Bölümler 72Şu an: 28. Bölüm
- 1 1. Bölüm730 kelime
- 2 2. Bölüm538 kelime
- 3 3. Bölüm571 kelime
- 4 4. Bölüm417 kelime
- 5 5. Bölüm460 kelime
- 6 6. Bölüm446 kelime
- 7 7. Bölüm528 kelime
- 8 8. Bölüm766 kelime
- 9 9. Bölüm596 kelime
- 10 10. Bölüm473 kelime
- 11 11. Bölüm506 kelime
- 12 12. Bölüm531 kelime
- 13 13. Bölüm477 kelime
- 14 14. Bölüm713 kelime
- 15 15. Bölüm1.050 kelime
- 16 16. Bölüm659 kelime
- 17 17. Bölüm497 kelime
- 18 18. Bölüm535 kelime
- 19 19. Bölüm695 kelime
- 20 20. Bölüm496 kelime
- 21 21. Bölüm431 kelime
- 22 22. Bölüm488 kelime
- 23 23. Bölüm459 kelime
- 24 24. Bölüm599 kelime
- 25 25. Bölüm1.018 kelime
- 26 26. Bölüm805 kelime
- 27 27. Bölüm609 kelime
- 28 28. Bölüm1.025 kelime · Okuduğun bölüm
- 29 29. Bölüm1.085 kelime
- 30 30. Bölüm860 kelime
- 31 31. Bölüm634 kelime
- 32 32. Bölüm465 kelime
- 33 33. Bölüm504 kelime
- 34 34. Bölüm462 kelime
- 35 35. Bölüm519 kelime
- 36 36. Bölüm546 kelime
- 37 37. Bölüm461 kelime
- 38 38. Bölüm619 kelime
- 39 39. Bölüm446 kelime
- 40 40. Bölüm526 kelime
- 41 41. Bölüm562 kelime
- 42 42. Bölüm512 kelime
- 43 43. Bölüm705 kelime
- 44 44. Bölüm403 kelime
- 45 45. Bölüm764 kelime
- 46 46. Bölüm810 kelime
- 47 47. Bölüm516 kelime
- 48 48. Bölüm710 kelime
- 49 49. Bölüm763 kelime
- 50 50. Bölüm705 kelime
- 51 51. Bölüm934 kelime
- 52 52. Bölüm818 kelime
- 53 53. Bölüm811 kelime
- 54 54. Bölüm868 kelime
- 55 55. Bölüm1.401 kelime
- 56 56. Bölüm537 kelime
- 57 57. Bölüm905 kelime
- 58 58. Bölüm715 kelime
- 59 59. Bölüm781 kelime
- 60 60. Bölüm619 kelime
- 61 61. Bölüm735 kelime
- 62 62. Bölüm1.118 kelime
- 63 63. Bölüm680 kelime
- 64 64. Bölüm659 kelime
- 65 65. Bölüm671 kelime
- 66 66. Bölüm644 kelime
- 67 67. Bölüm443 kelime
- 68 68. Bölüm575 kelime
- 69 Teşekkürler198 kelime
- 70 Özel bölüm - 12.721 kelime
- 71 Özel bölüm - 21.394 kelime
- 72 Özel bölüm 31.840 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Efsa? Kızım, neredesin sen?"
Annemden gelen o sıcacık ses kulaklarıma ulaştığında gözlerim aniden doldu. Ağlamamak için alt dudağımı ısırdım. Sesimin normal çıkması için derin bir nefes aldım.
Karşımdaki katil, gözlerini bir saniye bile kırpmadan bana bakıyordu. Eğer yanlış bir şey söylersem her şeyin çok kötü olacağını biliyordum.
"Anneciğim, iyiyim ben. Merak etme," dedim. Sesimin titremesini engellemeye çalıştım. "Dün gece kızlarla biraz fazla eğlendik. Yazgı’nın yazlık evine geldik. Birkaç gün burada kalıp kafa dinleyeceğim. Telefonumun şarjı az, seni merakta bırakmamak için aradım."
"Ah güzel kızım, beni çok korkuttun. Neşe de Yazgı da telefonlarını açmadı sabah. Tamam, madem iyisin, dikkat et kendine. Dinlen güzelce," dedi annem.
Sesindeki o rahatlama içimi acıttı.
Ona yalan söylüyordum.
Çok büyük bir yalanın içindeydim.
"Tamam anne, seni sonra yine ararım. Seni çok seviyorum," dedim ve adamın sert bakışlarını üzerimde hissederek telefonu hemen kapattım.
