Bölümler 72Şu an: 55. Bölüm
- 1 1. Bölüm730 kelime
- 2 2. Bölüm538 kelime
- 3 3. Bölüm571 kelime
- 4 4. Bölüm417 kelime
- 5 5. Bölüm460 kelime
- 6 6. Bölüm446 kelime
- 7 7. Bölüm528 kelime
- 8 8. Bölüm766 kelime
- 9 9. Bölüm596 kelime
- 10 10. Bölüm473 kelime
- 11 11. Bölüm506 kelime
- 12 12. Bölüm531 kelime
- 13 13. Bölüm477 kelime
- 14 14. Bölüm713 kelime
- 15 15. Bölüm1.050 kelime
- 16 16. Bölüm659 kelime
- 17 17. Bölüm497 kelime
- 18 18. Bölüm535 kelime
- 19 19. Bölüm695 kelime
- 20 20. Bölüm496 kelime
- 21 21. Bölüm431 kelime
- 22 22. Bölüm488 kelime
- 23 23. Bölüm459 kelime
- 24 24. Bölüm599 kelime
- 25 25. Bölüm1.018 kelime
- 26 26. Bölüm805 kelime
- 27 27. Bölüm609 kelime
- 28 28. Bölüm1.025 kelime
- 29 29. Bölüm1.085 kelime
- 30 30. Bölüm860 kelime
- 31 31. Bölüm634 kelime
- 32 32. Bölüm465 kelime
- 33 33. Bölüm504 kelime
- 34 34. Bölüm462 kelime
- 35 35. Bölüm519 kelime
- 36 36. Bölüm546 kelime
- 37 37. Bölüm461 kelime
- 38 38. Bölüm619 kelime
- 39 39. Bölüm446 kelime
- 40 40. Bölüm526 kelime
- 41 41. Bölüm562 kelime
- 42 42. Bölüm512 kelime
- 43 43. Bölüm705 kelime
- 44 44. Bölüm403 kelime
- 45 45. Bölüm764 kelime
- 46 46. Bölüm810 kelime
- 47 47. Bölüm516 kelime
- 48 48. Bölüm710 kelime
- 49 49. Bölüm763 kelime
- 50 50. Bölüm705 kelime
- 51 51. Bölüm934 kelime
- 52 52. Bölüm818 kelime
- 53 53. Bölüm811 kelime
- 54 54. Bölüm868 kelime
- 55 55. Bölüm1.401 kelime · Okuduğun bölüm
- 56 56. Bölüm537 kelime
- 57 57. Bölüm905 kelime
- 58 58. Bölüm715 kelime
- 59 59. Bölüm781 kelime
- 60 60. Bölüm619 kelime
- 61 61. Bölüm735 kelime
- 62 62. Bölüm1.118 kelime
- 63 63. Bölüm680 kelime
- 64 64. Bölüm659 kelime
- 65 65. Bölüm671 kelime
- 66 66. Bölüm644 kelime
- 67 67. Bölüm443 kelime
- 68 68. Bölüm575 kelime
- 69 Teşekkürler198 kelime
- 70 Özel bölüm - 12.721 kelime
- 71 Özel bölüm - 21.394 kelime
- 72 Özel bölüm 31.840 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yaman Asaf Kıyamet
Gecenin zifiri karanlığı odaya çöktüğünde, içimdeki o eski, vahşi canavar da yavaşça uykusundan uyanıyordu..
Efsa kollarımın arasında, başını göğsümün tam üzerine yaslamış halde huzurla uyuyordu. Aldığı her narin nefeste saçları çeneme sürtünüyor, o çok özlediğim kokusu ciğerlerime doluyordu. Göğsümdeki dikişlerin sızısı, onun bu teslimiyeti karşısında tamamen yok olmuştu.
Sol elimle saçlarını narin hamlelerle okşadım. Ruhumun tek sığınağı, bu hayatta kalan tek masumiyetimdi o benim.
Ama intikam saati gelmişti.
Telefonuma gelen o son şifreli mesaj, Araz’ın saklandığı son lağım çukurunu, o eski depoyu haber veriyordu. Benim olduğum yerde yarım kalmış hesaplar barınamazdı.
