Bölümler 72Şu an: 62. Bölüm
- 1 1. Bölüm730 kelime
- 2 2. Bölüm538 kelime
- 3 3. Bölüm571 kelime
- 4 4. Bölüm417 kelime
- 5 5. Bölüm460 kelime
- 6 6. Bölüm446 kelime
- 7 7. Bölüm528 kelime
- 8 8. Bölüm766 kelime
- 9 9. Bölüm596 kelime
- 10 10. Bölüm473 kelime
- 11 11. Bölüm506 kelime
- 12 12. Bölüm531 kelime
- 13 13. Bölüm477 kelime
- 14 14. Bölüm713 kelime
- 15 15. Bölüm1.050 kelime
- 16 16. Bölüm659 kelime
- 17 17. Bölüm497 kelime
- 18 18. Bölüm535 kelime
- 19 19. Bölüm695 kelime
- 20 20. Bölüm496 kelime
- 21 21. Bölüm431 kelime
- 22 22. Bölüm488 kelime
- 23 23. Bölüm459 kelime
- 24 24. Bölüm599 kelime
- 25 25. Bölüm1.018 kelime
- 26 26. Bölüm805 kelime
- 27 27. Bölüm609 kelime
- 28 28. Bölüm1.025 kelime
- 29 29. Bölüm1.085 kelime
- 30 30. Bölüm860 kelime
- 31 31. Bölüm634 kelime
- 32 32. Bölüm465 kelime
- 33 33. Bölüm504 kelime
- 34 34. Bölüm462 kelime
- 35 35. Bölüm519 kelime
- 36 36. Bölüm546 kelime
- 37 37. Bölüm461 kelime
- 38 38. Bölüm619 kelime
- 39 39. Bölüm446 kelime
- 40 40. Bölüm526 kelime
- 41 41. Bölüm562 kelime
- 42 42. Bölüm512 kelime
- 43 43. Bölüm705 kelime
- 44 44. Bölüm403 kelime
- 45 45. Bölüm764 kelime
- 46 46. Bölüm810 kelime
- 47 47. Bölüm516 kelime
- 48 48. Bölüm710 kelime
- 49 49. Bölüm763 kelime
- 50 50. Bölüm705 kelime
- 51 51. Bölüm934 kelime
- 52 52. Bölüm818 kelime
- 53 53. Bölüm811 kelime
- 54 54. Bölüm868 kelime
- 55 55. Bölüm1.401 kelime
- 56 56. Bölüm537 kelime
- 57 57. Bölüm905 kelime
- 58 58. Bölüm715 kelime
- 59 59. Bölüm781 kelime
- 60 60. Bölüm619 kelime
- 61 61. Bölüm735 kelime
- 62 62. Bölüm1.118 kelime · Okuduğun bölüm
- 63 63. Bölüm680 kelime
- 64 64. Bölüm659 kelime
- 65 65. Bölüm671 kelime
- 66 66. Bölüm644 kelime
- 67 67. Bölüm443 kelime
- 68 68. Bölüm575 kelime
- 69 Teşekkürler198 kelime
- 70 Özel bölüm - 12.721 kelime
- 71 Özel bölüm - 21.394 kelime
- 72 Özel bölüm 31.840 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Üzerimde yine o pembe saten pijamalarım vardı ama bu sefer içimde ne o neşeli Efsa kalmıştı ne de geleceğe dair ufacık bir umut.
Gözlerimi tavandaki tek bir noktaya dikmiş, saatlerdir hiç kıpırdamadan bakıyordum.
Pencereme vuran sonbahar yağmurunun tıkırtısı bile içimdeki o koca sessizliği dağıtmaya yetmiyordu. Fiziksel olarak ateşim düşmüştü, serumlar kolumdaki sızıyı dindirmişti ama benim bedenim değil, ruhum hastaydı. En güvendiğim dağın, canım pahasına sevdiğim o adamın baksa bir kadına gülümsemesi ruhumu tamamen kanser etmişti.
Tam o sırada odamın kapısı narin bir hamleyle tıkırdadı. İçeriye elindeki tepsiyle annem Melek girdi. Tepside en sevdiğim çorba, dumanı tüten bir çay ve dünden beri yüzüne bile bakmadığım yemekler duruyordu. Annem yanıma yaklaşıp tepsiyi komodinin üzerine bıraktı.
Yatağın kenarına ilişip ellerimi ellerinin arasına aldı. Gözleri ağlamaktan yine şişmişti, bana bakarken içi parçalanıyordu.
"Güzel kızım benim..." dedi annem, sesi bir anne şefkatiyle titreyerek. "Hadi kurban olayım bir kaşık çorba iç. Bak sabahtan beri tek bir lokma koymadın ağzına. Eridin bittin annem, yapma böyle."
