Bölümler 72Şu an: 25. Bölüm
- 1 1. Bölüm730 kelime
- 2 2. Bölüm538 kelime
- 3 3. Bölüm571 kelime
- 4 4. Bölüm417 kelime
- 5 5. Bölüm460 kelime
- 6 6. Bölüm446 kelime
- 7 7. Bölüm528 kelime
- 8 8. Bölüm766 kelime
- 9 9. Bölüm596 kelime
- 10 10. Bölüm473 kelime
- 11 11. Bölüm506 kelime
- 12 12. Bölüm531 kelime
- 13 13. Bölüm477 kelime
- 14 14. Bölüm713 kelime
- 15 15. Bölüm1.050 kelime
- 16 16. Bölüm659 kelime
- 17 17. Bölüm497 kelime
- 18 18. Bölüm535 kelime
- 19 19. Bölüm695 kelime
- 20 20. Bölüm496 kelime
- 21 21. Bölüm431 kelime
- 22 22. Bölüm488 kelime
- 23 23. Bölüm459 kelime
- 24 24. Bölüm599 kelime
- 25 25. Bölüm1.018 kelime · Okuduğun bölüm
- 26 26. Bölüm805 kelime
- 27 27. Bölüm609 kelime
- 28 28. Bölüm1.025 kelime
- 29 29. Bölüm1.085 kelime
- 30 30. Bölüm860 kelime
- 31 31. Bölüm634 kelime
- 32 32. Bölüm465 kelime
- 33 33. Bölüm504 kelime
- 34 34. Bölüm462 kelime
- 35 35. Bölüm519 kelime
- 36 36. Bölüm546 kelime
- 37 37. Bölüm461 kelime
- 38 38. Bölüm619 kelime
- 39 39. Bölüm446 kelime
- 40 40. Bölüm526 kelime
- 41 41. Bölüm562 kelime
- 42 42. Bölüm512 kelime
- 43 43. Bölüm705 kelime
- 44 44. Bölüm403 kelime
- 45 45. Bölüm764 kelime
- 46 46. Bölüm810 kelime
- 47 47. Bölüm516 kelime
- 48 48. Bölüm710 kelime
- 49 49. Bölüm763 kelime
- 50 50. Bölüm705 kelime
- 51 51. Bölüm934 kelime
- 52 52. Bölüm818 kelime
- 53 53. Bölüm811 kelime
- 54 54. Bölüm868 kelime
- 55 55. Bölüm1.401 kelime
- 56 56. Bölüm537 kelime
- 57 57. Bölüm905 kelime
- 58 58. Bölüm715 kelime
- 59 59. Bölüm781 kelime
- 60 60. Bölüm619 kelime
- 61 61. Bölüm735 kelime
- 62 62. Bölüm1.118 kelime
- 63 63. Bölüm680 kelime
- 64 64. Bölüm659 kelime
- 65 65. Bölüm671 kelime
- 66 66. Bölüm644 kelime
- 67 67. Bölüm443 kelime
- 68 68. Bölüm575 kelime
- 69 Teşekkürler198 kelime
- 70 Özel bölüm - 12.721 kelime
- 71 Özel bölüm - 21.394 kelime
- 72 Özel bölüm 31.840 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bir tık +18 vardır!
Rahatsız olanlar okumasın!
Başım çok büyük bir hızla dönüyordu.
Masada duran bardağı son bir kez daha kafama diktim. İçki boğazımı çok kötü yaktı ama umursamadım.
Artık hiçbir şeyi hissetmek istemiyordum.
Kafamın içi o kadar doluydu ki, sadece susmak ve her şeyi unutmak istiyordum.
Kızlar çoktan gitmişti. Neşe barda bir çocukla konuşuyordu. Yazgı ise dans pistinde çılgınlar gibi dans ediyordu. Beni burada, bu küçük masada yapayalnız bırakmışlardı.
Mekanın içindeki sesler kulağımı çok rahatsız ediyordu. Işıklar gözlerimi kör edecek kadar parlaktı.
Kırmızı elbisemin içinde kendimi çok rahatsız hissetmeye başladım. Tam masadan kalkıp banyoya doğru gitmek için hareket ettim.
Ama bacaklarım beni taşımadı.
Tekrar koltuğa geri düştüm.
Çok sarhoştum. Gerçekten ayağa kalkamayacak kadar çok sarhoş olmuştum.
Tam o sırada gözüm barın en arkasındaki köşeye takıldı. Orası çok loştu. Mekanın o renkli ışıkları bile oraya kadar ulaşmıyordu.
