Bölümler 72Şu an: 51. Bölüm
- 1 1. Bölüm730 kelime
- 2 2. Bölüm538 kelime
- 3 3. Bölüm571 kelime
- 4 4. Bölüm417 kelime
- 5 5. Bölüm460 kelime
- 6 6. Bölüm446 kelime
- 7 7. Bölüm528 kelime
- 8 8. Bölüm766 kelime
- 9 9. Bölüm596 kelime
- 10 10. Bölüm473 kelime
- 11 11. Bölüm506 kelime
- 12 12. Bölüm531 kelime
- 13 13. Bölüm477 kelime
- 14 14. Bölüm713 kelime
- 15 15. Bölüm1.050 kelime
- 16 16. Bölüm659 kelime
- 17 17. Bölüm497 kelime
- 18 18. Bölüm535 kelime
- 19 19. Bölüm695 kelime
- 20 20. Bölüm496 kelime
- 21 21. Bölüm431 kelime
- 22 22. Bölüm488 kelime
- 23 23. Bölüm459 kelime
- 24 24. Bölüm599 kelime
- 25 25. Bölüm1.018 kelime
- 26 26. Bölüm805 kelime
- 27 27. Bölüm609 kelime
- 28 28. Bölüm1.025 kelime
- 29 29. Bölüm1.085 kelime
- 30 30. Bölüm860 kelime
- 31 31. Bölüm634 kelime
- 32 32. Bölüm465 kelime
- 33 33. Bölüm504 kelime
- 34 34. Bölüm462 kelime
- 35 35. Bölüm519 kelime
- 36 36. Bölüm546 kelime
- 37 37. Bölüm461 kelime
- 38 38. Bölüm619 kelime
- 39 39. Bölüm446 kelime
- 40 40. Bölüm526 kelime
- 41 41. Bölüm562 kelime
- 42 42. Bölüm512 kelime
- 43 43. Bölüm705 kelime
- 44 44. Bölüm403 kelime
- 45 45. Bölüm764 kelime
- 46 46. Bölüm810 kelime
- 47 47. Bölüm516 kelime
- 48 48. Bölüm710 kelime
- 49 49. Bölüm763 kelime
- 50 50. Bölüm705 kelime
- 51 51. Bölüm934 kelime · Okuduğun bölüm
- 52 52. Bölüm818 kelime
- 53 53. Bölüm811 kelime
- 54 54. Bölüm868 kelime
- 55 55. Bölüm1.401 kelime
- 56 56. Bölüm537 kelime
- 57 57. Bölüm905 kelime
- 58 58. Bölüm715 kelime
- 59 59. Bölüm781 kelime
- 60 60. Bölüm619 kelime
- 61 61. Bölüm735 kelime
- 62 62. Bölüm1.118 kelime
- 63 63. Bölüm680 kelime
- 64 64. Bölüm659 kelime
- 65 65. Bölüm671 kelime
- 66 66. Bölüm644 kelime
- 67 67. Bölüm443 kelime
- 68 68. Bölüm575 kelime
- 69 Teşekkürler198 kelime
- 70 Özel bölüm - 12.721 kelime
- 71 Özel bölüm - 21.394 kelime
- 72 Özel bölüm 31.840 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
21 gün sonra
Zaman benim için durmuştu.
O meşum günün üzerinden tam yirmi bir koca gün, yirmi bir asır geçmişti. Şehir çoktan sonbaharın o soğuk, yağmurlu havasına teslim olmuştu ama benim kışım o deponun karanlığında, Yaman’ın göğsünden fışkıran kanı gördüğüm an başlamıştı.
Yaman hâlâ uyanmamıştı. Ameliyattan sonra derin bir komaya girmiş, bilinci bir daha hiç açılmamıştı.
Doktorlar her geçen gün umutlarını biraz daha kaybediyordu ama ben kaybetmiyordum.
Kaybedemezdim.
Yirmi bir gündür her sabah, kimseyi dinlemeden, doktorların tüm yasaklarına meydan okuyarak bu yoğun bakım odasına giriyordum. Arkadaşlarım, ailem beni eve götürmeye çalışmıştı ama benim evim, bu buz gibi odada, yatağa bağlı yatan o adamın yanıydı.