Başımı yastıktan bile kaldırmadım, gözlerimi tavandan ayırmadan buz gibi bir sesle konuştum. "Aç değilim anne. Canım hiçbir şey istemiyor, lütfen götür o tepsiyi."
"Efsa, etme kızım." diyerek annem dayanamayıp hıçkırdı, elimi daha sıkı kavradı. "Aç kalmakla neyi çözeceksin? Bedenini cezalandırarak o içindeki acıyı dindiremezsin ki. Baban da aşağıda kahroluyor, salonda bir sağa bir sola yürüyüp duruyor senin bu haline."
"Benim bedenim acımıyor ki anne," dedim, gözlerimden akan o sıcak yaş yastığa doğru süzülürken. Semicim hırıltılı bir fısıltı gibi çıktı. "Benim içim öldü. Ruhum nefes alamıyor. O çorbayı içsem ne fark eder, içmesem ne fark eder?"
Annem tepsiden kaseyi alıp kaşığı çorbaya daldırdı, bana doğru uzattı. "Yaman dün geceden beri kapının önünde, arabasında bekliyor Efsa," dedi annem, sesini biraz daha yumuşatarak. "Baban içeri almıyor, tüfekle tehdit etti ama gitmiyor çocuk. Sırılsıklam olmuş yağmurun altında. Melek teyze, ne olur Efsa'ya söyle yemin ederim düşündüğü gibi değil diye yalvarıyor bana."
Yaman’ın adını duyduğum an göğsüme koca bir bıçak saplandı sandım. Hızla yatakta doğruldum, annemin elindeki kaşığı sertçe ittim. Çorba kaseye geri dökülürken gözlerimi anneme diktim, hıçkırıklarım bir anda odada patladı.
"Bana onun adını anma anne! Yalvarırım anma!" diye bağırdım, ellerimle göğsümü sımsıkı bastırarak. "Gitmiyorsa gitmesin! Bana ne!"
Annem kaseyi masaya bırakıp beni kollarının arasına aldı, sırtımı narin hamlelerle patpatlamaya başladı. "Şşşt, tamam güzelim, tamam ağlama ne olur," diye annem de benimle birlikte ağlayarak. "Söylemeyeceğim bir daha, söz."
Başımı annemin sımsıcak göğsüne saklayıp deliler gibi, içim sökülürcesine ağlamaya devam ettim.
Sol elime, o bomboş kalan yüzük parmağıma baktım. Yüzüğü ona fırlatıp attığım o andan beri parmağım üşüyordu, çıplak kalmıştı.
Ne yemek yemek beni iyileştirebilirdi artık, ne de o sıcak çorba. Benim ruhum, en güvendiğim adamın yalanıyla o parktaki sonbahar yağmurunun altında çoktan ölmüştü.
...
Annem tepsiyi de alıp odadan sessizce çıktığında, yatakta bir süre daha öylece kalakaldım. İçimdeki o koca boşluk ve ruhumun hastalığı beni adeta yatağa çivilemişti. Ama dışarıdaki o dinmek bilmeyen yağmurun sesi, zihnimdeki uğultuyu bastıramıyordu. Annemin söyledikleri beynimin içinde durmadan dönüp duruyordu.
"Dün geceden beri kapının önünde, arabasında bekliyor Efsa... Sırılsıklam olmuş yağmurun altında."
Daha fazla dayanamadım. Yavaşça yataktan doğruldum, ayaklarım yere bastığında buz gibi titredim. Adımlarım benden bağımsız olarak pencereye doğru ilerledi. Çiçekli perdemi narin bir hamleyle kenara çekip aşağıya, sokağa baktım.
Gördüğüm manzarayla kalbimin ortasına koca bir taş oturdu.
Yaman oradaydı.
Arabasının dışında, o sonbahar sağanağının tam ortasında tek başına dikiliyordu. O beyaz gömleği sırılsıklam olmuş, tenine yapışmıştı. Saçlarından akan yağmur suları yüzünden aşağı süzülüyordu.
Başını yukarı kaldırmış, doğrudan benim odamın penceresine bakıyordu. Sokağın ortasında sırılsıklam bir halde, sadece benim ona bakmamı bekliyordu. Gözlerindeki o koca çaresizliği buradan bile görebiliyordum.
Gururum, kırgınlığım, aşkım...
İçimde koca bir savaş koptu. Ama o sırılsıklam halini, göğsündeki o dikişlerin bu soğukta nasıl sızladığını düşünmek beni mahvetti. "Yapamayacağım," dedim kendi kendime. "Böyle bitmesine izin veremem."
Üzerimdeki pembe saten pijamalarla, çıplak ayaklarımla odadan çıktım. Sakin bir şekilde merdivenleri indim.
Salonda oturan babamın ve mutfaktaki annemin şaşkın bakışları arasında dış kapıyı hızla açtım ve kendimi bahçeye, o buz gibi yağmurun altına attım.
