35. bölüm · Bilinmeyen
35. Bölüm
Sabahın ilk ışıkları odamın perdesinden içeri sızarken gözlerimi yavaşça araladım. İçimde öyle tatlı bir huzur vardı ki, uzun zamandır ilk defa bu kadar derin ve kabussuz uyumuştum. Yatakta hafifçe gerindim, tam başımı diğer tarafa çevirecektim ki odadaki varlığı hissettim.
Kafamı kaldırdığımda kalbim aniden teklemedi, aksine çok tanıdık bir ritimle hızlandı.
Yaman, odamın köşesindeki tekli koltukta oturmuş, kollarını göğsünde birleştirmiş bir halde doğrudan bana bakıyordu.
Üzerinde dünkü kıyafetleri vardı ama ceketini çıkarmıştı. Gözlerimi açtığımı görünce o sert yüz hatları anında gevşedi. Dudaklarının kenarında sadece bana özel olan o hafif tebessüm belirdi.
"Günaydın küçük ördek," dedi sesi uykusuzluktan iyice boğuklaşmış bir halde.
Şaşkınlıkla yatakta doğruldum, saçlarımı arkaya doğru attım. "Yaman? Sen ne zamandan beri buradasın? Gece gitmedin mi?"
Yaman koltuktan yavaşça kalktı. Göğsünü hafifçe tuttu, canının yandığını gördüm ama bana belli etmemek için hemen elini indirdi. Yatağımın kenarına gelip oturdu. O dipsiz, karanlık gözlerini gözlerime dikti.
"Hiç gitmedim," dedi çok sakin bir sesle. "Baban beni misafir odasına postaladıktan sonra herkesin uyumasını bekledim. Sonra da buraya geldim."
"İnanmıyorum sana!" dedim gülerek ama sesimi alçak tutmaya çalıştım, babam duyar diye ödüm kopuyordu. "Peki sabaha kadar ne yaptın burada?"
Yaman elimi tuttu, parmaklarımı dudaklarına götürüp narin bir şekilde öptü. "Sadece seni izledim. 16 yıl boyunca bu anın hayalini kurdum ben, Efsa. Sabaha kadar seni izlesem de doyamam ki."
İçim bir hoş oldu, yanaklarımın alev alev yandığını hissettim. "Ya uyurken komik bir şey yaptıysam? Ağzım açık falan uyuduysam?" diye sızlandım utanarak.
Yaman hafifçe kıkırdadı, elini yanağıma koyup başparmağıyla tenimi okşadı. "Çok güzel uyuyordun prenses. Arada bir kaşlarını çattın, herhalde rüyanda beni gördün."
"Belki de çilekli sütleri görmüşümdür," dedim gözlerimi kaçırarak.
"Onlar da hazır zaten," dedi Yaman göz kırparak. Bakışlarıyla komodinin üzerini işaret etti. Oraya baktığımda yan yana duran iki tane çilekli süt kutusunu gördüm.
Gerçekten de sözünü bir kez daha tutmuştu.
Benim koruyucu meleğim, çocukluğum, her şeyim.
"Sen gerçekten delisin," diye fısıldadım, sesim titreyerek.
"Sadece senin delinim, küçük ördek," dedi Yaman. Sesi o kadar derinden ve pürüzsüz çıkmıştı ki, ruhuma dokundu sanki.
Daha fazla dayanamadım. Aramızdaki o birkaç santimlik mesafeyi tek bir hamlede kapatıp ellerimi Yaman’ın ensesine doladım ve dudaklarımı onun dudaklarına bastırdım.
Yaman bu ani hareketimle hafifçe irkildi, göğsündeki yaranın sızladığını hissettim ama beni kendinden uzaklaştırmadı. Aksine, sanki yıllardır bu anı bekliyormuş gibi derin bir nefes alıp belime doladığı o güçlü kollarıyla beni daha da kendine çekti.
Dudaklarımızın buluştuğu o an, zaman tamamen durdu.
Onun dudakları sıcak ve yumuşacıktı, kokusu yine başımı döndürecek kadar tanıdıktı. Beni incitmekten korkar gibi narin ama bir o kadar da sahiplenici bir şekilde öpüyordu. Kalbimin göğüs kafesimi döven sesi odadaki tek hayat belirtisiydi.
Yaman dudaklarımızı yavaşça ayırdığında, alnını alnıma yasladı. İkimiz de nefes nefeseydik. Koyu gözlerini açıp doğrudan gözlerimin içine baktı, göz bebeklerindeki o karanlık labirent bu kez tamamen aşkla aydınlanmıştı.
"Efsa..." diye mırıldandı, başparmağıyla alt dudağımı yavaşça silerek. "Seni bir daha asla bırakmayacağım. Ölsem bile."
"Ölmek yok," dedim hemen, elini sımsıkı tutarak. "Birbirimize söz verdik."
Tam o sırada koridordan ağır ayak sesleri gelmeye başladı. Babamın terliklerinin o tanıdık "tık tık" sesi kulaklarımıza ulaştığında ikimiz de gözlerimizi kocaman açtık ve birbirimizden hızla ayrıldık.
"Eyvah!" dedim panikle Yaman’ın kolunu sıkarak.
"Babam geliyor! Eğer seni burada görürse bu sefer gerçekten bittik!"
