Bölümler 72Şu an: Özel bölüm - 2
- 1 1. Bölüm730 kelime
- 2 2. Bölüm538 kelime
- 3 3. Bölüm571 kelime
- 4 4. Bölüm417 kelime
- 5 5. Bölüm460 kelime
- 6 6. Bölüm446 kelime
- 7 7. Bölüm528 kelime
- 8 8. Bölüm766 kelime
- 9 9. Bölüm596 kelime
- 10 10. Bölüm473 kelime
- 11 11. Bölüm506 kelime
- 12 12. Bölüm531 kelime
- 13 13. Bölüm477 kelime
- 14 14. Bölüm713 kelime
- 15 15. Bölüm1.050 kelime
- 16 16. Bölüm659 kelime
- 17 17. Bölüm497 kelime
- 18 18. Bölüm535 kelime
- 19 19. Bölüm695 kelime
- 20 20. Bölüm496 kelime
- 21 21. Bölüm431 kelime
- 22 22. Bölüm488 kelime
- 23 23. Bölüm459 kelime
- 24 24. Bölüm599 kelime
- 25 25. Bölüm1.018 kelime
- 26 26. Bölüm805 kelime
- 27 27. Bölüm609 kelime
- 28 28. Bölüm1.025 kelime
- 29 29. Bölüm1.085 kelime
- 30 30. Bölüm860 kelime
- 31 31. Bölüm634 kelime
- 32 32. Bölüm465 kelime
- 33 33. Bölüm504 kelime
- 34 34. Bölüm462 kelime
- 35 35. Bölüm519 kelime
- 36 36. Bölüm546 kelime
- 37 37. Bölüm461 kelime
- 38 38. Bölüm619 kelime
- 39 39. Bölüm446 kelime
- 40 40. Bölüm526 kelime
- 41 41. Bölüm562 kelime
- 42 42. Bölüm512 kelime
- 43 43. Bölüm705 kelime
- 44 44. Bölüm403 kelime
- 45 45. Bölüm764 kelime
- 46 46. Bölüm810 kelime
- 47 47. Bölüm516 kelime
- 48 48. Bölüm710 kelime
- 49 49. Bölüm763 kelime
- 50 50. Bölüm705 kelime
- 51 51. Bölüm934 kelime
- 52 52. Bölüm818 kelime
- 53 53. Bölüm811 kelime
- 54 54. Bölüm868 kelime
- 55 55. Bölüm1.401 kelime
- 56 56. Bölüm537 kelime
- 57 57. Bölüm905 kelime
- 58 58. Bölüm715 kelime
- 59 59. Bölüm781 kelime
- 60 60. Bölüm619 kelime
- 61 61. Bölüm735 kelime
- 62 62. Bölüm1.118 kelime
- 63 63. Bölüm680 kelime
- 64 64. Bölüm659 kelime
- 65 65. Bölüm671 kelime
- 66 66. Bölüm644 kelime
- 67 67. Bölüm443 kelime
- 68 68. Bölüm575 kelime
- 69 Teşekkürler198 kelime
- 70 Özel bölüm - 12.721 kelime
- 71 Özel bölüm - 21.394 kelime · Okuduğun bölüm
- 72 Özel bölüm 31.840 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Lise kütüphanesinin içi, dışarıdaki yağmurlu havaya tezat oluşturan eski kitap kokusuyla ve derin bir sessizlikle kaplıydı. Ders çıkışı olduğu için etrafta kimseler kalmamıştı. Kütüphanenin en arkadaki, tavanı neredeyse teğet geçen ahşap raflarının arasında ise benden başka kimse yoktu.
Tabii, bir de bitmek bilmeyen o meşhur sakarlığım vardı.
En üst raftaki kalın, yıpranmış edebiyat kitabına ulaşmak için altımdaki küçük ahşap merdivenin ikinci basamağına çıkmış, parmak uçlarımda yükselmeye çalışıyordum. Üzerimdeki okul hırkasının kolları ellerimi kapatacak kadar uzundu ve bu durum zaten pamuk ipliğine bağlı olan dengemi daha da zorlaştırıyordu.
"Hadi ama, az kaldı... Birazcık daha uzansam..." diye mırıldandım kendi kendime.