Çıplak ayaklarım umrumda bile değildi.
Tam karşımda durduğunda ikimiz de sırılsıklam olmuştuk. Yağmur damlaları yüzümüzden süzülüyordu.
"Neden gitmiyorsun?" dedim, sesim hıçkırıklarımın arasında boğularak. "Neden buradasın Yaman? Canımı daha ne kadar yakacaksın?"
"Ölürüm de senin canını yakmam prensesim," dedi Yaman. Sesi o kadar pürüzlü, o kadar boğuk ve bitkin çıkmıştı ki içim tirtir titredi. "Yalvarırım dinle beni. O arabadaki kadın... O kadın Araz’ın geçmişte bizim ailemize yaptığı o kazanın tek canlı şahidiydi. Onu bulmak için aylarca uğraştım. Bana o dosyayı, gerçeği getiren kadındı o."
"Ama ona gülümsüyordun! Gözlerinin içi gülüyordu Yaman. Bana yalan söyleme. Sen bana nasıl bakıyorsan o kadına da öyle baktın! Yalan söyleme bana!"
Yaman, sırılsıklam olmuş yüzüyle bana doğru bir adım daha yaklaştı. Aramızdaki mesafe tamamen kapandı.
İki elini birden kaldırıp narin hamlelerle o sırılsıklam olmuş yanaklarımı kavradı. Sıcak teni buz kesmiş tenime değdiği an içimdeki o koca fırtına bir saniyeliğine duruldu.
"Yalan söylemiyorum prensesim, yemin ederim söylemiyorum," dedi Yaman. Sesi o kadar pürüzlü, o kadar boğuk ve derinden çıkmıştı ki ruhumun en derin köşesine kadar işledi. "Gözlerimin içi gülüyordu çünkü o kadın bana o dosyayı uzatırken ne dedi biliyor musun? 'Araz’ın tüm hesaplarını patlattım, artık Efsa’ya yaklaşacak tek bir adamı bile kalmadı' dedi. Ben o kadına gülüsemiyordum Efsa! Ben senin nihayet tamamen güvende olduğun, o canavarlardan tamamen kurtulduğun gerçeğine gülümsüyordum!"
"Ama eli... Eli senin yüzündeydi," dedim, hıçkırıklarımın arasından sesim çocuksu bir çaresizlikle kısılarak. "Dokundu sana. Sen de çekmedin."
Yaman gözlerini bir saniye bile gözlerimden ayırmadan başını iki yana salladı. Gözlerinden süzülen o taze yaşlar yağmur sularıyla birlikte sakallarının arasından akıp gidiyordu. "Çekemedim çünkü o an şoktaydım güzelim. Kadın bana 'Geçmişteki o kazayı Araz’ın yaptığını kanıtlayan gizli ses kaydı da bu dosyanın içinde, artık babanın karşısına alnın ak çıkabilirsin' dedi. Ben o an sadece bizim geleceğimizi düşünüyordum. O elin kimin eli olduğunu bile fark etmedim, yemin ederim fark etmedim."
Yüzümü kavrayan ellerini biraz daha sıktı, alnını sırılsıklam olmuş alnıma yasladı. Sıcak nefesi tenimi yakarken parmaklarımızın titreyişi birbirine karıştı.
"Bana bak prensesim," diye fısıldadı Yaman, sesi doğrudan kalbimin ortasına mühürlenir gibi netti. "Bu dünyada benim gözlerimin içini sadece sen güldürebilirsin. Bu kalpte, bu bedende senden başka hiçbir kadının zerre kadar izi yok, olamaz da. Sen benim çocukluğumsun, geleceğimsin. Kendini yataklara düşürecek kadar cezalandırma ne olur. Ben senin tek bir damla yaşın için dünyayı yakarım, kendimi mi yakmayacağım?"
Duyduğum bu sözlerle birlikte içimdeki o koca düğüm, o dünden beri ruhumu kanser eden şüphe bir anda paramparça oldu. Yaman bana yalan söylememişti. O bana verdiği o en büyük Kıyamet sözünü tutmuştu.
"Yaman..." diyebildim sadece.
"Kurban olsun Yaman sana. Söyle. Söyle güzelim."
"Sarılsana bana."
Yaman bu iki kelimemi duyduğu an, sanki günlerdir bu anı bekliyormuş gibi hiç ikiletmedi. Sırılsıklam gövdesiyle beni bir çırpıda kollarının arasına aldı.
Başımı o ıslak, beyaz gömleğinin üzerinden göğsüne, kalbinin tam üzerine yasladım. Kulaklarımda ritmini şaşırmış, deli gibi atan o güçlü kalbinin sesini duymak içimdeki son şüphe kırıntısını da yakıp kül etti.
Bölüm etkileşimi
