73. bölüm · Bilinmeyen
67. Bölüm
Büyük yatak odamızdaki o devasa, yumuşak yatağın ortasına oturmuştum. Sağımda minik oğlumuz Yamaç, solumda ise dünyalar güzeli kızımız Hayat, yan yana serilmiş bembeyaz battaniyelerin üzerinde mışıl mışıl uyuyorlardı.
İkisinin de o minicik ağızları hafifçe açık, düzenli nefes alışlarıyla göğüsleri inip kalkıyordu.
O kadar masum, o kadar narin görünüyorlardı ki, bakmaya doyamıyordum.
İç sesim durmadan aynı şeyi fısıldıyordu. Bitti Efsa. Bak, cennetin tam ortasındasın artık.
Yaman yavaşça odaya girdi. Elinde sıcacık bir bitki çayı ve benim için hazırladığı o kutu çilekli süt vardı. Adımlarını öyle narin, öyle sessiz atıyordu ki, o devasa gövdesiyle odada adeta bir gölge gibi süzülüyordu; ördeklerini uyandırmaktan ölesiye korkuyordu.
Eğilip elindekileri komodinin üzerine bıraktı. Sonra yatağın kenarına, tam ayak ucumun olduğu yere yavaşça ilişti. O dipsiz karanlık gözlerini önce yatakta yan yana uyuyan Yamaç ve Hayat’a dikti.
Dakikalarda hiç kıpırdamadan, nefesini bile narin hamlelerle alarak çocuklarını izledi. O an, o kimseden korkmayan acımasız katil beyin gözlerinde yine o dünyanın en güzel, en narin şefkat dolu tebessümü belirdi.
Başını yavaşça kaldırıp gözlerimi buldu.
Yatakta bana doğru biraz daha yaklaştı, göğsündeki o eski yaranın sıcaklığını tenimde hissedeceğim kadar yakınıma geldi. Boşta kalan sol elini kaldırıp yanağımı narin hamlelerle okşadı.
"Çok güzel bir annesin, prensesim," diye fısıldadı.
"Korkuyorum ama."
"Neden güzelim? Neden korkuyorsun?"
"Ya olara güzel bir anne olamazsam? Ya onları senin beni koruduğun gibi koruyamazsam?" dedim, sesim sonlara doğru kısılırken.
Bakışlarım yatakta melekler gibi uyuyan Yamaç ve Hayat’a kaydı. İçimdeki o Elfida’nın, o kırılgan çocukluğun korkuları bir anda su yüzüne çıkmıştı.
Kendimi o kadar yetersiz, o kadar küçük hissediyordum ki...
Bu minicik canların sorumluluğu kalbimi deli gibi titretiyordu.
Yaman, bu sözlerim üzerine yanağımdaki elini hiç çekmedi. Başparmağıyla gözümden süzülen o sıcak yaşı narin hamlelerle sildi. O dipsiz karanlık gözlerini gözlerime öyle bir kenetledi ki, ruhumun içindeki tüm o korku duvarları anında un ufak oldu.
"Bana bak, prensesim," dedi Yaman. Sesi o içimi tirtir titreten derin, boğuk ve pürüzlü tınısıyla ama adeta ruhumu şifalandırmak ister gibi yumuşacık çıktı.
Eğildi, alnını alnıma yasladı. Sıcak nefesi tenimi yakarken parmaklarımızı biraz daha sıktı.
"Dünyanın en güzel, en harika annesi olacaksın, bundan zerre kadar şüphen olmasın," diye devam etti, kalbimin tam ortasına mühürlenir gibi net bir sesle.
"Korumak konusuna gelince... Sen sadece onlara annelik yapacaksın güzelim. Onları korumak, bu dünyadaki tüm canavarları önlerinde diz çöktürmek benim görevim."
Derin bir nefes aldım, göğsündeki o eski yaranın yerinde atan o güçlü kalbinin sesini dinledim. İçimdeki tüm o karanlık endişeler onun bu sözleriyle tamamen dağılıp gitti.
"İyi ki varsın katil bey," diye mırıldandım, uykunun ve huzurun verdiği o tatlı halsizlikle gözlerimi kapatırken.
Yaman saçlarımın arasına uzun, derin bir öpücük kondurdu. "Sen de iyi ki varsın prensesim. Hadi uyu şimdi, ben buradayım. Hepinizin başucundayım."
Göğsünde en huzurlu uykuya doğru yavaşça daldım.