Nefesimi tutup biraz daha yukarı esnedim. Parmaklarımın ucu kitabın kenarına değdiğinde içimi büyük bir zafer duygusu kaplamıştı. Ancak kitabı kendime doğru çekerken, hemen yanındaki kalın kapaklı üç büyük ansiklopedinin de onunla birlikte öne doğru devrildiğini çok geç fark ettim.
Gözlerim panikle açıldı. Ayağım merdivenden kaydı, dudaklarımdan küçük bir çığlık koptu ve kendimi geriye doğru, amansız bir boşluğun içinde buldum. Yere çakılacağımı düşünerek gözlerimi sımsıkı kapattım.
Fakat beklediğim o sert darbe hiç gelmedi.
Tam aksine, arkamdan uzanan sarsılmaz, sığınacak bir dağ gibi duran o devasa güç beni havada yakaladı. Geniş, kalıplı bir göğüs sırtıma çarparken, güçlü iki kol belimi narin ama bir o kadar da sarsılmaz bir hamleyle kavradı.
Beni yere düşmekten son anda kurtarmıştı. Aynı anda, yukarıdan düşen o kalın edebiyat kitabı, havada açılan büyük, damarlı bir el tarafından sert ve net bir hareketle yakalandı. Raflardan yere saçılan diğer birkaç kitabın tok sesi kütüphanede yankılanırken, ben o güvenli kolların arasında kalakalmıştım.
Kalbim göğsümü delecek gibi atarken gözlerimi yavaşça açtım. Başımı ürkekçe arkaya doğru çevirdiğimde, okulun en dikkat çeken, kimseyle konuşmayan, o dipsiz karanlık gözleriyle etrafına sarsılmaz zırhlar ören çocuğuyla burun buruna geldim.
Asaf Kıyamet.
O yaşta bile 1.80 boyunu çoktan aşmış, o geniş omuzları ve okul ceketini dolduran devasa cüssesiyle karşımda adeta bir heykel gibi dikiliyordu. Yaman, kollarının arasında küçücük kaldığım o saniyelerde beni milim kıpırdamadan tutuyordu. Yüzündeki o her zamanki sert, dik başlı ve kendi içine dönük ifade yerli yerindeydi ama gözlerinde ilk defa anlam veremediğim hafif, narin bir şaşkınlık dalgası sezmiştim.
Utançtan kıpkırmızı kesilerek aceleyle kollarının arasından doğrulmaya çalıştım. "Şey... Ben... Çok özür dilerim," diye kekeledi, hırkamın kollarını çekiştirerek. "Yani, tamamen benim sakarlığım. Kitaba uzanayım derken dengemi kaybettim."
Yaman kollarını yavaşça çekti, ellerini okul pantolonunun ceplerine soktu. Boyu benden o kadar uzundu ki, ona bakabilmek için başımı tamamen yukarı kaldırmak zorunda kalıyordum. O koskoca gövdesiyle tepemde sarsılmaz bir kale gibi dururken, koyu gözlerini gözlerime dikti. Havada tek hamlede yakaladığı kalın kitabı bana doğru uzatırken, o derin, boğuk ve pürüzlü sesi kütüphanenin sessizliğini bıçak gibi kesti.
"Dikkat et."
Sadece iki kelime söylemişti. Sesi o kadar derin ve etkileyiciydi ki, bir an ne diyeceğimi bilemeden öylece yüzüne baktım. Uzanıp kitabı elinden aldım. Parmaklarım, onun o kocaman, sıcak eline hafifçe değdiğinde içimden narin bir ürperti geçti.
"Teşekkür ederim," dedim, sesimi toparlamaya çalışarak kitabı göğsüme bastırdım. "Eğer sen olmasaydın muhtemelen şu an yerde baygın yatıyor olurdum. Ben Elfida bu arada."
Yaman, ona uzattığım bu heyecanlı enerjiye karşı hiç istifini bozmadı. Koyu gözlerini yüzümde gezdirdi. Yanaklarımın kızarıklığına, telaşla nefes alıp verişime baktı. Onun o sessiz, kendi içine dönük dünyasında böyle ani patlamalara yer yoktu belli ki. Ama benim bu gürültülü sakarlığım nedense onu rahatsız etmiş gibi durmuyordu.
"Biliyorum," dedi Yaman, sesi yine pürüzlü ve derinden gelerek.
Şaşkınlıkla kaşlarımı kaldırdım. "Biliyor musun? Beni tanıyor musun yani?"