Ve orada bir adam oturuyordu.
Tamamen siyahlar içindeydi.
Siyah bir gömlek giymişti ve kollarını yukarı doğru kıvırmıştı. Arkasına yaslanmış, elindeki bardağı yavaşça sallıyordu.
O kadar sakin duruyordu ki, sanki bu gürültülü barda değil de boş bir odada tek başınaydı.
Yüzünü tam olarak göremiyordum.
Çünkü yüzünün yarısı karanlıkta kalmıştı.
Ama gözlerini hissedebiliyordum. Gözlerini hiç kırpmadan, doğrudan bana bakıyordu.
Bilinmeyen.
Bakışları o kadar sert ve o kadar keskindi ki, uzak mesafeden bile tenimi üşütmeye yetti. O an içimde garip bir cesaret belirdi.
Alkolün verdiği o korkusuz his tüm vücudumu sardı. İçimdeki o korkan, sürekli ağlayan kız bir anda yok oldu.
Zorlukla da olsa tekrar ayağa kalktım. Bu sefer düşmedim. Adımlarım benden bağımsız bir şekilde doğrudan o köşeye doğru yürümeye başladı.
İnsanların arasından yavaşça geçtim. Herkes dans ediyordu ama ben sadece o siyahlar içindeki adama bakıyordum.
Gözlerimi ondan bir saniye bile ayırmadım.
Yanına kadar geldim. Adam beni görünce hiç şaşırmadı. Aksine, dudaklarının kenarında çok küçük, alaycı bir gülümseme belirdi.
Tek bir kelime bile etmedim. Ondan izin de istemedim.
Sadece gittim ve o siyah koltukta oturan adamın kucağına oturdum.
Kırmızı elbisem onun siyah gömleğinin üzerine serildi.
Aramızda hiç mesafe kalmamıştı. Göğsü göğsüme değiyordu. Tam o an, burnuma çok yoğun bir koku geldi.
Bu koku sıradan bir erkek parfümü değildi.
Tanıdık bir kokuydu.
Dudaklarına doğru eğildim ve fısıldadım.
"Neden bana bakıyorsun?"
"Çok güzel görünüyorsun," dedi gözlerime bakarak. Sesi çok derinden ve çok kısık geliyordu.
Müzik sesine rağmen onun sesini çok net duydum.
"Özellikle de bu kırmızı elbisenin içinde."
Elini yavaşça belime koydu. Eli buz gibiydi ama tenimi resmen yaktı. Sarhoş olmasaydım ondan hemen kaçardım.
Ama şu an hareket bile edemiyordum.
Bütün vücudum uyuşmuş gibiydi. Sadece onun o simsiyah gözlerine bakıyordum.
"Kimsin sen?" diye sordum. Sesim bu sefer çok titredi. İçimdeki korku yavaş yavaş geri geliyordu. "Beni neden takip ediyorsun?"
Adam yüzünü yüzüme biraz daha yaklaştırdı. Dudakları kulağımın tam yanına geldi. Kokusu başımı daha çok döndürdü.
"Ben senin her şeyinim Efsa."
Herşeyin.
Benimle oyun oynuyordu.
Bu oyunun sonunu bildiği halde benimle oynamaya devam ediyordu.
Bu oyunu ben bitirmek istedim.
Öne doğru eğildim. Hiç beklemediği bir anda, dudaklarımı onun dudaklarına bastırdım.
İlk öpen bendim.
Kendimde olsam asla öpmezdim.
Ama kendime karşı koyamadım.
İçimdeki hisse karşı çıkamadım.
Ona karşı çıkamadım.
Bu öpücük bir sevgi gösterisi değildi; içimdeki korkuyu, nefreti ve acıyı onun dudaklarına kusma şeklimdi.
Adam bir an duraksadı. Benim bu ani hamlemi beklemiyordu. Ama bu şaşkınlığı sadece bir saniye sürdü. Hemen ardından beni sertçe kavradı.
Öpüşmemiz daha derin, daha vahşi bir hal aldı.
Dudakları dudaklarımı adeta hapsediyordu. Nefesim kesildi, başım daha şiddetli dönmeye başladı.
O sırada adamın büyük, buz gibi eli kırmızı elbisemin açıkta kalan bacağıma değdi. Eli durmadı. Yavaşça yukarıya, elbisemin kumaşının altına doğru kaydı. Sıcak tenim onun soğuk parmaklarıyla buluştuğunda vücudum alev aldı.
Elinin baskısı beni tamamen ona bağlıyor, mekandaki gürültülü müziği ve insanları tamamen yok ediyordu.
