Bölümler 73Şu an: 50. Bölüm
- 1 1. Bölüm730 kelime
- 2 2. Bölüm538 kelime
- 3 3. Bölüm571 kelime
- 4 4. Bölüm417 kelime
- 5 5. Bölüm460 kelime
- 6 6. Bölüm446 kelime
- 7 7. Bölüm528 kelime
- 8 8. Bölüm766 kelime
- 9 9. Bölüm596 kelime
- 10 10. Bölüm473 kelime
- 11 11. Bölüm506 kelime
- 12 12. Bölüm531 kelime
- 13 13. Bölüm477 kelime
- 14 14. Bölüm713 kelime
- 15 15. Bölüm1.050 kelime
- 16 16. Bölüm659 kelime
- 17 17. Bölüm497 kelime
- 18 18. Bölüm535 kelime
- 19 19. Bölüm695 kelime
- 20 20. Bölüm496 kelime
- 21 21. Bölüm431 kelime
- 22 22. Bölüm488 kelime
- 23 23. Bölüm459 kelime
- 24 24. Bölüm599 kelime
- 25 25. Bölüm1.018 kelime
- 26 26. Bölüm805 kelime
- 27 27. Bölüm609 kelime
- 28 28. Bölüm1.025 kelime
- 29 29. Bölüm1.085 kelime
- 30 30. Bölüm860 kelime
- 31 31. Bölüm634 kelime
- 32 32. Bölüm465 kelime
- 33 33. Bölüm504 kelime
- 34 34. Bölüm462 kelime
- 35 35. Bölüm519 kelime
- 36 36. Bölüm546 kelime
- 37 37. Bölüm461 kelime
- 38 38. Bölüm619 kelime
- 39 39. Bölüm446 kelime
- 40 40. Bölüm526 kelime
- 41 41. Bölüm562 kelime
- 42 42. Bölüm512 kelime
- 43 43. Bölüm705 kelime
- 44 44. Bölüm403 kelime
- 45 45. Bölüm764 kelime
- 46 46. Bölüm810 kelime
- 47 47. Bölüm516 kelime
- 48 48. Bölüm710 kelime
- 49 49. Bölüm763 kelime
- 50 50. Bölüm705 kelime · Okuduğun bölüm
- 51 51. Bölüm934 kelime
- 52 52. Bölüm818 kelime
- 53 53. Bölüm811 kelime
- 54 54. Bölüm868 kelime
- 55 55. Bölüm1.401 kelime
- 56 56. Bölüm537 kelime
- 57 57. Bölüm905 kelime
- 58 58. Bölüm715 kelime
- 59 59. Bölüm781 kelime
- 60 60. Bölüm619 kelime
- 61 61. Bölüm735 kelime
- 62 62. Bölüm1.118 kelime
- 63 63. Bölüm680 kelime
- 64 64. Bölüm659 kelime
- 65 65. Bölüm671 kelime
- 66 66. Bölüm644 kelime
- 67 67. Bölüm443 kelime
- 68 68. Bölüm575 kelime
- 69 Teşekkürler198 kelime
- 70 Özel bölüm - 12.721 kelime
- 71 Özel bölüm - 21.394 kelime
- 72 Özel bölüm - 31.840 kelime
- 73 Özel bölüm - 41.644 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gözlerimi açtığımda tepemde yavaşça dönen beyaz bir tavan gördüm. Burnuma dolan o keskin ilaç kokusu, hala hastanede olduğumu hatırlattı.
Kolumda tuhaf bir ağırlık ve soğukluk vardı; kafamı yana çevirdiğimde bir serumun damla damla damarıma aktığını gördüm.
Sakinleştirici yüzünden bütün bedenim uyuşmuş gibiydi, parmaklarımı bile hareket ettirecek gücüm yoktu.Ama zihnim anında o depondaki kabusla uyandı.
"Yaman..." diye mırıldandım. Sesim kupkuru, çatallı bir fısıltı olarak çıktı boğazımdan.
"Efsa? Uyandın mı?"
Yatak odasının köşesindeki sandalyeden bir karaltı hızla kalktı ve yanıma geldi. Gözleri ağlamaktan şişmiş, saçları dağılmış Yazgı’ydı bu. Hemen elimi tuttu, gözlerinden taze bir damla yaş süzüldü.
"Yazgı..." dedim, doğrulamaya çalışarak ama serum takılı kolum izin vermedi. "Yaman nasıl? Ne olur doğruyu söyle. Ameliyat bitti mi? Yaşıyor mu?"
Yazgı yanaklarındaki yaşları alelacele silip yüzüne buruk ama sıcacık bir gülümseme kondurdu. "Sakin ol, ne olur kendini yorma. Doktor geldi Efsa. Ameliyat bitmiş."
Nefesimi tuttum. Kalbim sanki göğsümden fırlayacak gibi atmaya başladı. "Eee? Sonuç ne? Konuşsana Yazgı, çatlatma beni!" Gözlerim yine dolmuştu.
"Yaşıyor." dedi Yazgı, elimi iki eliyle birden sımsıkı kavrayarak. "Ölmedi Efsa, kalbi iki kere durma noktasına gelmiş ama senin o inatçı katilin hayata tutunmuş. Ameliyat çok başarılı geçmiş."
