Bölümler 72Şu an: 26. Bölüm
- 1 1. Bölüm730 kelime
- 2 2. Bölüm538 kelime
- 3 3. Bölüm571 kelime
- 4 4. Bölüm417 kelime
- 5 5. Bölüm460 kelime
- 6 6. Bölüm446 kelime
- 7 7. Bölüm528 kelime
- 8 8. Bölüm766 kelime
- 9 9. Bölüm596 kelime
- 10 10. Bölüm473 kelime
- 11 11. Bölüm506 kelime
- 12 12. Bölüm531 kelime
- 13 13. Bölüm477 kelime
- 14 14. Bölüm713 kelime
- 15 15. Bölüm1.050 kelime
- 16 16. Bölüm659 kelime
- 17 17. Bölüm497 kelime
- 18 18. Bölüm535 kelime
- 19 19. Bölüm695 kelime
- 20 20. Bölüm496 kelime
- 21 21. Bölüm431 kelime
- 22 22. Bölüm488 kelime
- 23 23. Bölüm459 kelime
- 24 24. Bölüm599 kelime
- 25 25. Bölüm1.018 kelime
- 26 26. Bölüm805 kelime · Okuduğun bölüm
- 27 27. Bölüm609 kelime
- 28 28. Bölüm1.025 kelime
- 29 29. Bölüm1.085 kelime
- 30 30. Bölüm860 kelime
- 31 31. Bölüm634 kelime
- 32 32. Bölüm465 kelime
- 33 33. Bölüm504 kelime
- 34 34. Bölüm462 kelime
- 35 35. Bölüm519 kelime
- 36 36. Bölüm546 kelime
- 37 37. Bölüm461 kelime
- 38 38. Bölüm619 kelime
- 39 39. Bölüm446 kelime
- 40 40. Bölüm526 kelime
- 41 41. Bölüm562 kelime
- 42 42. Bölüm512 kelime
- 43 43. Bölüm705 kelime
- 44 44. Bölüm403 kelime
- 45 45. Bölüm764 kelime
- 46 46. Bölüm810 kelime
- 47 47. Bölüm516 kelime
- 48 48. Bölüm710 kelime
- 49 49. Bölüm763 kelime
- 50 50. Bölüm705 kelime
- 51 51. Bölüm934 kelime
- 52 52. Bölüm818 kelime
- 53 53. Bölüm811 kelime
- 54 54. Bölüm868 kelime
- 55 55. Bölüm1.401 kelime
- 56 56. Bölüm537 kelime
- 57 57. Bölüm905 kelime
- 58 58. Bölüm715 kelime
- 59 59. Bölüm781 kelime
- 60 60. Bölüm619 kelime
- 61 61. Bölüm735 kelime
- 62 62. Bölüm1.118 kelime
- 63 63. Bölüm680 kelime
- 64 64. Bölüm659 kelime
- 65 65. Bölüm671 kelime
- 66 66. Bölüm644 kelime
- 67 67. Bölüm443 kelime
- 68 68. Bölüm575 kelime
- 69 Teşekkürler198 kelime
- 70 Özel bölüm - 12.721 kelime
- 71 Özel bölüm - 21.394 kelime
- 72 Özel bölüm 31.840 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gözlerimi açtığımda başımda çok şiddetli bir ağrı vardı. Sanki beynimin içinde binlerce iğne batıyordu. Gözlerimi birkaç kez kırptım.
Tavana baktım. Ama bu tavan benim odamın tavanı değildi.
Hızla yatakta doğruldum. Başım döndü, gözlerim karardı. Derin bir nefes alıp etrafıma baktım. Burası çok büyük, çok lüks ama bir o kadar da yabancı bir yatak odasıydı.
Duvarlar koyu gri renkteydi. Pencerelerde kalın, siyah perdeler asılıydı. Odaya çok az ışık giriyordu.
Yatağın üzerindeki çarşaflara baktım. Tamamen siyah ipliktendi. Üzerime baktığımda ise şok oldum. Dün geceki o kırmızı mini elbise üzerimde yoktu.
Onun yerine çok büyük, tenimi tamamen kapatan siyah bir erkek tişörtü giymiştim.
"Neredeyim ben?" diye mırıldandım. Sesim çok kısık ve çatallı çıkmıştı.
Dün geceyi hatırlamaya çalıştım. Kızlarla bara gitmiştik. Neşe ve Yazgı beni yalnız bırakmıştı. Masada çok fazla içmiştim. Başım dönmüştü.
Sonra... Sonra barın köşesinde oturan o siyahlar içindeki adamı hatırladım. Onun yanına gitmiştim. Kucağına oturmuştum. Onu öpmüştüm.
Ama sonrası tamamen karanlıktı. O bardan nasıl çıktım? Buraya beni kim getirdi? Üzerimdeki bu tişörtü bana kim giydirdi? Hiçbir şey hatırlamıyordum. Hafızam dün gece o adamın kucağındayken durmuştu.
Korkuyla yorgandan çıktım. Ayaklarımı soğuk parkeye bastım. Tam yataktan kalkıp kapıya doğru koşacaktım ki, yatağın yanındaki komodinin üzerinde duran bir şey dikkatimi çekti.
Küçük bir cam bardak. İçinde pembe renkli bir sıvı vardı. Yanında ise küçük, beyaz bir not kağıdı duruyordu.
Titreyen ellerimle bardağa dokundum. Süt hâlâ sıcaktı. Çilekli süt kokusu odaya yayıldı.
Not kağıdını elime aldım.
Kağıtta el yazısıyla şu basit kelimeler yazıyordu.
"Günaydın güzelim. Sütün hazır. Ben hep buradayım."