Araz, Efsa’nın parmağını o tetiğe bastırarak kendi kıyametini imzalamıştı. Bu dünyada nefes aldığı her saniye, benim küçük ördeğim için büyük bir tehditti. Ve ben, ailemi alan o ölüm meleklerini nasıl gömdüysem, Araz’ı da o deponun altına gömmeye yeminliydim.
Kollarımı yavaşça, onu uyandırmaktan ölesiye korkarak etrafından çektim. Başını yavaşça yastığa bıraktım. Yataktan bir gölge gibi, sıfır sesle doğruldum. Göğsümdeki sargı hafifçe gerildi ama dişlerimi sıktım. Dolaptan siyah gömleğimi ve deri ceketimi aldım. Ceketimin iç cebine o siyah, ölümcül tabancamı yerleştirdim. Şarjörü sertçe yuvaya oturturken çıkan o metalik ses odada hafifçe yankılandı.
Tam arkamı dönüp kapıya doğru yürüyecektim ki yatakta hafif bir kıpırdanma oldu.
"Yaman?.."Efsa’nın o uykulu, narin sesi karanlığın içinden kalbime bir ok gibi saplandı. Gözlerini tam açamamıştı, beyni hâlâ uykunun o bulanık sisindeydi ama yokluğumu anında hissetmişti. Yatakta hafifçe doğrulmaya çalıştı.
Hızla yatağın kenarına geri döndüm. Yanına diz çöktüm. O dik, kimseden korkmayan acımasız katil bey, onun karşısında yine bir mum gibi erimişti. Sağ elimle yanağını kavradım, başparmağımla tenini narin hamlelerle okşadım. Gözlerinin içine sonsuz bir şefkatle baktım.
"Buradayım güzelim, buradayım. Uyu hadi," diye fısıldadım. Sesimdeki o buz gibi ton, ona dönerken tamamen eriyip gitmişti.
"Nereye gidiyorsun? Üzerini giyinmişsin..." diye mırıldandı, küçük elleriyle ceketimin koluna tutunmaya çalıştı. Gözleri korkuyla hafifçe aralandı. "Lütfen gitme... Bir şey mi oldu?"
"İş işle ilgili ufak bir mesele prenses. Şirkete gitmem gerek," dedim. Hayatımda ilk defa ona yalan söylüyordum ama bu yalan onun yaşayabilmesi, o kabusların tamamen bitmesi içindi.
"Yalan söylüyorsun... Yaraların tam iyileşmedi, gitme ne olur," diye sızlandı, uykunun verdiği halsizlikle başı tekrar yastığa düştü ama gözlerini benden ayırmıyordu.
Daha fazla konuşursa gitmekte zorlanacağımı biliyordum.
Öne doğru eğildim. Dudaklarımı onun o narin, tatlı dudaklarına bastırdım. Kısa ama tüm ruhumu, tüm ömrümü o öpücüğe sığdıracak kadar derin, sıcak bir buse kondurdum.
Nefesim yüzünü yakarken geri çekildim.
"Sözümü unutma küçük ördek. Ben sana o çilekli sütleri almadan, bu eve tamamen özgür dönmeden ölmeyeceğim," diye fısıldadım kulağıma eğilerek. "Şimdi kapat o güzel gözlerini ve uyu. Sabah uyandığında başucunda olacağım."
Efsa sakinleştiricinin ve uykunun etkisiyle göz kapaklarına daha fazla direnemedi. "Söz mü katil bey?.." diye mırıldandı son bir gayretle.
"Söz, prenses. En büyük Kıyamet sözü," dedim.
O gözlerini tamamen kapatıp derin bir uykuya daldığı an, yavaşça ayağa kalktım. Arkama son bir kez bakıp odadan çıktım. Merdivenlerden bir gölge gibi inip dış kapıyı sessizce kapattım.
Kendimi gecenin o buz gibi, yağmurlu havasına bıraktığımda yüzümdeki o yumuşak adam tamamen yok olmuştu.
Bu gece, Araz’ın saklandığı o depoya gerçek bir kıyamet çökecekti.
...
Yağmur damlaları cipin ön camına birer kurşun gibi çarparken, o eski ve paslı deponun önüne arabayı farlarını tamamen kapatarak yanaştırdım. Adamlarım gölgelerin içinden sızarak deponun tüm çıkış kapılarını çoktan tutmuştu.
Kapıyı açıp kendimi gecenin o buz gibi soğuğuna bıraktığımda, ceketimin altındaki o ölümcül canavar tamamen zincirlerinden boşanmıştı. Bu gece saklanmak yoktu.
