Bölümler 72Şu an: Özel bölüm 3
- 1 1. Bölüm730 kelime
- 2 2. Bölüm538 kelime
- 3 3. Bölüm571 kelime
- 4 4. Bölüm417 kelime
- 5 5. Bölüm460 kelime
- 6 6. Bölüm446 kelime
- 7 7. Bölüm528 kelime
- 8 8. Bölüm766 kelime
- 9 9. Bölüm596 kelime
- 10 10. Bölüm473 kelime
- 11 11. Bölüm506 kelime
- 12 12. Bölüm531 kelime
- 13 13. Bölüm477 kelime
- 14 14. Bölüm713 kelime
- 15 15. Bölüm1.050 kelime
- 16 16. Bölüm659 kelime
- 17 17. Bölüm497 kelime
- 18 18. Bölüm535 kelime
- 19 19. Bölüm695 kelime
- 20 20. Bölüm496 kelime
- 21 21. Bölüm431 kelime
- 22 22. Bölüm488 kelime
- 23 23. Bölüm459 kelime
- 24 24. Bölüm599 kelime
- 25 25. Bölüm1.018 kelime
- 26 26. Bölüm805 kelime
- 27 27. Bölüm609 kelime
- 28 28. Bölüm1.025 kelime
- 29 29. Bölüm1.085 kelime
- 30 30. Bölüm860 kelime
- 31 31. Bölüm634 kelime
- 32 32. Bölüm465 kelime
- 33 33. Bölüm504 kelime
- 34 34. Bölüm462 kelime
- 35 35. Bölüm519 kelime
- 36 36. Bölüm546 kelime
- 37 37. Bölüm461 kelime
- 38 38. Bölüm619 kelime
- 39 39. Bölüm446 kelime
- 40 40. Bölüm526 kelime
- 41 41. Bölüm562 kelime
- 42 42. Bölüm512 kelime
- 43 43. Bölüm705 kelime
- 44 44. Bölüm403 kelime
- 45 45. Bölüm764 kelime
- 46 46. Bölüm810 kelime
- 47 47. Bölüm516 kelime
- 48 48. Bölüm710 kelime
- 49 49. Bölüm763 kelime
- 50 50. Bölüm705 kelime
- 51 51. Bölüm934 kelime
- 52 52. Bölüm818 kelime
- 53 53. Bölüm811 kelime
- 54 54. Bölüm868 kelime
- 55 55. Bölüm1.401 kelime
- 56 56. Bölüm537 kelime
- 57 57. Bölüm905 kelime
- 58 58. Bölüm715 kelime
- 59 59. Bölüm781 kelime
- 60 60. Bölüm619 kelime
- 61 61. Bölüm735 kelime
- 62 62. Bölüm1.118 kelime
- 63 63. Bölüm680 kelime
- 64 64. Bölüm659 kelime
- 65 65. Bölüm671 kelime
- 66 66. Bölüm644 kelime
- 67 67. Bölüm443 kelime
- 68 68. Bölüm575 kelime
- 69 Teşekkürler198 kelime
- 70 Özel bölüm - 12.721 kelime
- 71 Özel bölüm - 21.394 kelime
- 72 Özel bölüm 31.840 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Okul koridorundaki gürültü her zamanki gibi başımı ağrıtacak cinstendi. Sınıftan çıkmış, dolabımın önünde dikilmiş ve bir sonraki dersin kitaplarını çantama tıkıştırmaya çalışıyordum. Tabii ki her zamanki sakarlığımla tarih kitabımı yere düşürmüş, tam eğilip alacakken kafamı dolabın kapağına çarpmıştım. Kendi kendime söylenerek alnımı ovuştururken, önümde aniden bir çift temiz spor ayakkabı belirdi.
Başımı kaldırdığımda karşımda Bora duruyordu. Yan sınıftaki Bora. Hani şu her zaman güler yüzlü olan, okulun popüler çocuklarından biri. Yüzünde kocaman, parlak bir tebessüm vardı ve ellerini arkasında gizlemiş gibi duruyordu.
"Yine mi sakarlık peşindesin Elfida?" diye sordu Bora, sesi oldukça neşeli geliyordu.
Elimi alnımdan çekip utançla gülümsedim. "Sorma Bora. Dolap kapaklarıyla kişisel bir derdim var sanırım. Bir gün beni gerçekten nakavt edecekler."