Yaman hafifçe arkasını döndü, yerdeki diğer düşen ansiklopedilere baktı. Eğildi ve o koca elleriyle ağır kitapları tek seferde yerden kaldırıp rafa geri koydu. Onun bu devasa cüssesini ve sarsılmaz, arkasında hiçbir güç duramazmış gibi görünen hareketlerini hayranlıkla izliyordum.
İşini bitirip o koca boyuyla yeniden karşımda dikildiğinde, "Koridorda," dedi. "Sürekli bir şeyleri düşürüyorsun. Duymamak imkansız."
Dudaklarım şaşkınlıkla aralandı, ardından kendi durumumun komikliğine dayanamayarak narin bir kahkaha attım. "Aşk olsun. O kadar mı belli oluyor sakarlığım? Ben gizlemeye çalışıyorum sanıyordum."
Yaman, benim bu içten kahkaham karşısında dakikalarca hiç kıpırdamadan durdu. Dudaklarının kenarı o kadar narin bir salisede yukarı doğru kıvrıldı ki, bunu benden başka kimse fark edemezdi. Okul hırkasının fermuarını hafifçe yukarı çekerken gözlerini benden ayırmadı.
"Gizleyemiyorsun," dedi Yaman.
"Pekala, itiraf ediyorum, bu konuda biraz beceriksiz olabilirim," dedim, elimdeki kitabı daha da sıkı tutarak ona doğru bir adım yaklaştım. Tabii onun o heybetli duruşunun yanında bir adımım ne kadar fark ettiyse... "Ama bak, bu kitap benim için çok önemliydi. Dönem ödevim için günlerdir bu kütüphanede arıyordum. Yani aslında kahramanım sayılırsın, Asaf."
Yaman, ismini benden duyunca gözlerini hafifçe kıstı. O kimseden çekinmeyen, dik başlı çocuk, karşımda ilk defa zırhlarının hafifçe esnediğini belli eder gibi derin bir nefes aldı.
Adımlarını kütüphanenin çıkışına doğru yönlendirdi. O kadar uzun ve kalıplıydı ki, arkasından bakarken kütüphanenin koridorunu tek başına kapattığını düşündüm. Gitmeden önce duraksayıp o sarsılmaz omzunun üzerinden arkasına baktı.
"Kütüphane kapanıyor," dedi Yaman, sesi dağ gibi netti. "Yürürken önüne bak, Efsa."
Arkasından gülümseyerek baktım. "Bakacağım, söz. Tekrar teşekkürler." diye seslendirdim, sesim kütüphanenin rafları arasında neşeyle yankılandı.
...
Sınıfın kapısı büyük bir gürültüyle açıldığında, içeri giren devasa cüsseyle birlikte sınıftaki tüm fısıltılar bıçak gibi kesildi. Gelen Yaman Asaf'tı. Üzerindeki okul ceketinin düğmeleri açık, elleri her zamanki gibi ceplerindeydi. Sınıf öğretmenimiz arkasından girip "Çocuklar, Yaman bundan sonra bizim şubede eğitim görecek, yerini alabilirsin Yaman," diyene kadar gözlerimi ondan ayıramadım.
Yaman, öğretmene hafifçe başını salladı. O dipsiz karanlık gözleri sınıfın sıraları üzerinde yavaşça gezindi. Tam benim olduğum sıraya geldiğinde bakışları bir saliseliğine duraksadı, o koyu gözlerindeki inatçı pırıltıyı görür gibi oldum. Ama hiç renk vermedi. Ağır ve sarsılmaz adımlarla sınıfın en arkasına, tam da benim iki sıra arkamdaki boş sıraya doğru yürüdü. O kadar uzun ve kalıplıydı ki, yanımdan geçerken üzerime çöken o tanıdık gölge içimi narin bir heyecanla titretti.
Sırasına geçti, o koca gövdesiyle oturdu ve hırkasının kapüşonunu kafasına geçirip kollarını masanın üzerinde bağladı. Başını da kollarının üzerine gömüp saniyeler içinde dünyayla bağını kopardı.
Ya da en azından ben öyle sandım.