Şimdi yine onun başucundaki o küçük sandalyede oturuyordum. Cihazların o ruhsuz, odadaki tek hayat belirtisi olan "bip... bip..." sesleri yirmi bir gündür beynimi tırmalıyordu.
Yaman’ın o her zaman güçlü, damarlı olan elini iki elimin arasına almıştım. Parmakları buz gibiydi. Avcumun içindeki elini narin hamlelerle okşarken gözyaşlarım yine benden bağımsız olarak çarşafların üzerine damlıyordu.
Dudağımdaki o patlak çoktan iyileşmişti ama kalbimdeki o yara her saniye daha çok kanıyordu.
"Yirmi bir gün oldu sevgilim..." diye fısıldadım, sesim günlerin yorgunluğundan ve ağlamaktan iyice pürüzlü, çatallı çıkmıştı.
"Yirmi bir gündür penceremin altında yoksun. Sokağın başındaki markete her baktığımda o siyah arabayı, o maskeli adamları görüyorum. Delirecek gibi oluyorum Yaman. Ne olur aç gözlerini."
Başımı yavaşça yatağın kenarına, onun elinin hemen yanına koydum. Gözlerimi o kapalı olan uzun kirpiklerine diktim.
"Herkes ümidini kesti biliyor musun?" dedim hıçkırarak. "Doktorlar 'Mucize gerek' diyor. Azer, Mihan... Hepsi bana acıyan gözlerle bakıyor. Ama ben biliyorum, sen beni burada böyle çaresiz bırakmazsın. Sen koca dünyayı dize getirdin, o canavarları yok ettin... Şimdi o karanlık labirentten çıkıp bana gelemiyor musun yani? Küçük ördeğini tek başına mı bırakacaksın bu kirli dünyada?"
Gözyaşlarım onun elinin üzerine aktı. Sıcak yaşlarım parmak boğumlarından aşağı süzüldü.
"Ben seni çok özledim katil bey," dedim, sesim boğazımda büyüyen bir hıçkırıkla boğularak. "Bana 'küçük ördek' demeni özledim. Masanın altından elimi sımsıkı tutmanı, kokunu özledim, sesini özledim... Bak, çilekli sütlerimi de içmiyorum günlerdir. Sen almadan tek bir lokma bile geçmiyor boğazımdan. Eğer uyanmazsan... Eğer beni burada böyle bir vicdan azabıyla, bu kapkara dünyada yapayalnız bırakıp gidersen... Ben bu ellerle yaşayamam Yaman. Sözümüzü unutma, birbirimizi asla bırakmayacaktık."
Gözlerimi sımsıkı kapattım, hıçkıra hıçkıra ağlarken sesim yoğun bakım odasının o sessiz duvarlarında yankılandı.
"Yalvarırım uyan Yaman... Yalvarırım beni bırakma..."
Tam o an, odadaki o yirmi bir gündür hiç değişmeyen, o tekdüze "bip... bip..." sesleri aniden ritmini şaşırdı. Makinelerden daha hızlı, daha keskin sesler yükselmeye başladı.
Nefesimi tutup başımı hemen yataktan kaldırdım. İki elimle sıkıca tuttuğum o buz gibi el... Aniden kasıldı. Yaman’ın parmakları, yirmi bir gün sonra ilk defa çok hafifçe hareket etti ve benim parmaklarımı güçsüzce ama büyük bir sahiplenmeyle kavradı.
Şok içinde gözlerimi yüzüne çevirdim. O uzun kirpikleri yavaşça kırpıştı. Ve o dipsiz, koyu gözleri yirmi bir günün ardından ağır ağır aralandı. Bakışları ilk başta bulanıktı, odayı süzdü ama saniyeler içinde doğrudan beni, tam gözlerimin içini buldu.
Göz göze geldiğimiz o an, zaman benim için yeniden akmaya başladı.
Ağzındaki o solunum maskesinin arkasından göğsü derin, sarsıntılı bir nefesle yükseldi. Kaşları acıyla hafifçe çatılsa da, o koyu gözlerindeki o narin, sadece bana ait olan o sonsuz şefkat saniyeler içinde odayı ısıttı.
Dudakları maskenin altında çok hafifçe kıpırdadı. Sesi çıkmıyordu, çok halsizdi ama bakışlarıyla bana net bir şekilde fısıldadı.