Bora hafifçe güldü ve arkasında tuttuğu ellerini öne doğru uzattı. Avucunun içinde, narin sarı lalelerden oluşan küçük, çok tatlı bir buket vardı. Lalelerin canlı rengi koridorun o soluk ışığında bile parlıyordu. Şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırdım.
"Bunlar... Benim için mi?" diye sordum, sesimdeki şaşkınlığı gizleyemeyerek.
"Evet, senin için," dedi Bora, buketi bana doğru biraz daha uzatarak. "Bugün kantinde biraz keyifsiz olduğunu görmüştüm. Baharın enerjisi sana iyi gelir diye düşündüm. Laleleri seversin değil mi? Renkleri bana doğrudan senin o enerjik halini hatırlattı."
"Bora, çok teşekkür ederim, gerçekten çok naziksin," dedim. Buketi almak için elimi uzattım. Tam lalelerin saplarını kavramıştım ki, koridordaki o tanıdık, ağır ve sarsılmaz adımların sesini duydum.
Ve o an, koridordaki diğer tüm sesler sanki benim için uğultuya dönüştü.
Gelen kişinin kim olduğunu arkamı dönmeden bile anlayabilirdim. Üzerime çöken o devasa, karanlık gölge kütüphanedeki o günü ve sınıfın en arkasında bir dağ gibi oturan cüsseyi hemen zihnime getirdi. Yaman Asaf Kıyamet, elleri her zamanki gibi okul pantolonunun ceplerinde, ceketi açık bir şekilde bize doğru yürüyordu.
O koskoca gövdesiyle yanımızdan geçip gideceğini sandım. Çünkü Yaman Asaf kimseyle ilgilenmezdi. Koridordaki insanları sadece birer nesne gibi görür, zırhlarını milim esnetmeden yürürdü.
Ama öyle olmadı.
Yaman, tam bizim hizamıza geldiğinde adımlarını yavaşlattı. O kadar uzun ve kalıplıydı ki, onun yanımda durmasıyla Bora'nın varlığı bir anda gölgede kaldı. Koyu, dipsiz karanlık gözleri önce benim telaşla kızaran yüzüme, ardından Bora'nın elinden almak üzere olduğum sarı lalelere kaydı. O inatçı ve sert bakışları lalelerin üzerinde bir saniye bile durmadı, sanki o çiçekler onun dünyasında değersiz birer çöp parçasıymış gibi baktı.
Bora, Yaman'ın bu ani duruşu ve üzerimize çöken heybetli baskısıyla duraksadı. "Bir sorun mu var Asaf?" diye sordu Bora, sesini dik tutmaya çalışarak.
Yaman, Bora'ya dönüp bakmadı bile. Koyu gözlerini doğrudan benim gözlerime dikti. Yüzündeki o sert, kimseden çekinmeyen ifade her zamanki gibi sarsılmazdı ama çenesinin kasıldığını, o geniş omuzlarının hafifçe gerildiğini görebiliyordum.
O derin, pürüzlü ve boğuk sesi koridoru ikiye bölen bir balta gibi yankılandı.
"Efsa gül sever."
Sadece üç kelime söyledi.
Sesi o kadar net ve tavizsizdi ki, Bora şaşkınlıkla bana doğru baktı. Benim ise kalbim göğüs kafesimi delmek ister gibi delice çarpmaya başlamıştı.
Bana yine o özel ismiyle, sadece kendisinin hitap ettiği gibi "Efsa" diyerek seslenmişti. Üstelik bunu herkesin içinde, Bora'nın gözlerinin içine bakarak yapmıştı.
Bora kekeledi. "Ne? Nasıl yani?"
Yaman Asaf, Bora'nın bu sorusunu tamamen duymazdan geldi. Bakışlarını gözlerimden bir an bile ayırmadan, o koca gövdesiyle bana doğru yarım adım yaklaştı. Aramızdaki boy farkı yüzünden başımı yine tamamen yukarı kaldırmak zorunda kalmıştım. Gözlerindeki o narin ama baskın kıskançlık dalgasını yakaladığımda içimdeki heyecan iki katına çıktı.
Yaman, ellerini cebinden bile çıkarmadan, o sarsılmaz dağ gibi duruşuyla son sözünü söyledi.
"Lale değil," dedi, sesi pürüzlü ve derinden gelerek. "Gül."