İlk iki ders boyunca öğretmen bir şeyler anlatırken, ben sürekli arkama dönüp ona garip garip bakmaktan dersi dinleyememiştim. Koskoca Yaman Asaf Kıyamet, neden bizim sınıfa geçmişti? Ve neden gelir gelmez heykel gibi uyumaya başlamıştı? Kafasını milim kıpırdatmıyordu. Saçlarının birkaç siyah tutamı kapüşonunun kenarından taşmıştı. Ona her baktığımda, kütüphanede beni tutan o koca elleri ve belimdeki sarsılmaz sıcaklığı hatırlayıp kendi kendime kızarıyordum.
Öğle arası zili çaldığında sınıftakiler birer ikişer dışarı çıktı. Sınıf tamamen boşaldığında derin bir nefes aldım. Kalbim yine göğüs kafesimi dövmeye başlamıştı. Sıramdan kalktım, hırkamın kollarını heyecanla çekiştirerek onun sırasına doğru adımladım.
Sırasının tam önünde durduğumda, onun o devasa kalıbı karşısında ne kadar minicik kaldığımı bir kez daha anladım. Uyumuş gibi yapıyordu, biliyordum çünkü o sığınacak dağ gibi duran omuzları çok düzenli ve narin hamlelerle inip kalkmıyordu; nefesi hafifçe tutulmuş gibiydi.
Sırasına hafifçe vurdum. "Şey... Asaf?" diye fısıldadım, sesim boş sınıfta narin bir yankı buldu.
Hiç kıpırdamadı.
Biraz daha yaklaştım, eğilip kapüşonunun altındaki yüzüne bakmaya çalıştım. "Uyumadığını biliyorum?"
Yaman, bu sözümün üzerine daha fazla dayanamamış gibi derin, boğuk bir nefes aldı. Başını kollarının arasından ağır ağır kaldırdı. Kapüşonunu arkaya doğru iterken o simsiyah saçları hafifçe dağılmıştı. O dipsiz, inatçı gözlerini doğrudan gözlerime diktiğinde, yüzünde yine o kimseden korkmayan, dik başı ve sert ifadesi vardı.
"Ne var, Efsa?" dedi. Sesi uykudan yeni uyanmış gibi değil, tam aksine her an tetikte olan o pürüzlü ve derin tınısındaydı.
"Sadece... Hoş geldin demek istedim," dedim, sıralardan birinin kenarına tutunarak ona garip garip bakmaya devam ederken. "Neden bizim sınıfa geçtin? Yani, diğer sınıfta arkadaşların yok muydu?"
Yaman sırtını arkasındaki duvara yasladı, kollarını göğsünde kavuşturdu. O kadar kocamandı ki, oturduğu sıra ona dar geliyor gibiydi. Gözlerini kısmış, benim bu telaşlı ve her an ağlayabilecekmiş gibi duran narin hallerimi inceliyordu.
"Gereksiz çok konuşuyorlardı," dedi Yaman, kelimelerini esirger gibi.
"Yani bizim sınıfı daha mı sessiz buldun?" diye sordum, dudaklarımın kenarında beliren o muzip tebessümü gizlemeyerek. "Ama unuttuğun bir şey var. Ben bu sınıftayım. Ve kütüphanede gördüğün gibi, ben pek sessiz biri sayılmam. Sürekli bir şeyleri düşürür, gürültü yaparım."
Yaman, bu sözüm üzerine gözlerini gözlerimden bir an bile ayırmadı. Dudaklarının kenarı o kadar narin bir salisede yukarı doğru kıvrıldı ki, kalbimin ritmi tamamen altüst oldu. O koca elini cebine sokup masanın üzerine küçük bir şey bıraktı.
Bu benim iki gün önce kütüphanede düşürdüğüm, üzerinde minik çiçek desenleri olan siyah tükenmez kalemimdi.
"Biliyorum," dedi Yaman, sesi o sarsılmaz dağ gibi derinden gelerek.
"Düşürmüşsün."
Şaşkınlıkla masadaki kaleme, sonra da ona baktım. "Sen... Bunu benim için mi sakladın?"
Yaman Asaf yine o heykel gibi sarsılmaz ifadesine büründü, kafasını tekrar kollarının üzerine koymak üzere eğilirken pürüzlü sesiyle son noktayı koydu.
"Sınıfta da düşersin diye geldim. Tutmak için."
...
İstediğiniz sahneler olursa yaza bilirsiniz.
Bölüm etkileşimi