Bu gece Yaman Asaf Kıyamet olarak adaleti kendi ellerimle dağıtacaktım.
Deponun demir kapısını tek bir hamlede, sertçe açarak içeri girdim. Rutubet, pas ve korku kokusu anında burnuma doldu. Adımlarımın çıkardığı tok ses boş deponun duvarlarında yankılanırken, korumalarım Araz'ı ve kalan birkaç adamını çoktan dizlerinin üzerine çöktürmüştü.
Tavandan sarkan tek bir çıplak sarı ampulün altında, Araz sandalyeye bağlanmış halde duruyordu. Yüzünün sol tarafındaki o kirli sargılar kan içindeydi, tek açık kalan gözünde ise ilk defa ölümün o soğuk nefesini hissetmenin verdiği bir dehşet vardı.
Ceketimi yavaşça çıkarıp arkamdaki korumama fırlattım. Siyah gömleğimi dirseklerime kadar katladım. Göğsümdeki yaranın sızısı zerre umurumda değildi; zihnimde sadece Efsa'nın hastane odasındaki o perişan hali vardı.
Ağır adımlarla Araz’ın tam önüne gelip durdum. Başımı hafifçe yana eğerek ona tepeden baktım. Çenem öyle bir kasılmıştı ki dişlerimin birbirine sürtünme sesini ben bile duyuyordum.
"Yalvarırım... Yaman, yapma," diye hırıldadı Araz, çatallı sesiyle. "Ben o kızı korudum, ona bir hayat verdim."
"Sen ona yalan bir hayat verdin, Araz," dedim. Sesim bir mezarlık kadar sessiz, keskin ve buz gibiydi. "Ama en büyük günahını o depoda, benim küçüğümün parmağını o tetiğe zorla bastırdığında işledin. Onun o narin ruhunu kirletmeye çalıştın."
Araz korkuyla yutkunurken gözlerini benden kaçırmaya çalıştı. Ama kaçamazdı. Eğildim, saçlarından kavrayıp kafasını sertçe geriye doğru çektim. Yüzümü yüzüne yaklaştırdım. Gözlerimin içindeki o zifiri karanlığı görsün istedim.
"Bana bak," diye kükredim. "Hastanede Efsa’nın yüzünü gördüm ben. Dudağı patlamıştı. Günlerce ağlamaktan gözleri kan çanağına dönmüştü."
Saçlarını daha da sert sıkarak kafasını gözlerimin hizasına getirdim. İçimdeki Kıyamet artık tamamen serbest kalmıştı. Arkamdaki korumaya sert bir işaret verdim.
"Şimdi bana doğruyu söyleyeceksin Araz," dedim, sesim ölümcül bir fısıltıya dönüşürken. "Efsa’yı buraya getirirken, onun o güzel yüzüne hangi elinle vurdun? Hangi elinle patlattın onun dudağını?"
Araz titreyerek başını iki yana sallamaya çalıştı.
"Ben... Ben vurmadım, adamlar yaptı..." diye kekeledi.
"Yalan söyleme!" diye gükreyerek yüzünün tam ortasına, sargılarının üzerine yumruğumu geçirdim. Sandalyeyle birlikte geriye doğru sendeledi ama arkadaki korumalarım onu dik tuttu. Parmak boğumlarımdan sızan kan, onun kirli kanına karıştı.
"Tek bir şansın var," dedim, masanın üzerindeki demir kerpeteni elime alarak. "Hangi elindi Araz? Eğer sen söylemezsen, ben iki elini de dirseklerine kadar parça parça etmek zorunda kalacağım. Seçimini yap."
"Sağ..." diye fısıldadı Araz.
Sesi o kadar cılız, o kadar korkakça çıkmıştı ki, deponun zeminindeki rutubetli havada adeta eriyip gitti. Gözlerinden akan yaşlar yüzündeki kirli, kanlı sargıları ıslatıyordu. Korku, o kibirli ve acımasız adamı tamamen un ufak etmişti.
Gözlerimi yavaşça onun titreyen sağ eline indirdim.
Demek o eldi...
Benim dokunmaya kıyamadığım, ağladığında gözyaşlarını narin hamlelerle sildiğim o küçüğümün canını yakan, onun masum dudağını patlatan o uğursuz el bu sağ eldi.