Arkasını döndü ve o uzun, kalıplı bacaklarıyla ağır adımlarla yürümeye devam etti. Arkasından bakarken, koridoru tek başına kaplayan o devasa sırtına ve geniş omuzlarına bir kez daha hayran kalmaktan kendimi alamadım.
Bora elindeki lalelerle öylece kalakalmıştı. "Elfida... Asaf ne demek istedi? Siz... Tanışıyor musunuz?"
Elimi kalbimin üzerine koydum, hala delice atan ritmi sakinleştirmeye çalışıyordum. Dudaklarımın kenarı kendiliğinden yukarı doğru kıvrılırken, Yaman'ın arkasından gülümseyerek baktım.
"Şey... Evet Bora," dedim, sesimdeki neşeyi gizleyemeyerek. "Sanırım beni sandığımdan çok daha iyi tanıyor."
...
Beden eğitimi dersi için kızlar soyunma odasına doğru yürürken içimde garip bir huzursuzluk vardı. Koridorun köşesini döndüğümde, kızlar tuvaletinin hemen önündeki hareketlilik dikkatimi çekti. Yaman oradaydı. O devasa cüssesiyle duvara yaslanmış, elleri cebinde her zamanki dik başlı duruşuyla dikiliyordu.
Ama yalnız değildi.
Yanında okulun popüler kızlarından biri olan Melis vardı. Melis, Yaman’ın o geniş omuzlarına neredeyse yapışacak gibi durmuş, saçlarını parmağına dolayarak ona bir şeyler anlatıyordu. Yaman’ın o dipsiz, karanlık gözleri Melis’in üzerinde gezinirken yüzünde her zamanki o sarsılmaz, ifadesiz maskesi vardı. Melis’e doğru hafifçe eğildiğinde, göğsümün tam ortasında narin ama bir o kadar da keskin bir sızı hissettim.
Kalbim sanki bir anlığına buz tuttu.
Yaman’ın tek bir gülüşünü, tek bir kelimesini bile başka bir kızla paylaşıyor olma ihtimali içimi kavurmuştu. Adımlarımı hızlandırıp gözlerimi onlardan kaçırarak kendimi hızla kızlar soyunma odasına attım.
Yanaklarım kıskançlıktan alev alev yanarken hırkamın kollarını hırsla çekiştirdim. Ancak odanın içindeki hava, dışarıdakinden çok daha tehlikeliydi. İçeri girmemle birlikte köşede toplanmış olan Melis’in arkadaş grubu fısıldaşmayı kesip bana döndü.
"Bakın kim gelmiş," dedi içlerinden biri, yüzünde alaycı bir ifadeyle. "Yaman'ın gölgesi."
Hiçbirine cevap vermeden dolabıma doğru ilerledim ve beden eğitimi tişörtümü çıkardım. Üzerimi değiştirmek için arkamı döndüğümde, gruptan iki kız önümü kesti.
"Kendini çok özel sanıyorsun değil mi Elfida?" dedi aralarından uzun boylu olanı. "Yaman'ın kütüphanede seni tutmuş olması, ya da senin o saçma sakarlıklarına katlanıyor olması bir şey ifade etmez. Yaman Asaf Kıyamet gibi bir çocuk senin gibi sönük bir kıza mı bakacak? Sırf onun yakınındasın diye bir yerlerin kalkmasın."
"Ben öyle bir şey düşünmüyorum," dedim sesimi dik tutmaya çalışarak.
"Yalan söyleme! Sürekli onun etrafında dolanıyorsun. Ama dışarıda kimlerin onun peşinde olduğunu görmüyor musun? Melis'i gördün değil mi az önce? Yaman onunla konuşuyor, seninle değil." Bu söz içimdeki kıskançlık ateşini daha da körükledi. Tam o sırada kızlardan biri, sıranın üzerindeki çöp kutusunu narin bir hamleyle ayağıyla itti. İçindeki buruşturulmuş kağıtlar ve kirli peçeteler ayağımın dibine, temiz spor ayakkabılarımın üzerine saçıldı.
"Aaa, çok pardon," dedi kız, yapmacık bir şekilde gülerek. "Sakar olan sendin değil mi? Bak, çöpler bile senin üstüne düşüyor. Tam senin hak ettiğin yer."
