24. bölüm · Bilinmeyen
24. Bölüm
"Hadi kızım hem sen de kendine gelirsin." Beni ikna etmeye çalışan Yazgı ve Neşe'ye baktım. İstemiyorumdum işte. Konuşmak, eğlence mekanlarına gitmek, dans etmek hiçbir şey istemiyordum.
Tek istediğim uyumaktı.
"Kız vallahi hiç havamda değilim. Bir kerecik kendiniz gidin." Neşe başını olumsuz şekilde sallayarak yatağımın kenarında oturdu.
"Hayır babağim anca beraber kanca beraber. Hadi kalk." dedi sesini tatlı sert bir tona ayarlayarak. "Kaç aydır eve kapandın Elfida. Zombi gibi yaşamaktan sıkılmadın mı? Hem bak, bu gece çok güzel bir mekana gidiyoruz, itiraz istemiyorum."
Yazgı da hemen arkasından destek verdi. "Hadi kızım hem sen de kendine gelirsin. Hem bizim için hem de kendin için yap bunu. Söz, çok geç kalmayacağız."
Derin bir nefes alıp yatakta doğruldum.
Beni bir akıl hastanesine kapatmalarını ya da Bilinmeyen'in radarına girmelerini istemiyordum.
"Tamam," dedim isteksizce. "Geleceğim."
Yazgı ve Neşe sevinç çığlıkları atarak üzerime atladıklarında zoraki de olsa gülümsedim. Beni hemen yataktan kaldırıp gardırobun önüne çekiştirdiler. Neşe askıları hızla karıştırırken, aradığı şeyi bulmuş gibi tek bir elbiseyi çekip çıkardı.
"İşte bu!" dedi gözleri parlayarak.
Bu, uzun zamandır giymediğim, vücuda tam oturan, derin göğüs dekolteli, mini kırmızı bir elbiseydi. Rengi o kadar canlı, o kadar belirgindi ki... Aklıma anında kapının altından sızan o kırmızılık geldi. Yutkundum.
"Bu... biraz fazla iddialı değil mi?" diye mırıldandım geri çekilerek.
"Saçmalama, sana çok yakışıyor. Bu gece o eski Elfida'yı geri istiyoruz," dedi Yazgı beni banyoya doğru ittirirken.
Yarım saat sonra aynanın karşısındaydım. Üzerimdeki kırmızı elbise tenimi her zamankinden daha solgun gösteriyordu. Kızlar makyaj masasının başına geçmem için ısrar ettiler. Yazgı saçlarımı dalgalandırırken, Neşe profesyonel bir hamleyle gözlerime koyu, buğulu bir makyaj yaptı. Dudaklarıma ise elbisenin rengiyle birebir eşleşen, iddialı bir kırmızı ruj sürdü.
Aynadaki yansımama baktığımda kendimi tanıyamadım. Kaç aydır çökmüş, ağlamaktan gözleri şişmiş o kız gitmiş; yerine gözü pek, büyüleyici ve tehlikeli görünen bir kadın gelmişti.
Boynuma elim gitti.
O kolyeyi takmamıştım ama sanki görünmez bir zincir hâlâ tenimi yakıyordu.
"Tek kelimeyle harika oldun," dedi Yazgı gururla.
"Teşekkür ederim, hadi gidelim."
Neşe ellerini çarparak seviç çığlığı attı.
"Bu gece mükemmel bir gece olacak."
Umarım...
Umarım dediğin gibi olur Neşe, aksini kaldıramam ki...
...
Kısa süre sonra mekanın önüne geldik. Burası şehrin en ünlü barlarından biriydi. Kapıda uzun bir kuyruk vardı. Görevliler kızları tanıyordu, bu yüzden hiç beklemeden içeri girdik.
İçerisi çok kalabalıktı. Loş ışıklar, neon lambalar ve yüzlerce insan vardı. Bas sesleri duvarları titretiyordu. Alkol ve yoğun parfüm kokusu etrafı sarmıştı.
Zorlukla boş bir masaya geçtik. Neşe hemen içkileri sipariş etti. Yazgı ritme ayak uydurarak dans etmeye başladı. Herkes eğleniyordu.
Ben ise sadece bardağımı tutuyordum. Kalabalığın içinde yabancı gibiydim.
Bardağımdaki içkiyi tek dikişte bitirdim. Unutmak istiyordum. Sadece bir geceliğine de olsa sıradan bir kız gibi hissetmek istiyordum.
"Eee, böyle sadece oturacak mıyız?" dedi Neşe, masanın ortasına doğru eğilerek. Gözleri çakmak çakmaktı. "Hadi bir oyun oynayalım. Herkes kendine bu gecelik bir partner bulacak. İlk bulan kazanır, kaybeden de tüm hesabı öder!"
Yazgı ellerini çırptı. "Kabul! Ama hile yapmak yok, tamamen doğal yollarla tanışılacak."
İtiraz edecek halim yoktu. Üstelik kafamın içindeki o karanlık sesten kaçmak için bu saçma oyun iyi bir fırsat gibi görünmüştü. "Ben pas geçiyorum kızlar," dedim, garsonun masaya bıraktığı yeni kadehimi elime alırken.
"Siz yarışın, ben izleyiciyim."
"Aman, iyi be. Sen kaybettin sayıyorum," dedi Neşe ve arkasını dönüp barda oturan uzun boylu bir çocuğa doğru adımladı. Yazgı da çok geçmeden dans pistindeki bir grubun arasına karışıp gözden kayboldu.
Masada tek başıma kalmıştım. Müzik kulağımı tırmalıyor, neon ışıklar gözlerimi alıyordu.
Peş peşe kaç kadeh içtiğimi hatırlamıyordum ama alkol çok hızlı bir şekilde kana karışmıştı.
Başım dönüyor, etrafımdaki insanlar bulanık birer gölgeye dönüşüyordu.
Vücudumdaki o ağır uyuşma hissi, korkularımı bir anlığına da olsa törpülemişti.
Sarhoş olmuştum.
Hem de masadan kalkamayacak kadar çok.