Kerpeteni yavaşça masanın üzerine bıraktım. Çıkan metalik ses deponun derinliklerinde bir ölüm çanı gibi yankılandı. Araz, kerpeteni bıraktığım için bir anlığına kurtulduğunu sandı, tek açık gözünde hafif bir rahatlama dalgası belirdi.
Ama benim hayatımda yarım kalan hesaplara, merhamete yer yoktu.
Hele ki konu Efsa olduğunda, içimdeki Kıyamet dünyaları yakardı.
"Güzel," dedim, sesim bir mezarlık kadar sessiz ve buz gibi çıkmıştı. "Dürüstlüğünü sevdim, Araz. Ama bu senin cezanı hafifletmeyecek."
Arkamdaki korumalara başımla soğuk bir işaret verdim. İki iri yarı adam anında öne çıkıp Araz’ın sağ kolunu masanın üzerine yatırdılar ve hareket edemeyeceği şekilde sabitlediler. Araz ne yapacağımı anladığı an deli gibi çırpınmaya, sandalyeyi sarsmaya başladı.
"Yaman! Yapma! Yalvarırım vurma! Öldür beni ama bunu yapma!" dedi bağırarak, sesi deponun paslı duvarlarında acı acı yankılandı.
Hiç cevap vermedim.
Demir masanın üzerinde duran baltayı elime aldım.
"Yaman, hayır! Yalvarırım! Yapma!" diye haykırdı Araz, masanın üzerinde sabitlenmiş kolunu çekmek için son bir çabayla deliler gibi çırpınarak. Gözleri yuvalarından fırlayacak gibiydi.
Yüzümde ne bir öfke vardı ne de bir acıma.
Bir mezarlık kadar sessiz, bir cellat kadar nettim.
Baltayı omzumun hizasına kadar yavaşça kaldırdım. Ağır demir, çıplak sarı ampulün ışığında ölümcül bir parıltıyla parladı.
"Ben sana yalan söylemeyeceğimi söylemiştim, Araz," dedim. Sesim buz gibiydi, deponun paslı duvarlarına çarparak dağıldı. "Efsa'nın dudağını patlatan o elin, bu dünyada bir daha yeri yok."
Araz’ın çığlığı deponun çatısını delecek kadar yükseldiği an, baltayı büyük bir hız ve acımasız bir güçle aşağıya indirdim.
Demirin ahşap masaya saplanma sesiyle birlikte deponun içindeki o kulakları sağır eden feryat bir anda boğuk bir iniltiye, ardından da derin bir sessizliğe gömüldü.
Araz acının şiddetinden saliseler içinde bilincini kaybederek sandalyesinde yana doğru yığıldı. Masanın üzerinden akan o kirli kan, zemindeki beton çatlakların arasına sızmaya başladı.
O uğursuz sağ el artık yoktu. Benim küçük ördeğime, benim prensesime bir daha asla dokunamayacaktı. Ceza kesilmiş, hesap tamamen kapatılmıştı.
Baltayı masanın üzerinden çekip kenara bıraktım. Arkamdaki korumama dönüp tek elimle ceketimi aldım. Omzuma yavaşça atarken, baygın halde yatan Araz’a son bir kez tiksintiyle baktım.
"Bunu hemen şifreli kliniğe götürün," dedim korumalara, sesimdeki o Kıyamet tonu geri gelmişti. "Kanamasını durdurun, ölmesine izin vermeyin. Yaşasın... Yaşasın ki o elinin yokluğunu, Efsa’ya çektirdiği acıların bedeli olarak her gün nefes alırken hissetsin."
"Emredersiniz Yaman Bey," dedi koruma başını saygıyla eğerek.
Gömleğimin kollarını yavaşça düğmeledim, ceketimin önünü ilikledim. Deponun ağır demir kapısını açıp kendimi gecenin o buz gibi, yağmurlu havasına bıraktığımda, içimdeki o vahşi canavar nihayet tamamen uykusuna çekilmişti.
Yağmur damlaları yüzüme vurdukça temizlendiğimi, o karanlığın geride kaldığını hissettim.Cipime binip gaz pedalına bastığımda zihnimde sadece tek bir düşünce vardı.
Evime, küçük ördeğimin koynuna dönüyordum. Ve bu gece, ikimiz için de ilk defa gerçek anlamda sabah olacaktı.
Bölüm etkileşimi