Sinirden ellerim titremeye başlamıştı. Üzerime atılan kağıt parçalarından birini sertçe ayağımla ittim. Sakin ol, değmez. İnan her seniyesine değer. Okuldan kovulursun. Sus iç ses. Kovulursan annen üzülür, onun üzülmesine dayana bilirmisin? Dayanamam.
"Çekilin."
Sesim her ne kadar dik durmaya çalışsa da, odadaki o hırslı kalabalığın arasında cılız bir fısıltı gibi kaybolup gitti. Melis’in arkadaşı olan o iki kız, benim bu geri adım atan narin hâlimden daha da cesaret almış gibi birbirlerine bakıp sinsi bir şekilde gülümsediler.
"Çekilmezsek ne yaparsın sakar kız?" dedi sağ taraftaki, üzerime doğru bir adım daha atarak. "Yaman'a şikayet mi edersin? Hadi etsene."
Daha ne olduğunu anlayamadan, o iki kız aniden üzerime çullandı. Biri sağ kolumu, diğeri sol kolumu sarsılmaz ve hunharca bir hamleyle kavradı. Canımın acısıyla, "Bırakın beni! Ne yapıyorsunuz siz?" diye bağırdım. Kurtulmak için bacaklarımı savurdum, hırkamın kollarını çekiştirerek kendimi geri fırlatmaya çalıştım ama iki kişi birden beni sıkıştırmış, odanın arkasındaki duş kabinlerine doğru sürüklemeye başlamışlardı.
"Yaman’ın etrafında dolanmanın bedeli varmış, öğrenirsin şimdi," diye fısıldadı kulağıma doğru diğeri.
Beni duş kabinlerinden birinin içine hoyratça ittiler. Sırtım soğuk fayanslara çarptığında nefesim kesildi. Tam çıkmak için hamle yapacakken, kızlardan biri yukarıdaki narin demir musluğa uzandı ve sonuna kadar çevirdi.
Saniyeler içinde tepemden aşağıya buz gibi, dondurucu bir su boşaldı.
"Ah!" diye narin bir çığlık koptu dudaklarımdan. Gözlerimi panikle kapattım. Su o kadar soğuktu ki bir an nefes alamadım. Üzerimdeki okul tişörtü, altımdaki pantolonum, saçlarım... Her şeyim ama her şeyim saniyeler içinde sırılsıklam oldu. Kıyafetlerim vücuduma yapışırken dondurucu soğuk kemiklerime kadar işledi.
Kızlar benim bu çaresiz, sırılsıklam hâlime bakarak kahkahalarla soyunma odasının kapısına doğru kaçtılar. Kaçmadan yedek kıyafetlerimi bile suyun altına attılar. "Beden dersine bu hâlde çıkarsın artık!" diye bağırdı biri arkasından kapıyı çarparken.
Duşun altından titreyerek çıktım ve musluğu kapattım. Sırılsıklam olan saçlarımı yüzümden çekerken öfkeden ve soğuktan dişlerim birbirine vuruyordu. Çantamın yanına gittim, içine baktım ama yedek hiçbir kıyafetim yoktu.
Bütün kıyafetlerim, okul formam sırılsıklam olmuştu. Bu hâlde koridora çıksam herkes bana bakacaktı, derse girsem dondurucu soğuktan hasta olacaktım. Giyecek tek bir kuru kıyafetim bile kalmamıştı.
Odanın ortasında, sırılsıklam bir hâlde, kollarımı göğsüme sarmış ne yapacağımı bilemeden öylece kalakaldım. Gözlerimden kıskançlık ve sinir dolu birkaç narin yaş süzüldü.
Dolabıma doğru döndüm. Bomboştu. Sinirle burnumdan soludum, her zaman sinirlendiğim için ağlıyordum. Ezildiğimden değil. Asla ezildiğim için değildi, canımı sıkan tek şey o kızların cüreti ve az önce Yaman'ın yanında gördüğüm o narin ama içimi kavuran sinir bozucu manzaraydı. Kendime hakim olamıyordum, öfkem gözlerimden yaş olarak akıyordu.
"Salaksın Elfida," diye mırıldandım kendi kendime, ıslak hırkamın kollarını hırsla çekiştirirken.
İşte o an kızlar odasının kapısı sertçe dövüldü, ardından sarsılmaz ama bir o kadar da ritmik bir şekilde tıklatıldı.