Telefonu yatağın üzerine bıraktığımda sanki üzerimden devasa bir yük kalkmıştı ama aynı zamanda kendimi tamamen yapayalnız hissettim.
Adam telefonu yatağın üzerinden aldı ve cebine koydu.
"Aferin prenses," dedi boğuk bir sesle.
"Söz dinlemeyi öğreniyorsun."
Başımı salladım sadece, konuşursam ağlardım.
Ağlarsam, kötü oldum.
Fiziksel olarak değil.
...
Saatler çok yavaş geçti.
Odanın içindeki sessizlik beni deli edecek gibiydi. Zamanı sayamadım. Hava yavaş yavaş kararmaya başladığında kapının kilidi yeniden açıldı.
Ama bu sefer içeriye o girmedi. Üzerlerinde tek tip siyah kıyafetler olan iki kadın hizmetçi girdi.
Ellerinde çok büyük, siyah bir elbise kılıfı ve büyük bir kutu vardı.Kadınlar hiç konuşmuyorlardı. Yüzleri tamamen ifadesizdi.
Yatağın üzerine o kılıfı bıraktılar ve fermuarını aşağıya doğru çektiler. İçinden çıkan elbise gözlerimi kamaştırdı. Bu, gece karası renginde, ipek kumaştan yapılmış devasa bir balo elbisesiydi.
Sırt dekoltesi çok derindi ve kumaşı dokunduğumda ellerimin arasından su gibi kayıp gidiyordu.
Kutunun içinden ise parıltılı taşlarla süslenmiş, yüzün üst kısmını tamamen kapatacak siyah dantelli bir maske çıktı.
Hizmetçiler bana banyoyu gösterdiler. Sıcak suyu açmışlardı. Odanın içindeki o büyük siyah tişörtü üzerimden çıkardım. Kasıklarımdaki o hafif sızı hâlâ oradaydı ve dün geceyi bana hatırlatıyordu.
Aynadaki yansımama baktım.
Boynumdaki o kolyenin soğuk metali tenimi yakıyordu.
Bir dakika?
Benim boynumda morluk izleri var?
Hayvan herif!
Ben kaç saattir onun önünde böyle dolaşıyordum?
Hızlıca yıkandım ve banyodan çıktım.
Hizmetçi kadınlar çok profesyonel bir şekilde bana yardım ettiler. O muhteşem siyah elbiseyi üzerime geçirdiler. Elbise vücuduma tam oturdu. Sırtımın çıplaklığı odadaki serin havayla buluştuğunda ürperdim. Saçlarımı yukarıda topladılar ve yüzüme hafif ama gözlerimi ortaya çıkaran bir makyaj yaptılar.
En son, o parlak taşlı siyah maskeyi yüzüme bağladılar. Aynaya baktığımda kendimi tanıyamadım.
Ben artık Elfida değildim.
Bir katilin yanına yakışacak kadar gizemli ve karanlık bir kadına dönüşmüştüm.
Hizmetçiler işleri bittiğinde sessizce odadan çıktılar. Aynanın karşısında tek başıma kaldım. Kalbim yine hızlı hızlı atmaya başladı.
Bu gece o baloya gidecektim. Bir katille aynı arabaya binecek, insanların arasına karışacaktım. Ve en önemlisi, Araz abi hakkındaki o korkunç gerçekleri kendi gözlerimle görecektim.
Kapı tekrar açıldı.
İçeriye o girdi. Bu sefer üzerinde jilet gibi duran siyah bir takım elbise vardı. Siyah gömleğinin üst düğmesini açık bırakmıştı. Gözlerinde o maskeli baloların getirdiği ciddiyet vardı. Beni gördüğünde adımları yavaşladı.
Gözleri baştan aşağı vücudumda gezindi.
Yanıma kadar geldi. Elindeki siyah erkek maskesini yüzüne takmadan önce bana doğru eğildi. Burnunu boynuma, kolyenin tam üzerine yasladı.
Derin bir nefes aldı.
"Çok güzel olmuşsun prenses," diye fısıldadı sesi göğsümü titreterek. "Karanlık sana kırmızılardan daha çok yakışıyor. Şimdi gidelim ve o çok güvendiğin insanların maskelerini birlikte düşürelim."
...
6 saat sonra
Tanımadığım kızlarla oturduğum masadan kalkmamın tek nedeni, bir el silah sesiydi.
İnsanların çığlıkları duvarlarda yankılanırken, oturduğum masadaki kızlar panikle etrafa kaçışmaya başladı. Balo salonundaki o sahte, parıltılı hava bir saniyede dağılmış, yerini ölümcül bir sessizliğe bırakmıştı.