Nefesim kesildi. Kağıdı yere fırlattım. O buradaydı.
Ben aranan seri katilin evindeydim.
...
Kaç saattir kitli kapının içine kaldım sayamadım. Zaman mefhumunu tamamen kaybetmiştim.
Telefonum yoktu. Annem ne haldeydi acaba?
Pencereler dışarıyı görmeyecek kadar kalın perdelerle kapalıydı. Odadaki o büyük yatağın köşesine büzülmüş, bacaklarımı göğsüme çekmiş bekliyordum.
Korkudan ve çaresizlikten tir tir titriyordum.
Tam o sırada kapıdan gelen klik sesiyle kalbim yerinden çıkacak gibi oldu.Kilit yavaşça açıldı.
Ağır kapı geriye doğru itildi. İçeriye o girdi. Üzerinde yine siyah kıyafetler vardı. Yüzünde hiçbir duygu yoktu; ne öfke ne de pişmanlık.
Yatağın kenarına kadar geldi. Aramızda sadece birkaç adım vardı. Ben korkuyla yatağın başlığına daha çok yaslandım, ellerimle çarşafı sıktım.
"Benden korkmana gerek yok, güzelim," dedi. Sesi dün geceki gibi boğuk ve derindi.
Cevap vermedim. Dudaklarımı birbirine bastırdım. Elini yavaşça cebine götürdü. Cebinden zinciri parıldayan o şeyi çıkardı. Benim çöpe attığım, dün kapımın önüne bıraktığı o kolyeydi.
"Bunun yeri senin boynun," dedi sakin bir sesle.
Yatağa doğru bir adım attı ve dizini yatağın üzerine koyarak bana doğru eğildi. Kaçmak istedim ama arkam duvardı.
Buz gibi elleri boynumun arkasına uzandı. Tenime değen parmakları beni titretti.
Kolyeyi boynuma doladı ve kilidini yavaşça kapattı.
Kasıklarım hafiften ağrıdığı için ona korkarak sordum.
"Bana dokundun mu?"
Kolyenin soğuk metali göğsüme yerleştiğinde, yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Gözlerimin içine bakarak fısıldadı.
"Pişman olacağın hiçbir şey yapmadım."
Koyleme baktı.
"Şimdi tam oldun."
"N-neden yapıyorsun bunu? Eline ne geçecek?" diye sordum.
Gözlerimden akan bir damla yaş yanağımdan aşağı süzüldü.
İçimdeki korku o kadar büyüktü ki nefes almakta zorlanıyordum.
Duraksadı. Başını hafifçe yana eğdi. Parmağının tersiyle yanağımdaki o gözyaşını çok yavaş, neredeyse şefkatli bir şekilde sildi. Dokunuşu beni hem ürkütüyor hem de garip bir şekilde hareketsiz bırakıyordu.
"Eline ne mi geçecek?" diye tekrarladı sorumu. Sesi çok sakindi. Dudaklarında belirsiz bir tebessüm oluştu. "Ben bir şeylerin peşinde değilim, Efsa. Ben sadece ait olduğum yere geri döndüm. Sana."
Doğruldu ama gözlerini bir saniye bile benden ayırmadı. Yataktan bir adım geri çekilerek cebinden siyah renkli bir telefon çıkardı. Benim telefonumdu. Onu yatağın üzerine, tam yanıma bıraktı.
"Kız arkadaşların sabah çok kez aradı," dedi soğuk bir sesle. "Onlara iyi olduğunu, biraz kafa dinlemek için şehirden uzaklaştığını yaz. Eğer polise gitmeyi ya da başka bir şey denemeyi düşünürsen..."
Sözünü tamamlamadı. Sadece komodinin üzerinde duran çilekli süte baktı. Sonra tekrar bana döndü.
Telefonu elime alırken parmaklarım tir tir titriyordu.
İlk Yazgı'ya sonra Neşe'ye mesaj attım.
Onlara iyi olduğumu, kafa dinlemek için biraz uzaklaştığımı yazdım. Mesajlar gitti. Telefonu yatağın üzerine bıraktığımda bakışlarım karşımda duran adama kaydı.
Bana bakıyordu.
Yataktan hızla kalktım. Boynumdaki o ağır kolyeyi ellerimle kavradım. Çıkarmak için çekiştirdim ama kilidi açılmadı. Canım yandı ama umursamadım. Doğrudan karşısına geçtim.
Bu kez öfkeden tir tir titriyordum.
"Bana bak!" dedim, parmağımla onu göstererek. "Ben senin oyuncağın değilim! Kaç aydır hayatımı cehenneme çevirdin. Her gün penceremin önünde durdun. Kapıma o iğrenç hediyelerini bıraktın. Şimdi de beni bu eve kilitledin!"
Gözlerimden yaşlar akıyordu ama bu sefer korkudan değil, sinerdendi. Adama doğru bir adım daha attım.
"Beni öldüreceksen öldür artık! Canımı mı alacaksın, ne yapacaksan yap! Ama benimle böyle oynama. Araz abi nerede? Ona ne yaptın? Benim yüzümden masum bir insana ne zarar verdin, söyle bana!"
Adam yavaşça yataktan ayağa kalktı. Boyu benden çok uzundu. Üzerime doğru yürürken odadaki hava sanki daha da ağırlaştı. Tam önümde durdu. Aramızda sadece birkaç santim kalmıştı.
Gözlerindeki o karanlık, dipsiz ifade beni yutacak gibiydi.
"Ölmek mi istiyorsun Efsa?" diye sordu. Sesi buz gibiydi.
"Seni öldürmemi mi istiyorsun gerçekten?"
Bölüm etkileşimi