Kucağında küçücük kalmıştım. Bir katilin, hayatımı mahveden bir canavarın kollarındaydım ve onun elbisemin içindeki dokunuşuna engel olamıyordum.
Kendimi hiç bu kadar tehlikede ve aynı zamanda hiç bu kadar canlı hissetmemiştim.
Ellerimi onun omuzlarına koydum. Siyah gömleğinin kumaşını sıkıca kavradım.
Kucağından yavaşça kalkıp kendimi sertliğe bastırıyordum. Tehlikenin tam üzerindeydim ve bunu bile isteye yapıyordum.
Kumar oynadım.
Ve ona karşı kaybettim.
Adam, bu hareketime karşılık boğuk, derin bir inleme koyuverdi. Sesi müziğin gürültüsünü delip doğrudan kulağıma ulaştı. Elbisemin altındaki büyük, nasırlı eli kalçamı sertçe kavradı. Parmaklarını tenime öyle bir bastırdı ki, beni tamamen kendine mühürledi.
Artık hareketlerimi o yönlendiriyordu. Kendini yukarıya, tam bana doğru sertçe bastırarak aramızdaki sürtünmeyi daha da derinleştirdi.
"Çok ileri gidiyorsun, güzelim," diye fısıldadı dudakları dudaklarıma sürrtünürken.
Sesi nefes nefeseydi, o her zamanki kusursuz sakinliği paramparça olmuştu.
"Beni kışkırtıyorsun."
"Korkuyor musun yoksa?" diye mırıldandım. Cevap vermek yerine beni daha da sert kavradı. Diğer eli elbisemin yakasından içeri sızdı, çıplak göğsüme dokundu.
Parmaklarının soğukluğu ve tenimin sıcaklığı çarpışırken vücudum baştan aşağı titredi. Beni kucağında hafifçe yukarı kaldırıp tekrar sertliğin üzerine bıraktı. Kumaşların ardındaki o yoğun baskı, bacaklarımın arasından tüm vücuduma yayılan keskin bir sızıya dönüştü.
Islaklığımı ve ona olan bu kontrolsüz arzumu hissettiğini biliyordum.
Onu istiyordum.
Dudakları tekrar boynuma indi. Tenimi adeta emerek, ısırarak derin izler bırakmaya başladı. Canımı yakıyordu ama bu acı içimdeki o uyuşukluğu yok ediyordu. Ellerim siyah gömleğinin düğmelerine gitti, aceleyle birkaçını kopardım ve tırnaklarımı onun sıcak göğsüne geçirdim.
Bir katilin kucağında, bir barın en karanlık köşesinde, günahın ve şehvetin en dibine batıyorduk.
"Benimsin," diye hırladı boynuma doğru. Bir parmağı usulca içime girirken. "Buradan çıktıktan sonra geri dönüşün yok, Efsa. Bunu biliyorsun değil mi?"
Dudaklarına doğru inledim.
"Senden nefret ediyorum." Dedim ama dokunuşuyla bile kalbim kulağımda vuruyordu.
"Seni seviyorum prenses." Dedi ve ikinci parmağını ekledi.
Dudaklarından sızan sıcak nefes boynumu ve omuzlarımı yakarken, tırnaklarımı onun siyah gömleğinin açıkta kalan göğsüne daha sert geçirdim.
Ondan nefret ediyordum.
Hayatımı mahvettiği için, Araz abiyi benden aldığı için, beni bu çaresizliğe mahkum ettiği için nefret ediyordum.
Ama vücudum onun ritmine öyle bir ayak uydurmuştu ki, dudaklarımdan dökülen inlemelere engel olamıyordum.
Dudaklarından ayrılmadan, soluğumu soluğuna kattım.
Parmaklarının içimdeki o yavaş, dairesel hareketleri bacaklarımın arasındaki ateşi iyice körüklüyordu.
Ondan nefret ediyordum ama aynı zamanda bu tehlikeli yakınlıktan kaçamıyordum.
Alkol zihnimi tamamen ele geçirmişti. Dudaklarımızın her birleşmesinde başım daha çok dönüyordu.
Kendimi tamamen bu canavara teslim etmiştim ve bu uçurumdan aşağı düşerken geri dönüşün olmadığını çok iyi biliyordum.
Burnunu tenime yasladı.
"Sonunda," diye fısıldadı boynuma doğru. Sesi çok boğuk ve çok kısıktı.
"Sonunda ait olduğun yerdesin, güzelim."
"Ait olduğum yer neresi?"
"Benim kucağım."
Bölüm etkileşimi