Duyduğum bu kelimeyle birlikte sanki göğsümün üzerindeki o devasa dağ kalktı. Hıçkırıklarım bu kez rahatlamayla dışarı fırladı. Kafamı yastığa geri koyup gözlerimi kapattım. Ağlıyordum ama bu sefer acıdan değil, şükürdendi.
"Ölmedi..." diye fısıldadım durmadan. "Beni bırakmadı."
Tam o sırada odanın kapısı yavaşça açıldı, içeriye Azer ve Mihan girdi. Azer beni uyanık görünce rahat bir nefes alıp yanıma kadar geldi. "Geçmiş olsun küçük hanım," dedi Azer, hafifçe gülümseyerek saçlarımı karıştırdı.
"Bizi acayip korkuttun lavaboda. Ne o öyle krizler falan?"
"Azer, dalga geçme çocukla," diye çıkıştı Mihan arkadan. O da yanıma gelip yatağın kenarına tutundu. "İyi misin Efsa? Kendini nasıl hissediyorsun?"
"Daha iyiyim," dedim, gözyaşlarımı hırkamın koluyla silerek. "Ama onu görmem lazım. Yoğun bakımda mı? Beni onun yanına götürün, ne olur."
Azer derin bir iç çekti, kollarını göğsünde birleştirdi. "Şu an yoğun bakımda, bilinci kapalı. Doktor ilk 24 saat kimseyi almayacağını söyledi. Ama merak etme, adamları kapıda etten duvar örmüş durumda. Araz pisliği artık yaklaşamaz bile."
"Ben onun sesini duymak istiyorum," dedim, sesim çocuksu bir çaresizlikle kısılarak. "Oraya gidip camın arkasından baksam da olur. Azer, yalvarırım götür beni."
Azer ve Mihan birbirlerine baktılar. En sonunda Azer dayanamadı, başını salladı. "Tamam, şu serumun bitsin, hemşireden izin alıp seni tekerlekli sandalyeyle yukarı çıkaracağım. Ama söz vereceksin, bir daha öyle delirmek, ellerini parçalamak yok. Anlaştık mı?"
"Söz," dedim, yüzümde günler sonra ilk defa gerçek bir tebessüm belirirken.
...
Büyük demir kapının önüne geldiğimizde, Yaman’ın siyah takım elbiseli, iri yarı iki koruması bizi karşıladı. Beni ve arkamdaki çocukları görünce başlarıyla saygıyla selam verdiler.
Korumalardan biri şifreyi girip kapıyı açtı. İçeriye adım attığımızda etrafı saran o ağır ilaç ve makine sesleri buz gibi yüzüme çarptı.
Mihan sandalyemi büyük, şeffaf bir cam bölmenin tam önüne getirdi ve yavaşça durdurdu.
"Biz buradayız Efsa," diye fısıldadı Yazgı arkamdan. "Korkma."
Sandalyede hafifçe dikleştim, ellerimi kaldırıp o soğuk cam yüzeyine yasladım. Gözlerimi içeriye çevirdiğimde boğazıma koca bir hıçkırık düğümlendi.
Yaman oradaydı.
Tek başına yatıyordu.
Ama o bensiz uyumayı sevmez ki.
O kimseden korkmayan, dünyayı dize getiren heybetli adam, bembeyaz çarşafların arasında, yatağa mahkum bir halde yatıyordu. Ağzında büyük bir solunum maskesi vardı.
Çıplak olan göğsü, kalbinin altından omuzlarına kadar tamamen beyaz sargılarla kaplanmıştı. Sargıların tam ortasında, benim o lanet parmağımla açtığım o ikinci yaranın yerinde hala hafif bir kırmızılık parlıyordu.
Vücuduna bağlı onlarca kablo, başucundaki ekranda durmadan aşağı yukarı kayan yeşil çizgiler... Ve odadaki tek hayat belirtisi olan o düzenli, ruhsuz "bip... bip..." sesleri...
"Yaman..." diye fısıldadım, alnımı soğuk cama yaslayarak. Gözyaşlarım saniyeler içinde camın üzerinde buğulanmaya başladı. "Ben geldim. Prensesin burada."
Cevap vermedi. Göz kapakları bile kıpırdamadı. O dipsiz karanlık gözleri kapalıydı.
"Ben çok özür dilerim," dedim, hıçkırıklarımı serbest bırakarak. "O tetiğe basan ellerimi kesip atmak istedim Yaman. Hiç affetme beni sevgilim. Hiç. Çünkü sen affetsen, ben kendimi affetmeyeceğim."
Ağzındaki o büyük plastik maske, göğsündeki o bembeyaz ama benim yüzümden yine kana bulanan sargılar... Her şey bana kendi katilliğimi fısıldıyordu.
"Duymuyor musun beni?" dedim, sesim hıçkırıklarımın arasında boğulurken. "Uyan ne olur... Bana yine 'küçük ördek' de. Kız bana, bağır, ellerimi tut ve bu ellerin kirli olmadığını söyle. Ama susma Yaman... Yalvarırım böyle sessiz kalma."
"Canım çok yanıyor, Yaman. Gel lütfen. Geri gel. Bizim gerçekleştireceğimiz çok hayalimiz var Yaman."
Evlenmek gibi.
Bölüm etkileşimi