"Kim o?" diye seslendim, sesimdeki sinir dolu hıçkırığı gizlemeye çalışarak. "Girmeyin, dolu!"
Kapı ardına kadar açıldığında içeri giren o devasa cüsseyle birlikte sınıftaki o tanıdık gölge üzerime düştü. Gelen Yaman Asaf'tı. O koskoca gövdesiyle kızlar odasına milim tereddüt etmeden adım atmış, dipsiz karanlık gözlerini doğrudan bana dikmişti.
Yaman, sırılsıklam olmuş hâlime, yerdeki su birikintilerine ve sinirden kıpkırmızı kesilmiş yüzüme baktı. O kimseden korkmayan, dik başlı çocuk, karşımda ilk defa zırhlarının tamamen paramparça olduğunu belli eder gibi derin, boğuk bir nefes aldı. Çenesi öyle bir kasıldı ki, yüzündeki her narin hat adeta bir heykel gibi sertleşti.
"Efsa," dedi Yaman, sesi o pürüzlü ve derinden gelen tınısıyla odayı bıçak gibi keserek.
Hiçbir şey söylememe izin vermeden ağır ve sarsılmaz adımlarla tam önümde dikildi. O kadar uzun ve kalıplıydı ki, tepemde sarsılmaz bir kale gibi dururken aramızdaki boy farkından dolayı başımı tamamen yukarı kaldırmak zorunda kaldım. Dişlerim soğuktan ve sinirden birbirine vuruyor, bütün vücudum zangır zangır titriyordu.
Yaman, o koca elleriyle tek bir hamlede üzerindeki o kalın, simsiyah hırkanın fermuarını indirdi. Hırkayı omuzlarından sıyırıp narin ama bir o kadar da sarsılmaz bir hareketle benim üzerime geçirdi. Hırkası o kadar büyüktü ki, benim minicik kalıbımı tamamen içine almış, kollarımı ve dizlerimi tamamen kapatmıştı.
Hırkadan yayılan o yoğun eski kitap kokusu ve teninin sıcaklığı, dondurucu soğuktan titreyen tenime değdiği an içimden narin bir ürperti geçti.
Yaman, o koca gövdesiyle önümde hafifçe eğildi, hırkanın fermuarını boğazıma kadar yavaşça çekti. Parmakları, hırkamın kollarını çekiştiren ellerime hafifçe değdiğinde kalbimin ritmi tamamen altüst oldu. Koyu gözlerini gözlerime dikti, yanaklarımdaki yaşları o koca elinin başparmağıyla narin bir salisede sildi. Gözlerindeki o narin şaşkınlık dalgası yerini sarsılmaz, arkasında hiçbir gücün duramayacağı bir kıskançlık ve öfkeye bırakmıştı.
"Kim yaptı?" diye sordu Yaman, sesi dağ gibi net ve tehlikeliydi.
"Önemli değil, sinirden ağlıyorum zaten," dedim, hırkasının narin sıcaklığına sığınarak kafamı hafifçe kaldırırken. "Sadece... Sinirlendim."
"Bunu sana kim yaptı?"
"Asaf... Yemin ederim bir önemi yok. Oldu ve bitti. Lütfen büyütme. Okuldan kovulmanı istemiyorum."
Parmaklarının arkasıyla, yanaklarımdan süzülen o son narin yaş damlasını sert ama bir o kadar da narin bir salisede sildi. Dokunuşu tenimi alev alev yakmıştı.
"Benim için bittiği zaman biter, Efsa," dedi Yaman, sesi dağ gibi net ve tavizsizdi. "Söyle."
"Melis'in yanındakiler işte..." diye mırıldandım sonunda, onun bu sarsılmaz inatçı pırıltısına karşı daha fazla dayanamayarak. Gözlerimi kaçırdım. "Sırf... Sırf senin kütüphanede beni tuttuğunu, senin yanına geçtiğimi gördükleri için yaptılar. Tek sebebi bu."
Arkasını döndü ve o uzun, kalıplı bacaklarıyla ağır adımlarla soyunma odasının kapısına doğru yöneldi. O kadar kocamandı ki, kapının eşiğinde durup omzunun üzerinden bana baktığında, arkasındaki tüm dünyayı tek başına kapattığını düşündüm.
"Önüme geç," dedi Yaman, o derin ve boğuk sesiyle son noktayı koyarak. "Yürü, Efsa."
Bölüm etkileşimi
