir de sertçe. O da Sidar Ağa’nın peşinden gitti.

Sedef tek kelime etmeden ayağa kalktı. Yüzü asıktı. Zaten Azad’la ayrıldığından beri daha da çekilmez birine dönüşmüştü.

Avluda sadece ağır bir sessizlik kaldı.

Cihan, gözlerinde öfke ve nefretle Seher Hanım’a baktı.

Ama Leyla hemen kolundan tuttu.
“Gel,” dedi.

Onu zorla dışarı çıkardı.

Arabaya bindiklerinde Cihan gaz pedalına sertçe bastı. Araba hızla konaktan uzaklaştı.
“Cihan, yavaş!” dedi Leyla endişeyle.

Cihan aniden arabayı sağa çekti. Direksiyonu sımsıkı tutuyordu.
“Nasıl sakin olayım Leyla?” diye bağırdı. “Kadının yaptıklarını görmüyor musun? Artık sınırı falan kalmadı!”

Nefesi düzensizdi.
“Nefret ediyorum ondan… gerçekten nefret ediyorum!”

Leyla yavaşça elini Cihan’ın koluna koydu, sakinleştirir gibi sıvazladı.
“Çok haklısın,” dedi yumuşak bir sesle. “Ama sakin olman lazım. Sağlıklı düşünmek için buna ihtiyacın var.”

Cihan gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
“İyi ki varsın, Leyla,” dedi kısık bir sesle. “Yoksa bu delilerin içinde daha fazla kalamazdım.”

Leyla hafifçe gülümsedi.

Tam o sırada telefonu çaldı.
“Zelal arıyor!” dedi heyecanla.

“Hemen aç!” dedi Cihan.

Leyla telefonu açtı.
“Efendim canım… Ne? Gerçekten mi? Bu harika bir haber!”

Yüzü bir anda aydınlandı.
“Tamam, görüşürüz. Öptüm.”

Telefonu kapatır kapatmaz Cihan’a döndü.

“Ne oldu?” diye sordu Cihan sabırsızlıkla.

“Görücüler gelmemiş!” dedi Leyla sevinçle. “Zümra Hanım, beklettikleri için çok sinirlenmiş. ‘Gelseler bile vermem’ demiş.”

Cihan derin bir nefes verdi.
“Şükürler olsun…”

Leyla gözlerini kıstı, hafifçe gülümsedi.
“Bu arada… sabahın köründe adama ne yaptıysan işe yaramış gibi.”

Cihan sırıttı ama cevap vermedi.

“Yusuf, Zelal’i alıp dışarı çıkacakmış. Bizimle buluşacaklar.”

“Tamam,” dedi Cihan. “Sor bakalım nerede buluşacağız.”

Leyla telefona baktı.
“Konum attı… Bu arada siz Yusuf’la önceden tanışıyor muydunuz?”

Cihan’ın yüzü bir an değişti. Sesi ağırlaştı.
“Biz mi?” dedi. “Eskiden ayrılmaz ikiliydik… O kadar yakındık ki… Azad’dan bile kıskanırdım onu.”

Kısa bir sessizlik oldu.
“Ama işte… eskide kaldı. Büyüklerimizin yaptığı hatalar, bir ayna gibi bize de yansıdı.”

Leyla şaşkınlıkla baktı.
“Oha! Gerçekten mi? Niye hiç söylemedin?”

“Gerek yoktu,” dedi Cihan kısa keserek. “Artık eskisi gibi değil.”

Kısa bir süre sonra buluşacakları kafeye vardılar.

Leyla cam kenarında bir masaya oturdu. Cihan da yanına geçti.

Beş dakika sonra kapı açıldı.

Yusuf ve Zelal içeri girdi.

Zelal, Leyla’yı görür görmez koştu.

Leyla ayağa kalktı ve sarıldılar.

İkisi de derin bir nefes aldı, sanki uzun zamandır ilk kez rahatlamış gibiydiler.

Cihan ve Yusuf ise sadece tokalaştı.

Aralarında geçmişten kalan ağır bir hava vardı.

Yusuf’un gözleri bir an Leyla’ya kaydı.

Bakışları suçluluk doluydu. Söylemek isteyip de söyleyemediği şeyler vardı.

Tam o sırada Azad da masaya geldi.
“Ee… nasılsınız?” dedi.

Zelal gülümseyerek oturdu.

Leyla da hafifçe gülümsedi.
“Mükemmeliz gerçekten… Hele sabah verdiğin haberden sonra…”
Bir an duraksadı, Cihan’a baktı.
“…çok mutlu olduk. Yani ben çok mutlu oldum.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

529okunma 45beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.