"Geldim...güzelim..."
Kalbim öyle sert çarptı ki, nefesim göğsümde sıkıştı. Yaşadığım şok ve mutluluk dalgasıyla ellerim titremeye başladı. Yaman'ın elimi sıkan o zayıf parmaklarını son bir kez öpüp hızla ayağa kalktım.
"Uyan... Uyandın."
Hemen Yaman'ın başında duran, acil durumlar için kullanılan o kırmızı acil çağrı düğmesine sertçe bastım. Odadaki cihazların ritmi bir anda değişirken, koridorda yankılanan alarm sesiyle birlikte saniyeler içinde kapı hızla açıldı.
"Ne oldu? Nabzı mı düştü?" diyerek içeri dalan başhekim ve iki hemşire ellerindeki tıbbi cihazlarla yatağa doğru atıldılar.
"Hayır! Gözlerini açtı doktor bey!" diye bağırdım, heyecandan ellerimi kalbime bastırarak. "Benimle konuştu, elimi tuttu!"
Doktor hemen Yaman’ın göz bebeklerini kontrol etmek için küçük ışığını yaktı. O sırada Yaman, ağzındaki solunum maskesinin arkasından derin ve sarsıntılı bir nefes daha alarak yavaşça gözlerini doktora çevirdi. Parmakları hala benim parmaklarımın sıcaklığını arar gibi yatağın üzerinde hafifçe kımıldıyordu.
"Bu... Bu inanılmaz!" dedi doktor, ekrandaki yeşil çizgilere ve Yaman'ın tepkilerine bakarak hayretle gülümsedi. "21 günün ardından refleksleri harika. Nabzı ve solunumu stabilize oluyor. Efsa Hanım, mucizeyi gerçekleştirdiniz."
Doktorlar Yaman'ı detaylıca muayene ederken beni sakinleşmem için yavaşça yoğun bakım odasının kapısına doğru yönlendirdiler. Kapıdan çıkarken Yaman’ın dipsiz karanlık gözleriyle son bir kez bana baktığını ve sanki "Gitme" der gibi parmaklarını oynattığını gördüm.
Koridora çıktığım an bacaklarımın bağı tamamen çözüldü. Annem hemen yanıma geldi.
"Efsa! Güzel kızım, ne oldu?" diyerek beni kollarının arasına aldı. Annemin o sıcacık kokusu burnuma dolduğunda hıçkırıklarım iyice serbest kaldı.
Babam da hemen arkasından gelip omuzlarımdan tuttu. Yüzündeki o günlerdir süren gergin, endişeli ifade gitmiş, yerini derin bir merak almıştı. "Kızım, niye bastın o kırmızı düğmeye? Kötü bir şey mi var, konuşsana?" dedi babam, sesi titreyerek.
"Anne... Baba..." dedim, ağlamaktan konuşamaz bir halde başımı annemin göğsüne yaslayarak. "Uyandı... Yaman gözlerini açtı! Benimle konuştu, elimi sıktı."
Annem duyduklarıyla birlikte elini ağzına götürdü, gözlerinden sevinç yaşları boşaldı. "Aman Allah'ım, şükürler olsun! Dualarımız kabul oldu Tarık," diyerek babama döndü.
Babam ise derin bir nefes alıp duvara yaslandı. Gözlüklerini çıkarıp gözlerini sildi. Günlerdir başımızda bekleyen, Yaman'ın kim olduğunu sorgulasa da benim bu çaresiz halime içi parçalanan babamın omuzları ilk defa rahatlamayla çöktü. "Harbi adammış," diye mırıldandı babam, sesi gururlu ve duygusaldı. "Bizi bırakmadı, o sözünü tuttu."
Sözünü tutar o.
Aradan geçen birkaç saatlik tetkiklerin ardından ameliyatı yapan doktor yanımıza geldi. Annemle babamın da orada olduğunu görünce gülümsedi. "Gözünüz aydın Tarık Bey, Melek Hanım. Yaman Bey hayati tehlikeyi tamamen atlattı. Bilinci yerinde. Onu birkaç saate normal odaya alıyoruz," müjdesini verdi.
Bölüm etkileşimi
