56. bölüm · Bilinmeyen
56. Bölüm
Gözlerimi yavaşça araladığımda odamın içi sabahın o sıcacık, yumuşak güneşiyle aydınlanmıştı. Yatakta yavaşça gerinip elimi yan tarafa, Yaman’ın yattığı yere doğru uzattım.
Ama yatağın o tarafı buz gibiydi.
Boştu.
Nefesim aniden kesildi, içimi hafif bir panik dalgası kapladı. Hızla yatakta doğruldum. "Yaman?" diye seslendim kısık bir sesle, gözlerim panikle odayı taradı.
Yaman odada yoktu. Ama komodinin üzerine baktığım an kalbim hızla çarpmaya başladı.
Komodinin tam üzerinde, dünkü iki kutu çilekli sütün hemen yanında, mis kokulu, kocaman bir pembe gül buketi duruyordu. Güllerin yaprakları o kadar tazeydi ki üzerindeki su damlacıkları sabah güneşinde parlıyordu. Hemen güllere doğru uzandım.
Buketin arasına küçük, beyaz bir not kağıdı sıkıştırılmıştı. Titreyen ellerimle kağıdı açtım.
Yaman’ın el yazısıyla tek bir cümle yazıyordu.
"Sözümü tuttum küçük ördek. Artık tamamen özgürsün. Hemen geleceğim."
Notu göğsüme bastırıp derin bir nefes aldım. Gitmişti ama bana verdiği o Kıyamet sözünü tutmuştu, bunu biliyordum. Yine de içimdeki o çocuksu endişeyi durduramadım. Hemen saten pijamalarımla yataktan fırladım, odamın kapısını açıp hızla merdivenlerden aşağı indim. Mutfaktan gelen o taze demlenmiş çay kokusunu takip ettim.
Annem mutfak tezgahının önünde durmuş, elindeki bezle bardakları kuruluyordu. Adım seslerimi duyunca arkasını döndü. Benim o telaşlı, saçım başım dağınık halimi görünce yüzünde sıcacık, narin bir tebessüm belirdi.
"Günaydın güzel kızım," dedi annem, elindeki bezi kenara bırakıp yanıma gelerek. "Aman Allah'ım, bu ne telaş? Saçın başın birbirine girmiş."
"Anne..." dedim, nefes nefese kalmış gibi. "Yaman nerede? Odada yok. Sabaha karşı gidecekti, gitti mi gerçekten? Sen gördün mü onu?"
Annem ellerimi narin hamlelerle kavradı, beni mutfak masasının sandalyesine doğru yavaşça oturttu. Ses tonu o kadar yumuşak, o kadar anne şefkati doluydu ki içimdeki o korku saniyeler içinde eriyip gitti.
"Sakin ol güzel kızım, derin bir nefes al önce," dedi annem gülümsiyerek. "Yaman oğlum gayet iyi. Sabaha karşı, gün ağarırken evden çıktı."
"İşe mi gitmiş?" diye sordum, gözlerimi annemin gözlerine dikerek. "Yaraları tam iyileşmedi ki onun, niye bu kadar acele ediyor?"
Annem saçlarımı kulağımın arkasına doğru narin bir şekilde itti. "Önemli bir işi varmış. Gitmeden önce salonda babanla da karşılaştılar, biraz konuştular. Sonra yukarı, senin odana çıktı tekrar."
"Odama mı çıktı?" dedim, şaşkınlıkla gözlerimi büyüterek. "Sonra ne oldu anne?"
Annem yüzündeki o yumuşacık, rahatlatıcı gülümsemeyle ellerimi sıktı. "Sonrasını baban bilir kızım. O gördü. Yaman merdivenlerden yukarı çıkınca baban da arkasından bakmış. Dayanamamış Yaman'ın arkasından gitmiş."
Güldüm.
"Neden bu kadar kıskanç babam var?"
"Ah kızım, babanı bilmiyor musun sanki?" dedi annem, elindeki bezi tezgaha bırakıp şefkatle saçlarımı okşayarak. "O seni tüm erkelerden, Yaman'dan öyle çok kıskanıyor ki... Dün gece o kadar konuştular, anlaştılar ama sabah Yaman’ın senin odana doğru yürüdüğünü görünce yine babalık damarı tutmuş işte."
Kıkırdadım.
"Hadi bakayım," dedi annem neşeyle sırtıma hafifçe vurarak. "Doğruca yukarı çık, elini yüzünü yıka, şu güzel pijamalarını değiştir. Biz kahvaltıyı hazırlayana kadar senin o katil beyin kapıda belirir zaten."
"Tamam anneciğim!" dedim ve mutfaktan adeta uçarak çıktım. Merdivenleri ikişer ikişer tırmanıp odama koştum. Kapıyı açtığımda pembe güllerin o büyüleyici kokusu tüm benliğimi sardı.
Gardıropumun karşısına kadar, sonbahar olmasına bakmadan çicekli elbisemi çıkardım ve giydim.
Aynadaki yansımama baktığımda, günlerin getirdiği o solgun ifadenin yerini yavaş yavaş tatlı bir pembeliğin aldığını gördüm. Saçlarımı da serbest bıraktım, omuzlarımdan aşağı döküldüler.
Araz bitmişti, kabuslar geride kalmıştı. Komodinin üzerindeki pembe güllerden yayılan o büyüleyici koku tüm odamı, hatta ruhumu sarmıştı. Gözlerim istemsizce balkona, pencereme kaydı.
Ama Yaman yoktu.