Gözlerimi sesin geldiği yöne çevirdiğimde kalbimin duracağını sandım.
Araz abi, yüzündeki maskeyi fırlatıp atmış, öfkeden deliye dönmüş bir halde tam karşımızda duruyordu. Elindeki siyah tabancayı, bilinmeyen adama doğrultmuştu. Namlunun ucundan ince bir duman tütüyordu; belli ki az önceki ses, havaya ateş açan Araz abinin silahından çıkmıştı.
Nasıl ayağa kalktığımı hatırlamıyorum, tek hissettiğim bilinmeyen adamın önüne geçip namuluyu kendi kalbime yasladığımdı.
Ona zarar gelecek diye neden bu denli korkuyordum?
Neden bir şey olunca ona bakma gerekliliği duyuyordum?
Araz abi şok içinde bana baktı. Namlunun ucu tam kalbimin üzerindeydi. Parmakları tetikte titriyordu.
"Efsa, delirdin mi sen?" diye bağırdı Araz abi. "Çekil önünden! O herif bir katil!"
"Vur o zaman," dedim gözlerimi kırpmadan. "Eğer suçsuzsan, eğer bana yalan söylemediysen vur ikimizi de!"
Arkamdaki adam hafifçe güldü.
Elini belime koydu ve beni yavaşça arkasına çekmeye çalıştı. Ama ben yerimden kıpırdamadım.
"Bırak konuşsun, güzelim," dedi adam sakin bir sesle. Sonra gözlerini Araz’a dikti. "Anlat ona Araz. Yukarıdaki odada aldığın o kara paraları anlatsın. Efsa’nın geçmişini nasıl sattığını söylesin."
Araz’ın yüzü sapsarı oldu. Silahı tutan eli daha çok titremeye başladı.
"Yalan söylüyor!" dedi Araz, sesi bu kez daha kısık çıkmıştı. "Efsa, ona inanma. Seni yaşatmak için yaptım her şeyi."
"Dosyayı gördüm, Araz abi," dedim sesim titreyerek. "Fotoğrafları, belgeleri gördüm. Sen bir polissin. Nasıl yaparsın bunu?"
"Mecburdum..." diye mırıldandı Araz. Silahı yavaşça aşağıya doğru indi. "Seni korumanın tek yolu buydu."
Arkamdaki adam bir adım öne çıktı. Beni tamamen arkasında bıraktı. Ceketinin içindeki silahı çıkardı ve doğrudan Araz’ın alnına doğrulttu.
"Oyun bitti, Araz," dedi buz gibi bir sesle.
"Masken düştü." Başıyla arkasında duran korumalara işaret verdi.
Korumalar anında hareketlendi. İki iri yarı adam, Araz’ın kollarını arkaya doğru büküp silahını elinden aldı. Araz acıyla inledi ama direnemedi. Onu dizlerinin üzerine çöktürdüler.
"Bırakın beni! Efsa, bunlara inanma!" diye bağırdı Araz, kafasını kaldırmaya çalışarak.
Önümdeki adam silahını indirdi. Arkasını dönüp bana baktı. Maskesinin altındaki gözlerinde garip bir gurur vardı.
"Gördün mü?" dedi. "Sana yalan söylemeyeceğimi söylemiştim."
Cevap vermedim. Gözlerim yerdeki Araz’daydı. İnandığım her şey yalan çıkmıştı.
"Şimdi ne yapacaksın ona?" diye sordum, sesim fısıltı gibi çıktı.
Adam Araz’a doğru bir adım attı. Silahın kabzasını sertçe Araz'ın çenesine vurdu. Araz'ın ağzından kan sızdı.
"Hak ettiği cezayı vereceğim," dedi adam bana bakmadan. "Benim olanı korumanın bedelini ödeyecek."
"Efsa, yalvarırım..." dedi Araz, kan tükürerek. "Annene git. Evdeki kasanın arkasında... Her şey orada..."
Arkamdaki adam korumalara başıyla tekrar işaret verdi. "Götürün bunu. Sesi fazla çıkıyor."
Korumalar Araz’ı yaka paça salonun arka çıkışına doğru sürüklerken, salonda sadece ikimiz kaldık.
Adam bana doğru döndü.
Elini uzattı.
"Artık tamamen güvendesin prenses. Gidelim mi?"
Elindeki kana bulanan silaha, sonra da yüzündeki o sakin maskeye baktım. İçimdeki korku bitmemişti, sadece şekil değiştirmişti.
Araz'ın son sözleri aklıma takılmıştı. Evdeki kasanın arkasında...
Bölüm etkileşimi
